Ahmet Nesin's Blog

Ocak 26, 2012

DEVRİMCİ KARI-KOCANIN MESAJLAŞMASI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:32 am

DEVRİMCİ KARI-KOCANIN MESAJLAŞMASI!..

–          Aşkım merak etme, bu gece geç geleceğim, Uğur Mumcu anma gecesindeyim.

–          Tamam bitanem, orada olmayı çok isterdim ama ben de Odatv davasından yeni çıktım, hem çok yorgunum hem de cumaya kadar savunma hazırlamam lazım. Seni seviyorum.

–          Bitanem sabah seni uyandırmaya kıyamadım ama biliyorsun bugün çantasında çift sarılı tek yumurta bulunan 18 yaşındaki gencin duruşması var. Destek için orada olmam lazım. Seni ve kızımı çok özledim…

–          Tamam hayatım ben de birazdan çantasında 3 yumurta bulunan gencin duruşmasına gideceğim. Ona ayrıca yumurtayı Kürt bakkaldan aldığı için bölücülük davası da açılacakmış. Yemek yapamadım, erken gelirsen omlet yaparsın… Gece Aziz Nesin’i anma yemeğinde olacağım.

–          Hayatım gece ben de Deniz gezmişleri anma gecesindeydim. Bu sabah “Paralı eğitime son” pankartı açtığı için tutuklanan çocukların duruşmasında olacağım. Umarım tahliye olurlar. Seni seviyorum bitanem…

–          Canımsın, ben de “Paralı eğitime son” pankartı açtığı için tutuklanan çocukların tutuklanışını protesto etmek amacıyla pankart açan çocukların gözaltına alınmasını protesto yürüyüşündeyim.

–          Hayatım, biliyorsun KCK diye tutturdular, Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Abhaza, Ermeni kim varsa alıyorlar. Yeter ki muhalefet olsunlar, gözaltına almaları için yetiyor. Ben bütün gün İnsan Hakları Derneği’nde olacağım, rapor hazırlayacağız…

–          Güzelim ben de Barolar Birliği’nde olacağım bütün gün. Hani geçen gün Apo’yu savunan bütün avukatları tutukladılar ya bu işi tartışacağız. Ben avukat yerine mimar, mühendis gönderelim diyorum ama ciddiye almıyorlar. Oysa imamdan bir başbakanımız nasıl oluyorsa bu sistem de olur. Evin projesini de avukatlar çizer.

–          Aşkısı, bir avukat olarak tutuklanan avukatlarla ilgili rapor hazırladım diye benim de gözaltına alınma olasılığım varmış. O yüzden bisüre buralardan uzağa gideceğim. Telefonlarımız dinlendiğinden seni bisüre aramam. Çocuklar sana emanet canım.

–          Canımcım, ben de bugün Istanbul dışına çıktım. Bırak telefonumu dinlemeyi sanırım yakın takibe başladılar. Biyerde izimi kaybettirdim ve şehir dışına çıktım. Suçsuz olarak kaçmak çok ağırıma girse de bedavadan hapse girmek istemiyorum.

–          Biriciğim bugün arkadaşım haber verdi. Oğlumuzu vicdani redci olduğu için içeri almışlar. Düşünebiliyor musun, avukatım ve oğlumun yanında olamıyorum. Seni seviyorum aşkım, geçecek bu günler.

–          Mutluluğum geçeceğine ben de inanıyorum ama nasıl geçecek bilemiyorum. Dün evi basmışlar ve kızımızı bize yardım ve yataklıktan içeri almışlar. Ne yapacağımı şaşırdım artık. Seni seviyorum bitanem…

–          Aşkım ben kadınlar koğuşundayım…

–          Anladım hayatım ben de erkekler koğuşundayım oğlumla beraber. Kızımızın yanına gönderilmesi için dilekçe verdim…

Reklamlar

Ocak 24, 2012

UĞUR MUMCU VE YAŞADIĞIMIZ KOMEDİLER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:51 am

UĞUR MUMCU VE YAŞADIĞIMIZ KOMEDİLER!..

Faşizm komediye dönüşür mü diye düşündüm bütün gece, sonunda Türkiye gibi kendisini önemli ülke sanan ülkelerde dönüştüğünü gördüm. Bugün yaşadığımız kimi örnekleri bir Avrupa ülkesinde anlatsam sanırım beni bir daha ya dinlemezler yada babama verdikleri gülmece olaylarının 10 mislini bana verirler. Ben iyi mizahçı olduğumdan değil, anlattıklarımı yada yazdıklarımı uyduruyorum sanırlar.

Babam bir anısını anlatmıştı, onların zamanında bir Parmaksız Hamdi var, dönemin İstanbul Emniyeti birinci şube müdürü, yani siyasi polis şefi. Birinci şubede bir de “K masası” yani komünist masa vardı, hiç “F masası” yani faşizm masası olmadı, gerek duymadılar çünkü faşizm onlara göre çok da kötü bişey değil, sıkça sığındıkları bir liman bence. Onunla beraber bir de aklımda kalan Ahmet Demir var. Adları aklımdan hiç çıkmıyor. Çıkmıyor çünkü bu ikisi babam dahil biçok tanıdığıma işkence yapmış insanlar.

Bu ikisinden biri yıllar sonra kanser oluyor ve hastaneye yatırılıyor. Onunla ilgilenen doktor yıllar önce işkence yaptığı bir komünistin oğlu. Yatağında ağlayarak bunu doktora anlatıyor ve kendisini öldüreceğinden korktuğunu söylüyor. Doktor da rahat olmasını, tedavi için elinden geleni yapacağını anlatıyor ve ikna ediyor.

Dün Odatv davasını izlerken anımsadım babamın anlattığı bu olayı. Bunu dinlediğimde çocukla genç arası bişeydim ve kendimi doktorun yerine koymuştum. Sanırım başka bir doktorun göreve verilmesi için uğraşırdım ama yine de duygusal yanım ağır basarsa tedavisine tam bir doktor olarak katılırdım.

Dün arkadaşlarımıza işkence yapan, işkenceyle öldüren Hanifi Avcı ifade veriyordu. Kendimi birden garip buldum, “Neden dinliyorum bu herifin ifadesini!..” diye. İşte komedi burada başlıyor. Hanifi Avcı’yla beraber savunduğum kimi gazeteci arkadaşlarım yargılanıyordu aynı davadan.

Hanifi Avcı teknik olarak çok önemli bir savunma yaptı ve bilgisayarlarına yerleştirilen dosyaların nasıl yapıldığını bir bilgisayar mühendisi gibi anlattı. Ama onun dışında esasında nasıl iyi bir polis olunurun dersini de verdi. Devrimcilere karşı nasıl mücadele ettiğini anlatırken Yalçın Küçük sözünü keserek “Beni de takip ettin mi?” diye sordu, o da “İstanbul İstihbarat Şube’deyken takip ettim…” diye yanıt verdi. Takip edenle edilen aynı davada suç ortakları birilerine göre.

Bu ülkede evinde 19 çakmak bulundu diye 7,5 yıl hapse mahkum olan bir genç var. 19 çakmak örgüt üyeliğine giriyor, bakkallarda çakkalarda çakmak kalmadı yada o genç bigün olur bulamam diye koleksiyon yapmış biyerleri patlatmak için.

Davayı izlerken bir haber daha geldi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Istanbul Üniversite’sine gelmiş ve o sırada yapılan aramalarda öğrenci Yiğit Ergün’ün çantasında 3 adet pişmemiş, atılmaya aday sarı köy yumurtası bulunmuş. Hazır olun şimdi, mahkeme Yiğit Ergün’ün çantasındaki yumurta başına 44 ay yani 3 yumurta için 11 yıl hapis istiyor. Bence MİT bu yumurtların alındığı bakkal yada marketi de soruşturmalı, köy yumurtasıysa hangi köyün hangi kümesinden geldiğini öğrenmeli ve hatta Kürt köyünden geliyorsa bölücülükten de dava açmalı. Hanifi Avcı’yı hapsederseniz soruşturma da eksik olur kardeşim…

Diyeceksiniz ki bu yazdıklarından sonra yazının başlığındaki Uğur Mumcu ne oluyor? Haklısınız, bugün Uğur Mumcu’nun öldürülme yıldönümü, onunla ilgili bişeyler yazacaktım. Ama utandım sevgili Uğur Mumcu, bu yazdıklarımı yaşıyoruz biz bugünlerde. Aynı senin olayında yaşadığımız gibi, bugünkü dinci iktidar da bulamıyor senin katilini, her olayda kendini kurtarmak istediğinden sadece derin devlet diyor ve dinci taşeronlarını görmemezlikten geliyor. Erdoğan da aynı Süleyman Demirel gibi yakında “Bana dinciler cinayet işliyor dedirtemezsiniz!..” diyecek.

İşte bu yüzden seni yazamadım bugün Uğur Mumcu, utandım bu komedi iğrençliğinden. Aklımda son İzmir’de sevgili Güldal, sen, babam ve bikaç kişi daha rakılı sohbetimiz kaldı. Önceki gün bir fotoğraf buldum, sen, babam ve İlhan Selçuk, yukarıda rakı var sanırım. Yarasın hepinize…

Ocak 22, 2012

TUTUKLU ŞOFÖR NEDİM ŞENER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:19 am

TUTUKLU ŞOFÖR NEDİM ŞENER!..

 

Yarın Odatv davası var, bugüne kadar yapılan bütün duruşmaları, sadece Odatv değil Ergenekondan tutun da Hrant Dink, KCK, üniversiteli öğrenciler, yazarlar, aydınlar, gazeteciler için açılan ve görülen davalara baktığımızda hiç umutlu gitmeyeceğim davaya… Geçen Odatv davasını gazeteci arkadaşlar sayesinde internetten ve twitterdan izlerken hakimlerin o babacan tavrı hepimizi umutlandırmıştı. Hatta hakimin Ahmet Şık yada Nedim Şener’e “Bunları da çıkınca kitap yaparsınız…” demesi sanki çıkacaklar da ertesi gün masa başına oturup kitap yazmaya başlayacaklar izlenimi vermişti herkese. Oysa Hrant Dink davası sonrası savcı ve hakimin açıklamalarını okuyunca birilerinin bizlerle alay ettiğine inanmaya başladım.

Sadece onlar mı, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bizimle alay etmiyor mu? Bir başbakan düşünün, bütün siyasi yaşamını, bugünlere gelmesini dini siyaset yapmaya adasın ama Türkiye’ye demokrasi getirmeye adasın kendini, evrakta sahtekarlık ve kalpazanlıktan suçlansın ama siyasi anlamda suçlanan başka partinin başkanıyla dalga geçsin yada geçtiğini sansın, siyasi görüşlerine ters gelse de “Avrupa Birliği’ne gireceğiz…” diye demeçler versin ama AB’nin gereklerini yerine getirmeyince onlara demokrasi dersi vermeye kalksın, 12 Eylül’ü yargılayacağını söylesin ama 12 Eylül darbesi hükümetinin YÖK Kurucu Üyesi yaptığı Vecdi Gönül’ü 2 dönem bakan yapsın (Daha önce bir yazımda Vecdi Gönül’ü 12 Eylül bakanı diye yazdım, Vecdi Özgül’le karıştırdım, özür dilerim), “Kürt açılımı yapacağız!..” dedikten sonra da nerede Kürt ve onların haklarını destekleyen sosyalist varsa içeri tıksın. Bu birileriyle yeteri kadar dalga geçme değil de nedir?

Geçen gün twittera bakarken sevgili Nedim Şener’in eşi Vecide’nin bir twitini okudum: “Bugün arabamızı servise götürdüm. Kızıma söyleyince, “Anne bizim şoför cezaevinde. Kim götürecekti” yanıtını aldım!..

Bunu okuyunca çocukluğuma gittim hemen, babam tutuklandığında bana yaşatılanlar geçti gözümün önünden. Komünist olmanın tutuklanmanın ne olduğunu, nasıl bir suç olduğunu 4 yaşımda sünnet olurken öğrendim. Sonra ilkokul öğretmenimden, mahallenin cadaloz bir komşusundan, ortaokul öğretmenimden baskısı ağırlaştırılarak öğrendim.

Okul ve mahalle dışı, mecburi olmayan arkadaşlarım vardı, Hayrettin ve Emre Belli, Zeynep-Mehmet Altan, Aslı Öymen, Alev Soysal, Ilgın Su, Suphi İleri, Işık-Sönmez Baykurt, Mehmet Nazım Ran, Dürnaz Akşit, Oya Baştürk gibi aklınıza gelebilecek onlarca isim. Vecide’nin yazısını okuyunca saatlerce düşündüm, yukarıda saydığım kişilerle biz çocukluğumuzda yada gençliğimizde babalarımızın yada annelerimizin tutuklanışlarını, öldürülüşlerini, yakılışlarını hiç konuşmamışız, birbirimize dert yanmamışız. Hep yaşımıza uygun ne yapmamız gerekiyorsa onu yapmışız, yaşamın devam ettiğini faşizme inat bir şekilde sürdürmüşüz. Hem de gençliğimizde yüzde 90’ımız kendimize göre siyasetin içine girmişiz.

12 Mart darbesinden sonra 14 yaşıma 3 ay kala İngiltere’ye okumaya gittiğimde benimle aynı şehirde okuyan Akile Gürsoy vardı. Celal Bayar’ın torunuydu ve aynı bize yapılan baskılardan dolayı yurtdışında okumak zorunda kalmıştı 1 yaş büyük ablası Emine’yle. 1,5 yıl Akile’yle 10 dakika bile siyaset konuşmadık, babalarımızın, dedelerimizin anılarını anlatmadık birbirimize ama O acemiliğim döneminde neredeyse bütün hafta sonlarını yaşıtı arkadaşları yerine benimle geçirdi. İngiliz bir velim vardı ama ben sıkıştığımda onu arardım. O dönemde kimse beni O’nun kadar iyi anlayamazdı, 10 yıl arayla aynı şeyleri yaşamıştık.

İşte “Anne bizim şoför cezaevinde” beni kendi çocukluğuma götürdü. Bizimle alay ettiğini sananlarla bir çocuk ancak bu kadar güzel alay edebilirdi. Yarın en büyük isteğim bu davada tahliyelerin olması ama yaşadığım pratik bana hâlâ birilerinin bizimle alay edeceğini söylüyor.

Farkına varamadıkları bişey var ve asla farkına varamayacaklar, biz onlarla çocukluğumuzdan beri dalga geçiyoruz. “Anne bizim şoför cezaevinde

 

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: