Ahmet Nesin's Blog

Mayıs 24, 2012

YESİNLER HOCA EFENDİNİ ORAL ÇALIŞLAR EFENDİ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 12:17 am

YESİNLER HOCA EFENDİNİ ORAL ÇALIŞLAR EFENDİ…

Bu “Efendi” sözcüğünü ilk ne zaman duyduğunu anımsayanınız var mı? Ben ilk olarak apartmanımızın kapıcısı Abdullah Efendi’yi duymuştum. Oğulları ve kızı mahalle arkadaşımdı, 3 oğlu da iyi futbol oynardı. Osman koşarken dilini çıkarırdı, kafaya çıkarken “Dilini sok Osman, kopacak…” diye kızdırdığımızı anımsıyorum. 6 yaşında başlayan arkadaşlığımız hâlâ sürüyor.

Daha sonra “Efendi” sözcüğünü ya babamın yada Haldun Taner’in kitabından anımsıyorum, orada da “Mustafendi” diye geçiyordu. Abdullah amcaya “Efendi” dendiğinde ne kadar saygınlık kazanıyorsa, “Mustafendi”de de o kadar küçümseme ve ti’ye alma gizliydi sanki.

Biraz daha büyüdüğümde, annem yada babamla Kadıköy Çarşı’sında alışverişe çıktığımda “Kurukahveci Mehmet Efendi”yi tanıdım. Tanıdım dediğime bakmayın, bir dükkanı, markayı tanıdım. O dükkan dışında kahve satılmazmış, satılsa da iyi kahve olmazmış diye bir olgu oluştu kafamda…

Babam okullar başladığında Ali’yle beni alır, kendimize göre hovardalığa giderdik. İlk olarak okul elbiseleri, sonra ayakkabılar alınır ve sonra Terzi Leon Amca’ya gidilir, 1 takım ve pantolonlar sipariş edilirdi. Takım elbise pantolonunun 2 adet yapılması gerektiğini de çok genç öğrendim, dizler çabuk yıprandığındanmış. Derken sıra berbere gelir. Oradan Galatasaray Hamamı’na gider, kese olurduk. Ve sonunda da 3 erkek yemeğe giderdik. Abdullah Efendi Lokantası’nı da tanımış oldum böylece. Oysa çocuk aklımla kapıcı Abdullah Efendi’yi tek sanıyordum.

Okul yaşamımda pek “Efendi” olduğum söylenemez, oldukça yaramazdım. Zaten 12 yaşımda da adım “Deli”ye çıktı. Sanırım deliliğimden dolayı, ilk olarak ablam olmak üzere “Seni efendiler götürsün” deyimini oldukça sık duydum. “Seni efendiler götürsün” deyiminin ingilizce yada fransızcası yok sanırım, onca yaramazlığıma karşın beni hiç o şekilde azarlamadılar. O zaman anladım ki bu efendilik bize mahsus bişey.

Efendi sözcüğünün kökenini bulduğumu söyleyemem. Rumcadan geldiği de söyleniyor -Efen-di, sahip ve malik anlamına geliyor-… Arapçada da Afandi diye söyleniyor, daha çok şehzadeler ve din adamlarının adlarından sonra kullanıyor.

Anımsadığım yada anımsamadığım bütün efendiler arasına son yıllarda bir de Hoca Efendi girdi. Bildiğiniz gibi bu hoca efendi Fetullah Gülen’in kendisi oluyor. Türkiye’nin siyasi yapısı ve yaşamıyla iç içe geçmiş bu kişiyle az daha karşılaşacaktım ben biliyor musunuz?

Yıllar önce telefonum çaldı, arayan Ali’’ydi. Babamı yeni kaybetmiştik, O2na bir ödül verilecekmiş, Ali de benim gidip almamı istiyor. Kimin, neden vereceğini filan sormadım ama ölümden sonra verilen ödüllerden oldum olası hazetmediğimden Ali’ye “Dün gece yayınevinde kaldım, üstüm başım törene göre değil…” dedim ve yırttım. Gerçekten de beyaz gömlek giymiştim ve matbaaya filan gittiğimden kirlenmişti gömleğim ama o işin bahanesiydi.

İşte Ali Nesin’in gittiği, Fetullah Gülen ekibinin Aziz Nesin’e vermek istedikleri o meşhur ödül töreni bu törendi. Ali ödülü almamış ve “Dün gece babamı rüyamda gördüm, babama Yıldız Kenter ve Sezen Aksu’yla beraber ödül aldığını söyledim. O da ödülü iki güzelle paylaşmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Ödül alanlar arasında Tansu Çiller ve Yıldırım Aktuna’nın da bulunduğunu söyledim. Çok şaşırdı ve ödül alıp almamayı bana bıraktı. Ben de kabul etmiyorum…’’ demişti.

İyi ki gitmemişim, ben Ali’nin bulduğu bu taktiği bulamaz daha tepkisel konuşurdum…” diye çok keyiflendim kendi kendime…

Bütün bunlardan sonra dünkü Radikal Gazetesi’nde Oral Çalışlar’ın yazısını okudum. Şike ve Fenerbahçe’yle ilgili bir yazı yazmış. Yazının başlığı “Hoca Efendi, Fenerbahçe ve Polis” Oral Çalışlar Efendi yazısının sonunda “Operasyonu yapan polisler, Fethullah Hoca’ya bağlı değil, İçişleri bakanı İdris Naim Şahin’e bağlılar. Eğer bir tepki gösterilecekse önce hükümete gösterilmeli. Doğru ve meşru olan budur.” diye buyurmuş.

Yesinler senin “Efendi”ni Oral Çalışlar Efendi, hatta seni “Efendi”ler götürsün e mi Oralfendi…

Reklamlar

Mayıs 23, 2012

KOCAELİ KİTAP FUARI VE ŞERİATÇI ANAYASA!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:01 am

KOCAELİ KİTAP FUARI VE ŞERİATÇI ANAYASA!..

“Dikkat, dikkat, sayın izleyiciler, TÜBİTAK standında arkeolojik kazı çalışması yapılacaktır…”

“Garfield karakteri gün boyu kitaplarını imzalayacaktır…”

“……..  ……. İmza programını gerçekleştirecektir.”

“…… …….. imza töreni yapacaktır…”

“……. ……. önemle danışmaya gelmeniz rica olunur…”

“Konferans salonu C konferans salonunda başlayacaktır…”

“…………….. plakalı araç şoförünün sahibinin aracının başına…”

“Ahmet Nesin ………. Yayınevi standında yapılacaktır…”

Yukarıda yazılanlar Kocaeli Kitap fuarının anonslarından bikaçı. Bişeyi istemekle yapabilmek arsında dağlar kadar fark olduğunu hiç bu kadar aleni görmemiştim. İzmit Büyükşehir Belediyesi kitap fuarı yapmak istiyor ama işi profesyonellere yaptırmayınca eline yüzüne bulaştırıyor.

Son yazdığım anons şaka değil, imza bölümü yani ne olduğunu anlamadığım “İmza programı” bölümü çıkınca okuduğunuz gibi yapılan ben oluyorum. Birincisini duyduğumda dil sürçmesi sandım ama aynı anons 1-2 dakika sonra tekrar yapılınca anonsu yapan biri türbanlı diğeri türbansız iki bayana çok kötü bağırırken buldum kendimi. Hatta bana boş dosya kağıdı da uzattılar şikayet etmem için. Ben de “Ne yani dilekçe verip ‘Ben yapılmadım…’ mı yazacağım!..” diye gürleyip ayrıldım yanlarından…

Fuar ilerledikçe bunların hata olmadığını, her şeyin planlı olarak yapıldığını gördüm. Fuar din ve şeriat üzerine kurulmuş. Bugüne değin adını duymadığım insanlardan dini konuşmalar dinledim. Fuarın ilk günü biri yolumu kesip Allah’ın indirdiği kitaptan bahsetti adımla hitap ederek. Daha sonra bir başkası türban dersi verdi yine inatla. Baktım bilerek yapılıyor, sonrakileri ciddiye almadım.

Ama esas sorun konuşmacılardaydı. Konuşmacıların çoğu kitap yerine yeni yapılacak anayasayı konuşuyordu. Tek madde vardı konuştukları, o da anayasadaki laiklik konusu. Yüzde 98’i Müslüman olan bir ülkede devletin bir dini olmalıydı. Yani Türkiye bir din devleti olmalıydı, Osmanlı zamanında ülkenin yüzde 30’u yabancı olmasına karşın bu böyleydi ve şimdi neden olmuyordu.

Anlayacağınız kitap fuarında konuşulan konu şeriatla yönetilmesi gereken Türkiye’ydi. Başkaları da vardı, mesela br konuşmacı kendisini izleyen 10-12 yaşlarında bir çocuğa gidip “Allah’la aran nasıl?” diye sordu.

–          Gayet iyi…

–          Neden?

–          Çünkü namaz kılıyorum…

–          İşte doğru yanıt bu,………..

Ben Kocaeli Kitap fuarına ilk kez gittim. Kimi arkadaşlar iyi olduğunu söylemişlerdi. Demek ki onlar sadece satış üzerinden değerlendirmişler. Konuşmaları pek dinlememişler yada anayasa konusu o dönemde gündemde olmadığından pek böyle değildi.

Bir daha bu fuara katılmayacağım. Bunun nedeni inançlarıma aykırı ve ters olan bişeylerin istemeden kullanıcısı konumuna düşmek istemiyorum. Türkiye’deki bütün demokrat yayınevlerini de oraya davet erek demokrat olduğunu kanıtlamaya çalışacaksın ama neredeyse bütün konuşmacılar Allah, din ve şeriatı konuşacaklar. Bu seneden sonra kimi yayınevleri ve yazarların da bence katılıp katılmayacaklarını düşünmeleri gerekiyor. İleri demokrasinin ılımlı İslam AKP modeli yine bir oyun oynuyor ve ben yokum içinde…

Mayıs 14, 2012

MEGALOMANLIK HASTALIKTIR MURAT BELGE!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:55 am

MEGALOMANLIK HASTALIKTIR MURAT BELGE!..

Tahmin edeceğiniz gibi yaşamımda çok megaloman tanıdım. En azından babam megalomandı, babamın en yakın arkadaşları megalomandı. Onlarca megalomanın yanında büyüdüm. Megalomanlık hastalıktır dediğime bakmayın, onların noktasına gelmiş insanlar için gayet doğaldır ama sorun onu nasıl taşıdığınızla bağlantılıdır.

Doğal olarak en yakın Aziz Nesin’i tanıdım. Aziz Nesin megalomanlığını çok ince kullanırdı, en azından bundan dolayı karşısındakini ezmezdi. Kimi zaman karşılaştığımız sert yanı daha çok asker kökenli olmasından kaynaklanırdı.

Türkiye solunda hastalıklı megaloman çoktur. Ve ben bunların gerçekten çok zararlı olduklarına inanırım. Bülent Ecevit bunlardan biriydi, kendisine göre bir “Sol” diye tutturdu ve yanında kimseyi istemedi. Sonunda bana göre tek başına kaldı. Doğu Perinçek de bunlardan biridir. Eski arkadaşlarından kaç kişi yanında kaldı dersek, ailesi dışında çok isim sayamayız. Yalçın Küçük de tehlikeli megalomanlardan biridir. Herşeyi tek başına yapabileceğine inanır. Onun da siyasi omuzdaşı olduğu söylenemez.

Son olarak bu ekibe Murat Belge de dahil oldu. Murat Belge dün Taraf Gazetesinde “Deniz Gezmiş ve Arkadaşları Konusu” başlıklı bir yazı yazmış. Yazının bir bölümünde Belge “Türkiye’de de Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu devrimci geleneği bu iki boyutuyla, eksiksiz olarak temsil ettiler. Tam kırk yıl önce hayatlarını bu nedenle yitirdiler.”

İlkin şunu söyleyeyim: “Deniz Gezmiş ve arkadaşları” denince akla gelen, çoğu ölmüş, bazıları bugün de hayatta olan insanları çok sevmişimdir, bugün de severim. Altmışların, yetmişlerin günlük politikası içinde, sıcak siyasî ortamda, karşıt kamplarda yer alıyorduk. Siyaset, aramızdaki gerilimi zaman zaman büyütebiliyordu. Buna rağmen, ben o arkadaşları hep çok içten, dürüst buldum. İzledikleri çizgi bence çok yanlıştı ama bundan onları sorumlu tutmadım.” diye yazmış.

Bu yazıyı okuyan Murat Belge’yi 70’li yıllarda 60-70’li yaşlarda bir Marksist, Deniz ve arkadaşlarını da 20’lerinde bir genç sanır. Oysa darbe olduğunda Belge 24, Gezmiş de 20 yaşlarında. Deniz’den sadece 4 yaş büyük Belge, Denizlerin yanlışından dolayı kendisini sorumlu tutmuyormuş. Büyük olasılıkla onlara Marksizmi yeterince anlatamamış yada belki Marksizmi anlatmaya çalışmış da büyük olasılıkla kendisi henüz Althusserci olmamıştı.

Belge yazının devamında “Devlete, siyasî otoriteye başkaldırmaktan çekindikleri yoktu. Sonuna kadar da, böyle gittiler. Ama “tecrübeli ağabeyler” olarak kabul ettikleri kişiler karşısında böyle dikbaşlı bir tavırları olmadı. Tam tersine, onların “bilgi”sine güvendiler; onların “yapılmalı” dediği işin gönüllü militanı oldular.” diyor… Büyük bir olasılıkla o “tecrübeli ağabeyler” dediğinden biri kendisi. Yani Denizler “tecrübeli ağabey” Murat Belge’ye dikbaşlılık yapmamışlar ama dinlememişler de. O yüzden de onların gençliğine veriyor ve sorumlu tutmuyor. Delikanlılık işte ne olacak.

Murat Belge bugünkü kafa yapısıyla, düşünce yapısıyla, o günkü kafa yapısının yada kafa yapısının değil de deneyimlerinin aynı olduğunu sanıyor. Çünkü o artık hastalıklı bir megaloman, doğal olarak o hiçbir zaman yanlış olmamıştır, bugün kendisine göre ne kadar doğruysa, o zaman da doğruydu.

Türban tartışmasının en hızlı zamanında, ben imzalara karşı çıkarken Belge bana verdiği yanıtta “Bugün bazı eski dostlar birbirine selam veremez durumda, bunu anlamıyorum…” diye yazmıştı. Bunu anlamayacak ne var, yıllarca faşizme, kapitalizme, emperyalizme karşı ölümüne savaş vereceksin, sonra güvendiğin insanlardan biri kapitalist derneğin bir üyesiyle beraber aynı derneğin yönetimine girip, “Arkadaşlar, işçi sınıfı yok tık, devrimi kapitalistlerle, globalistlerle beraber yapalım… En doğru yol Soros’un yolu, yaşasın Soros’un Açık Toplum Vakfı…”diyerek beni spekülatör bir anti-komünistin yolundan gitmeye çağıracak, onun parasıyla paneller düzenleyecek, aynı eskiden yaptığı gibi “Ağır abi”yi oynayacak sonra da birileri selam vermeyince şaşıracak.

70’lerden beri tanıdığım Murat Belge’nin doğum tarihine bakmak için Vikipedi’ye baktım, orada onu tanımlayan çok doğru bir tümce buldum: “Amerika’da Massachustts eyaletine değişim öğrencisi olarak gitti.

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: