Ahmet Nesin's Blog

Haziran 13, 2012

ÇOCUKLARINIZI OKULA GÖNDERMEYİN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:02 am

ÇOCUKLARINIZI OKULA GÖNDERMEYİN!..

 

Benim gibi bir inansın “Çocuklarınızı okula göndermeyin!..” demesi ne kadar zor. İster inanın ister inanmayın ama çok ciddiyim, bu yıl “Çocuklarınızı okula göndermeyin!..

4+4+4 sistemi üzerine herkes bişeyler söylüyor, ben de yazı yazdım bu sistem yada sistemsizlikle ilgili. Çok net söyleyeyim, hükümetin her yaptığını savunmak adına bu sistemi savunanları anlamakta zorlanıyorum hatta fanatikliğin bu kadarını abartılı buluyor ve bu insanların algılamalarını anlamıyorum.

2010 istatistiklerine göre Türkiye’de 5 -9 yaş arası 6 milyon çocuk var. Basit bir hesapla bunun 3 milyonu 5-7 yaş arası. 6 aylık dönemlere bölüp 5,5 – 7 yaş grubunu alırsak bu yıl okula 3 milyon çocuk bu yıl okula başlayacak. Hepsini 600 bin kişi diye alırsak:

 

–          5,5 yaş         600.000

–          6 yaş            600.000

–          6,5 yaş         600.000

–          7 yaş            600.000

 

Anlayacağınız bu çocukların yarısı diğer yarısından 1 yada 1.5 yaş küçük. Kendimden ve benden tamı tamına 1 yaş büyük Ali’den örnek vereyim isterseniz. Ali’yle aramda 12 ay 12 gün var.

Ben doğduğumda Ali bana aha doğrusu anneme çok yardımcı olmuş. Devamlı beraber oynadığımızdan, benim söyleyip de anneme anlatamadıklarımı Ali öztürkçeye çevirirmiş. Ali okula başladığında ben kıyameti kopardım ve okula gitmek istedim. Hayır sandığınız gibi değil, okulu çok sevdiğimden yada dahi çocuk olduğumdan değil, okul benim hem kardeşimi hem de en yakın oyun arkadaşımı çalmıştı. Ali’yle uyanık olduğumuz bütün gün oyun oynarken düşünsenize kendimi nasıl boşlukta hissettiğimi.

Her sabah ağlardım, beni kandırmak için bana defter ve kalemler alındı. Bugün baktığımda annemin ve babamın yanlışını görüyorum, yukarıda da dediğim gibi benim derdim okul değil, yaşıma göre hâlâ oyun oynama derdinde olmamdı. O yüzden defter, kalem, silgi beni kesmedi. Babam Ali’ye para verirmiş ve Ali bana akşamları çikolata getirirdi, anlayacağınız rüşvete erken alıştım. Daha doğrusu bizim ailede ilk ve tek rüşvet yiyen benim.

Ali’yle benim ikinci sorunum yaş sorunuydu. İkimiz de kasım doğumluyuz ve işte bu buçuklu yaşlar grubuna dahiliz. O yüzden biz erken gittik okula ve ilkokul 1 bittiğinde ayrı bir sınava tabii tutulduk. Yani aynı yıl doğsak bile sınıf arkadaşlarımızın ikimiz de en küçüğüydük. Hele ben 30 kasımda doğmuşum, Ayşegül haricinde yaklaşanım yok yaşıma.

İşte burada öğretmen devreye giriyor, Ali’nin öğretmeni Seçim Hanım, bırakın Ali’yi benim bile arasıra rüyalarıma girer. Böyle bir insan, insan ötesi melek sanırım dünyaya az gelir. Benimse şansım yaver gitmedi, çok öğretmen değiştirdim ve sonunda resmen faşist bir öğretmene düştüm. Bir gün anılarımda yazacağım o kadını, çok yer alacak. Ama işin ilginci Afşar Timuçin de benim 2 aylık öğretmenim olmuştu. Komik olan Afşar Timuçin aynı zamanda annemin fakülteden de sınıf arkadaşıydı.

Bu sistem o dönemde olsaydı ne olurdu?.. Sanırım Ali’den nefret ederdim yaşamım boyunca. Doğal olarak beraber aynı sınıfa gidecektik ve Ali yaşı gereği her şeyi benden önce öğrenecekti. Aynı sınıfta, aynı öğretmen ama karnelerimiz farklı olacaktı. Ben yaşım gereği daha çok oyun isteyeceğimden Ali dersini bırakıp sınıfta bir de benimle uğraşacaktı. 1 yaş büyük de olsa benim yanımda öğretmeninden azar işitmek onu daha fazla incitecekti.

Çok nadir de olsa bunun tersi de olabilir ve ufak kardeş çok zekidir, okumayı daha çok istiyordur, bu kez kendisinden yaşça büyük abla yada ağabeyini geçecek ve her çocuk gibi acımasız olduğundan onunla dalga bile geçecektir. 1 yaş arayla arada otorite olur mu demeyin, öyle bir olur ki kimileyin siz bile şaşırırsınız. Sonuçta o sizin ağabey yada ablanızdır, hele küçük yaşlardaysanız dinlemek zorunda hissedersiniz kendinizi.

Bu yazıyı çok detaylandırmak istemiyorum ama bu yeni sistemle aynı zamanda okula başlayacak çocuklar ve veliler için yazıyorum. 5,5 yaşındaki çocuklarınızı ağabeyleri yada ablalarıyla aynı sınıfa yada okula göndermeyin. Okula başlatmayın, protesto edin, yoksa ikisinde de çok ciddi sorunlar yaşarsınız.

 

 

Reklamlar

Haziran 9, 2012

RADİKAL HÂLÂ GAZETE Mİ?

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:30 am

RADİKAL HÂLÂ GAZETE Mİ?

Radikal Gazetesi’nin çıktığı günü anımsıyorum. Günlerce marjinal gazete çıkıyor diye reklam yapmışlardı. O gün ÖDP binasının açılışı vardı, açılıştan ben, Sadık Gürbüz, Mazlum Çimen, Ferhat Tunç, Reis Çelik, Edip Akbayram, Suavi, hep beraber çıkmıştık. Beyoğlu’nun ortasında nereye gideceğimizi konuşurken bir TV kanalı Radikal Gazetesi’yle ilgili söyleşi yapmak için yola çıkmış. Hepimize baktı, kendisine göre bir maden ocağına düşmüş gibiydi ve aramızdan tam da reklamına uygun en marjinal görünüşlü Suavi’yi seçip konuşmaya başladı.

Uzun süre nasıl gazetecilik yaptığını tartışmak istemiyorum, bana göre yeteri kadar sol değildi ama sermayenin elinde yapacağı kadarını yaptı diyebiliriz bir dönemin Radikal Gazetesi için.

Geçenlerde öğrencisini döven bir öğretmen haberi vardı gazetede.Haberde 15-16 yaşlarındaki öğrencinin adı açık bir şekilde yazılmış ve fotoğrafı da konmuştu. Öğrencisini döven öğretmeninse gözleri bantlıydı ve isim ve soyadı sadece harflerle yzılmıştı.

Haberi okuduktan sonra arkadaşlarıma anlattım ve gazetecilikten gelmeyen genel yayın müdürleri olduğu sürece böyle hatalar yapılacağını ve bu konuyu yazacağımı söyledim.

Hep söylemişimdir, gazetecilik yada muhabirlik yaptığım dönemde en büyük şansım patronumun gazeteci olmasıydı. Haldun Simavi’yi tanımayanlar abarttığımı sanabilir ama Haldun Bey o dönemde böyle bir haberi Günaydın Gazetesi’nde görse sorumlusunu çağırır ve “Yavrum personele ve muhasebeye git, senin çıkışını versinler…” derdi.

Dün Radikal’de bir başlık gördüm “Yumurtayla yakalanan üniversiteli beraat etti” Tüm başlığı okuduğunuzda ne mutlu edici bir haber değil mi, genç arkadaş beraat etmiş. Ama işin rengi başka ve bu çok ustaca yapılıyor. “Yumurtayla yakalanan” ne demek sizce, dünyanın neresinde bir insan yumurtayla yakalanır yada böyle bir gazete başlığı atılır. Olayın yumurtayı bir başkasına atılması hatta cumhurbaşkanına atılması önemli değil, olayın gazeteye yansıyış biçimi önemli.

Bu başlıkla yumurtanın bir suç olduğu vurgulanıyor, ailelere bir uyarı yapılıyor, bir süre sonra aileler çocuklarının üstünü bile arayabilir evden çıkarken. Bu tip haberler bilerek yapılır ve bunları okuduktan sonra bir süre geçer ve siz farkına varmadan şartlanmışsınızdır. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde kitap için bu başlıklar atıldı. “Silahlarla beraber yakalanan kitaplar” yada “Yasak yayın” diye yazılıyordu gazetelerde. Ve insanlar kitaptan uzaklaştılar.

Bodrum Kitap Fuarı süresince bir kitap bitirdim, inanlar 12 Eylül 1980 sabahı uyandığında neler hissettiğini yazmış. Sabah darbeyi öğrenir öğrenmez evdeki kitaplarını yakanların çoğu yazar ve şair. Okudukça şaşırdım, devrimci öğrenciler yakmamış kitaplarını, bazılarınınkileri anneleri yakmış, önlemeye çalışmışlar ama 24 saat evde olmayınca engelleyememişler. Ama şair ve yazarlarda durum farklı hem kitaplarını yakmışlar hem de nasıl devrimci mücadele verdiklerini yazmışlar. Hâlâ da veriyorlar, 2-3 ay hapis yatmaktan korkarak hem de…

Bu bir sistem oyunudur, Radikal’in başlığı da bu sistemin bir oyunu, kendi sistemlerini insanların bilinç altına yerleştirmek. Aman ha dikkat edin, bir darbe neyim olursa yumurtları yok edin evden, yemekle de kurtulamazsınız, bağırsak kontrolü neyim yapabilirler. En iyisi evde 1-2 tavuk bulun, suçu onlara atın, baktınız yumurta fazla, iş örgüte girecek iyisi mi bazılarını tavuklara geri tıkın olsun bitsin.

Haziran 6, 2012

EMZİRME ODASININ YANI SEVİŞME ODASI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:52 am

EMZİRME ODASININ YANI SEVİŞME ODASI!..

Sanırım bugünlerde az yazmak için fuarları bahane ediyorum. İtiraf etmeliyim ki içimden gelmiyor fazla yazmak. Her yıl 1 ay kadar böyle bir dönem yaşıyorum esasında. O kadar çirkinlikler yaşıyoruz ki, kendimi kabuğuna çekilen kaplumbağalara benzetiyorum. Ve ilk kez okumamaya da başladım, kendimi kandırıyorum, okumyınca Türkiye daha iyi gider sanmakla…

Geçenlerde bir haber vardı gazetelerde, evlenme yaşı lise çağına inecekmiş ve doğal olarak da liselerde “Emzirme odaları” olacakmış… Bu geç alınmış bir karar gibi geliyor bana. En azından cumhurbaşkanı Abdullah Gül dönemine denk gelmeliydi bu dönem.

Abdullah Gül dönemine denk gelseydi 14 yaşında beğenip de 15 yaşındayken evlendiği eşi Hayrünnisa Gül okuldan ayrılmak zorunda kalmaz, lise 1’de ilk çocuğunu, lise 2’de ikincisini ve lise son sınıfta da üçüncü çocuğunu doğurur ve emzirebilirdi. Böylece 3 çocuğunu doğurduktan sonra liseyi dışarıdan bitirmek zorunda kalmazdı.

Neyse, sorun tek başına çözümlerle hallolmuyor. Bu olaya derinden bakmak gerekiyor. Ders vermiş gibi olmaktan nefret ederim ama bir okulda “Emzirme odası” olacaksa bunun öncesine de bakmak gerekiyor.

Önce kendimize şu soruyu sormak zorundayız. Bir çocuk neden emzirilir, çok basit değil mi, çocuk doğmuştur, doğar doğmaz acılı adana yiyemeyeceğine göre anne sütüne gereksinim vardır. Çocuk kimilerimize göre bir birleşme, kimilerimize göre de sevişme sonucu doğar.

İşte sorun burada başlıyor, diyelim ki bir okul yaptırdınız ve okulun da bir “Emzirme odası” var. Var olmasına var da emzirecek lise 1 öğrencisi yada kadını, emzirilecek çocuk yoksa o oda boşunadır. O yüzden o odanın yanın bir de “Sevişme odası” yaptırmalıyız. Bir karmaşayı engellemek için ya teneffüslerde yada art 2 saat sevişme saatleri ders gibi konulmalı.

Bunun erken doğumu da var tabii, en azından liselerde bir ebe olmalı. Ebe tek başına ne yapabilir ki, reviri olmalı, jinekolog masası olmalı. Ebe hasta olabilir, öğrencilere doğum dersi de verilmeli bence.

Bir anne öğrencinin nasıl çocuğunu emzirme hakkı varsa ve dersten izin alarak çıkabilecekse, evli öğrencilerin de sevişmek istemeleri gibi doğal hakları vardır. Bu bilhassa yazılı sınav saatine denk gelebilir, sevişme bu saati belli mi olur?

–          Kitaplarınızı kaldırın, yazılı yapacağım…

–          Hocam ben dün gece çalışamadım.

–          Ne oldu yavrum, elektrikler mi kesildi, babaannen mi öldü?

–          Yok hocam, ben kocamla sev…….

–          Sus terbiyesiz…

–          Niye terbiyesiz hocam, okul kurulduğundan beri “Emzirme odası” boş duruyor. Müdür bey söyledi, yakında müfettiş gelecekmiş, odanın boş geçmemesi için biz kocamla nadasa çekildik, derslere biraz ara vereceğim de…

–          Aaaaaaa, o zaman okula niye geldin sen kızım, çabuk evine, çabuuuukkkkkk… Kocan kaçıncı sınıftaydı senin, ben müdüre söylerim, onu da al, izin kağıdınızı imzalasın, hadi kış kış, hadi, hadiiiiiiiiiiiii….

Daha dün annemizin kollarında koşarken

Bugün okullu olduk

Kocamızın yatağından

Çıkıp sınavlı olduk…

Yada dersler Tarkan’ın “Gel gel acımıycak” şarkısıyla başlamalı. Birileri din adını kullanarak utanmayı göze aldıysa bize ne düşer ki… Gel gel acımıycak…

« Newer Posts

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: