Ahmet Nesin's Blog

Temmuz 21, 2012

BAŞBAKANIN (SEROKWEZÎR) SÖZÜ SÖZ (GOTİN, PEYV) OLMALI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 12:52 am

BAŞBAKANIN (SEROKWEZÎR) SÖZÜ SÖZ OLMALI!..

 

Sanırım sadece (BİTENÊ) Türkiye’de değil, bilhassa (NEMAZE) bütün Ortadoğuda demokrasi tartışması iyice komik (ÇÛLE) hale geldi… Türkiye’de 40’tan fazla (ZEHF) parti var, hepsi demokrasi diyor. Yıllar önce (PÊŞ DE) AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kürt açılımı” diye bişey (TİŞTEK) attı ortaya. Bütün (BİTÛN) bu demokrasiyi savunan partiler birbirlerine girdiler. Doğal olarak da bu (EV) iş (KAR) yattı.

Daha sonra laf (PEYV) ebeliği başladı, ardı ardına Kürtler ve Kürtleri destekleyen Türkler tutuklandı (BENDÎ KİRİN). Şirinlik ismi değiştirilen eski (KEVN) Kürt isimlere geri (ŞUND) dönüleceği sözüyle devam (DÛMAHÎ) etti.

Dün bir haber (NÛÇE) okudum. Haberden bir bölüm (BEŞ, ÇAVÎ) aktarıyorum size: “Kürtçe üzerindeki yasakçı yaklaşım, mülki amirler ve mahkemeler eliyle sürdürülüyor. Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi tarafından 4 yıl önce yapılan ve tiyatro, müzik, şan, bilgisayar gibi alanlarda binlerce kişiye eğitim-öğretim hizmeti sunan Cegerxwin Gençlik ve Kültür Merkezi’nin ismi yasaklandı. Kayapınar Kaymakamlığı’nın Belediye Meclisi’nin aldığı kararı iptal için İdare Mahkemesi’ne açtığı davada, mahkeme “Cegerxwin” isminin Türk Dil Kurumu sözlüğünde bulunmadığını ve yabancı dil kurallarına göre teşkil edildiğini belirterek ismin yasaklanmasına hükmetti. Mahkeme aynı şekilde 19 parka verilen ve çoğu Kürtçe isimlerin de iptal edilmesini kararlaştırdı. Yasaklara karşı Belediye Meclisi, Danıştay’a başvurdu. İdare Mahkemesi’nin ‘Cegerxwin’ ismini yasaklaması ardından, Belediye avukatları konuyu Danıştay’a götürdü. Belediye avukatları ayrıca, yine Kayapınar Kaymakamlığı’nın şikayeti üzerine yine mahkemece yasaklanan Zembilroş Park, 33 Kurşun Parkı, Derwêşê Ewdi Parkı, Nefel Parkı, Daraşin Parkı, Bêzar Parkı, Ciwan Parkı, Sosin Parkı, Jiyanan Azad Parkı, Aşîtî Parkı, Yek Gûlan Parkı, Beybun Parkı, Şilan Parkı, Roşna Parkı, Rojbîn Parkı, Rojda Parkı, Berfîn Parkı ve Roşan Parkı gibi isimler için de Danıştay’a başvurarak, mahkeme kararına itiraz etti.

Ben de kısacık (GUT) bir yazı (NÎVÎS) yazmak istedim, içinde suç (TAWAN) unsuru var mı bilmiyorum, artık (BERMAYÎ) umurumda da değil. Yazının başlığında söylediğim gibi BAŞBAKANIN (SEROKWEZÎR) SÖZÜ SÖZ (GOTİN, PEYV) OLMALI!..

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Temmuz 20, 2012

FUAR ANILARI

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:25 am

FUAR ANILARI

 

Yıllardır anılarımı yazmayı düşünüyordum ve yazmaya başlıyordum da ama sonradan vazgeçiyordum. Bu konuda sanırım babama çekmişim, “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez”in 2 cildini yazdı ama sonrasında bekledi de bekledi. Çünkü artık kendi çocukluğundan çıkıp askeri okul, gençlik ve yazarlık dönemine geliyordu. İlk ikisini bilemem ama yazarlık dönemini çok iyi biliyorum. O dönemi yazsaydı sanırım ortalık birbirine girerdi. Mezarlığı bile istememe nedenlerinden biridir, “Sevmediklerim ve beni sevmeyenler gelecek ve seviyormuş gibi yapıp konuşmalar yapacaklar, bu bana hep sahtekarlık gibi gelmiştir…” derdi.

Kendisiyle 3 söyleşi yapmıştım, biri eski Bugün Gazetesi’nde çıkmıştı diğer ikisi de Milliyet gazetesinde, onun ölümünden sonra yaşadıklarımızı anlattığım “Yaz Babam Yaz” kitabımda var o 3 söyleşim. Dördüncü söyleşiyi çok istemiştim, 16 yıl başkanlık ettiği Türkiye Yazarlar Sendikası dönemiyle ilgili konuşacaktım, izin vermedi, gerekçesi çok insanı kırmaktı. İşte anılarını o yüzden yazmadı, daha doğrusu özyaşamöyküsünü devam ettirmedi.

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez”in 3. cildi çıktı ama tam anlamıyla bekleneni veremedi. Bekleneni veremedi derken kötü anlamında değil söylediğim, daha çok anı bekleniyordu. Özyaşamöyküsü dünya yazınında çok önemli bir yer tutuyor ama mektup yada günce gibi değil. Çünkü mektup yada mektuplaşma ve günce yazını daha çok yayınlanmamak üzere yazılan yazılar. O yüzden yazının en dürüst yanı benim için günce ve mektuplar.  Bu iki tür daha çok yazarının ölümünden sonra yayınlanıyor zaten.

İşte bu yüzden anılarımı yazmaktan vazcayıyorum her seferinde. Neresinden bakarsanız bakın, büyük bir bölümü babam, ben ve babamın arkadaşlarını içerecek. Ama sanırım bir kolayını buldum ve “Fuar Anıları”mı yazmaya karar verdim. Bu dediklerim yok mu bu anılarda, var hem de tahmininizden çok var ancak arada bir fark var, akıllarda kalanlar daha çok yaşadığımız komik olaylar yada kara mizah diyebileceğimiz türden olaylar.

Unuttuklarım mutlaka vardır ama hafızama da biraz güvenmiyor değilim. Bikaç kişiden de anı isteyeceğim. Bu kişiler daha çok yıllardır fuara katılanlar arasından olacak. Söylemek istediğim aslında şu, yaz sıcaklarıyla beraber 1-2 ay zamanımı bu kitaba vereceğimden daha seyrek günlük yazı yazacağım. Anlayacağınız kendime verdiğim izinde de bir kitap oluşturacağım. Umarım beğenirsiniz. TÜYAP’ı daha önce bikaç kez yazmıştım, bana göre TÜYAP Kitap Fuarı 12 Eylül darbesi sonrası aydınların, yazarların ve okurların bir araya geldiği çok önemli bir başlangıçtır. Yaşadıklarımızı okudukça hem gülümseyeceksiniz hem de o dönemlerin faşizmini bir de bu açıdan göreceksiniz.

Ama dediğim gibi, kendime göre çok önemli konularda da yazı yazmaya devam edeceğim.

 

Temmuz 19, 2012

TÜRBAN ŞERİATIN BAŞLANGICIYDI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:10 am

TÜRBAN ŞERİATIN BAŞLANGICIYDI…

 

Yıllar önce Çerkes ve Abhazhaların bir düğününe gitmiştim. Düğün Akyazı’ndaydı, yaşamımda çok şey paylaştığım okul arkadaşım Feridun götürmüştü. Feridun’un babası yaşamıyordu ama o kesimin en sevilenlerin biri olduğundan ve ben de onların misafiri olduğumdan el üstünde tutuluyorduk.  Eski Kalamış Sahil yazlık Sineması’nın ve Todori Meyhanesi’nin sahibi Yaşar amcanın oğlu evleniyordu. 3 Gün 3 Gece sürdü ve her yaşadığımla yeni bişey öğreniyor ve Feridun bunları bana önceden anlatmadı diye de kızıyordum. Silahsız tek kişi yoktu, açık havada selamlaşma şarjör boşaltmayla oluyordu ve doğal olarak düğün 3 yaralanmayla bitti.

3 yaralanma dediğime bakmayın, kavga neyim çıkmadı, taşlara gelen kurşunların sekmesiyle olan ufak yaralanmalar. Ama bu geleneklerin yabancısıysanız benim gibi şaşkın şaşkın dolaşırsınız. Hele 3 yaralıdan dolayı size “Ağır yaralı yada ölü yok, bu düğün olaysız geçti…” diyorlarsa sadece aval aval bakarsınız.  

Bu tür gelenekler Avrupa ülkelerinde var mıdır bilmiyorum ama Lazlarda da var, Kürtlerde de. Düğünü erkek egemen mantığına çevirmenin en kolay yolu bu!.. O düğünde bişey daha gördüm, kız-erkek arkadaşlığının en rahat olduğu kesim de Çerkes ve Abhazalar.

Türkiye’de yıllardır yaşadıklarımızı bu düğüne benzetiyorum. Din devlete bağlı, Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum başbakanlığa bağlı olarak çalışıyor. Yani din devletten ayrı değil, yani laik bir ülke değiliz. Bu şu anlama geliyor, “Dincileri biz denetlemez özerk bırakırsak iyice yobazlaşırlar. Bırakın düğün olaysız geçsin…

Ben bu olaysız geçen düğüne ilk tepkiyi kimi akademisyen ve aydınımsıların “Türbana evet” imzasında göstermiştim. Nedeni çok açıktı, türban yada kadının kapanması Kur’an’da bir ayetten alınmaydı ve bunu TC Anayasa’sına konması şeriat gereklerinden birini anayasaya koymaktı.

İkinci gerekçem, kapanmak bir erkek egemenliğinin emriydi ve kadının burada söz hakkı sorulmamıştı. Doğal olarak yüzlerce yıl önce alınan bu karar kadının özgürlüğü diye tartışılamazdı. Kadın hakkında bir kararı erkekler alacak ve bunu uygulamak kadının özgürlüğü olacak, bu demokratik bir karar olmadığından demokrasi adına da tartışılamazdı.

Üçüncü gerekçem, eğer bu ayet anayasaya girerse, kapı aralanmış olur ve diğerleri peşi ardına gelirdi. Doğal olarak bu tartışmalar yapılırken Hak-İş hemen bir yürüyüş yaptı ve türbanlıların devlet dairelerinde de çalışabilmelerini istedi.

Ordu valisi güç alarak bütün umumi helalardaki pisivuarları söktürerek erkeklerin ayakta işemesinin günah olduğunu açıkladı.

Bir imam çalışan kadınların kocalarını aldattığını ve kadının yerinin ev olduğunu açıkladı. Bu açıklama benim dediklerimi doğruluyordu esasında çünkü ben türbanlı kadınların üniversite bitirdikten sonra ya babası ya ağabeyi yada kocası tarafından çalıştırılmayacağını, bunun başı açık, bilim okumak ve öğrenmek isteyen kızların önünü kesmek için yapıldığını yazdım.

Olsun düğün hâlâ olaysız geçiyordu, libre-el-al ve eşhellektüeller yaşamlarından memnundular. Derken kimi belediyeler alkole kırmızı çizgi çekmek istediler. Biraz mırın-kırın edildi ama çok ses çıkmadı. Ancak bundan sonra ruhsatlı içkievi açmak zorlaştı, Ankara’da içki satan kimi yerler basıldı, Beyoğlu’nda dışarıda masa ve sandalye koymak yasaklandı.

Herkes bu konuda bişeyler yapar da Mersin durur mu, orada da bir okul müdürü kız ve erkek öğrencilerin 45 santimden fazla yaklaşmamaları gerektiğini açıkladı. O 45 santim neye yada kime göre ayarlandı bilemem ama bence tam bir abukluktu.

Din dersine girmediği için notu da olmayan bir öğrenciye şimdi tasdiknamesi ve ortaokul diploması verilemiyor.

İmam Hatip ortaokulları açıldı, kimi okullar İmam Hatip’e çevrildi. 4 + 4 + 4 diye bir sistem getirildi ki kimse bişey anlamıyor. Son 4 mecburi olmadığından niye 4 + 4 yerine 4 + 4 + 4 denildiğini de anlayan yok.

AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Dindar gençlik yaratacağız…” diye açıklama yaptı ama hâlâ düğün olaysız geçiyordu. Dindar gençlik yetişecekse açık havada bira içmek de ne oluyordu. Hemen dindar gençliğin etkisiyle yasaklandı ve hatta Diyanet İşleri başkanı bilem bu konuda demeç verdi. Diyanet İşleri Başkanı’nın protokoldeki yerinin ilk 5 olacağı suikasta uğramayan Bülent Arınç tarafından açıklandı.   

Şimdi sıra geldi ramazana ve Mehmet Ali Birand korktuğunu yazmış bugün. Ne diyebilirim ki Birand, korku medeni bişeydir ama merak etme hâlâ düğün kazasız geçiyor.

 

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: