Ahmet Nesin's Blog

Nisan 7, 2012

70 LİRAYA DEĞMEZSİN KENAN EVREN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:54 am

70 LİRAYA DEĞMEZSİN KENAN EVREN…

 

Geçenlerde kitap fuarı için Ankara’daydım. Dönüş biletimi ayın 3’üne almışım. Bir arkadaşımla konuşurken uçak biletimi 1 gün sonraya almamı ve Kenan Evren’in duruşmasına katılmamı önerdi. Haklıydı, bunca arkadaşımı, yoldaşımı öldürten birinin duruşmasına katılmam gerekiyordu. En azından babama “Vatan haini” diyen birinin duruşmasına katılmam gerekiyordu.

12 Eylül sonrası bana en çok koyan Netekim Fırçacı Paşanın “Aydınlar Dilekçesi”ni imzalayanlara “Vatan haini” demesiydi. Esasında onun gibi kültürsüz birinin bunu söylemesi çok doğaldı, üzüldüğüm bu değildi. Netekim Fırçacı Paşa aydınlara “Vatan haini” dediğinde Aziz Nesin ona dava açmayı önermişti. Ancak bu öneri fazla tutmadı çünkü o dilekçeyi imzalayan aydınların büyük bir kısmı çekindiler yada tam türkçesiyle korktular.

Sonuçta 3-4 kişi dava açmayı kabul edince Aziz Nesin tek başına dava açtı ancak Netekim Fırçacı Paşaya dava açılamıyordu çünkü yaptıklarından sorumlu değildi. Mahkeme kararı ve sonrası ilginçtir: “Aziz Nesin vs. Kenan Evren Davası.- Aziz Nesin, “aydınlar dilekçesi” olarak bilinen bir dilekçenin hazırlayıcılarından biridir (15 Mayıs 1984). Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, Manisa’da yaptığı açık hava konuşmasında “aydınlar dilekçesi”ni hazırlayan ve imzalayanların vatan haini olduğu yolunda görüşler dile getirdiği iddia edilmiştir. Aziz Nesin, Cumhurbaşkanının bu şekilde kendisinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek, Cumhurbaşkanı Kenan Evren aleyhine 4 Şubat 1987 tarihinde manevî tazminat davası açmıştır. Soru: Mahkemenin kararı ne olmalıdır? Neden? Ödev: Yukarıdaki davada Ankara Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesi, “görevi sırasındaki işlemlerinden ötürü sorumsuzluğu ve yargı bağışıklığı bulunan Cumhurbaşkanı hakkında dava açılamayacağı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi 27 Nisan 1987 tarih ve E.1987/2865, K.1987/3701 sayılı kararıyla, “Cumhurbaşkanının yurt gezisi sırasında yaptığı açık hava toplantılarında ‘aydınlar dilekçesi’ ile ilgili olarak görüş açıklamasının görevi ile ilgisi olduğu kuskusuzdur” diyerek Ankara Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıdaki kararını onamıştır. Yargıtayın onama kararından sonra, davacı Aziz Nesin Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuruda bulunmuş, ama Komisyon 6 Temmuz 1989 tarihli kararıyla davacının başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Aziz Nesin Türkiye’ye Karsı, No.13901, 6 Temmuz 1989 (Nakleden: Şeref Gözübüyük, Anayasa Hukuku, Ankara, Turhan, 1998, s.231).

Kenan Evren aydınlara “Ne yapayım ben böyle aydını, Vahdettin de aydındı ama vatan hainiydi!..” diye açıklamıştı meşhur Manisa konuşmasında. Aziz Nesin de yanıt olarak “Vahdettin’in vatan hainliğini bilemem ama devlet başkanıydı…” diye yanıtlamıştı.

Kenan Evren, Ziya Ül Hak öldüğünde de “Aziz kardeşim öldü…” dediğinde yanıt olarak “Ben ölmedim, ayrıca kardeşin filan da değilim…” diye açıklama yapıp Kenan Evren’le hem dalga geçmiş, hem de iki faşistin bağlılığını açıklamaya çalışmıştı.

O gün Kenan Evren’e dava açmaktan korkanlar bugün davayı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı alkışlıyorlar. Belki kimileri davaya müdahil bile olmuşlardır, AKP’nin de müdahil olduğu bu davayı yüzyılın en demokratik olayı sanıyorlar.

Taraf Gazetesi yazarı Murat Belge bugünkü yazısına “12 Eylül davası başladı. Kendi hesabıma, kendi ömrümde böyle bir olaya tanıklık edeceğimi düşünmemiştim.” diye başlamış. Ben Murat Belge’nin yerinde olsam bunu yazmaktan utanırdım çünkü o Kenan Evren’in kendisine “Vatan Haini” denilmesini kabul edenlerden. 1984 yılında dilekçeye imza atıp darbeciye dava açamayanlar bugün darbe karşıtı. Sadece komiksiniz, halkla alay ediyorsunuz…

Bana gelince, neden mi duruşmaya kalmadım. Uçak şirketini aradım, meğer ben dönüş biletimi kampanyadan almışım, o biletim yandığı gibi yeni bilet için de 70 lira vermem gerekiyormuş. Değmezsin, dedim kendi kendime Kenan Evren, aynı kimileri gibi değmezsin…

 

 

 

Reklamlar

Nisan 5, 2012

KUR’AN ONSEKİZ YAŞINDA OKUNMALI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:13 am

KUR’AN ONSEKİZ YAŞINDA OKUNMALI…

 

İlk olarak Kur’an’ı din kitabı olarak görmesek, normal bir kitapmış gibi baksak ve bunu uzmanlarına sorsak, “Kur’an kaç yaşında okunmalı?” diye bir soru ortaya atsak nasıl bir yanıt çıkar acaba? Böyle söylediğime bakmayın, bunu yapmak neredeyse olanaksız, böyle bir soruyu tartışacak bir aydın yada TV programı olduğuna inanmıyorum. Diyelim ki birisi böyle bir programa niyetlendi, tartışacak kaç kişi çıkar gerçekten merak ediyorum.

Bu tartışmayı ortaya atmamım o kadar çok nedeni var ki ama birincil sorun öztürkçe  Kur’an olmaması. Bırakın 10 yaşında bir çocuğun anlamasını ciddi osmanlıca bilmeyenlerin kolay anlayacağı bir kitap değil Kur’an. 10 yaşında bir çocuğa Karl Marx’ın kitabını okutmak neyse Kur’an’ı okutmak da aynı görünüyor bana, o yaşta algılayacağı bişey değil çünkü…

Bu yazıyı okurken 10 yaşındaki çocuğunuzla empati yapmaya kalkmayın, kendi 10 yaşındaki halinizi düşünün. Size bikaç ayetten örnek vereceğim ve kendi kafama göre çocukların bunu nasıl algılayacağını anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

İsrâ Sûresi 33. Ayet: Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

Çocuk 10 yaşında Allah’ın öldürme hakkını öğreniyor. Bu demektir ki Allah kendisini de heran öldürebilir, bu çocuk için ciddi bir korkudur. Allah’a göre öldürülmesi haram kişiler varsa öldürülmesi helal olan kişiler de olmalı. Ama en önemlisi haksız yere öldürülen kişinin velisine verilen öldürme yetkisi ve hakkı. Allah böyle bir durumda yardımcıdır yani öldürmek yargılanamaz.

İsrâ Sûresi 103. Ayet: Bunun üzerine Firavun (işkence etmek ve öldürmek suretiyle) o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk.

O yaşta çocuğa Firavun’u anlatacaksınız, işkence ve öldürmeyi sorgulayacak ve bu kişilerin sonuçta kendi dininden olmadığını öğrenecek. Ama en büyük felaket insanların suda boğularak öldürüldüğünü öğrenip bunun doğru olduğunu anlamaya çalışacak.

Nisâ Sûresi 89. Ayet: Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.

Burada “Onlar” denilen kişiler Müslüman olmayanlar. Dost edinmeyi bırakın öldürmeniz emrediliyor. Kime, 10 yaşında Kur’an’ı öğreteceğimiz çocuklarımıza.

Nisâ Sûresi 34. Ayet: Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Bu ayeti okuyan 10 yaşındaki erkek çocukları kendilerini “Efendi” olarak görecekler ve kız arkadaşlarına bakış açısı değişecek. Hatta onları sınıfta dövdüklerinde cezalandırılmayacaklarına inanacaklar. Bundan dolayı öğretmenlerinden azar bile işitemezler çünkü onlara öğretilen bu. Kızlar da iyi olabilmenin tek yolunun erkeğe itaat olduğuna inanacak ve arasıra dayak yemeyi göze alacak.

Nisâ Sûresi 6. Ayet: Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (büluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

10 yaşındaki kız çocukları büluğa erdiklerinde yani ilk regl olduklarında –ki bunun kesin yaşı yoktur, istisna olsa bile 9-10 yaşlarında bile olabilir- evlendirilmelerinin bir Allah emri olduğuna inandırılacaklar.

Ahzâb Sûresi 52. Ayet: Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir.

10 yaşındaki erkek çocuğu burada isterse yada maddi koşulları izin verirse birden fazla kadınla evleneceğini öğrenecek. Kız için durum daha da vahim, heran kuma olabileceğini öğrenecek.

Bunlar gibi onlarca örnek verebilirim. Ben ortaya bir tez atıyorum, hiç umudum olmasa da belki tartılır. 10 yaşında bir çocuk Kur’an’ı Kerim’i okumalı mı? Bunu ulemalar yada ateistler tartışmamalı, psikologlar tartışmalı. Bana göre yazdığım 6 ayet bile bir çocuğu allak bullak eder. Devamlı yaşayacağı cehennem korkusunu yazmıyorum bile. Kur’an’da cehennem cennetten fazla yer alıyor çünkü Kur’an’a göre cennete gitmek neredeyse olanaksız. 10 yaşındaki çocuğunuz bunları öğrendiğinde ve o yaşta inandığında sizce nasıl bir yetişkin olacaktır? Bunun sonucunu iyice düşünmek gerekir gibi geliyor bana…

 

 

 

 

 

Nisan 2, 2012

METROYA CAMİİ YAPARSAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:21 am

METROYA CAMİİ YAPARSAN!..

Sınır tanımayan gazeteciler” yada “Sınır tanımayan doktorlar” gibi “Sınır tanımayan ülkeler” var mıdır diye sorarsınız gözüm kapalı Türkiye derim. Tabii burada “Sınır” farkı var, “Sınır tanımayan ülkeler” derken ülkelerin sınırını değil, ülke olarak yapılanların yada yaptırılanların sınırsızlığından söz ediyorum. Bir ülkede hükümetin, yetkilinin yada tek başına bir kişinin bile sınır tanımadan bişeyler yapması bence tek kelime cahilliğinden kaynaklanır.

Sanırım demokrasi dediğimiz, çok özlediğimiz ama en çok da konuştuğumuz şeyin devamlı tartışılması, çoğu zaman hem fikir olunamamasının nedeni de budur. Hep demokrasinin bir sınırının olduğunu söylemişimdir, o yüzden de “Ama demokrasi var yada “Madem demokrasi var” tümcelerinden nefret ederim. Demokrasi var diye her istediğinizi ne hükümet olarak, ne yerel yönetim olarak yada ne kişi olarak yapamazsınız.

Yeni eğitim sistemine göre çocuklar artık 10 yaşından sonra isterlerse İmam Hatip Ortaokulu’na gidecek yada normal ortaokula devam ederek Kur’an’ı Kerim’i ve peygamberin yaşamını öğretecek. Bunu demokrasi adına yaptığını söyleyen bir hükümet var karşımızda, doğal olarak hükümetin bu kararını savunan aydınımsılar da var.

Sevgili aydınımsılar bunu “Din hürriyeti” olarak açıklıyorlar. Oysa bu bir hürriyet değil, çocukları dine zorlamadır. 10 yaşında bir çocuk neyi merak eder diye düşünmek lazım. Hiçbir 10 yaşında çocuk durup dururken, bir etki yada baskı altında kalmadan peygamberin yaşam öyküsünü merak etmez. Çocuk merak etse etse önce kendi ailesinin geçmişini merak eder ama bence bugüne değin ailesinin şeceresini çıkartan 10 yaşına bir çocuk görülmemiştir.

Eğitim bilimci değilim ama ben de çocuk olduğuma göre ve zamanında arkadaşlarımın da çocuk olduklarına göre hangi yaşlarda neyi yada kimi merak ettiğimi yada ettiğimizi bilirim. Çocuk öğretmeninden sevdiği futbolcusuna, sevdiği yazarından artistine kadar biçok kişinin merak edebilir belki ama peygamberin yaşamını merak etmez. Çocuk o yaşlarda daha çok platonik olarak sevdiği yada aşık olduğu kişileri merak eder. Bu kişileri merak ederken de yaşam öykülerini değil, o an yaşadıklarını merak eder. Pele’yi yada Aziz Nesin’i sevdiyseniz onların amca çocukları sizi hiç ilgilendirmez.

Bütün bu yaşadıklarımız durup dururken mi oluyor yoksa bunun alt yapısı yavaş yavaş hazırlanıyor mu? Biliyorsunuz dün yine 10 günlük bir Ankara Kitap Fuarı’ndan çıktım. Bütün fuarlarda –buna Ankara Kitap Fuarı’nın yapıldığı Atatürk Kültür Merkezi de dahil- Namaz kılmak isteyenler için abdesthane var.

Bu abdesthanelerin boşuna yapıldığını bileniniz var mı acaba? Abdesthaneler kullanılmıyor, namaz kılmak isteyenler yine ben tam elimi yada yüzümü yıkarken ayaklarını yanımdaki çeşmeye uzatıp burnumun dibine sokarak yıkıyor. Kimileyin elimi yıkarken sağımda ve solumda iki ayak görüyorum. Bunu yapmasının nedeni beni etkilemeye çalışmak ve kendisinin namaz kıldığını göstererek buranın Müslüman bir ülke olduğunu göstermek. Oysa onun için yapılan abdesthane de yapsa ne propagandasını yapabilecek ne de kendisinin Müslüman olduğunu kanıtlayabilecek. Önce ülkenin yada devletin Müslümanının olamayacağını bilmiyor.

Kızılay metrosunu biliyor musunuz bilemem ama içinde kocaman bir camii var. Bugüne değin metrosunun içinde klise olan bir Avrupa ülkesi görmedim, tam metroya binerken klise çanları duymadım, papazlar, rahibeler halkla beraber dua etmek için metroyu seçmemişler. Tam biyere yetişmek için koşturuyorsunuz, ezan başlıyor metronun içinde ve kimileri metroya binmek için koşuştururken kimileri de namaza yetişmek için koşuşturuyor. Ben Cuma gününe denk gelmedim ama arkadaşlarımın söylediğine göre Cuma namazı dışarı taşırıldığından dolayı o sırada oradan ancak 2 kişi geçebiliyormuş.

Ankara’da 2 yer daha söylediler, birisi Atatürk Bulvarı’nda büyük bir işyeri, diğeri de Yüksel Çarşısı. Bu ikisinde de mescit var. Bunu din hürriyeti içinde görelim ama bu 2 işyeri bununla sınırlı kalmıyor, namaz saatinde ezan da okunuyor, dışarıya hoparlör koymuşlar ve işyerinden dışarı ezan sesi geliyor.

İşte demokrasinin sınırı burada başlıyor, bu demokrasi değil, tam tersi benim demokrasimi kısıtlama oluyor, ortak alanı kullanıma tecavüz oluyor. Bu din hürriyeti değil, hürriyeti zorlama oluyor. Bundan sonraki yazımı da küçük yaşta çocuklara Kur’an öğretmenin sakıncalarını yazacağım.

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: