Ahmet Nesin's Blog

Temmuz 15, 2012

KÜRTLERE VE SOLA DEMOKRASİ DE NE DEMEK?..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:10 am

KÜRTLERE VE SOLA DEMOKRASİ DE NE DEMEK?..

 

Bir ülkede demokrasi tartışması “Kürtlere özgürlük”, “Alevilere özgürlük” yada “Komünistlere özgürlük” adı altında yapılıyorsa o ülkede zaten demokrasi yoktur demektir. Demokrasiyi tartışırken bütün olarak tartışmak zorundayız, kısmi tartışmalar egemen sınıfın verdiğiyle sınırlı kalacağından dolayı sonuç getirmez, objektif olmaz.

Mesela AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kürt açılımı” diye başladığında buna inananlar ve sevinenler yanlış yaptıklarının farkında değiller. Çünkü olaya “Kürt açılımı” olarak yaklaşır, tartışır ve çözüm ararsan ülkedeki diğer etnik grupları yok sayıyorsun demektir. Kürtlere bütün özgürlüklerini verip de Süryanileri unutursan hiçbişey elde etmemişsindir demek.

Buna çok yakın zamanda başımızdan geçen 12 Eylül anayasa referandumuyla örnekleyebilirim. O referandumda memurlara toplu sözleşme hakkı verildi ve libre-el-al takımı buna demokrasi adına sarıldı ve gayet de eşhellektüel yazılar yazdılar. Oysa toplu sözleşme 12 Eylül anayasasında olmasa bile zaten fiilen yapılıyordu. Bu kadar memur 1980’den beri nasıl zam aldı, kimi sosyal haklarını savundu. 12 Eylül faşist anayasasında esas olmayan ve memuru hep aciz duruma sokan grev hakkıydı. Referandumda getirilen geçici maddelerde grev hakkı yine yoktu. Doğal olarak memur toplu sözleşmeye otursa bile grev hakkı olmadığından hükümetin dediği rakama uymak zorunda kalacaktı. Kendilerine demokrat diyen kimi eşhellektüel ve sorosyalistler bu yasayı olmaz ama biraz demokrasi adına destekleyerek grev yasaklayan faşizmin can damarı oldular.

3. Yargı Paketi çok ilginç bir paket. Öyle bir paket ki kimilerini paketlemeye devam ediyor, kimilerini de utandırıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay paket içinde “Örtülü af” olduğunu fark etmemiş ve “Ben de bu uygulamanın bilmeden bir ortaklarından biri olarak vicdan azabı yaşıyorum…” demiş. Bu vicdan azabı asla istifayı getirmez, istifa demokrat kafayla düşünülecek bişeydir, çeyrek demokratlıkla yada yarım demokratlıkla olacak şey değildir.

BDP ve DTK tarafından dün düzenlenmek istenen “Özgürlük İçin Demokratik Direniş” mitingine valilik izin vermedi. Özgürlük adına yapılmak istenen miting suç sayılıyor bu ülkede. Bunun adı apaçık faşizmdir. Dün polisin yaptıklarını seyrettiyseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Şimdi yeni anayasa tartışılıyor. Anayasa bir ülkenin demokrasisiyle birebir bağlantılıdır. Anayasada bir tane bile anti-demokrat yasa varsa bu anayasa demokratlar tarafından onaylanamaz bir durumdur.

Devlet yada hükümet şunu iyi bilmelidir ki demokrasi mücadelesi bir savaşımdır. Özgürlük için daha çok savaşımlar verilecek, kandırmacalara gözümüz ve kulağımız kapalı. Biz demokrasiyi, özgürlüğü sadece Kürtler yada komünistler adına istemiyoruz. Daha çok yürüyüşler yapacağız, daha çok yasakla karşılaşacağız ve daha çok siyasetçi vicdan azabı çekecek. Ama biz şimdilik vicdan azabı çekmiyoruz.

 

 

Reklamlar

Temmuz 14, 2012

AKP’NİN BİTİRİLME EMRİ FETULLAH GÜLEN’DEN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:44 am

AKP’NİN BİTİRİLME EMRİ FETULLAH GÜLEN’DEN…

 

Gazetecilik kimileyin dedikodu, kimileyin de olasılıklar üzerine yürür. Türk siyasetini iyi okursanız bu dedikoduların boş olmadığını anlar ve olasılıklar üzerine yazı yazabilirsiniz. Dedikoduları yazabilmek için daha çok Ankara’da yaşamak gerek, Ankara yazarları her türlü siyasi dedikoduyu duyar ama işine geldiğini yazar.

Yıllar önce AKP gibi çok görüşlü partilerin yaşama şanslarının çok olmadığını yazmıştım. Buna en büyük örnek ANAP’tır. Bu partiler kimileri tarafından “Kurdurtulmuş” partilerdir. Kişisel siyasi görüşleri ABD’ye çok karşı olsa da çok ilginçtir ki kurulur kurulmaz ABD’nin dediklerinden çıkmazlar. Partideki kişiler ayrı dünya görüşünden gelirler ama parti kurulur kurulmaz aynı teraneyi konuşmaya başlarlar.

AKP içinde değişik görüşler var ve bunlar devamlı çatışma halinde. En büyük çatışma da Erdoğan ve Gülen arasında. Gülen siyasi parti olmadan siyasi partilere istediklerini yaptırmaya çalışan yada yaptıran bir tarikat önderi. Gülen son seçimlerden sonra Erdoğan’ı çok fena sıkıştırmış durumda.

AKP ilk kurulduğunda aralarında en karizmatik kişi olduğu için Erdoğan’ı başkan yaptılar. Erdoğan burada yanıldı, başkan olunca sandı ki Gülen hareketinin önüne geçebilecek ve parti içinde onları eritebilecek. Oysa Gülen açtığı dershane ve okullarla, yaptığı dini konuşmalarla daha çok mürit yaratmayı becerdi. Yetiştirdiği müritleri de emniyette, adalette, eğitimde çok önemli yerlere getirdi. Oysa Erdoğan’ın böyle bir şansı hiç olmadı, yani bugün AKP’nin elemanları dediğimiz bürokrasi Gülen hangi partiyi desteklerse oraya döner. Bunu Bülent Ecevit’i iktidara getirirken çok açık gördük.

Şimdi herkes Numan Kurtulmuş olayı hakkında yorumlar yapıyor. Oysa yapılan pazarlık Erdoğan’ın köşeye sıkıştırıldığı bir pazarlık. Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma olasılığına karşın Gülen partiyi tam olarak eline geçirmek istiyor. Bu planda Numan Kurtulmuş ön plana çıkıyor ve bunu biçok arkadaşıma söylediğimde bana inanmamışlardı.

Yapılan bu pazarlıkta önce ilk seçimde Gülen ekibinin kaç milletvekili çıkaracağı var. Bu sayı en az 150. İkinci pazarlık “Yarı başkanlık” yada “Yarı başkanlık” sistemi. ABD ve doğal olarak Gülen ekibi böyle bir olasılığa sıcak bakmıyor. Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa –ki bana göre ya çıkmayacak yada çıkamayacak- Numan Kurtulmuş partinin başına geçecek.

Burada AKP’nin ilk kurucularından ve başkanı Abdullah Gül harcanıyor gibi gözüküyor. Oysa ABD ve Gülen ekibi Kurtulmuş’un Gül’den daha karizmatik olduğunun farkında ve Cumhurbaşkanlığından sonra Gül’ü daha alt seviye olan başbakanlığa indirmek istemiyorlar.

O zaman Gül ne olacak diye bir soru geliyor akla. Unutmayın, Anayasa Mahkemesi Abdullah Gül’ün ikinci kez Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini yazdı. Bu olasılık pazarlıklara bağlı ama büyük bir olasılıkla olacak.

Çoğunun “Numan Kurtulmuş, Recep Tayyip Erdoğan’dan daha demokrat…” diye yazdığı ortamda ben de böyle bir tez ortaya atıyorum. Bu çalışma Erdoğan’ı bitirme çalışması gibi gözükse de, bilmeden, belki de istemeden AKP’nin bitiş çalışmasıdır.

AKP’ye katılacaklar arasında BBP’de söyleniyor. BBP Fetullah Gülen’nin sübap partisi zaten. AKP’ye katıldığında taban Erdoğan’ı değil Gülen hareketini destekleyecek. Anlayacağınız Erdoğan fena halde sıkışmış durumda ama onunla beraber bu oyunu oynayan Gülen hareketi de sıkışacak.

Bütün bunları yazarken bişeyi unutmamak gerekiyor, Obama tekrar başkan seçilecek mi? Çünkü ABD’de bir başkan değişikliği -ki bu parti değişikliğidir aynı zamanda- bütün her şey bir anda değişir ve Gülen hareketi de, AKP de avucunu yalayabilir. Seyreyleyelim ne olacak.

Temmuz 9, 2012

PKK KÜRT SORUNU DEĞİL, KÜRT SORUNU PKK’NİN OLUŞUMUDUR…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:31 am

PKK KÜRT SORUNU DEĞİL, KÜRT SORUNU PKK’NİN OLUŞUMUDUR…

 

Türkiye’de sorun çok, günden güne hangisinin daha önemli olduğu değişiyor. Tam yanlış yerleşmeden dolayı sel yada başka afetten çokça insanımızı kaybederken bir tutuklama başlıyor, konu anında değişiyor. Hükümet gündemi soruna göre değil, kendisine göre ayarlamasını çok iyi beceriyor. Hiçbişey yapmasa yada yapamasa bir bakan yada görevli saçmalıyor ve bu saçmalık yada saçma konuşma tartışılmaya başlanıyor. Basın da bulmuş bir “Yetkili saçmalık” konuyu hemen oraya çeviriyor.

Oysa Türkiye’nin değişmez bir sorunu var ve hep ilk sırada bulunuyor: Kürt sorunu. Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu Kürt sorununu PKK’yle özdeşleştiriyor, PKK var olduğu için Kürt sorunu var sanıyor. Hatta AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da “PKK dışındaki Kürtlerle bir sorunumuz yok…” diyor arasıra.

O zaman adama sorarlar, “Madem PKK dışındaki Kürtlerin bir sorunu yok, Kürt açılımını neden başlattınız ve hâlâ bu konuyla uğraşıyorsunuz!..” akp Genel Başkanı Erdoğan “Kürt açılımmayalım” konusunu ortaya attığında ertesi gün bir yazı yazmıştım, AKP’nin bu konuyu çözemeyeceğini söyledim ve gerekçe olarak da partinin programında bu konu yoksa zaten sorunu değildir, diye belirtmiştim.   

O sıra Paris’teydim ve bu yüzden Kürt arkadaşlarla bile tartıştım. Onlar haklı olarak umutlu olmak istiyorlardı, ölen, yaralanan, işkence gören, tutuklanan, dilini konuşamayan, yeterli sosyal hakları olmayan, en doğrusu “EŞİT” olmayan onlardı.

Bu tezimde hâlâ aynı şeyleri söylüyorum, Türkiye’nin büyük bir kısmı Kürt sorunuyla PKK’yi özdeşleştiriyor. Oysa PKK Kürt sorununu en önemli bir şekilde ortaya koyan bir partidir. Kürt sorununun PKK’yle başlamadığını, Kürt sorunu olduğu için PKK’nin yıllardır savaşım verdiğini hem halka, hem de milletvekillerine ve bakanlara anlatmak zorundayız.

O yüzden önce herkesin diline pelesenk olan “Biz bin yıldır kardeş kardeş beraber yaşıyorduk…” safsatasından kurtulmak zorundayız. Biz hiçbir zaman iç içe yaşamadık. Benim yaş grubum, siyasi bir aile yada çevreden gelmiyorsa Kürt sorununu hiç bilmedi. Kürtleri şivesi değişik Türk sandı, aynı şey Lazlar için de geçerli, Süryaniler için de…

Türkiye tam olarak Kürt sorununu 1960’larda Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran’ın başkanlığındaki Türkiye İşçi Partisi’yle öğrendi. Parti 12 Mart darbesinde programında “Kürt” sözcüğü olduğundan dolayı kapatıldı. Daha sonra gençlik hareketiyle duydu ve Deniz Gezmişlerin idamında “Halkların kardeşliği”ni duydu.

İşte bu yüzden meclisteki burjuva partiler yada demokrat olduklarını sanan kimi burjuva sivil toplum örgütleri “Kürt sorunu”nu anlayamıyorlar.

Kürtler PKK’den önce de eşit eğitim alamıyorlardı, çünkü anadillerini grameriyle beraber bilmiyorlardı. Kendi dilinin gramerini bilmeyen başka dili zor öğrenir ve başarılı olma olasılığı çok azdır. Türkçe Kürt için yabancı bir dildir. Türkçe grameri bilmeyen işçiler nasıl almanca, fransızcayı kolay öğrenemezse, Kürtler de türkçeyi kolay öğrenemez.

Kürtler PKK’den önce de sağlık sorunu yaşıyorlardı, hâlâ da yaşıyorlar.

Kürtler PKK’den önce de aş, iş ve işsizlik sorunu yaşıyorlardı.

Batı sosyal hakların 4’te 3’ünden faydalanırken, doğu ve güneydoğu hep geri kalanını aldı.

Ben çocukluğumda hiç Istanbullu, İzmirli, Ankaralı, İzmitli amele, kapıcı yada maraba görmedim de duymadım da… Bu işler hep Kürtler yaptı, işsizlik onları kendi yurtlarından göç ettirdi.

Yıllarca hep şu söylendi, “Bu ülke Kürt başbakan, genelkurmay başkanı, cumhurbaşkanı da gördü…” Evet gördü de bu insanlar Kürt olduklarını açıkladılar mı, Kürt sorununu ortaya attılar mı?

Türkiye Kürt sorununu tartışırken bu gerçeği görmek zorunda, bu sorun PKK’yle başlamadı, PKK bu sorunu ciddiye alan ve örgütleyen bir partidir. Kimse “PKK Kürtlerin tamamı değildir…” demesin. AKP de Türkiye’nin tamamı değil ama hükmeden o, hükümet o, savaş kararlarına kadar alabilecek olan o. PKK Kürtleri temsil eden en büyük partidir ve Kürt sorunu onlar ve BDP’yle masaya oturmadan çözülemez. Tek bişeyi bilerek ama, Kürt sorunu onlardan çok ama çok önce de vardı… Onlar sadece yaşamlarını risk ederek bu sorunu çok ciddi bir şekilde ortaya attılar.

 

  

 

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: