Ahmet Nesin's Blog

Şubat 21, 2012

KEŞKE TÜRKÇE BİLEYDİN FATİH ALTAYLI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 3:49 am

KEŞKE TÜRKÇE BİLEYDİN FATİH ALTAYLI!..

 

Ne yalan söyleyeyim bu başlığa da dava açar mısın diye merak etmiyor değilim Fatih Altaylı ama sanırım aynı hatayı bir daha yapmazsın… Mahkemeye gitmeden “Demokratlık Biraz ‘Döt’ İstiyor Fatih Altaylı” adlı yazıma dava açtığını tahmin etmiştim zaten… İnanır mısın kırk yıl düşünsem Can Yücel’le aynı davadan yani “Göt” davasından yargılanacağım aklıma gelmezdi.  Bişey daha var Fatih Altaylı, o da seninle aynı görüşte olmasam da, çok sevmesem de türkçeyi bildiğini sanırdım. Önemli gazetelerde yazarlık yap, genel yayın müdürü ve başyazar ol ama türkçeyi bilme, gerçekten şaşırdım…

Çok isterdim buradan sana “Göt” üzerine yazılı bütün deyimleri ve atasözlerini yazmak ama hem o kadar zamanım yok hem de Google’a girip bakarsın nasıl olsa… Avukatın dava dilekçesinde “Müvekkilimize açıkça demokrat olmak biraz göt istiyor Fatih Altaylı demektedir. Her ne kadar göt kelimesini döt olarak yazmış isede orta düzeyde bir okuyucunun ilk bakışta o kelimenin ne olduğunu anlaması çok kolay olduğu gibi açık ve nettir.” diye yazmış.

Benim orada söylediğim “Cesaret”ti, bunu da herkes benim dediğim anlamda kullanır. 1978 yılında gazeteciliğe başladığıma göre sanırım senden biraz da olsa eskiyim ve onu o şekilde yazmayacak kadar deneyimliyim. Benim orada yazdığım demokratlığın biraz cesaret işi olduğudur. Bişey daha söyleyeyim, “Okuyucu değil “Okur” denir. İlk yazılan şarkı söyleyen, okuyan anlamına gelir, kitap okuyucusu yoktur, okuru vardır.

Gelelim yazının yazıda bozulduğun diğer bölüme. Ben senin yazındaki “Terör örgütü daha bunun şokunu atlatmadan ertesi gün, yani 10 Ekim günü yine bir hava harekatı neticesinde bir mağarada bulunan 9 kişilik PKK’lı grubu temizledi…” bölüm. Burayı “temizledi” diye yazdığın için eleştirdim. Sen de dava dilekçende PKK’lilerin Avrupa’da bile terörist olarak geçtiğini yazarak mahkemeyi yanıltmaya çalışmışsın. Onlara hoş görünmeye çalışmanı kabul etmesem de anlıyorum, Türkiye’nin her yeri senin gibilerle dolu ama benim seni eleştirdiğim konu başka…

Senin “Terörist” dediklerine benim “Gerilla” demem bişey değiştirmiyor. Ben, eğer barışı istiyorsak bunun yolunun insanların ölmemesinden geçer diyorum. Ben “İnsanlar ölmesin” derken sen ölenler için “Temizlendi” diyerek hem ırkçılık yapıyorsun hem de ölenleri insan yerine koymuyorsun. 

Siyasi görüşlerimiz insanları ayrı sınıflara yada kategorilere koymamıza izin vermemeli. Bana yazdığın yada yazdırdığın mahkeme dilekçesinde kendini savunmak adına “Dil, din, ırk, mezhep fark etmeden önüne geleni kurşuna dizen terör örgütü PKK’lı teröristler için kullanmıştır.” diyorsun. Daha yeni yaşandı, pilotsuz uçaklar önüne gelen 34 çocuğu ve genci bombaladı. Bunu kaç kez yazdığımı bilemem ama ölen yada öldürülenleri tek taraflı görmek savaşın devam etmesi anlamına gelir.

Sanırım genel yayın müdürü olmana karşın senin hâlâ bok yedirilen Kürtlerden, 17 bin faili meçhulden, son yıllarda öldürülen çocuklardan, yakılan ve yıkılan köylerden, Susurluk olayından, son olarak bombalanan çocuk yaştaki Kürtlerden, bunların hiçbirinden haberin yok. 40 bine yakın Kürt neden öldü diye düşündün mü? Bu kadar asker niye ölüyor, bunun çözümü demokratça çözüm aramak mı yoksa senin gibi “Temizlendiler” demek mi?

Her taraftan insan kemikleri çıkıyor Fatih Altaylı, bunların nedenlerini sor kendi kendine. Derin devlet olayını bir araştır, Ergenekon davasına bak, Mehmet Ağar’ın neleri konuşamadığını bir tart, ondan sonra insanları ister ayır, istersen eskisi gibi yazmaya devam et. Bu senin bir yazar olarak hakkın. Ama hakkın olması benim seni eleştirmeme hiçbir zaman engel değil. Ben sadece Kürtlerin ve askerlerin ölmeyeceği, onların da kendi Kültürlerini yeşertebileceği bir ülkede yaşamak istiyorum.

Kimi bakanlar açıklamalarında “Kürtler de bizim gibi aynı şartlarda yaşayacaklar bundan sonra…” diyorlar. Bunu söylemek onların bugüne değin bizlerle eşit olmadığının delilidir zaten. Bu savaş bu tümcenin içinde gizlidir Fatih Altaylı…

Yazarımsı” dediğim için de alınmışsın. Sanırım türkçeyi yanlış anlayacağını tahmin etmişim de öyle yazmışım. Mahkemeden yazdığımı bilirkişiye göndermelerini ve inceletmelerini isteyeceğim.

Reklamlar

Şubat 13, 2012

KAÇ KİŞİNİN ÖLÜM EMRİNİ VERDİN ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:50 am

KAÇ KİŞİNİN ÖLÜM EMRİNİ VERDİN ERDOĞAN!..

 

Milli İstihbarat’ın terör örgütü içine sızmalarına baktığınızda, sızmanın suç işlemeden yapılma imkanı yok. Oraya girdiğiniz zaman o faaliyetlerin içinde olduğunuz zaman karşıdakilerin güvenini kazanmak için de bazı şeyler yapması gerekir ama burada önemli olan şu, bu yaptığı şeylerin ülkenin aleyhine sonuçlar doğurmaması. Askerimize, polisimize kurşun sıkılmaması, canlı bomba eylemlerinin yapılmaması… Bunlar zaten yok, olması da mümkün değil, düşünülemez de zaten.

Bu sözler Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a ait. Kanal 7’de yapılan Başkent Kulisi programında döktürmüş Bozdağ. Bundan önceki yazımda da yazdığım gibi tam 12 Eylül faşist darbesi öncesi Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığının aynısı, darbe yapmak yada kendilerine göre örgütü çökertmek için eylem yapmak, insan öldürtmek, 12 Eylül davası bu yüzden açılmadı mı? Bu açıklamanın 12 Eylül dönemi için kitap yazan emekli Orgeneral Bedrettin Demirel’in açıklamasından hiçbir farkı yok.

Bu açıklama hükümetin cinayet işlettiğine dair bir açıklamadır, asker ve polis dışında yapılan eylemlerin hükümet tarafından ciddiye alınmaması demektir ki bu da insan yaşamının hiçe sayıldığının kanıtıdır.

Bekir Bozdağ madem bir açıklama yaptı bari tam yapsaydı. Mit elemanları PKK’ye girmeden önce mi eylem yapmışlardır. Yani şöyle bişey olmuş olabilir mi, kimi eylemler var ki olduğunda herkes “PKK yaptı” diyor ama PKK bu olayı üstlenmiyor yada reddediyor. MİT elemanları böyle eylemler yapıp mı PKK’ye gitmiştir ve “Biz Kürt hareketine inandık ve bugüne kadar şu kadar insan öldürdük, yer ve otobüs bombaladık. Bizi örgütünüze alır mısınız?” demiştir.

Bırakın PKK gibi artık tam profesyonel bir örgütü, en basit bir ufak örgüt bile bunu yemez. Mantık olarak böyle olamayacağına göre kimi MİT elemanları bu tür eylemleri PKK’ye girdikten sonra yapmıştır. Kışkırtıcı olması gerektiğine göre de bu eylemleri planlayanın da, yapanın da bu kişiler olması yani Bozdağ’in demesiyle “ülkenin aleyhine sonuçlar doğurmaması” gereken eylemler olması gerekiyor.

Bozdağ söyleşinin devamında “Bu çok tehlikeli bir görev. Deşifre olduğu zaman hayatıyla ödemesi gereken bir bedel var ortada. Bu görevi yapanlar, büyük bir fedakarlık gösteriyorlar ülkeleri, vatanları, insanları için…” diyor. Bu nasıl bir fedakarlık ki sivillerin ölümü sizi hükümet olarak hiç mi hiç ilgilendirmiyor, Kürtlerin ölümü ilgilendirmiyor, daha da açık bir şekilde insanın ölümü ilgilendirmiyor.

Bizler Türkiye’de “Sivil darbe” oluyor dediğimizde kimileri çok kızıyordu. O kimileri belki bu açıklamalardan ve son 1 haftadır yaşadıklarımızdan sonra oturup iyice düşünmeye başlar ve nelere alet olduklarını görürler.

Farkında mısınız bilmiyorum ama Taraf Gazetesi son günlerde ciddi bir dönüş yaparak işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Ben şimdi gerçekten merak ediyorum, hemen hemen her şeyi bildiğini sanan Taraf Gazetesi yazarımsıları Emre Uslu, Yıldıray Oğur, Mehmet Baransu ve bir zamanlar Rasim Ozan Kütahyalı’nın bu bilgiden haberi var mıydı? Neredeyse bütün dosyaları ve olacakları önceden bildiklerine göre bence bunu da biliyorlardı. Peki bu bildiklerini gelmiş geçmiş en demokrat gazeteci Ahmet Altan’a anlattılar mı? Bence anlatmamaları olanaksıza yakın. Peki Ahmet Altan bunları biliyorsa nasıl bu kadar demokratik (!!!) yazılar yazdı bilhassa Kürt açılımında. Son dönemlerde bunlardan vazgeçmesi bu olayların ifşa edileceğini de öğrenmiş olmasından kaynaklanıyor ve bu kadar yükü taşıyamayacağını anlamış olmasından olabilir mi?

Bekir Bozdağ’ın bu açıklamaları nasıl yankı bulacak bilmiyorum ama bence bu yüce divanlık bir olay. Sadece Bozdağ için değil, Erdoğan başta olmak üzere bütün hükümet için. Gerçekten merak ediyorum, Erdoğan kaç eylem için evet dedi, kaç eylemde kaç kişinin ölmesine sessiz kaldı.

 

 

 

Şubat 11, 2012

AKP TEK PARTİLİ CHP DÖNEMİ SANCILARINI YAŞIYOR!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 10:39 am

AKP TEK PARTİLİ CHP DÖNEMİ SANCILARINI YAŞIYOR!..

 

Aradan bunca yıl geçmesine karşın CHP hâlâ tek parti döneminde yapılanlarla suçlanır durur. Hangi parti olursa olsun yaptıklarıyla mutlaka eleştirilmeli de benim kafama takılan soru hep o dönemin gerçekten “Tek parti dönemi” olup olmadığıdır. Türkiye’deki “Tek parti dönemi”ne bakarsak bu partinin tek görüşte olmadığını görürüz. Ogünün meclisine baktığımızda o dönemin tek partisinde hepsi var ve neredeyse her gruptan da başbakan çıkmış. Celal Bayar zaten belli, daha sonra DP’nin kurucusu oluyor, Şükrü Saracoğlu’na baktığımızda bugünün MHP çizgisinde. Hele ilk dönemlere baktığımızda içinde bitek solcuların olmadığı bir meclis var karşımızda. Sonraki yılların meclisi dediğimizde Hasan Âli Yücel dışında da sosyal demokrat gelmiyor benim aklıma.

Çok partili yıllara baktığımızda da aynı manzara var esasında, tek başına iktidara gelen Adalet Partisi’nin tek hakimi Süleyman Demirel değil, Sadettin bilgiç gibi bir milliyetçi ekip var ki hiçbir zaman azımsanacak sayıda olmadılar. Necmettin Erbakan ilk kez meclise girdiğinde de AP içinde onu destekleyen milletvekilleri vardı. Hatta aklımda yanlış kalmadıysa iki milletvekili AP’den istifa edip Nizam Partisi’ne geçti. Bu daha sonraki yıllarda ANAP için de geçerli oldu, dört görüşlü parti olduğu söylendi durdu ve sonunda hepsi doğal olarak tarihe karıştı.

CHP’de son yıllarda aynı sıkıntıyı yaşıyor, içinde sosyal demokratlarla Atatürkçülerin büyük savaşımı var ama belki de kurucu parti olmasından kaynaklandığı için kapanmıyor ve yok olmuyor. Sosyal demokratlar başka partide nedense var olamıyorlar.

AKP bugün bu partilerde yaşanan sıkıntıları yaşıyor. AKP nereden bakarsanız bakın taban olarak Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş çizgisine göre kuruldu. Erdoğan ve arkadaşlarının Milli Görüş çizgisinden ayrıldıklarını söylemeleri pek gerçekçi değil. Öyle olsa Milli Görüş çizgisin AKP’nin ilk katıldığı seçimde Erbakan’ın partisine oy verirdi ve ciddi bir şekilde zorlardı. Milli Görüş çizgisinin yüzde 6-8 oranında bir oyu var ve başından beri AKP’yi destekledi.

Bugün AKP’nin içindeki eski MHP yada CHP yanlısı milletvekillerini saymazsak iki önemli grup var. Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan grubu. İktidarlarını tam olarak yerine oturtana kadar bu iki grup arasında su yüzüne çıkan bir tartışma olmadı.

Bugünkü kavga ülke iktidarına hangisin egemen olacağının kavgası. Erdoğan, Turgut Özal’ın hatasına düştü ve cumhurbaşkanı olacağını açıkladı. Bunun için önce Gülen ekibinin en önemli kişisi olan Abdullah Gül’ün ikinci kez cumhurbaşkanı olma yolunun önünü kapattı. Son seçimde Gülen ekibinden gelebilecek milletvekili adaylarının bir kısmını listeye almadı.

Ama Erdoğan’ın unuttuğu bişey vardı o da 12 Eylül sonrası çekirdek kadroyu yani bugünün bütün kadrolaşmasının mimarı Fethullah Gülen’di. Gülen bunun için iki ayrı yolu kullandı, hem İmam Hatip Liseleri’ni hem de kendi açtığı dershaneleri ve okulları. Okulları kullanınca doğal olarak devlet dairelerinde göreve başlayan ekip daha çok Fethulllah Gülen’in ekibiydi.

İki gündür MİT için yapılan tartışmalarda “Bu hükümetin içinde PKK ve KCK’ya karşı nasıl savaşılacağının kavgasıdır!..” diyenler var. Burada ilginç olan bu tartışmanın Erdoğan’la emniyet ve savcılar arasında olmasıdır. Çünkü Gülen ekibinin hükümeti sıkıştıracağı en kolay yer orası, hemen hemen her kademeyi ele geçirmişler. Yani tartışma birilerinin yazdığı yada söylediği gibi AKP’yle hâlâ temizlenemediği söylenen Ergenekoncular arasında değil. Bence onlar şu an bıyık altından gülümseyerek seyrediyorlar. Nagehan Alçı’nın dediği gibi bu tartışma Ergenekon ve AKP arasında olsa Zaman Gazetesi’nin yada Gülen ekibinin Ergenekon yanında yer alması gerekir ki bunu da ancak Alçı tahmin edebilir zaten.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri o kadar uzak değil, Erdoğan yeni anayasayla cumhurbaşkanlığı sistemini yarı yada tek başkanlık sistemine çevirebilir mi, bence çeviremez. Başka partilerden destek bulsa bile kendi partisindeki Gülen ekibinden fire verir.

Yani herkesin dediği gibi sıkıntı Erdoğan’ın yarı başkanlık sistemiyle seçileceğinde değil, tam tersine seçilemeyeceğinde. Erdoğan seçilemeyeceğini anladığında partinin başında kalacak ve işte o zaman Gülenin hesapları bozulacak. Çünkü Gülen böyle bir durumda Erdoğan’ın parti başkanlığını önleyemez yada önlemez.

İşte burada o tarihlerde kurulacak yeni bir parti gözüküyor ufukta. Peki bu durumda cumhurbaşkanı kim olur derseniz bence eskiden de yazdığım gibi Deniz Baykal olur. Deniz Baykal’ın yedeği var mı derseniz de az bir olasılık da olsa Numan Kurtulmuş’a yanaşabilirler.

 

 

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: