Ahmet Nesin's Blog

Ağustos 21, 2012

BAYRAM TEBRİĞİ ( AZİZ NESİN )

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:23 am

BAYRAM TEBRİĞİ ( AZİZ NESİN )

 

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı.

Buyrun efendim.

Tebrik kartları hazır mı evladım?

Hangi tebrik kartları efendim?

Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.

Hiç haberim olmadı efendim

Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.

Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. şeklinde yazılacaktı

Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem.

Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor.

En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum.

Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı. Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederime başladım..

Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarIm öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum.

125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken…

Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…

Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim…

Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim…

Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..

Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim…

Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim…

Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim…

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:

Aferin dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!

Hemen postaladık.

Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar

 
Reklamlar

BAYRAM TEBRİĞİ ( AZİZ NESİN )

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:18 am

BAYRAM TEBRİĞİ ( AZİZ NESİN )

 

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı.

Buyrun efendim.

Tebrik kartları hazır mı evladım?

Hangi tebrik kartları efendim?

Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.

Hiç haberim olmadı efendim

Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.

Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. şeklinde yazılacaktı

Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem.

Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor.

En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum.

Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı. Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederime başladım..

Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarIm öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum.

125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken…

Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…

Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim…

Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim…

Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..

Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim…

Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim…

Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim…

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:

Aferin dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!

Hemen postaladık.

Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar

 

Ağustos 18, 2012

DEMOKRASİLERDE FAŞİST RUH TAŞINMAZ NAZLI ILICAK…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:22 am

DEMOKRASİLERDE FAŞİST RUH TAŞINMAZ NAZLI ILICAK…

 

Esasında bu yazıya atılacak o kadar çok başlık var ama ben bunu seçtim. Bikaç yıldır yazıyorum, Türkiye “Demokratlar”ın en bol olduğu ülkelerden biri. Demokrat olmak için en çok söylediğimiz yada söylediğiniz tümceyi 2-3 dakika düşünürseniz hepimizin ne cins bir demokrat olduğu ortaya çıkar. En çok söylediğimiz tümce “Bu kadar da yapılmaz ki…”dir.

Mesela hamile bir genç kızımızın karnına tekme atıp bebeğini düşürmesine neden olan polis için “Yaaa, tamam terörist filan ama böyle de tekme atılmaz ki…” diyerek kendimizin ne kadar demokrat olduğunu kanıtlarız. Bunun en güzel örneği esasında “Çalıyorlar ama çok da güzel işler yapıyorlar…” üzerine kuruludur. “Deniz Gezmişler idam edilmemeliydi ama eski terörist Ertuğrul Kürkçü’nün mecliste ne işi var…” gibi bir tümceyle en bi demokrat olduğumuzu kanıtlarız.

Demokratik bir ülkede hiç yaşamadığımızdan CHP’nin tek parti dönemine karşı daha sağcı bir parti kurar ama adına “Demokrat Parti” deyince halkı 3 seçim kandırabilirsiniz. Oysa biraz inceleseniz “Demokrat Parti”yi kuranların CHP’nin en sağcı ve faşist kesimi olduğunu görürsünüz.

Buna en güzel örneklerden biri Necip Fazıl Kısakürek ve Tarık Buğra’dır. Necip Fazıl’ın kumar ve içki borçlarından gına getiren solcu arkadaşları ondan uzak durmaya başlayınca gerçekten iyi bir şair olan Necip Fazıl dincilerin yanına geçer. Oysa uzun süre eski arkadaşlarıyla ilişkisi devam eder, mesela çıkardığı bir gazete yada dergide Aziz Nesin yazılar yazar devamlı. İkisi de işin iç yüzünü bildiğinden rahatsız olmazlar.

Tarık Buğra da CHP’nin baskısından şikayet ettiği için Demokrat Parti’yi destekler ama sonunda kendini Tercüman Gazetesi’nde zamanın Ülkücülerini bile savunmaktan alıkoyamaz. Çok küçük yaşlarda tanıdığım Tarık amcanın nasıl o yazıları yazdığını bir türlü anlayamamıştım gençliğimde. Kendi içinde bu kadar efendi ve demokrat bir insan az gördüm desem yalan söylemiş olmam ama CHP’ye karşı tavır alıp DP saflarına geçince adının demokratlığına kendisini o kadar kaptırmıştır ki romanlarıyla köşe yazıları birbirinden alakasızdırlar.

Nazlı Ilıcak bu dediklerime önceki gün çok güzel örnek olacak bir yazı yazmış. Hanefi Avcı’nın tutukluluk halinin devamı Nazlı Ilıcak’a çok dokunmuş. Hanefi Avcı’nın tutukluluk halini ben de sevmiyorum ama aynı gerekçelerden dolayı değil, solcuları işkenceyle öldüren birisinin solcularla aynı davadan yargılanmasına kızıyorum. Ve bu davadan ayrılması gerektiğine inanıyorum ama aynı Avcı’nın işkenceden hapiste olması gerektiğine de inanıyorum.

Ilıcak yazısının sonuna doğru “Hanefi Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabını yazmasını hiçbir zaman onaylamadım. Özellikle kitabın ikinci bölümünde Cemaat’e karşı yargısız infaz yaptığını da düşünüyorum.” diye yazmış. Bu tümcedeki tek bir sözcük Türkiye’de insanların ne kadar demokrat olduklarını yada demokrasiyle faşizm arasındaki ince çizgiyi görmediklerini kanıtlıyor. Nazlı Ilıcak kitabı eleştirmiyor, şu yada bu yanlış yazılmış demiyor, kitabın yazılmasına karşı çıktığını söylüyor.

Nazlı Ilıcak o tümcede “yazmasını” sözcüğünü kullanmasa hiç sorun yok, kitabı beğenmediğiniz anlamına gelir, kimse her kitabı beğenmek zorunda olmadığından ufak yada ciddi bir eleştiri diye bakar geçersiniz. Oysa Ilıcak bir insanın yazdığı kitabın hiç yazılmaması gerektiğini, o kitabın olmaması gerektiğini söylüyor.

Bunun türkçedeki adı “Açık faşizm”dir, demokrasinin ne olduğunu bilmediğimizden kendimizde böyle bir hak olduğunu sanırız. Bakanların başı Recep Tayyip Erdoğan’ın gazete patronlarına “Bunlara neden yazı yazdırıyorsun, kovsana…” demesinden hiçbir farkı yoktur Ilıcak’ın söylediğinin. Ilıcak kitapta özellikle de ikinci bölümün yani Fetullah Gülen kısmından rahatsızdır ve hiç yazılmamış olmasını bundan dolayı ister.

Ne diyeyim, Türkiye’de demokrasiyi bu insanlar savunuyor, onlar tartışıyor, bizlere de arasıra onlara ders vermek kalıyor, demokrasinin ne olduğunu anlatmak kalıyor.

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: