Ahmet Nesin's Blog

Eylül 13, 2012

MECLİSİN UTANCI KALKMALIDIR, BUGÜNKÜ EMNİYET’E BİŞEY DİYEMEM!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:24 am

MECLİSİN UTANCI KALKMALIDIR, BUGÜNKÜ EMNİYET’E BİŞEY DİYEMEM!..

Yıllar önce Alpay Kabacalı’nın yasaklanan kitap, gazete ve dergilerle ilgili bir kitabını okumuştum. Çok ilginç yasak kararları ve kitaplar vardı, keşke o kitabın genişletilmiş baskısını hazırlasa da yapılsa bugün. O kitap bir “Utanç belgesi” olarak tarihe geçti.

Ne yasaklar yok ki ama en çok ilgimi çeken iki şey vardı ki aklın alması olası değil. Bunlardan biri, bir zamanlar güvercin kartpostalı yasaklanmış. Güvercin kartpostalının yasaklanma nedeni çok açık, güvercin barışın simgesi olduğundan dolayı yasaklanmış. İkinci yasak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından konulan yasak. Bu yasak meclis tekrar kaldırmadan düzelmiyor. O yüzden 1. Meclis zamanında bitakım kitapların, gazete ve dergilerin yayını, basımı yasaklandıysa ve ondan sonra gelen milletvekilleri bu yasağı kaldırmadılarsa nu yasak hâlâ geçerliliğini koruyor. O kadar ilginç bir sistem ki, darbelerle kapatılan meclislerin aldığı kararlar dahi geçerliliğini koruyor.

Anımsayacaksınız, Aziz Nesin Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabını yayınlamak istemişti. Kitabı okuyup da çok beğendiğinden istemedi Aziz Nesin bu kitabı, isteme gerekçesi bakanlar kurulunun yani meclisin bu kitabı yasaklamasıydı. Demokrasilerde böyle bişeyin olmasına karşı çıkmış ve önerisini ilk olarak başkanı olduğu Türkiye Yazarlar Sendikası’na götürmüştü. O günkü yönetim kurulu bu önerisini toptan reddetti ve Aziz Nesin kitabı tek başına çıkarmak istedi.

Bunun üzerine kitabı ben o zaman sahip olduğum Düşün Yayınevi’nde çıkarmak istedim. Aziz Nesin bir aileden 2 fire verilmesine karşı çıktı ve beni reddetti. Ben de sanırım ona çekmiş inadımdan dolayı “Salman Rüşdi’ye Destek Mektupları” diye bir kitap çıkardım. Kitapta yazan dünyalı aydınların çoğu aynı şeyi söylüyordu, kitabı okuyan azdı ve karşı çıktıkları bir kitabın yasaklanmasıydı.

Ama bugüne değin bilmediğiniz başka bişeyi anlatacağım. 12 Eylül sonrası gazeteden kovuldum. Kovulma nedenim, Selimiye mahkemelerinde alınan kararlardan dolayı bir mahkeme başkanı albaya çok ağır bağırmamdı. Herşey bugün 12 Eylül mahkemeleri için yazılanlar gibi değildi, devrimcilerle faşistler eşit yargılanmıyordu. Kenan Evren “Bir onlardan bir de ülkücülerden asalım…” diye anlaşılması güç bir eşitlik getirmemişti. Evren’in bugün unutulan tümcesi esasında şöyleydi: “Arada bikaç tane de ülkücü asalım, yoksa Avrupa sadece solcu asıyoruz diye tepki gösterir…” Geçmiş arşivleri karıştıranlar bu konuşmasını bulurlar.

Gazeteden ayrılınca Mehmet Barlas beni Milliyet’e istedi ama ben MHP yanlısı Ülkü Arman’ın emrinde çalışmak istemediğimden çok ağır koşullar öne sürdüm ve bir anlamda kabul etmedim. Bunun üzerine Düşün Yayınevi’ni kurdum ve yayıncılığa başladım. Yayınevi için kitaplar çevirideydi, Aziz Nesin’in kitaplarını çıkaran arkadaşlar aranmaya başlamıştı, bunun üzerine kitaplarını ben çıkarmaya başladım.

Aziz Nesin’in “Azizname” adlı kitabını çıkaracağım, bir de baktım bir yazının başlığı “Sosyalizm Allahtır”. Aziz Nesin’e uygun bir başlık değil, kendisi yurt dışında, ben de Nesin Vakfı’na gittim ve eski baskılara baktım. Yazının adı “Sosyalizm Ahhlaktır”mış. Ben de düzelttim, güya düzeltmişim, yazının başlığı değişmiş ama içindekiler bölümünde aynen “Sosyalizm Allahtır” diye kalmış. Tam o sırada da ben kendi yayınevimin kitaplarını çıkarmaya başladığımdan Aziz Nesin kitapları Adam Yayıncılık’a vermiş ve depo olduğu gibi onlara teslim edilmiş.

Rakam yanlış değil, mahkeme kararıyla 10 bin kitap toplatıldı, Aziz Nesin köpürüyor ama önceki baskıyı gösterdiğimden yediğim fırça azalmış durumda ama yine de hatam büyük.

Bu kitap o başlıktan dolayı toplatıldı, dava açıldı, eski bir gazete yazısı olduğundan o yazı bulundu, eski baskı kitaplar gösterildi ve Aziz Nesin’le birlikte kitap da beraat etti. Ama aynı zamanda TBMM’de kitabı yasakladı, hükümetin, bilhassa Özal hükümetinin kitapla bir ilişkisi olmadığından mahkeme kararı incelenmedi ve kendileri de bir yasak koydu.

Aziz Nesin kendi kitabı hakkında da meclis kararı olduğunu bilmesine karşın hiç sözünü etmedi ama Salman Rüşdi’nin kitabı için çok uğraştı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü “3. Yargı Paketi”ndeki düzenleme doğrultusunda 31 aralık 2011’e kadar mahkeme yada Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanan kitapları Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmiş ve bu kitapların okullara sokulmamasını istemiş. Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanan tek Türk yazar Aziz Nesin.

Sanırım Bakanlar Kurulu bu utancından kurtulmak için bütün bu eski yasaklarını kaldırmak zorundadır. Ne de olsa ileri derecede demlenmişkotratlar.

Reklamlar

Eylül 10, 2012

AZİZ NESİN’İN ELİNDE BOMBA PATLADI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 10:39 am

AZİZ NESİN’İN ELİNDE BOMBA PATLADI!..

Aziz Nesin’le yıllar önce üç söyleşi yapmıştım. Bu söyleşiler Milliyet Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Aziz Nesin bana elinde patlayan bombayı anlatmıştı. 1940’lı yıllarda olan bu oaly ve albayın tavrı bana Afyon’da patlayan bomba olayını anımsattı. Üst düzey komutanların olaya ne kadar ciddi baktığını gördüm yeniden Yeni erlerin, bombanın B’sini bilmeyen erlerin ölümü, sanki ciddi bir vurdumduymazlık gibi geldi. Çağın ilerlemesi tek başına yetmiyor, kafalarımız çağı yakalayamıyor sanki. Ülkeyi yönetenlerin konuşmalarını alt alta yazınca zaten çğı ne kadar yakaladığımız anlaşılmıyor mu?

El bombası, Erzurum’da istihkam taburunda bölük komutanıydım, iki bölük vardı istihkam taburunda, müstahkem mevkii, bir kurul yaptılar, o kurulun içerisinde şube müdürü var, bir albay var, bir binbaşı var, bir tüfekçi subayı var, en küçük rütbeli subay da benim o zaman teğmendim, üsteğmen değil. Bizi Uzun Hasan diye biyer var yanlış söyleyebilirim ama yakın kaplıcası olan biyer. Heyet olarak albay, binbaşı, yüzbaşı, bir de en küçük rütbeli olarak ben. Ordu bizi adımızla o kurula seçmiş, Ruslardan kalan bir cephanelik var, o cephanelik bir sürü bomba silah falan, o zamandan beri kalmış hiç açılmamış, 1914’te filan konulan o cephaneliği hiç açmamışlar. Bize gelip o silahların durumunu öğrenmek için görev verdiler

İşte müfettiş dediğim albay, binbaşı falan arabalarla gittik, kaplıcaya girdik. Tabi bana söz düşmüyor akşama kadar, akşam da rakı içtik döndük geldik. Ertesi gün yine öyle ‘E ne zaman cephaneliğe gideceğiz’ dedim, albay ‘Oğlum onlar sen doğmadan önce koymuşlar onları durur mu bu zamana kadar’ dedi. Başında nöbetçi var, tabi böyle bir dağ, bir tepe, tepenin içine cephaneliği koymuşlar. Toprakların içerisinde belki 4-5 metre toprak orada nöbetçi bekliyor yada bilmem kaçtan beri bekliyor, Ruslar oradan çıktıkları tarihten beri bekliyor. O zaman son günü rapor hazırlayacağız, bunların hepsinin imzası gerekiyor ‘bozuk’ diye. ‘Ben bu raporu imzalamam’ dedim, gülüşmeler ‘Niye’ dediler. ‘Cephaneleri görmedim, görmeden imzalamam’ dedim. Albay ‘Oğlum sen deli misin cephane görülür mü?’ dedi. ‘Ben imzalamam’ dedim ‘Allah belanı versin madem ki çok istiyorsun git kendin bak muayene et.’ Efendim içeri uzun süre insan adımını atmamış, girdim teker teker üç gün çeşit çeşit bomba inceledim, şemsiyeli bomba, el bombası, savunma bombası, siperden düşmana atılacak bombalar çeşit çeşit ben bunlar teker teker muayene ettim

TABİ TEĞMEN HALİNLEN KOMUTANLARI BEKLETİYORSUN ORADA

Onlar bekliyorlar kaplıcada, ben rapor yazdım, işte şu cins bombalar yüzde on çürüktür, şu cins yüzde 5 çürüktür, şunlarım imha edilmesi gerek, haaa bir de dinamit lokumları ne kadar çok efendim, yazdım ve verdim raporu onlar da benim verdiğim raporu imzaladılar. Şimdi bu orduda tabii çok büyük bir başarı oldu ama benim yaptığım belli değil heyet hazırlamış oluyor raporu

Ordunun bütün subayları geldi halka oldular bende onlardan aldığım cephane modellerinden bomba çeşitlerinden ikişer üçer tane aldım dinamitlerden. Anlatıyorum, etrafımda çevre oldular, bunlardan bitanesi o iki kiloluk bomba savunma bombası, siperdeyken düşmana atacaksın, uzağa atamazsın onu, ağır bomba olduğu için yakına atacaksın, Çanakkale’de düşman bize atıyormuş o bombayı, biz acele alıyor ve bir saniyede bi santim yanar öyle yapıyorlar ki fitili tekrar geri atmasınlar geri atıyormuşuz, mutlaka havada patlıyor ya orada patlıyor yani onun kurtuluşu yok.

Ben anlatıyorum işte, bu bombalar patlamaz, çünkü bunun patlaması için şu kapsülün içeri girmesi lazım, fulminant diyorduk biz ona, onun girmesi lazım, bu girmediği için bunlar tehlikeli değil, dedim ve öyle yapmışlar ki çok önemli bi şey, iki tane güvence koymuşlar. Bitanesini çekiyorsun çektiğin zaman patlamıyor, bir de yay var ikinci defa yayı çekmek gerekiyor fakat o yaylar paslanmış yıllarca orada rutubette dura dura paslanmış bunlar

Şimdi ben birkaç tanesini gösterdim, sıra o kiloluk bombaya geldi, bombayı elime aldım, etrafımda insanlar, ‘İşte’ dedim ‘Bu çok güvenli bir bombadır bunun çünkü bitanesini açarsanız patlamaz.’ Ve açtım “tıssssssss” diye fitil yanmaya başladı yalnız o tıs’ı sadece ben duyuyorum patlayacak biraz sonra, İşte kaç saniyeyse beş santimlik falan unuttum neyse kaç santimlikse patlayacak, yapacak bişey yok “yaaaaattttttttt” diye bağırdım.

Öyle bi bağırdı ki, anlatırken Ali’yle ben masanın altına giriyorduk nerdeyse!..

ATSAYDIN BABA İLERİYE DOOĞRU

Nereye atayım üzerlerine düşecek

BU KEZ SEN SUİKAT DÜZENLMİŞ OLACAKSIN

Nereye atsam üzerlerine düşecek, çok uzağa atsam üzerlerine düşer, yakına atsam ortalarına ya önlerine düşer kurtuluş yok. “Yaaattttttttttt” diye bağırdım, yatmaktan başka çare yok çünkü bomba böyle patlar. (Eliyle ters şemsiye şeklini gösteriyor) Böyle patladığı içinde onlar yatınca merkezden piramit gibi olur yanmazlar.

ARKAYA ATSAN ÖBÜR BOMBALARI DA PATLATIR MI??

Tabi patlatır. bombayı sandıkların içine attım bi telaş içersinde. hem onlara “yat” diyorum hem de onlara doğru atamıyorum, yakına attım bombaların içine düştü,

İYİ ŞEHİR HAVAYA UÇMAMIŞ

Tabi ya bu şans bombaların içine düştü, yalnız o patladı ben onlara “yat” diye bağırıyorum ama yatmayan olur birisi ölür diye korkuyorum, sorumluluk duyusu müthiş bir şet. Yattılar ama ben erken yatamadım tabi, onlara “yat” demekten ben arkamı döndüm yatmak üzereyken bomba patladı sırtımda, bacağım, bu parmağım hâl oradan kaldı .

12 Mart darbesinden 1-2 ay önce şeker krizine girdi Aziz Nesin. Ertesi sabah doğru Siyami Ersek’e götürdü annem. Çekilen röntgen sonucunda vücudunda kanser belirtileri çıktı. Daha sonra babamın aklına geldi ki o parçalar bombadan arta kalan şarampel parçalarıymış, anımsamasa gereksiz ameliyat olacaktı.

İşte bu olay var ondan sonra mahcup oldum, nasıl mahcup oldum, binbaşı da tabancayı eline almış, çok namuslu bir binbaşıydı, intahar etmek üzere tepeye çıkmış, adamın hiç ilgisi yok, suçu yok ama ben onun subayıyım, orada on-onbeş kişi ölebilirdi en azından. Hiç kimse ölmedi, yaralandım, beni arabaya nasıl bindirdiler bilmiyorum, kan geliyor bacağımdan sırtımdan, hemen doğru hastaneye.

Eylül 7, 2012

O GÜN

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:40 am

O GÜN

 

Bir yaprak düşüyordu ağaçtan

Bir yanı sarı

Diğer yanı turuncuydu

“Titreme

Korkma

Her düşüş bir son değildir…” dedi.

O gün seni daha çok sevdim

Bir yanım sarı

Diğer yanım turuncu…

 

6 Eylül 2012 Tarlabaşı

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: