Ahmet Nesin's Blog

Ocak 30, 2012

AMERİKA DERİN DEVLETİ HEP İSTER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:26 am

AMERİKA DERİN DEVLETİ HEP İSTER!..

Bir partinin ne kadar demokrat olduğunun yada demokrasi istediğinin en büyük göstergesi nedir sizce? Benim için o partinin programı bunun için belirleyici en önemli faktördür. O yüzden AKP iktidara geldiğinden beri demokratik hareketmiş gibi gösterdiği hiçbir atılıma demokrasi adına sevinerek bakmadım. Bu yüzden de birilerinin AKP’yi gelmiş geçmiş en demokrat hükümet olarak görmesi bana hep üzücü ama komik geldi.

AKP iktidara geldiğinde yapılan anketlerde Türkiye’nin neredeyse yüzde 80’i Avrupa Birliği’ne girmek istiyordu. AKP bunu çok iyi kullandı ve en çok da Avrupa Birliği’ni ve globalizmi savunan liberalleri sevindirdi ve yanına çekti. Bu kolay bişey değildi, AB’ye girmek istiyorum dediğinizde onların sizden istediği bişeyler mutlaka olacaktı. Onları yerine getirerek yavaş yavaş sınıfı geçmek zorundaydınız.

Ben yıllarca bunların olmayacağını söyledim ve yazdım durum. Nedenlerim çok karmaşık değildi esasında, çok basit gerekçeler sundum okura ve liberallere. Birinci nedenim AKP’nin yaptıkları kendi parti programında olmayan şeylerdi, bunları AB istiyor diye yapıyordu. Bu ikili bir oyundu esasında, muhafazakar bir partinin yada hükümetin AB’ye girmek gibi bir derdi olamazdı ama halk istiyor diye bunu yıllarca kullandı ve oy bazında devamlı o kesi yanında tuttu. AKP kurucularının AKP öncesi demeçlerine bakarsak zaten AB konusunda ne kadar takiye yaptıklarını görürüz. Aynı şey AB için de geçerliydi, AB zaten bu birliği bu kadar kalabalık istemiyordu ve kalabalıklaştıkça ekonomik olarak çözümsüzlüğe doğru gittiğini görmeye başladı. En istemediği de Müslüman bir ülkeydi, AKP hükümeti de onlar için bulunmaz bir fırsattı. Hem alıyor gibi yapacaklar hem de AKP’nin bu şartları yerine getirmeyeceğinden emin olduklarından reddetme şansları kolaylaşacaktı.

Bunları yazarken en çok üzerinde durulması gereken şeyin halk ile yapılan anketlerdi. Bu kadar AB’ye girmek isteyen halka “Neden AB’ye girmek istiyorsunuz, AB nedir?” diye sorulmasını önerdim ben. Bu yüzde 80’nin yüzde kaçının nedenini, gerekçesini ve ne kadar bildiğini bilmiyorsanız o zaman boş ve gereksiz bir anket üzerinden politika yapıyor olursunuz. Bu da zaten istediğinizse yavaş yavaş AB’nin isteklerinden uzaklaşır ve halkı da beraberinde uzaklaştırırsınız. Zaten böyle de oldu ve AKP ve AB ilişkilerinin ilk 3 yılında havalara sıçrayan liberaller yada 2. Cumhuriyetçiler sonraki yıllarda bu konuda eleştirmeye başladılar. Bunun sonucunda da AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan baklayı ağzından çıkardı ve “Benim size ihtiyacım yok… deyiverdi.

AB dışında AKP’nin yaptığı bişey daha vardı, askerlerle ve darbelerle uğraşmaya başladı. Darbelerle derken esas kendisine karşı yapılan darbe girişimiyle uğraştı. Hatta düne kadar 28 Şubat darbesiyle bile uğraşmadı çünkü 28 Şubat darbesinde AKP yoktu.

Ben o zamanlar bunu eleştirdim, eleştirdikçe Atatürkçü yada Ergenekoncu olduğum yazılıp tartışıldı. Oysa benim söylediğim çok net bişeydi, Ergenekon davalarının en başında derin devleti Türkiye’de yaratan Amerika’yı, ABD elçilerini yargılamadan hiçbişeyi yargılayamazsınız, sadece ABD izin verdiği ölçüde yargılayabilirsiniz, diye yazdım. İkinci önemli tezim de burjuva partilerinin derin devleti yargılamalarının olanaksız olduğunu çünkü onlarla yıllarca iç içe geçtiklerini yazmamdı. ABD bizim gibi ülkelerde derin devletini asla elden bırakmaz, onu her zaman yanında oturtur.

İşte bundan dolayı “AKP kendi derin devletini kuruyor, değişen bişey yok…” diye yıllarca, aylarca yazdım durdum. Şimdi de kimileri “Ama bu hükümet 12 Eylül’ü yargılıyor…” diye yazıyorlar. 80 sayfalık iddianameyle 12 Eylül’ü yargılamak bana bişey vermiyor, bu parti eğer “Yarı başkanlık sistemi”yle iktidara gelmek istiyorsa değiştireceği yada getireceği yeni anayasa 12 Eylül anayasasından daha beter olacaktır.

Geçtiğimiz günlerde Star Gazetesi’nden kovulan Mehmet Altan’la yapılan söyleşiyi (Medyatava) okudum. Neden ayrıldığını uzun uzun anlatmış Mehmet Altan. Benim 2008 yılında söylediklerimi ancak kovulunca söylemeye başlamış, bu da bir ilerleme sayılır.

Reklamlar

Ocak 28, 2012

HOŞGELDİN FATİH ALTAYLI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 10:13 am

HOŞGELDİN FATİH ALTAYLI!..

12 yaşındaki Kayserili bir çocuk babasından 5 lira istemiş, babası da şaşkın ve kızgın bir ifadeyle oğluna “Lennnn, nirden çıkarttın 5 lirayı, görüyonnu başıma gileni, her zaman 4 lira isterdin, 3 liranın nesini beğenmiyon, börüme şiş sokuluyo gibi oluyon, al şu 2 lirayı da, abovvv zaten cebimde 1 lira vamış…” der ve 1 lirayı oğluna verir.. Ve oğlan da parayı kaptığı gibi “Vooooo, iyi de ağzını sevdiğim babam bana da zaten 50 kuruş yetiyo…” der ve tabana kuvvet uzaklaşır.

Bu fıkra her aklıma geldiğinde hem çok gülerim hem de çok üzülürüm. Gülerim çünkü bir yöre ancak bu kadar güzel anlatılır. Üzülürüm çünkü bu anlatılan fıkra esasında tam bir Türkiye gerçeğini, bizim demokrasiye bakış açımızı anlatır. Biz demokrasi diye yazdıkça, bağırdıkça büyüklerimiz bize “Lennnn, nirden çıkarttın o ka demokrasiyi, görüyonnu başıma gileni, her zaman biraz isterdin, accuğunun da nesini beğenmiyon, börüme şiş sokuluyo gibi oluyon, al şu kömürü de, abovvv zaten cebimde az vamış…” der ve bize ileri demokrasinin ne menem bişey olduğunu anlatırlar. Biz de onlara Vooooo, sağol ağzını sevdiğim bana da zaten yarısı yetiyo…” der bir dahaki seçime kadar uzaklaşırız oradan.

Yşadığın sürece nasıl cennete gitmeyi düşler onun planlarını yaparsan, o kalorisi az, zehiri bol kömürü aldıktan sonra da sana kaç kişi ve zaman sonra iş ve aş geleceğini düşünür aç bilaç beklersin. Beklerken boş durmasın tabii ki bolca bir şekilde sana o kanserojen, az kalorili kömürü verene dua edersin, karın yada çocukların için dua etmezsin, bir oy uğruna sana bunu yine senden aldığı vergiyle parasını ödediği kömürü bedava dağıttığını sandığın kişiye edersin…

Bunların yanlış olduğunu yazadur istediğin kadar, birileri bu kadarını daha önce görmediklerinden bunu demokrasi sanıp sana dava açarlar. Bu sabah okudum, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Taraf Gazetesi yazarları Ahmet Altan ve Perihan Mağden’e tazminat davası açmış.

Daha dün Odatv davasından tutuklu gazeteci kardeşlerim ve arkadaşlarımın tutukluluk hali devam ettiğinden bana bunlar hiç garip gelmiyor. Kendini gazeteci sanan bazıları istedikleri kadar kimin gazeteci olup kimin gazeteci olmadığına karar verme yarışında olsunlar ben her gazeteci, yazar ve aydın yargılandığında faşizme bir adım daha attığımıza inanıyorum.

Geçen hafta duruşmadaydım, beynim eskilere gitti, Doğan Yurdakul’u tanıdığımda 16-17 yaşında filandım. Neredeyse 40 yıl geçmiş aradan ve O hâlâ yargılanıyor. Şikayetçi mi kim, kendisini gazeteci sanan Nazlı Ilıcak. Şikayetini geri çekmesi beni ilgilendirmiyor, bunu baştan düşünemeyen insan kendisine demokrat diyemez bana göre.

Dün Istanbul’da olmadığımdan davayı internetten daha doğrusu Twitter muhabirlerinden izliyorum. Tam o sırada telefon çaldı, annem arıyor, bana Habertürk Gazetesi yazarı Fatih Altaylı’nın tazminat davası açtığını söyledi. Bunca davayı izlerken davalı olduğumu öğrendim birden.

Dava konusunu nasıl olsa mahkemede hesaplaşacağız da, sonuç yine yazının başında anlattığım Kayserili fıkrasına gelip tıkanıyor. Bir gazeteci başka bir gazeteciye dava açıyor. Çok isterdim Altaylı’nın yazıma yanıt verip beni mat etmesini. Ben de ona “Haklısın Altaylı, yanlış düşünmüşüm…” yada “Özür dilerim, kalemim sürçmüş…” derdim.

Ama şimdi iş değişik, yazdığım konu dışında bir dava, mahkemede konu hesaplaşması olmayacak, hangi tümce yada sözcükle hakaret ettiysem onun hesaplaşması olacak. Tek umudum bu dava sonucunda Fatih Altaylı’nın gazeteci olduğunu artık öğrenmesi ve kendisini savunması yada düşüncelerini ortaya dökebilmesi için elinde kalemi olduğunu anımsaması olacak.

Yıllardır “Ne zaman adam oluruz?” diye soru soruyorsun ya Fatih Altaylı, yazdığın binlerce yanıtla bitek sen biliyorsun ya “Ne zaman adam olacağımızı”… İşte yanılgın orada başlıyor, benim eşim, kızım, halam, teyzem, gelinim, anneannem, babaannem, bldızım adam olmayacak Fatih Altaylı, insan olmayı tercih ediyorlar. Seni gidi maço demokrat seni.

Ocak 27, 2012

YÜZ NAKLİM, YÜZSÜZ NAKLİM!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:15 am

YÜZ NAKLİM, YÜZSÜZ NAKLİM!..

Yumruğun ve tekmelerin nereden geldiğini kestiremiyorum. Sadece etrafımda “Konuş ulannn” diye bağırmanın ötesinde böğüren insanlar var. Kaç kişi olduklarını da saptamam olanaksız, her balyoz ağırlığında yumruk yediğimde gözlerim yuvalarından fırlayacak sanıyorum ama gözlerim bağlı, o bez parçası frenliyor gözlerimin ayaklarının ucuna düşmesini… Onlar “Konuş” dedikçe kafamda konuşacak, daha doğrusu atacak palavralar ama onları ikna edecek palavralar kurmaya çalışıyorum ancak beyin neyim kalmadı bende. Tekme ve yumruklarla konuşturamayınca kafama kum torbasıyla vurmaya başladılar.

Yüzümün ne duruma geldiğini merak ediyorum ama sanırım aynaya bakarsam bişey anlamam olanaksız çünkü gözlerimin şiştiğini hissediyorum. İşkencenin kaç saat sürdüğünü saptayabilmem de olanaksız, bırakın düşünme kavramını zaman kavramınız bile yok oluyor o iğrenç yerde. Bir ara baktım ki dayak faslı bitmiş, sadece refleksle ellerimi yüzüme ve karnıma götürüp getiriyorum. Size garip gelebilir ama “Keşke işkenceye başlasalar!..” diye düşünüyorum çünkü dayak faslı bitince bütün ağrıları aynı anda hissediyorum bedenimde.

Kapı bir açılıyor bir kapanıyor, Ağar Ağar adımlarla biri yaklaşıyor yanıma, yüzümü kapamışım, ayağıyla dürtüyor beni çevirmek için. Yüzüm ne duruma geldiyse kendisi bile korkuyor halimden ve hemen bağırıyor adamlarına, “Çabuk alın bunu ameliyathaneye ve yüzünü değiştirin!..

Beynim çatlayacak gibi, ameliyata kaçta girdim yada kaç gün geçti tahmin etmem bile olanaksız. Hafifçe elimi yüzüme götürüyorum yeni yüzümü tanıyabilmek için ama her yanım Amerikan beziyle kaplı. “Cartttttttttt” diye yırtasım var ama neredeyse kolumu kıpraştıracak halim yok. Yine kapı açıldı Ağar Ağar, sanırım bu kez gelen doktor ve asistanları. Hazır olmamı söylüyorlar, yüzümü açacaklarmış.

Meraktan çatlamak üzereyim, yeni yüzümü onlardan daha çok merak ediyorum, en çok da başkasının yüzünü taşımak onun huyunu yada kişiliğini almama neden olur mu diye düşünüyorum ve korkuyorum. Beyin naklinin bu yüzden yapılmadığını biliyorum, gerçi yüz değişimi aynı etkiyi vermeyebilir ama bisüre sonra onun yüzünü devamlı aynada görmekten o olabilir miyim diye korkuyorum.

İşte o an geldi, Ağar Ağar açıyorlar yüzümü, ben de onlar da meraktan nefeslerimi tutmuş durumdayız. Birden çığlıklar gelmeye başladı, bir koşuşturmadır gidiyor, girenin çıkanın haddi hesabı yok neredeyse, henüz gözlerimi açamadığımdan ne olduğunu tam kestiremiyorum, sadece güçsüz sesimle arasıra “Ne oluyorsunuz Netekim!..” diye bağırmaya ve anlamaya çalışıyorum. Birden bir sessizlik oldu ve ses tarzı ve tonundan yüksek rütbeli bir subay olduğunu tahmin ettiğim biri bana “Geçmiş olsun paşam, nasılsınız paşam…” diye kekeleyip duruyor.

Yeni yüzümü beğenmemiş olacaklar ki ertesi gün ben yine ameliyata alıyorlar. Yine aynı merak, aynı heyecan içinde bekliyorum yeni yüzümü. Onlar benden beter durumdalar esasında, nasıl bir hata yaptıklarını anlayamasam da telaş içinde olduklarını anlıyorum. Yeni yüzüm açılır açılmaz “Bana çabuk Red-Kit kitaplarımı getirin, ayrıca hastaneyi şortumla teftiş edeceğim, takunyalarımı da getirmeyi unutmayın…” diye bağırıyorum sağa sola. Yine koşuşturmalar başlıyor odanın içinde ve “Aman ani hareket etmeyin sayın başbakanım, size 5 öğün Çikita muzu vereceğiz…” diyorlar.

Tahmin ettiğiniz gibi yine ameliyat edildim, yeni yüzümü bitürlü beğendiremiyorum onlara. Sanki ben seçiyorum bu yüzü, hem yapıyorlar hem de memnun değiller. Ameliyattan yüzümün sinirleri laçkalaşacak ve ifademin devamlı yalaka şekli alacağından korkuyorum. Neyse yeni yüzümü de açtılar ve her şey gözümün önünden AKıP gidiyor. Birden diklenip “Odada bir tane bile asker doktor kalmasın, beni One Minute’de mi ameliyat ettiniz, zaten ben daha tek yetkili, sınırsız, sorumsuz cumhurbaşkanı olmadım mı?” diye bağırırken kanter içinde yatağımda fırlıyorum.

Bu nasıl bir uykuydu diye telaşlanıyorum, elim ayağım tutmuyor. Hemen bir arkadaşımı aradım, Libre-el-al, Libre-el-al bişeyler saçmalamaktan korkuyorum. Neyse ki onun bana gösterdiği tepkiden hiç değişmediğimi anlıyorum ve ağlayarak gülümsemeye başlıyorum…  

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: