ERDOĞAN’DAN FETHULLAH GÜLEN’İ BİTİRME ÇAĞRISI…
Düşünüyorum da Türkiye’nin bugün tartıştığı konuyu, yani Fethullah Gülen’in Türkiye’ye gelip gelmeyeceğini, daha doğrusu gelemeyeceğini 2008 yılında yazmışım. Gülen’in beraat ettiğinin ertesi gün “Erdoğan iktidarda olduğu sürece Fethullah Gülen Türkiye’ye gelemez. Çeşitli bahaneler bulunur, yeni dava açma olasılıkları bile çıkar…” diye yazmıştım.
Bu benim becerim miydi, yoksa Türkiye’yi ve son dönemlerin siyasetiyle, siyasetçilerini iyi okumam ve tanımamdan mı kaynaklanıyordu bilemiyorum! Sanırım Türkiye’de olanları iyi okuyorum, buna şımarık bir övünme diyebilirsiniz ama daha sonraki haftalarda Erdoğan’la, Gülen’in aynı çizgide olmadığını ve birbirlerinden hazetmediklerini de yazdım. Daha da ilginci, kitaplarıma baktığımda Hakan Şükür’ün milletvekili olacağını da yazdım, hem de 2 yıl öncesinden.
Erdoğan’la Gülen yada temsilcileri ne zaman birbirlerine karşı seslerini çıkardılar, herkes “Aaaaaaa, bunlar kavga ediyor, ayıptır yapmayın, vatan elden gidiyor!..” demeye başladı. AKP’yi destekleyenlerin de arası açıldı ve savcılığın MİT çıkarmasıyla beraber onlar da ikiye bölündü.
Sonunda AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan son tümceyi söyledi ve Fethullah Gülen’e “Türkiyeye dön…” çağrısını yaptı. Bu çağrı tartışılıyor şimdi ve herkes iyi tarafından bakmaya çalışıyor. Oysa Erdoğan’ın bu çağrısı kendisine göre çok akıllı bir taktik. Erdoğan, Gülen’in Türkiye’ye gelemeyeceğini biliyor. Çünkü Gülen şu anda gelirse kendisini bitirir.
Bunun nedeni Gülen’in Erdoğan gibi aktif siyasetçi olmamasından kaynaklanıyor. Yaptıkları işte Gülen’le Erdoğan tam anlamıyla rakip değiller. Fethullah Gülen, Erdoğan’ın istediği yarı başkanlık yada tam başkanlık sistemini istemiyor. Daha doğrusu ABD bunu istemiyor çünkü Erdoğan aldığı bütün oyları kendisinin sanıp megalomaninin son aşamasına gelmiş durumda. Ne zaman ki kendi inisiyatifinde sandığı emniyet ve adliye ekiplerinin kendi elinde olmadığını, bunlara artık tamamıyla Gülen’in hakim olduğunu gördü, Erdoğan, Fethullah Gülen’e karşı da gürlemeye başladı.
Duyumlarıma göre Fethullah gülen bir dahaki seçimlerde kendi grubuna 150 milletvekili istiyor. Bu sayı çok ciddi bir sayı, çünkü bundan sonraki seçimde AKP’nin 300 milletvekili çıkarma şansı bile yok gibi. Bağımsız milletvekili sayısı 50-60 arası olur. CHP 60 dolaylarında çıkarır. Yeni anayasa tartışmalarıyla MHP yine her zamanki gibi milliyetçilik kavgası verir ve 50 milletvekili çıkarır. Fethullah Gülen’e 150 milletvekili vermek demek partideki bütün inisiyatifi ona teslim etmek anlamına gelir ki Anayasa Mahkemesi’nin son aldığı cumhurbaşkanlığı seçim kararıyla bu iş tam bir çarşafa dönüşmüş durumda zaten. Abdullah Gül bir tehdit olarak duruyor artık Recep Tayyip Erdoğan için, heran cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayabilir konumunda. Bu ancak şu anlama gelir, AKP ve AGP adında 2 parti yarışır.
İşte Erdoğan bunları gördüğünden kendisine göre büyük oynadı ve Gülen’i Türkiye’ye çağırdı. Şu anda kozu eline geçirdiğini sanıyor çünkü şimdilik gelmeyeceğini açıklayan Gülen’e karşı Erdoğan “Ya Türkiye’ye gel ve ne konuşacaksan konuş yada yapacaksan yap yada el kapılarından bağırıp durma…”
Fethullah Gülen’in elindeki koz daha da değişik, her zaman meclisteki milletvekillerini AKP’den çekebilir ve dışarıdan AKP hükümetini destekleyerek onu rahatsız eder ve bir dahaki seçimlerde Erdoğan’ı ister AKP başında ister Çankaya köşkünde iktidara götürmeyeceğini net bir şekilde gösterir.
Bu raundu hangisi kazanır bilemem, bundan sonra duyacağımız telkinler “AKP’yle Gülen hareketi birleşsin…” şeklinde olacak, zaten olmaya başladı bile. Bu savaşımdan kim kazançlı çıkacak derseniz her zaman olduğu gibi yine ABD kazançlı çıkacak. ABD’nin en az bir dönem daha Gülen ve onun gibilerine gereksinimi var ama Erdoğan’a yok. Erdoğan’a benzer siyasetçi bulmak kolay ama Gülen gibi kendilerine göre bir dini lider bulmaları zor. Erdoğan kendisi için büyük oynadı, Fethullah Gülen’i bitirmek için ilk adımını attı hem de adına “Barış çağrısı” dedirterek…
Bunun o da farkında ki gelme teklifini kabul etmedi. Bence yalvarmasını da istiyo olabilir.
Yorum tarafından çölmevsimi — Haziran 19, 2012 @ 7:21 am
Falan filan falan filan diyosunuz yani….
Yorum tarafından tercüme — Haziran 19, 2012 @ 7:33 am
Bu nasıl sığ yorumlar yumağıdır yaa. Kendince derin analizler mi yaptın şimdi. Yok Erdoğan ile Gülen arasında rekabet varmış mış. bilmem neymiş. Hareket hakkında ne biliyorsun ki bu Ruşen Çakırvari derin!! analizler yapıyorsun. Hareket Akp den öncede vardı sonrasındada olacak. Bu niyet okumacılığını hizmete çakınca reyting yapıyorum havasını bırakın artık. Hizmeti bilenler sizin yazılarınızı okuyunca çok komik duruma düşüyorsunuz. Çünkü bu yazdıklarınız cehaletinizi ortaya koyuyor. Böyle yok iktidar savaşları yok rekabetler. Yok biriilerinin ağzından söylenmemiş şeyler söyletmeler niyet okumalar. Kısaca Lafontenden masallar….
Yorum tarafından ufukturu — Haziran 20, 2012 @ 5:54 am
Hizmetiniz hakkında her gün güzel haberler okuyoruz. Son başlık şöyle: “Polis Akademisi’nde profesör ve doçentlerden ‘başarısız’ notu alan 200 öğrencinin, notlar bilgisayara girildikten sonra yapılan ‘yönerge değişikliği’ ile başarılı sayıldığı iddia edildi” Ülkemizin gururusunuz maşaallah.
Yorum tarafından emre — Haziran 22, 2012 @ 9:10 pm