Ahmet Nesin's Blog

Şubat 9, 2013

CAMİYE 1-2, NAMAZA, NAMAZAAAA…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:39 am

CAMİYE 1-2, NAMAZA, NAMAZAAAA…

Sanırım 90’lı yılların başlarıydı, bir cumartesi günü eski eşim İncilay’la Kadıköy’den vapura binecektik, o sırada motorcular avaz avaz bağırıyordu.

–          Maykıl Jeksın’a, Maykıl Jaksın’aaaa…

Eğer o gün Michael Jackson’ın konseri olduğunu bilmiyorsanız, motorcuların ne dediğini anlamanız olanaksızdı… Mesela aynı semtte oturmuyorsanız, dolmuş kahyalarının ne dediğini de anlayamazsınız. Sokak satıcıları da aynıdır, değişik bir ses tonları ve bağırışları vardır. Doğal olarak İncilay’da ne dendiğini anlamamış ve bana dönüp,

–          Ahmet ne diyor bunlar, nereye kaykılacaksın, diye sordu…

Ben ne kadar 3- kez “Kaykılmayacaksın hayatım Michael Jackson’acaksın dediysem de ancak vapur uzaklaşıp onların sesini duymadığımızda anlatabildim derdimi, daha doğrusu onların derdini.

Yakınlarda Şişli’de duyacağız bu tarz bağırışları “Camiye, camiye, cumaya 1-2, kalkıyor, kalkıyor, namazaaaaaaa…” diye.

Hepiniz biliyorsunuz, yakında Çamlıca tepesine bir camii yapılacak, o camii yapılınca da oraya yakın oturan ve daha çok zamanını orada geçiren AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bilhassa Cuma namazlarını orada kılacak. Erdoğan Çamlıca’da namaz kılacak kılmasına da o yapacakları kocaman camiyi doldurmak gerek. Sadece Anadolu yakasında oturan yalakalarla dolması olmaz, Avrupa yakasından da gelinmesi gerekiyor. İyi de koskoca Erdoğanseverler Avrupa yakasından Çamlıca’ya otobüs yada itilenbüsle gelecek değiller ya, trafiği önleyecek, şıpıdın onları oraya taşıyacak bir araç olmalı.

İşte onu da Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara bulmuş. Şişli’den Çamlıca’ya teleferik projesi üzerinde duruyorlarmış. Caminin yapılacağı alan 250 bin metre kare, o kadar geniş alana bir teleferik sığdırmayacaksın da nereye sığdıracaksın. Onu anladık da Şişli’de teleferik arazisi nerede olacak. Hadi araziyi buldun, bu teleferik kaça mal olacak. Birileri Erdoğan’la yada Erdoğan’ın gereksiz yere yaptırdığı camide namaz kılacak diye ben niye gene para ödeyeceğim.

Diyelim ki halkımız sessiz kaldı ve bu teleferik yapıldı, yalakalar pardon birileri Çamlıca’ya kolay gidiyor, peki Taksim’e yapılacak camiye Anadolu yakasından nasıl gelecekler, Maltepe yada Kartal’dan da Taksim’e bir teleferik gerekmiyor mu?

Sanırım onun da çaresini bulurlar, bizler de onların sayesinde havadan uçuşarak Taksim’e işimizi halletmeye yada Çamlıca’ya çay içip fal baktırmaya rahat rahat gideriz. Teleferikten teleferiğe sesleniriz artık “Mustafendi hayırlı cumalar…”, “Teşekürler Aysoş hanım, size de hayırlı fallar, tarotlar…”

Dünyanın en uzun teleferiği 13.2 km uzunluğunda, İsveç’te yapılmış. Teleferiğin yapılma amacı sadece 1 tane, kara yada deniz yoluyla ulaşmanın güç olduğu yerlere yapılıyor teleferik. Çamlıca’ya zor mu ulaşım, adamın biri, işini gücünü bırakıp, Cuma namazını Erdoğan’la Çamlıca yada Taksim’de kılacaksa zor, yoksa Çamıca’ya çay içmeye, Taksim’e gezmeye gideceksen zor değil.

Camiye 1-2 namaza, namaza. Fala, fala, tarotaaaaaaaaaaaaaaa…

Reklamlar

13 Yorum »

  1. Bir yanda Gazze katliamı sürüyor, öte yanda ReCEP’in Gazze üzerine, Obama’lı “show” yaptığı basın toplantısında, Sabah Gazetesinin yalaka “muhabiri” soruyor: “Çamlıca tepesine dikilecek camiin mimari projeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?”

    Ey “demokrasi düşkünü millet”! Nasıl tahammül edebiliyorsunuz bu manzaraya?

    Dünyanın en güzel köşelerinden biri olan, ağaçlarla bezenmiş bir tepeye, Çamlıca Tepesi’ne, sadece bir inanca ait sembolik bir yapının dikilmesi; hem doğaya hem de o inanca sahip olmayan milyonlarca insana hatta yarısından çoğunun o inançla alakası olmayan tüm Dünya insanlarına saygısızlıktır, iktidar gücü kullanılarak tümüne karşı yapılan bir hakarettir.

    “İnanca saygı” demokrasilerinde işte böyle, ne insana ne doğaya saygı yoktur. Sevgi hiç yoktur!

    90 Tane mimarlık şirketi proje çalışmış ve yarışmaya girmiş!

    Ey mimarlar! Nasıl tahammül ediyorsunuz bu yalaka, vicdansız, menfaatperest, doğa ve insanlık düşmanı meslektaşlarınızın aranızdan çıkmasına?

    Mimarlık, tüm mesleklerin, tüm bilim dallarının, tüm sanat kollarının, tüm kültürel zenginliklerin diyalektik bir bileşkesidir ve insanlık için yararlı eserler için kullanıldığında değerlidir, saygındır, hatta kutsaldır!

    Ama mimarlar, tarih boyunca güç göstericilerinin, görgüsüz zenginlerin, ihtişam düşkünü iktidarların hizmetinde olmuştur. Doğaldır, mülkiyete, paraya dayanan tüm sistemlerde, mimarların mülksüzlere, parasızlara verebileceği bir hizmet yoktur!

    Ama tüm insanlığa yarayacak eserler yaratmakta da onlardan daha iyisi yoktur. İnsanlıktan nasibini almış olanları, insanlığa verebilecekleri hizmetlerden alıkonmalarından dolayı isyan halindedir ama ya diğerleri? Hele o 90 tanesi?

    Mimarlar! Ne duruyorsunuz? Hiçbir şey yapamıyorsanız, konuşsanıza, yazsanıza! Hiç olmazsa o 90 tane meslektaşınızı ayıplasanıza!

    Çevreciler! İnsanlığın gözüne saplanacak minarelerin aslında doğanın kalbine saplanan mızraklardan ne farkı var?

    Şehir planlamacıları! İstanbul’un en acil ihtiyacı bu yatırım mı?

    Ey, kültür, sanat, eğitim emekçileri! Hiç mi eğitim binalarına, hiç mi kütüphanelere, hiç mi sanat merkezlerine ihtiyaç yok? Bu cami daha mı acil ve öncelikli ihtiyaç? Niye sesiniz çıkmıyor?

    Ey Müslüman geçinenler! İbadetinizi gösterişli binalarda yapmaya ihtiyacınız mı var? İmanınız, inancınız; Allah’ınızla temasınızı her an her yerde yapmaya yetmiyor mu? Yoksa ibadetleriniz bir gösterişten mi ibaret?

    Ey yalakalar! Daha ne kadar alçalacaksınız?

    Yorum tarafından Faik Alper SÖKMEN — Şubat 10, 2013 @ 12:36 pm

    • Bu yazım 17.11.2012 de yazılmıştı, haberleri izlerken.

      Yorum tarafından Faik Alper SÖKMEN — Şubat 10, 2013 @ 12:36 pm

  2. İşte onu da Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara bulmuş. Şişli’den Çamlıca’ya teleferik projesi üzerinde duruyorlarmış. Caminin yapılacağı alan 250 bin metre kare, o kadar geniş alana bir teleferik sığdırmayacaksın da nereye sığdıracaksın. Onu anladık da Şişli’de teleferik arazisi nerede olacak. Hadi araziyi buldun, bu teleferik kaça mal olacak. Birileri Erdoğan’la yada Erdoğan’ın gereksiz yere yaptırdığı camide namaz kılacak diye ben niye gene para ödeyeceğim.

    Yorum tarafından Clement B. Burgess — Şubat 11, 2013 @ 2:11 am

  3. Hepiniz biliyorsunuz, yakında Çamlıca tepesine bir camii yapılacak, o camii yapılınca da oraya yakın oturan ve daha çok zamanını orada geçiren AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bilhassa Cuma namazlarını orada kılacak. Erdoğan Çamlıca’da namaz kılacak kılmasına da o yapacakları kocaman camiyi doldurmak gerek. Sadece Anadolu yakasında oturan yalakalarla dolması olmaz, Avrupa yakasından da gelinmesi gerekiyor. İyi de koskoca Erdoğanseverler Avrupa yakasından Çamlıca’ya otobüs ya da itilenbüsle gelecek değiller ya, trafiği önleyecek, şıpıdın onları oraya taşıyacak bir araç olmalı. İşte onu da Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara bulmuş. Şişli’den Çamlıca’ya teleferik projesi üzerinde duruyorlarmış. Caminin yapılacağı alan 250 bin metre kare, o kadar geniş alana bir teleferik sığdırmayacaksın da nereye sığdıracaksın. Onu anladık da Şişli’de teleferik arazisi nerede olacak. Hadi araziyi buldun, bu teleferik kaça mal olacak.

    Yorum tarafından Piracetam — Şubat 11, 2013 @ 8:32 pm

  4. Bu, bu konu hakkında bilmek isteyen herkes için mükemmel bir bir blog. (Ben gerçekten isterim ki … haha) iddia etmek o kadar onun neredeyse sabit biliyoruz. Kesinlikle, yıllar boyunca hakkında çok şey yazılmıştır & bir konu üzerinde yeni bir falso. Büyük şeyler, harika!

    Yorum tarafından Gain mass — Şubat 16, 2013 @ 7:56 am

  5. Ya Göztepe’ye ne demeli Ahmet? Belediye senden benden ondan çuvalla para harcayıp parkı baştan aşağı gıcır yapmaya uğraşıyor şu sıralar; iyi de ne yani, şimdi her şey yıkılıp yerine cami mi yapılacak? Oha!

    Yorum tarafından Tunç Tanyeri — Şubat 17, 2013 @ 3:56 pm

  6. İşte onu da Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara bulmuş. Şişli’den Çamlıca’ya teleferik projesi üzerinde duruyorlarmış. Caminin yapılacağı alan 250 bin metre kare, o kadar geniş alana bir teleferik sığdırmayacaksın da nereye sığdıracaksın. Onu anladık da Şişli’de teleferik arazisi nerede olacak. Hadi araziyi buldun, bu teleferik kaça mal olacak. Birileri Erdoğan’la yada Erdoğan’ın gereksiz yere yaptırdığı camide namaz kılacak diye ben niye gene para ödeyeceğim.

    Yorum tarafından idebenone — Şubat 19, 2013 @ 12:40 am

    • Nedir bu? Bir ey anladmsa arabolaym. yleydik de zaten.

      Yorum tarafından Tun Tanyeri — Şubat 19, 2013 @ 3:57 pm

  7. Ein volk ein reich ein führer, Führer Erdoğan yeni MİT kanunu çıkarmaya hazırlanıyor!
    ‘Tek lider? Erdoğan, Tek Bayrak? Türk bayrağı. Tek Devlet? Türk devleti. Tek ırk? Türk ırkı. Tek Dil? Türkçe, Tek din? Sunni İslam dini’

    AKP rejiminin başını çeken Erdoğan, Musolini gibi makyavelist uygulamalarla, askeri rejimleri aratmayan yeni bir polis devletine doğru hızla ilerliyor. Esasen Türkiye 1970 lerden itibaren bir polis ve asker devleti olarak şekillenme sürecine sokuldu. Toplam polis sayısı sürekli artarak 350 000′ ni geçti. Politik islamcılar, onlarca tarikat ve cemaat eşliğinde askeri darbelerin de kendilerine sağladıkları olanaklardan faydalanarak devletleşmelerini tamamladılar. TSK, köy koruyucuları ve paramiliter güçler bir bütün olarak AB üyeleri devletlerin toplamından daha fazla bir kitlesel güçle ülkeyi kıskaç altına almış durumdadırlar. Türkiye’de, tek adamın kontrolüne girip ifade özgürlüğünün adım adım kısıldığı, belli bir kimlikçi siyasi çevreye özgü islamcı sembollerin halka dayatılmaya başlandığı Türkiye’de iyice otoriterleşen ve önemli ölçüde bozulan şekilsel “Parlamenter Politika Dünyası”, kendisiyle meşgul olmaktan, gençlerin yeni dünyasını göremedi -ta ki tek belirleyici Tayyip Erdoğan’ın, eski tavrını terkedip yaşam tarzlarına müdahale etmeye başlayıncaya, tek tip “Müslüman Muhafazakar” bir insan modeli yaratmaya hız kazandırıncaya kadar. Anadolu’daki de facto alkol yasağını ve islami kimlikçi sembolleri metropollere de dayatmayı deneyen, kendi islami kimlikçi biatkar insan modeline uymayan herkesi kabaca aşağılayan Erdoğan, bilmeden, bu yeni dünyanın sınırlarını ihlal etti ve hiç tanımadığı, son derece özgün büyük bir gücün saldırısıyla karşılaştı.
    Erdoğan, devrin imaj devri olduğunu, insanların itibarsızlaştırılarak ölmüşten beter edilebileceğini iyi bilen biri olarak, karşısındaki orantısız yeni güç karşısında paniğe kapılmış görünüyor. Gençlerin, çeşitli konularda itilip kakılmış farklı halk kitleleri tarafından desteklenmesi ise tam bir devrimin yaşanmasını sağladı. Aynı desteği ne 68’liler ne de 78’liler alabilmişti. Direnişin ilk haftasında, tüm Türkiye’de her gece on milyon kadar insanın sokağa inip Erdoğan’ı protesto etmesi, Türk tarihinde benzersiz bir olaydır. Gençler, bu kadar güçlü olduklarını bilmiyorlardı birkaç gün içinde öğrendiler. Bunu onlara öğretenlerin başında da kadınlar var. “Kızlar en ön saflarda, yanımızda olmasalardı, bu kadar cesur olmazdık” diyen aktivistleri unutmamak gerek. Gezi Parkı’nda hemen dikkat çekiyorlar. Direnişçilerin yarısı, hatta yarıdan fazlası kızlardan oluşuyor. Bu da, kadın cinayetlerinin rekor düzeye çıktığı bir ülkede, tavizsiz özgürlük isteğinin en somut ve anlamlı ifadelerinden biridir. Göstericilerin dağılmaması, her gaz saldırısından sonra sokağa geri dönmeleri AKP iktidarının diktasının benzersiz tarihî bir olayla karşı karşıya bıraktı: Burada eskiden, yaşam tarzını tehdit altında görmeyen ve kendi dünyasında yaşayan kitleler, şimdi yaşam tarzını tehdit altında görüyor ve kendini güvence altına almak için politika sirkine doğrudan müdahale ediyor ve devrin kötü sembolü haline gelmiş olan Tayyip Erdoğan’ı devirmek istiyor. Neşeli, esprili, birbirine saygılı, doğayı sevip savunan, yaşadığı alanlara ve şehrine sahip çıkan, tavizsiz demokrat, kimsenin yaşam biçimine karışmayan, kendi hayat biçimine karışılmasına da kesinlikle izin vermeyen, kim olursa olsun herkesle aynı göz hizasında konuşan, zengin-fakir ayırmayan, kendi içinde elitizme ve imtiyazlara izin vermeyen, parayla ölçmeyen, bu yüzden satın alınamayan, çoğunluğu 16 ile 25 yaşları arasında, nazik, zeki, yardımlaşmayı seven, mücadeleci gençler bunlar. Verdikleri mücadele, aslında kendi bireysel özgürlüklerinin kısıtlanmaya başlaması nedeniyle başlamış olsa da, buradan yola çıkarak bütün ülke için özgürlük ve demokrasinin garanti altına alınması mücadelesine dönüşmüş durumda.
    Bunun karşısında Osmanlı İmparatorluğu’nun suç ve günahlarının bu mirasçısı olan İslami gericilerimizin hırslarının, gerçekte sahip oldukları olanak ve kapasitenin çok daha ötesinde olduğu belli. Erdoğan’ın ırkçı söylemleri Musolini ve Hitler’den  farksız:”Erdoğan, “Biz Afyonkarahisar’dan çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet dedik. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Biz Türkiye’nin dört bir yanında bunu söylüyoruz” dedi….Güçlü millet istiyorsak bunun olması lazım. …, Bizim genç ve dinamik nüfusa ihtiyacımız var. O da buradan geçiyor. ” ‘..tek ırk, tek devlet, tek lider anlamina gelen Almanca nazi kılıbını kopyalan Erdoğan bunu 80 yıl sonra devam ettiriyor!
    Sadece Kemalist’lerin dikenli telleri arkasında değil, Führer Erdoğan’ın, “tek vatan”, “tek dil”, “tek ırk, tek din” sloganları şimdi her yerde çınlamaya başladı.
    Türlü türlü komplolar, faili meçhul cinayetler, kışkırtmalar, başta muhalifler olmak üzere giderek tüm toplumu kuşatan izleme-gözetleme gibi gelişmeler, gerçekte bunayan sistemin kendini ayakta tutabilmek için giderek korkunç bir Büyük Birader’e dönüşmesinin kaçınılmazlığını göstermektedir. ‘Tek Bayrak?Türk bayrağı.Tek Devlet?Türk devleti.Tek ırk?Türk ırkı.Tek Dil?Türkçeö Tek din? Sunni İslam dini’ sloganları ile diktatörlüğünü pekiştirmeye çalışan AKP Türkiye’yi kan gölüne çevirmekte kararlı görünüyor…
    R.T. Erdoğan Türkiye’yi Hapishaneye Çevirmiştir.
    Türkiye’de her dönem muhalif kesimler tutuklanmakta, işkenceden geçirilmekte ve cezaevlerine operasyonlar düzenlenerek tutuklular katledilmektedir. Bu iktidar döneminde de bu politika aynı şekilde devam etmektedir. Yine on binlerce insanın, sendikacının, avukatın, gazetecinin, seçilmiş siyasetçinin zindanlara tıkıldığı bir süreçten geçmektedir.
    Arada sırada çete dalaşmaları olsa da temel yasalar ve sistemin ana güçleri aynen kaldı: şimdi Siyasal İslamcılar aynı anayasayı kullanarak, aynı işkenceci polis ve askeri kullanarak zulme devam ediyorlar…Özel yaşamlar, telefon konuşmaları her şey herkesin elinde koz olarak kullanılan baskı ve tehdit unsuru haline getirilmiştir. Rejim bekçiliğine soyunmuş teror ve zulüm mekanizması aynen zamanın İttihat-Terakki’si gibi kendilerini en kötü ihtimale (bir bölünme sürecine) hazırlıyorlar. Bu çerçevede iç savaş aygıtına, Osmanlının çöktüğü ve TC’nin kurulduğu süreçtekine benzer bir misyon ve şekil kazandırılmakta olduğu anlaşılıyor. Bu kesimler, zamanında Ermeniler ve Rumlara yapılanların bu kez de Kürt ve Aleviler için gerekli hale gelebileceği üzerine birtakım hesap ve hazırlıklar yapmaktadırlar. Bu hazırlıkların rengi, bazı illerin muhtemel pogrom provaları için pilot bölgeler olarak seçilmiş olması, Kürtlerin “sürülmesi”, “kısırlaştırılması”, Sunni Türkler’e en az 3 çocuk yapma zorunluluğu, gibi Nazi söylemlerinin ayyuka çıkması gibi olgulardan iyice anlaşılmaktadır. Bunları yapanların patolojik vakaymış gibi ele alınması tarihten hiç ders alınmaması anlamına gelir.
    R.T. Erdoğan Soykırımcıdır
    Türk devletinin tarihi aynı zamanda soykırımlar tarihidir. Anadolu’da yaşayan farklı kültür ve inançları bir zenginlik olarak görüp, geliştirmek bir yana “tehdit” olarak görüp yok etmek istemiştir.Başta Rumlar, Kürtler, Ermeniler olmak üzere farklı ulus, milliyet ve azınlıklara karşı soykırım uygulamıştır. 1915 Ermeni, Êzidî, Süryani, Keldani’lere karşı, 1938’de Dersimlilere ve kuruluşundan günümüze kadar Kürtlere yönelik soykırım politikası süre gelmiştir.
    Çamlıca’da, Taksim’de camiye ihtiyaç yok. Gösteriş uğruna siluet mahvediliyor.
    İşgalci barbar kitleler İstanbul’un tarihi silüetini zaten yeterince değiştirdiler. Bu dev caminin amacı gerçekten ibadet için değil, bunca cami varken Erdoğan’ın kalkıp 20 000 kişiyi barındıracak böylesine dev bir cami için emir vermesi, Osmanlı padişahlarının şan ve şöhretlerinin sembolleri olan bu beton yığınlarını, gösteriş için, kendisi için kopyalamasından başka bir şey değildir.
    Balkanlar’da; Osmanlı sömürgeciliğinden kurtulmak isteyen mazlum halklar, bağımsızlık mücadelelerine başladıklarında; Türkler ve Osmanlılar tarafından müslümanlaştırılan, Arnavut, Boşnak, Ladino ve Çerkezlerden oluşan kitleler Anadolu’ya göç ettiler.
    Balkanlardan gelenler, amansız bir savaştan kaçarak Anadolu’ya sığınmışlardı. Gelenler bir daha yer ve yurtlarından göç etmemek için kendilerine kalıcı ve güvenli bir yurt edinme amacındaydılar. 
    Ne varki o zamanlar Anadolu’da Rum ve Ermeniler, Kürdistan’da; da Kürtler yaşıyorlardı.
    Bu durum yangından canını kurtarmak için evinin penceresinden atlayan birinin; sokaktan geçmekte olan kişilerin başına düşmesine benzeyen bir durumdu. Tabii gelenler sadece sokatan evine giden adamların başına düşmekle kalmadılar. Sokağın (Anadolu’nun) binlerce yıllık sakinlerini de etnik temizliğe uğrattılar.  
    İtihatçılar bu işin çözümünü  kendileriyle birlikte getimişlerdi. Bu çözümde tek vatan, tek millet, tek bayrak, ve tek dil şeklinde formüle ediliyordu. Bunun için Rumlar mübadele edilecek, Ermeniler techir ve Kürtlerde asimile edileceklerdi. Bu görev; Enver, Talat, Cemal paşalar ve Bahattin Şakir tarafıdan uygulamaya başlandı. Bu şahsiyetlerin tümü de Balkanlardan gelen ırkçı – milliyetçilerdi. 
    Anadolu’yu; tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil formülüyle türkleştirmek için başlatılan göç ve katliam operasyonları; yüzbinlerce Rum’un; Yunanistan ile mübadele edilmesine ve 1, 5 Milyon Ermeninin katledilmesiyle sonuçlandı. Enver, Talat, Cemal ve Bahattin Şakir dörtlüsü; Kürtlerin asimile edilmesinini göremeden bu dünyadan ayrıldılar. 
    Onların yarıda bıraktığı görevler Kemalistler tarafından devralındı. 
    Türkiye Cumhuriyetini Kuran Kemalistler; Kürtlerin hak, adalet ve kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyacaklarına, onların zayıf ve yaralı olmalarından faydalanarak yavaş yavaş Kürdistan’ı işgal etmeye başladılar. 
    Kürtler  bu işgali kabullenmeyerek 1925 yılında Şeyh Sait Efendinin önderliği altında direnişe geçtiler. Direniş; Sovyetler Birliği ve Fransızların; Kemalistlere verdiği desteklerle yenilgiye uğratıldı. 48 Kürt önderi darağacına çekildi. Binlerce Kürt köyü yakıldı, yıkıldı ancak Kürtler yılmadılar. 1928’de Hoybun cemiyetinin hazırladığı Ağrı Dağı direnişine başladılar. Kemalistlere karşı verilen son Kürt direnişide 1938 de Şeyit Rıza önderliğinde Dersim’de verildi. Desimli Kürtler katledildiler, yenildiler ancak diz çökmediler.
    O tarihten sonra Türkiyedeki devlet ve siyaset tamamen Balkanlardan gelen ırkçı-milliyetçi kadrolar ve elitler tarafından yönetildi. Kürtler üzerinde şiddetli baskılar ve asimilasyon uygulandı. Kürt şehirlerindeki demografik yapılar değiştirildi. Kürtlerin varlığı inkar edildi. Adalet ve demokrasi isteyen Kürtler zindanlara dolduruldular, işkencelerden geçirildiler. 
    2000 li yıllara gelindiğinde AK Parti adalet ve demokrasi vaad ederek iktidara geldi. Yıllarca Kemalist diktatörlük altında inletilen kitleler  verilen vaadlere inanarak AK Partiyi desteklediler. 
    Kürtler AK Partiye; hiç kimseye vermediği ölçüde destek verdiler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Anadolu’lu kadroların yer aldığı bir hükümet kurulmuştu. Ne var ki bu durum çok fazla sürmedi. Tayib Erdoğan’ın etrafında toplanan Balkan kökenliler; AK Partiyi avuçlarının içine alarak; dede ve babalarından yadigar aldıkları tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil  gibi ırkçı- milliyetçi formülü; AKP’ nin ana çizgisi haline getirdiler…
    Tayibb Erdoğan; gittiği her toplantıda Balkan milliyetçilerinin düdüğünü çalmaya başladı.
     
    ERMENİ MEZARLIĞI’NA PARK VE APARTMAN KARARI DAHA ÖNCE DE SORUN OLMUŞTU!
    1930′ lerde İçinde Ermeni kilisesi bulunan Surp Agop alanı istimlak ediliyordu.
    Kanuni Sultan Süleyman’ın aşçısı Manuk Karaseferyan’ın padişahı komplodan kurtarması ile Ermeni cemaatinin eline geçtiğine inanılan, 1560’ta İstanbul’da yaşanan büyük veba salgını ile mezarlığa dönüşen büyük arazi yüzyıllar sonra el değiştiriyordu.
    Ermeni toplumunu rahatsız eden kararın ardından iki kısma ayrılacak olan mezarlığın ön tarafında yani tramvay caddesinde 7 parça arsa apartman yapılmak üzere satılacaktı. Belediye burada küçük küçük binalar inşasına izin vermeyecek, arsaları ancak büyük apartmanlar yapmak isteyenlere satacaktı. Bu arsaların arasında birer yeşil saha bulunacaktı. İkinci kısım Taksim Meydanı’ndan başlayacak olan gezinti yolunun devamı olacaktı.
    İşte bu Ermeni ve Rum’ların kemiklerinin gömülü olduğu yere bir cami, gezeğenin en büyüğü en pahalısı, muhteşem bir cami kurulacak ve adı da Erdoğan camisi olacaktı. Böylece Erdoğan, başkanlığını, kendisini ondan sandığı, yolundan gittiği Osmanlı sultanlarının devamlılığını sembolleştiren, yüksekliği onlarınkini geçecek minarellerin gölgesinde mehter marşları ile ilan edecekti. Hünkarımızın Sunni Müslüman’ların önderliği sevdası şimdilik tehlikeye girdi!
     
    OSMANLI TORUNU ERDOĞAN!
     
    Osmanlı dönemini hayal eden Erdoğan’ın ortak hareket ettiği Arap ülkelerinde halk zulüm va baskı altında inim inim inliyor. Erdoğan’ın Suudi Arabistan, katar, Sudan, Cezayir, Fas ve diğer ilkel Sunnici İslam diktalarını desteklemesi hangi özgürlüğe tekabul ediyor?
    Osmanlıcı R.T.Erdoğan kendisine karşı çıkmayan Sunni İslamcı diktalara karşı değil, onların koruyucusudur.
    Demokratlık postuna bürünen AKP rejimi başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Sudan ve Katar olmak üzere yeryüzünün en zorba şeriatçı diktatörlüklerinin yandaşıdır, onların desteğinde Suriye iç savaşında ki görevlerini tamamıyla yerine getirmektedir.
    Suudiler, Kaddafi ve Esad gibilerini yaramaz çocuklar olarak gördükleri için onları istemiyorlar. Yoksa Libya’ya veya Suriye’ye hürriyet getirmek değil…! Nitekim tüm bu ülkelerde Suudi ve AKP desteğinde aşırı dinci diktalar inşa edilmiştir. AKP, Suudi barbarlığının kendilerine verdikleri görevlerden hangi özgürlüğü anlıyorlar! Abdullah Gül, yeşil sermayenin merkezi olan Arap bankaları birliğini en uzun yönetenlerdendir. Şimdiki AKP rejimi Sunnici İslam diktatörlüklerinin en büyük destekçisidirler.
    İslâmi bankacılık, özellikle Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde, örneğin Bahreyn’de kurulan İslâmi para kurumları, esas olarak “Kara Bankacılığı” sistemiyle çalışır. AKP bu kirli paralarla palazlandı. Tarih’te en fazla kara para AKP döneminde aklanmıştır. Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’de ki köy koruyucuları denetiminde Avrupa’ya uzanan uyuşturucu hattı AKP döneminde tam hızla çalışmaya devam etti.
    Kirli İslâm paraları ülkede cirit atarken, Rabıta’nın yanında Faysal Finans’ ı boş durmadı. Merkezi Cenevre kenti olan 55 İslâm bankasının üst örgütü Dar-al Mal-al İslâmi tam birçok Uluslu para kapitali şirketidir. Faysal Finans da bu örgüte bağlıdır. Yani çok uluslu şirketler grubunun Türkiye’deki düzenin bir parçasıdır.
    Üçüncü örgütün adı: Al Baraka’dır. Türkiye’deki kolu ise Al Baraka-Türk’tür. Suudi merkezlidir. Özal ve Topbaş ailelerinin ortaklığı vardır. Başkan yardımcılığını ünlü Topbaş adlarından biri; Mustafa Topbaş yapmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da soyadı Topbaş’tır. Kurulun diğer adları ise; Türkiye’de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP’lilerin ve de Başbakan’ın Kemal abisi diğeri de Talat İçözdür. 
    Bir başka kurum ise,44 İslâm ülkesince gerçekleştirilen İslâmi Kalkınma Bankası’dır. İç tüzüğüne göre; “üye ülkelerin tekil veya kolektif toplumsal ve ekonomik gelişmelerini Şeriat ilkelerine uygun olarak artırmak” ana hedeftir.
    Suudi Arabistan, Türkiye tarikat- cemaatler aracılığıyla sokulmuştur. Parasal ilişkiler bu kesimin hizmetiyle ve karşılıklı desteğiyle sağlanmıştır. İslâmi sermayenin girişine izin veren Özal ailesidir. Özcan ve Topbaş ailelerinin bir kısmı “nurcu”, bir kısmı da Nakşi Erenköy cemaatindendirler.
    İçerisinde tarikat-cemaat sermayedarlarının da bulunduğu bu yeni sermaye kesimi, ilk kez hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip bağımsız bir güce dönüşüverdi. İşte yeşil ya da İslâm Emperyalizminin güçlenip, yayıldığı ve aranan olan oluverdiği bir merkez…
    AKP yönetimi; başlı başına bir sermaye grubudur. Ailenin, Suudi finansmanı ile tarikat ‘anamalı’nın ya da parasını bağdaştırarak siyasi ve ekonomik açıdan nasıl yükselişe geçtiğidir. Çoğu Nakşibendi’dir.
     
    POLİTİK İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞMAZ.
     
    Osmanlı devleti benzeri bir siyasal yapının oluşumuna soyunan Sunnici İslam’cıların, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu konjonktüründe, bu heves ve hayallerini yaşama geçirebilmeleri olanaksızdır. Sunni Şii çatışmasından faydalanan daha büyük güçler mevcuttur. Herşeyi tepeden takip eden Batılı devletlerin buna sıcak bakacaklarını ya da en azından Ankara’nın bu doğrultudaki girişimleri karşısında sessiz kalacaklarını sanmak yanıltıcıdır, dolayısıyla, Türk gericilerinin Erdoğan’ın özel harpçilerince yönetimi devralınan PKK ve benzeri örgütleri kendi güdümlerine almak suretiyle büyüme planları, risk olasılığı yüksek bir kumar oynamaya benzemektedir.
    Yıllarca Batı’yı alavere dalavere ile uyutan AKP cemaatleri, ırkçı dinci tarikatlar, ılımlı İslam adı altında büyük güç topladılar. Batıdaki bazı geri parti ve otoriteler bu sinsi yalan dolanın etkisinde kalarak kendileri de bataklığa saplandılar. Avrupa’da sosyalist geçinen bir sürü gurup ve parti İslamcılığın etkisinde kendi idelojilerini de unuttular! Bu sözde salon aydınları ”ılımlı Sunnici” diye algılamaya çalıştıkları aşağılık şeriat rejimlerini desteklerken, temel insan haklarını yokeden Talibanlara, hamas’lara, Vahhabi yobazlarına, tek tek ya da organize destek vermeye devam ediyorlar. AKP desteğindeki din maskeli İslamcı örgütler Avrupa’da cirit atıyor her tarafa cami kuruyorlar, açılışlarını ise bu kafir denilen çürümiş beyinsiz sosyalistlerle beraber yapıyorlar… Böylece islamcılık hem daha kolay militan, hem daha kolay maddi ve lojistik destek bulmakta, hem de büyük bir halk desteğine kavuşmaktadır. Küresel olarak baktığımızda İslam dini, baskı ve zulmün önemli bir kaynağı olmuştur. Şeriat, cihad, şehitlik, tekfir vb. kavramlarla kitleleri hakimiyet altına alacak unsurlar haline gelmişlerdir. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. AKP rejiminin geldiği nokta bir daha gösteriyor ki, İslam ile Demokrasi kesinlikle bir biriyle bağdaşamaz. İslam tabiatı gereği anti- demokratik olmak zorundadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi bütün bu cemaat ve tarikatlar askeri diktatörlüklerin yanında yer almışlardır, İslam locasından olan Özal, Kenan Evren tarafından başbakan yapılarak ödüllendirilmiştir. 12 Mart darbesinden sonra tek bir İslamcıya dokunulmadığı gibi, işkence ve infazlarda Nakşibendi tarikatından özel adam istenmiştir. Bugünkü siyasal İslam rejiminin temelleri 12 eylül askeri cuntasından sonra atılmıştır. AKP kadroları askeri kliğin çizdiği politik sistemin ürünleridirler. AKP kadrolarının yaklaşık yüzde 64′ ünü sağlayan sertlik yanlısı Nakşıbendi tarikatı, Erdoğan’ın tam diktatörlüğünü isterken, son olaylardan sonra yeni mevziler kazanan Fetullah gurubu A. Gül ile beraber hizipleşmeye yeni bir ivme kazandırıp, TSK’ yi yanlarına alarak Erdoğan’ı zayılatmaya çalışacaklardır.
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
     ***********************************
      
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
     
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

    Yorum tarafından ekomite — Haziran 13, 2013 @ 7:25 am

  8. R.T. Erdoğan, Taksim isyanından ders olarak İslamizasyona hız verme sonucunu çıkardı.
     
    AKP lideri R.T. Erdoğan’ın halk hareketi karşısındaki çarpık tavırları, tutarsızlığı, beceriksizliği, kin ve  kaprisi AKP’yi oluşturan bazı tarikatları çözülme sürecine soktu. Bölünme ve dağılmanın somut şartları, Erdoğan’ın betonlaşmaya başlayan tavırları sayesinde kaçınılmazdır. Son zamanlarda okullara, askeri kışlalara gönderilen, tarikat propagandası içeren genelgelerle Sunni devlet yapılanmasını hızlandıran AKP, ideolojik politik  dayatmasını ağırlaştırdı. Toplumu geriye götürmek, dönüştürmek kolay olmadığı için yeni ayaklanmalar kaçınılmazdır. Arap yeşil sermayesinin localarınca yönetilen ve bir cemaat- tarikat koalisyonu olan AKP’ nin yapılanması son Taksim isyanı ile daha fazla belirginleşti. Sunni dinci tarikat çetelerinin polis  ve MİT’ e hakim olma alanında hala rekabet ettikleri, aralarında ki dalaşmanın bitmediği ve daha güçlü bir isyanla dağılabilecekleri ortaya çıktı.
     
     “GENÇLİĞE GELENEKLERİ ÖĞRETEMEDİK”

    Erdoğan: ”Gençliği biz seviyoruz. Biz bu gençliğe geleneklerini öğretemedik. Burada hatamız var. Geleneğini bilmeyen genç geleceğini bulamaz. Sıkıntı burada bunu başartmamız lazım. Gelenekten geleceği bir yürüyüşü hep birlikte başarmamız lazım. Gezi olayları için Meclis’te araştırma komisyonu kurulması için harekete geçtik. İnşallah meclis boyutuyla da Gezi olaylarının içyüzünü ortaya çıkartacağız.” diyerek yeniden formasyonun dozunu artırmanın zorunluluğunu vurguladı. Gelenek dediği, genellikle Arap Bedevilerinin çölde edindikleri kötü alışkanlıklar, Muhamet’in Arap ulusu kurmak için uydurduğu hikayeler, başka halkların yaşam alanlarına yönelik saldırıları teorize eden ideolojik temellerdir. Daha önceleri sadece, çoğalın, ne yapın ne edin son hızla çoğalın, 2071 de orayı burayı feth edeceğiz, imasını veren Erdoğan, son hızla üretilip soakaklara atılan çocukların İslamize ediliş hızında hatalar yapıldığı sonucunu, Taksim direnişinden çıkartılacak tek sonuç olarak algılıyor!
    AKP devletinin Sunni Irkçı yapılanması daha fazla insanı tedirgin etmeya başladı. 1980 lerin Askeri Anayasasının zorla, sunni Türk islam ideolojisi temelinde, diğer halk ve kültürleri yok etme sürecini devam ettiren AKP arta kalan son gurupları da asimileye hız verdi. İşte bu yeni resmi Türk İslam ideolojisine karşı durma her zamanki gibi gözaltı, tutuklanma ve işkence gerekçesidir. Karşi duranları fiziki imhaya tabi tutan Sunnici ırkçı,kafatasçı AKP son Taksim olayında olduğu gibi karşı çıkma cesareti gösterenleri insanlık dışı işkencelerden geçiriyor. 

    AKP’nin ‘Acil Eylem Planı’ kapsamında gerçekleştirmek istediği tüm projeler aslında çağdağlaşmayı engelleyecek, sosyal hakların budandığı, tek şefliğe dayanan polis rejiminin “arka bahçe”de kurgulanmış ideolojik yönelimlerini oluşturan parçalardır.
    AKP propogandasına göre, Erdoğan büyük bir önderdir, karizmasının eşi TC tarihinde görülmemiştir. İslamci ırkçı propogandaya göre, Erdoğan ekonomiyi düzeltmiş, PKK yi de ikna ederek terörü bitirmiştir.
    Burada birincil olarak, düzeltilmiş, büyütülmüş görünen ekonominin tamamen dışa bağımlı bir balon ekonomisi olduğunu vurgulamak gerekir. Bu türden iplikli ekonomiler daha önce Irak, Yunanistan, Arjantin, Şili gibi ülkelerde denendi. İpler başkalarının ellerinde olduğu için her defasında kolaylıkla dipe vuruldular. Erdoğan’ın dışa  bağımlı kof ekonomi kahramanlığı ucuz bir kahramanlıktır. Sunni islamın başını çeken Arap kral-şeyh tayfasının tefecilik sistemince pompalanan dolarlar eroin şırıngası etkisini göstermekten ileri gidemez.
    Kendisini Osmanlı devamı gören Erdoğan kliği Avrupa ve diğer batılı ülkeleri ideolojik-kültürel alanda düşman olarak görmeye devam ettiğini açıkça beyan etti. Nakşi tarikatçılığı, Milli görüş propogandası Makyavelizmle ve Militarizmle birleşerek serseri mayın gibi ne tarafa gidileceğini tamamıyla muğlaklaştırdı. Hem Avrupa düşmanlığı yapmak, hemde üyelik için bir bakanlık kurup çırpınıp durmak, Kürtler’in lideri diye cezaevinden seçilmemiş birisini muhatap almak, arkasından terörist başı diye miting alanlarında bağırıp çapırmak, gizli servis elemanları vasıtası ile kanunsuz belgesiz antlaşmalar yapıp, akabinde yapılan planların hiç birine imza atmamak, arkasından hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi davranıp tekrar başa dönmek, bu türden birsürü feci tutarsızlık ve tezatlar içinde boğulmak, Erdoğan için ”güvenilmez” imagosunu yarattı. Şimdi artık bir gurup Sunni devlet lideri dışında hiçbir devlet Erdoğan’ı ciddiye almıyor.
    ARAP BAHARI YOK, SUNNİ BAHARI VAR.

    R.T.Eroğan: ”Ey cahil, Türkiye’de Türk Baharı 3 Kasım 2002’de oldu. Ama onlar bunun farkında değil. Bunların kulağı duymaz. İşte millet işte karar!”, derken, Türkiye’de,  adına ”Arap  baharı” denilen, Sunnilerin her alanda ikltidarları ele geçirmelerini yansıtan bu hareketin ana karakterini ortaya koydu. Gerçekten de, Arap baharı adı altında, nasyonalıst diktalara karşı gelişen isyanlardan sonra, önderliği Sunni şeriatçı partiler ele geçirdi.
    İsyanların çıktığı hiç bir ülkede normal bir rejim kurulamadı. Tunus’ tan, Yemen’e kadar her yerde Sunni iktidarlar kuruldu. Libya ve  Mısır’da Erdoğan gibi Sunniler kendi rejimlerini rahatlıkla kurdular.
    Alevilerin yaşadıkları yerlerde ise bu Sunni Baharı tehlikeye giriyor. İşte bunların başında Suriye ve Türkiye geliyor…
    ”Ilımlı Müslümanlık” maskesi arkasına gizlenen AKP rejimi, askeri rejimleri aratmayan baskı ve işkenceyi arsızca savunmaya devam ediyor… R. T. Erdoğan, ”polise emri ben verdim” diyerek, sokak başı polis guruplarınca ölesiye dövülen suçsuz insanlara yapılan zulüm ve işkencenin arkasında olduğunu gururlanarak beyan etti. Kendisini “ılımlı Müslüman demokrat”, olarak yutturan AKP rejiminin, halkın özgürlük mücadelesi karşısında maskesi düştü, AKP bırakalım ılımlılık, askeri rejimlerin terörünü bile geride bıraktı..
    AKP’nin cekirdek kadroları direniş’e katılanlara tehditler savurunca ve bu tehditler televizyonlardan dolaylı şekilde yapılınca, saldırılar hemen başladı.
     
    Tüm Avrupa’yı ve dünyayı ayağa kaldıran polis şiddeti ile toplanma, gösteri, ifade özgürlüğünü gasp eden AKP rejiminin ipliği pazara çıkıtı. AKP’nin gazcı, işkenceci yöneticileri sokaklarda gezen insanları bile kendileri için bir tehlike arzettiler…, Erdoğan kliği resmen katliam provası yaptı!
    Sokaklarda gezen sıradan kişiler bile dur denmeden, kurt sürüsü gibi saldıran polislerce anında işkenceye tabii tutuluyorlar. Binlerce suçsuz insan mağdur olmuş durumdadır. AKP terör rejiminin benzerleri halk ayaklanmaları ile yıkıldılar. Latin Amerika’da ki askeri rejimleri örnek alan AKP ise, devlet terörünü bu şekliyle sürdürmeye devam ediyor. Zehirli gaz Müslümanları, Erdoğan’ın başkanlık rüyası gerçeklesirse, Anadolu haklarına yeni soykırımlar uygulayacaklardır.
     
    SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN EMNİYET KANADI, EVREN CUNTASI, ÇİLLER AĞAR’DAN DEVRALINIP DAHA DA İSLAMLAŞTIRILAN AYNI KRİMİNAL YAPININ DEVAMIDIR…
     
    AKP, Çiller -Ağar kliğinden devraldığı çete polis örgütlenmesini uç noktaya vardırmaktan başka bir şey yapmamıştır. AKP diktası  polis aygıtında  iskenceci sadit militanlarının kadrosunu olağanüstü büyütürken bunun nedenleri vardı: Bütün işkenceciler, katiller, soyguncu rüşvetçi polis yöneticileri görevlerinde duruyor, bir kısmı da mükafatlandırılarak daha üst mevkilere getirilmişlerdir. Erdoğan, “rejimin güvencesi polis” diyerek, nasıl bir rejim hedeflediğini ortaya koydu. Devlet güvencesi olarak polisi gören yönetimlerin ortak bir adı vardır, bu da kanunsuz diktadır. Kısacası “manken” değişiyor ama nitelik aynı. AKP’liler daha önce de gömlek değiştirdikleri için bu değişiklikleri seviyorlar.
    Dünyada en kötü polis olarak bilinen TC  polisi hiç bir reform yaşamadan çağdışı konumunu aynen devam ettiriyor.
    TC polis örgütlenmesi, şu an dünyada, bezerlerinden arta kalan son ucubelerden biridir. Latin Amerika’da ki diktaların bu türden polis rejimleri çoktan yıkıldılar. Türkiye’de ise, dinciler bunu daha da güçlendiriyorlar. Erdoğan’ın emri ile, kendi kanunlarını da tanımayan sadist polis çeteleri dünyanın gözü önünde sokakların ortasında kadın çocuk demeden işkencelerine devam ediyorlar.
     
    SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN ÖBÜR AYAĞI OLAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, “BİBER GAZI CAİZDİR DEDİ!
    Polisin göstericilere terör ve insan sağlığına zarar veren gaz kullanması, halkın kanını emen parazit yeşil ordu, Diyanet İşleri Başkanlığınca hemen desteklendi. “Devletin güvenliği ile alakalı meselelerde biber gazı kullanılır. Ayrıca insan sağlığına en az biber gazı zarar veriyor” diyen katiller çetesi, Dini açıdan biber gazının kullanılmasının sakıncalı olmadığı, İslam’ a uygun olduğu idda edildi.
    İşte her yıl milyarlarca dollar yutan kan emici kenelerin vahşi islamı: arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor. AKP Militarist bir aygıtı, yeşile boyayarak yola devam diyor!. Polis yine aynı ırkçı dinci işkenceci sadist polis. Bu İslamist yeşil ulus devlet anlayışı ki ‘’tek şef  Erdoğan”mentalitesini kökleştirmeye çalışıyor. AKP, Türk devletinin,  “tek şef” önderliğinde Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
    Sunni Müslümanların, Hisristiyanlarla beraber yaşadıkları Bosna, Makedonya, Kazakistan, Sudan, Mısır,Arnavutluk benzeri ülkelere gidip orada, en az 5 çocuk yapın diyerek Sunni islamcı nüfus patlamalarını kışkırtmak, oralarda baş gösteren çelişki ve savaşları derinleştirmek, Erdoğan’ı daha önce bu kadar deşifre etmemişti.
    Daha önce sahtekarlıkla bazı salon sosyalistlerini kandırıp arakasına alan büyük hünkarımızın, neden çok çocuk yapın dediğini de böylelikle daha iyi anladık.
    Müslüman nüfus çoğunluğu yaratarak Avrupa’yı içerden tehdit etmeye çalışan Erdoğan, El Kaide’ den daha ileri giderek bunu kurnazca yapmaya çalıştı. Alevi’lerin, Kürtler’in ve Hiristiyanların yoğunlukta olduğu alanlarda kürtaj, çok doğum kelimelerini ağzına almayan Erdoğan’ın Sunni kitleleri silah olarak kullanma taktiği aslında koyu bir ırkçılığa takabül ediyor. En çok kışkırtma da Müslümanların Hiristiyan’larla sınır teşkil ettikleri alanlarda oldu.
    AKP diktasının sunni islam politikası ile halkların içlerine attığı nefret tohumlarının dışa yansımasının tepkisi işte bu Taksim isyanıdır. Baskının, nefretin patladığı bu direniş kriminal zihniyete karşı  özgürlük haykırışıdır; AKP diktatörlüğüne  başkaldırıştır.
    Taksim isyanı, totaliter yeni Osmanlıcı, 1980 darbesinden devralıp “muhafaza” ettiği tüm eski engelleri ve yeni inşa ettiği tekadamcı totaliter rejimin zaman içinde tamamen tasfiye edileceği gerçeğini ortaya koydu. 
    Değişecek kurumlar, devletin tüm organları, polis ve askeri mekanizma, insanlık düşmanı Diyaneti, sayabiliriz. Geçmişte Türkiye’nin ayağına bağ olan tüm siyasi yapılanma türlerinin, bürokratik yapılanmaların ve eski ideolojilerin aşılacağı gerçeği ufukta görünüyor.
    Geçmişten gelen ve insanlara sığınılacak liman olan eski ideolojilere gerek duyulmayacağı bir atmosfere doğru yol alıyor Türkiye. İnsanlar eskiden sığındıkları bu ideolojilerin ve kimliklerin, artık kendilerine ayak bağı olduğunu daha iyi anlayabilirler. 
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    sali
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
     
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Bovenkant formulier
    Kampanyaya İmza Ver
    Onderkant formulier
     
     

    Yorum tarafından selda Suner — Temmuz 2, 2013 @ 2:22 pm

  9. ALBAYLAR DARBESİ!
     
    Şalvarı şaltak Osmanlı
    Eyeri kaltak Osmanlı
    Ekende yok biçende yok
    Yiyende ortak Osmanlı

    R.T. ERDOĞAN’IN VESAYET REJİMİNDE YEDİRME(ME) HALET-İ RUHİYESİ!
     
    Mezhep, cemaat, tarikat, kabile ve zümre piskolojisine seslenerek, “seni marjinal gruplara yedirmem” diyen Recep Tayyip Erdoğan, bu türden ”yedirmeme” söylemlerini, bir zamanlar seçim öncesi beyaz eşya dağıtan Tunceli Valisi için kullanmıştı, …”Valimizi Baykal’a yedirmem” demişti ve şimdi aynı Erdoğan kendisi için: “Baktılar büyük geldi; dişlerini geçiremiyorlar… Valilerimize, kaymakamlarımıza, polisimize hırlamaya başladılar…,” Erdoğan, MİT’çi ‘Hakan Fidan’ı yedirmem’, derken, AKP li Akdoğan; “Tayyip Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz. Yüzyılda çıkan bir liderdir Başbakan. Dönüştürücü, karizmatik liderliği ile. Şu anda böyle başka bir lider de yoktur….” diyerek, AKP’de yaygınlaşan bu ilkel kabile mentalitesinin sistematik hale dönüştüğünü ortaya koydu.
    Psikolojik harekatın bir parçası olarak kullanılan bu türden propogandalar tamamen kendi insanları üzerinde etki kurmak ve toplumu mezhep, cemaat, zümre vesayetine entegreye yöneliktir. 
    Erdoğan’ın, kendisine bağlı olan subayları bile takibe tabii tutması, Sunni mezhepten ve dinci olmadığı bilinen, General olmayan alt rutbeli subayların ailelerinin telefonlarını bile dinlettirmesi, sorunun boyutunu yansıtıyor. Belli ki MİT’in verdiği raporlar, olası bir darbenin ”alt rutbellilerden” geleceği yönündedir.
    Sivil diye lanse edilen MİT başkanı ne zamana kadar Erdoğan’a sadık kalacak? Mursi’nin ki Hakan Fidan’dan daha fazla sivil görünüyordu!
    ”.. Hakan Fidan 1986 yılında, henüz 18 yaşında iken astsubay olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) girdi. Dış Politika ve İstihbarat’la ilgili yüksek lisans tezini yazdığı 1999 senesinde halen orduda görev yapıyordu. İstihbarat meseleleriyle bilimsel olarak o dönemde ilgilendiği düşünüldüğünde bugün, ilgi ve uzmanlık alanına uygun bir kariyere ulaştığı daha iyi anlaşılır.
    Astsubaylıktan gelme bir eski ordu mensubunun, askerin geçmişteki ağırlığından ötürü generaller tarafından yönetilmiş MİT’in başına getirilmesi planlıdır.

    Fidan, lisans eğitimini University of Maryland University College’da yönetim ve siyaset bilimi eğitimi alarak yaptı. TSK’da iken Almanya’daki NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu Karargahı’nda bulundu. Burası çok ilginç, buraya gizli sevislerin en önemli unsurları uğrayabiliyor! Türkiye’yi 11 yıldır yöneten AK Parti’nin kurulduğu sene TSK’daki görevinden taktiksel anlamda ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Bu noktadan sonra, maskeleme ve araziye uyma yeni bir sürece girdi… Hakan Fidan, tabii ki asker olarak doğdu, sonradan değişen şartlara bağlı olarak kıyafeti yeni arazilere uyduruldu” Asker doğmamışsan ve yabancı ülkelerde envay çeşit testlerden geçmemişsen seni bu türden mevkilere asla getirtmezler.
    ”Her Türk asker doğar, Türkler asker ve çiftçidir: K. Evren 1982”’
    YALÇINKAYA: ASKER MİLLETİZ
    Albay Yalçınkaya, Türk ulusunun, ‘asker millet’ kavramının dünyadaki yegane örneğini teşkil ettiğini vurguladı. ….Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye Cumhuriyeti Jandarması saflarında temsili askerlik hizmetini yerine getirmek için gelen engelli vatandaşlarımız heyecan ve coşkuyla asker üniformalarını giymiş kahraman birer Mehmetçik olarak karşınızda gurur ve onurla durmaktadırlar” dedi. Engellileri bile kışkırtan güruh, ”Ilımlı Müslüman” lakabı takılan Milli Görüş militanları ile nereye kadar uyumlu kalacak?
    Türkiye gibi insanı asker piskolojisi ile şartlandırılan, militarist ruhu hat safhada olan bir ülke dünya darbe rekorunu elinde tutuyor. Roma Imparatorluğundan sonra ilk darbeyi yapan Türkiye’deki Askeri yapı olmuştur. Esasen Osmanlı’yı yıkanlar, dış devletlerden ziyade bugün hala devam eden ve Tanzimat’la başlayan ve adına ”batı ruhu”, eğitimlerini Avrupa devletlerinde yapmış Jön Türkler, eski Doğu Roma’nın devamı, II Mahmut’un zulmünden kaçan ve Balkan’lara sığınan bazı Yeniçeri guruplarının soy soplarının, devşirme unsurların da katılmı ile ortaya çıkan militarist mentalitedir.
    Her Türk asker doğar!
    Her Türk çiftçi doğar…
    Her Türk kasap doğar…
    Her Türk imam doğar…
    ”… 48. Piyade Er Eğitim Alayı Komutanı Piyade Albay Fahrettin Dörtkol, Türk ailesinin evladını doğuştan itibaren askerliğe fikren hazırladığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim ettiğini belirtti. Piyade Albay Dörtkol, “Bu evlatlarımız ‘Her Türk asker doğar’ özdeyişini ispatlarcasına kısa sürede askerliğe intibak ederek, aslan gibi birer Mehmetçik oldu. Ne mutlu bu aslan Mehmetçikleri yetiştiren anne ve babalara” diye konuştu. 
    Oysa Türklerde diğer insanlar gibi çırılçıplak doğarlar, yani doğduklarında üstlerinde askeri üniformalar yoktur! Ama daha bebekken kafalarına askerlik ve şiddet empoze edilir. İlerleyen yaşlarda resmi askerlik süresi dışında askeri kiyafetler giymeselerde, hepsi asker kafalı oluyor, bu durumlarından da oldukça hoşnutlar. Bu günkü siyasilerin ağırlıklı çoğunluğuda böyledir.  Sınırlı bir biçimde olmayan kesim ise etkisizdir, son neticede asker kafalıya mahküm olmak zorundadır.
    Türkiye darbe ihracatını başlatan ilk ülke şerefine sahiptir. Çeşitli dönemlerde çeşitli ülkelerde meydana gelen darbelere bir bakalım.
    Cemal Gürsel Türkiye 1960
    Georgios Papadopulos Yunanistan 1967
    Saddam Hüseyin Irak 1968
    Muammer Kaddafi Libya 1969
    Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd Umman 1970
    Augusto Pinochet Şili 1973
    Ziya ül Hak Pakistan 1978
    Teodoro Obiang Nguema Ekvator Ginesi 1979
    Kenan Evren Türkiye 1980
    Lansana Conté Gine 1984
    Blaise Compaoré Burkina Faso 1987
    Zine el Abidin bin Ali Tunus 1987
    Than Shwe Myanmar 1988
    Ömer Hasan Ahmet el Beşir Sudan 1989
    Yahya Jammeh Gambia 1994
    Hamad bin Khalifa Katar 1995
    Pervez Müşerref Pakistan 1999
    François Bozizé Orta Afrika Cumhuriyeti 2003
    Josaia Voreqe Bainimarama Fiji 2006
    Muhammed Veled Abdül Aziz Moritanya 2008
    Andry Rajoelina Madagaskar 2009
    Roberto Micheletti Honduras 2009
    Niye her Türk asker doğuyormuş? Çünkü Türk milleti farklıymış, başka milletlere benzemezmiş, ayrıca askerlik peygamber ocağıymış, Mehmetçik Muhamet’in kısaltılmış biçimi imiş!
    Türkiye’deki askeri darbelerin tümü cami ile kışla arasındaki kavganın, Türk Müslüman olmayan etnik toplumların başında patlamasıdır. AKP iktidarıyla ötekilerin kavgası kızıştığında ve AKP rejimi bu kavgayı bastıramadığında göreve kim çağrılacak? Elbette Türk ordusu…TC ordusu soğuk savaş’ta, kaçınılmaz olarak NATO ordusuna dönüştü. Şimdi cahil kitleler analarından birere Nato askeri olarak doğuyorlar..Ordunun örgütlenmesi, eğitimi ve harbe hazırlığı Nato ordu talimnamelerinin rehberliğinde yürütülüyor. Paşalar, NATO Paşaları olmakla şeref duyuyor. Geleceğin komutan adayları olarak seçilen subaylar yabancı kışlalarında eğitimden geçirilirdikten ve denendikten sonra gerekli rutbelere gelebiliyor; silah, melbusat ve sair araç gereç ihtiyacı başka orduların savaş artığı malzemesiyle karşılanmaya devam ediliyor. Osmanlı’dan günümüze asker ağırlıklı bir toplum geleneği devam ediyor. II. Mahmud ile başlayan, Jöntürkler ve İttihadçılar ile devam eden batılılaşma hareketi Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş ve Cumhuriyet dönemi kadroları ile de batılılaşma hareketi ulus-devlet projesi ile birleşerek askeri zihniyet çerçevesinde politik hale getirilmiştir. Asker kendi içindeki hiyerarşik yapı bir yana, jakoben, baskıcı ve yönlendirici rol üstlenerek kendini en üste koymuştur. Geçmiş darbeler bir yana, artık günümüz gelişmeleri ve liberal aydınlanma nedeniyle askerlerin sivil siyaset üzerinde etkisini kaybettiği gibi bir durum söz konusu olsa da aslında bu sadece konjönktürel bir geri çekilmedir. Yani asker darbe geleneğinden ve siyaseti vesayet altında tutma düşüncesinden vazgeçmiş değildir.
    Sivilleşme adı altında çoğunlukla emekli olmuş, vilalarında keyf çatan bazı subayların yakalanması, haklarında davalar açılması göstermeliktir…Üst düzey askerlerin ihaleleri kendi şirketlerine vererek zenginleşmeleri ve emekli olanların danışman adı altında büyük tekeller, banka ve faiz tefecileri ile olan ilişkileri devam ediyor.
    Paramiliter güçler; Mit, Jitem ve Özel harp dairesi gibi kurumlar, değişen şartlara göre yeniden biçimlendirilmiş, son Taksim – Gezi eylemlerinde olduğu gibi AKP rejimi için kullanılmaya başlanmışlardır. Haziran başında özel uçaklarla batıya sevk edilen özel güçler, öldüresiye adam dövme ve işkencelerde kullanılan köy Koruyucularının dahada kuvvetlendirilmesi gelecek için yeni işaretler vermektedir. Dolayısıyla şartlar oluşursa asker tekrar darbe geleneğine devam edecektir…
    Şimdi ise Türk İslam diktatörlerinin kendi aralarındaki yağma ve iktidar çatışması, Mısır’da ki gibi beklenmedik bir anda yeni bir asker doğuracaktır…Bu tür darbeler daha acımasızdır.
    Vesayet pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Cemaat, kabile ve mezhep vesayetine geri dönülen bu aşamada, bakalım kim kimleri yiyecek.
    Sunni islam diktatörlüklerinin yaşandığı Pakistan’dan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus vs.. Fas’a kadar bütün devletlerde rastlanan mezhep, cemaat, kabile ve zümre vesayetinin inşasına Türkiye’de de hız verildi…Görünürde demokratik olan seçimle gelen ve giden gibi gösterilen AKP rejiminde asıl iktidar hala başka güç odakların elindedir. Seçimle iş başına gelmiş iktidar güç odaklarının risk olarak gördükleri yada beğenmedikleri kararlar alırsa derhal gerekli mekanizmaları harekete geçirirler. Bazen de doğrudan müdahale etmek zorunda kalırlar. ortak yanları yapılan her şeyin ülkenin menfaatleri için olduğunu söylemeleridir. Adeta kendilerini ülkenin gerçek sahipleri olarak görürler. bunun aksini iddia etmek vatan hainliği ile eşdeğerdir.
    İslam ülkelerinin çoğunda, afrika ve uzakdoğu ülkelerinde ve maalesef türkiye de vesayet rejimi için örnek olarak verilebilir.
    İslam dini, kültürü tamamıyla bir vesayet kültürüdür, Müslümanlarda ki vesayet ruhu kaynağını Kuran’dan alır. Arap rejimlerinin kökten kukla vesayet karakterini taşımaları tesadüdi değildir. İslamiyetin özünde cihat ve ganimet kavramları vardır. Suriye’de savaşan Çeçen militanlarının 4 kadın hakkını savunmaları ve bunu garanti altına almak için Kürt bölgelerine de saldırmaları bu kavramların ikileme yer vermediğini gösteriyor. Yüksek bir güce bağlı olarak insanlar onun dediğini sandıklarını yaptıkları zaman günahsız olduklarını düşünürler. Dolaysıyla batılı anlamda bir ahlaktan söz edemeyiz. Örneğin Alevi ve Hiristiyan bölgelerine binlerce füze attıkları için övünürler, onları korkutmak hoşlarına gider övünürler. Bütün bu islamist hareketlerin serseri mayın misali İslam coğrafyasında dolanmalarını, çıkış arayışlarından bağımsız görmemek gerekiyor. Anılan bu hareketlerin yanlış konumlanması, doğru tutumlar için önemli veriler olarak görmek gerekiyor. Özellikle Suriye’deki iç savaş bu hareketler için turnosol işlevi görmektedir. Sunni islam diktatörlükleri katı, tutucu inanç tüm mezhepleri temel alırlar ve islamın reforme olmasının önündeki en büyük engeli teşkil etmektedirler. Doğmatik inanç, felsefenin, bilimin İslam coğrafyasına girmesine izin vermemiştir. Bu yüzden de sosyalite, toplumsal gelişme, ekonomik büyüme, kültürel derinlik dibe vurmuştur.

    AKP ile tamamıyla bir vesayet rejimine adapte edilen Türkiye’de, yaklaşık 200 yıldan beri süregelen ikilemin yeni bir biçimi yaşanıyor: Osmanlı’da siyaset genellikle tarikat-cemaat mezhep yapılanması üzerinde yürütülürdü. 21. yüzyılda, vesayetçilik buna benzer bir şekil almaya başladı. Tarikat-cemaat, kabile ve mezhepler ipleri yeniden çekmeye başladılar. Bir dönem iktidar olmak için Askeri gücü kullanmak yeterli idi, yeniçerilerin son dönemlerinde bu bir gelenek halini almıştı. Daha ileriki dönemlerde, özellikle Balkan savaşlarından sonra paniğe kapılan komitacı subaylar bu çizgiyi tamamıyla hakim hale getirerek 2000 li yıllara kadar başarıyla sürdürdüler…Her politika mutlaka tersini de yaratır. 1908′ lerden beri güç kaybeden Osmanlıcılar örgütlenerek, kaybettikleri alanları yeniden ele geçirdiler. Şimdi İktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler politik iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada modern alnlamda bir demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…
    Cemaat, tarikat ve kabile kültürünce yönlendirilen R.T. Erdoğan’ın söylemleri bazı deli dolu Osmanli Padişahlarınkini geride bıraktı. Erdoğan’ın Esenboğa Havalimanı’na inerken söylediklerinden..: ”…çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsam ümüğünüzü sıkarız.’
    Sözde süper ekonomi yaratmış kişinin ekonomiye yaklaşım şekline bir bakın! Sanki İstanbul borsasından kendisi sorumlu değilmiş de, Kasımpaşa’da çaycılık yapıyor…Bu türden ilkel konuşmalara Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık rastlanmıyor! Bu kafayla hangi ekonomi düzeltilir?
    Kabile kafalı Milli Görüş militanı Erdoğan:…”Fidan için, “Sır küpüm, devletin sır küpü” ifadesini kullandı.” Erdoğan devamla: ‘…Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum’ ifadelerini kullandı.
    “Polisimi kimseye yedirmem”, polis kuvvetlerini “yürüyün koçlarım, sizi kimseye yedirmem” gazıyla tahrik eden Erdoğan, açık açık iç savaş çağrılarında bulunup, alenen yaşanan polis terörüne sahip çıktı. İşte ruhlarına işkence ve terör işlemiş vahşet ve zulüm polisi böyle ele geçirilir…
    Burada sanki Kongo’da bir kabile lideri konuşuyor! MİT ve polisi ele geçirmede zorlanmayan AKP, Vesayetin sadece askeri vesayetten ibaret olmadığını, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığını, silahlı güçlerin ve istihbaratın kilit bölümlerini kontrol altına almanın alternatif bir vesayetlen de mümkün olabileceğini gösterdi.
    AKP, sadece Türkiye Sunniciliğine oynamıyor, Erdoğan kendisini bütün Sunnilerin başı olarak görüyor! Suriye ve Kafkas’lardaki aşırı dinci sunni örgütler bu anlamda destekleniyor. Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz.
    Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Askeri mekanizmayı kontrol altına alan AKP’nin otoriter, baskıcı, özgürlükleri yok eden yüzünü, mezhep ve tarikatların takip ettikleri çizgiden bağımsız ele almamak gerekir.
    Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar.
    Vesayetçilik, sadece bir devletin halkı üzerinde oluşturduğu bir baskı kültürü değildir. Kimi zaman bunu bir toplum kuruluşu, bir yasadışı örgüt, bazen dini bir cemaat olabilir.
    Bu tür vesayet anlayışları, değişik isimler (Örgütlenme, teşkilatlanma, veya cemaatleşme/biat) adı altında tabiileri tarafından kabul edilir. Bu tür vesayetçiliklerin toplumun içselleştirdiği vesayetçiliktir.
    Bir vesayet şekli de var ki özellikler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yön veren vesayetçiliktir.
    Soğuk savaş yıllarında uygulanan vesayetçilik anlayışı farklıydı. Ülkemizde ki darbelerin  nedeni bu vesayet anlayışı olmuştur. Elbette bunun son örneği 12 eylül 1980 darbesidir. Hükümet’in bu sürede tam denetimine aldığı  ilk Kurum, Emniyet’tir, bunu MİT ve Ordu izler. Hrant Dink cinayeti Emniyet müdürlüklerinde organiye edildi ve işlendi. Ama olaya karışan hiç bir üst düzey Emniyet görevlisine  dokunulmadı, hatta ödüllendirildiler. (Örneğin, Ramazan Akyürek)  Olayın failleri belliyken son haftalarda da başka örgütlere havele ediliyor. Yıllarca İmralı ile görüştüler (MİT vasıtasıyla) ama hep inkar edildi! Mecbur kaldıklarında da ‘Devlet görüşüyor‘ dediler. Ama Devlet dediği,  MİT müsteşarlarının Başbakan temsilcisi olarak görüşmelere  katıldıkları, birilerince deşifre edildi, yalanlar ortaya çıktı.
    Vesayetçiliyi bir platforma taşıyan cemaatlerin son dönemlerde yapılan icraatlarına baktığımızda kendi vesayet anlayışlarını ilahi bir kılıfa sokarak “kutsal” vesayetçiliğin temellerini atmaya çalışmaktadırlar.
    Yani dış devletlerin TC’ nin askeri kanatlarını kullanarak bize dayattığını bu defa cemaat dayatıyor. Bizim kendi kendimizi idareden aciz olduğumuzu, akılsız ve cahil olduğumuzu, bizi bize bırakırlarsa efendilerimizin iradesi dışına çıkarak “tek devlet, tek dil, tek millet, tek ırk ve tek bayrak” anlayış alanından çıkacağımızdan korktukları için kendileri ile dirsek teması olmayanların üzerinde vesayet geliştirmeye ve hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu örgütün kuracağı “Sünni Ayetullah vesayet rejimi”, askerin “vesayet” rejimiyle bazı noktalarda farklılık gösterse de özde aynıdır.. “Askeri vesayet” somut bir kurumdur. Ordudur. Başındakiler bellidir. cemaat ise bir “hayalet” örgüttür. Bakın topluma, yalnızca “tek ve ebedi şef” orta yerdedir. Büyük tarikatlar daha çok politik alanda etkinler. Bir zamanlar ANAP başkanı ve Başbakan olan Turgut Özal Milli Görüş Hareketi’nin ideologu ve Saadet Partisi’nin başkanı Necmettin Erbakan Nakşibendî Tarikatı mensubudur. AKP’nin Başkanı ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ da Nakşibendîcidir. AKP kabinesinin % 69’undan fazlasının Nakşibendîci olduğu bilinmektedir.. Eğitim, medya ve ekonomi alanlarında böyle bir Tarikatın gücünü tahmin etmek zor olmasa gerek.
    Erdoğan, Özal gibi, vesayetin en kötüsünü inşa ediyor. AKP, Abdülhamid’in pan islamcı politikalarını yeniden canlandırarak, Tanzimat döneminde kalınan noktaya geri döndü. Dinci şöven militanlar başta MİT, Ordu ve polis olmak üzere devletin ana noktalarını ele geçirerek hedeflerine yürüyorlar. Sunni mezhepçi tarikatçı kitleler başta Suudi Arabistan olmak üzere, dünyanın en kötü rejimlerine benzer bir vesayet, yeni tipten bir köleliğe doğru hızla ilerliyorlar…
    Mezhep tarikat Cemaat partisi AKP’nin, ülkeyi yönetebilecek bir vizyon ve kapasiteseye sahip olmadığı artık ortaya çıktı. 
    Balon gibi şişirilen sözde ekonomi, Suudi, Katar veya Kuveyt kopyalamasıdır. Bu türden diktacı ülkelerde, Sunni Araplar dollarların arasında boğuluyor,ama başlarına dikildikleri refah ekonomisi kendileri tarafından değil tamamıyla yabancılar tarafından kurulmuştur…Bu ülkelerde yaşayan Araplar’ın katkıları nihildir. Standart olarak, ”Arap çalışmaz, Allah rıskını doğarken vemiştir.” Bu parazitlik, A. Gül, Arap bankalarının başında iken, Türkiyeye’de bir model olarak sunuldu. AKP rejimince aynen devralınan, Sunni Arap sisteminin ”porto ekonomisi”, doğası gereği her an tümden sıfırlanabilir. Şu an Türkiye’de ekonomiyi elde tutanlar yabancılardır. AKP, Katar’da ki benzeri zümre gibi sadece rantını yiyor.

    Erdogan ve yandaşları, beceriksiz oldukları kadar farklı fikir ve hayat tarzlarına karşı tahammülsüzler… Ülkedeki Aleviler ve Hristiyanlar Erdogan döneminde aşağılandı! Keza; Sünni inancına sahip olup reformize olmuş müslümanlar da aynı politikadan nasibini aldı. Erdogan, ”herkesin başkanı”olmayı başaramaz. Zaten, dünya görüşü buna izin vermiyor. Temsil ettiği Nakşibendi ve Milli Görüş için Aleviler, laik görüşlüler birer düşmandırlar.
     
    Erdoğan’ın nüfus patlamaları çığırtkanlığı!

    Nüfus patlamaları yoluyla hegemonya kurmak, başka toplumlar üzerinde baskıyı, onları yaşam alanlarına, sayısal güç, yapmacık çoğunluklar yaratarak müdahale etmek bilindiği gibi ilkel çağlara tekabül eden ve Osmanlı’ların da başarı ile uyguladıkları bir politikadır. Bütün Anadolu toprakları, bu strateji ile yaratılan yapay çoğunluklar sayesinde etnik temizliğe tabi tutulmuştur.
    Osmanlı yetkilileri, ele geçirecekleri yerlere, önce fakir fukara adı altında göçmenler sokar, arkasından da yağma ve talan için seferlere başvururlardı. Ekarte edilen milletlerin çocukları da ellerinden alınarak, devşirme sistemince Türk Müslüman olarak yetiştirilirdi. R. T. Erdoğan, bu devşirme silahına sahip olmadığı için belki de yanıp tutuşuyor ama o ortalığı kuru kalabalıklarla doldurmak için, padişahlardan daha başka olanaklara sahiptir. Erdoğan, doğum başına vereceği yardımı çoğaltmaya hazırlanıyor: ”doğurun, doğurun, daha fazla doğurun, bu yolda her şey mubahtır, ne duruyorsunuz, biz bunu boşa mı söylüyoruz”, demekle kalmıyan Erdoğan’ın, Nakşibendi derviş ve şıhlarına, dini alanlarda cahil kitlelerin kışkırtılması ve hatta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden damızlıklar getirilmesi konusunda körüklemelerde bulunması işin ciddiyetini gösteriyor.
    Türkiye, yüzkarası insan ihracatında dünyada 1. sırayı tutmaya devam ediyor. Avrupa’ ya milyonlarca cahil cuhul insan ihraç edilmiş, bunlar yarli halklara düşmanı olarak örgütlenmiş, kadınlarına Türban veya benzeri üniformalar giydirilerek, mevcut toplumla kaynaşmaları yasaklanarak, karşıt bir güç olarak ortaya çıkarılmışlardır. Bu rezalet duruyorken aynı ilkel, sanatsız, kültürsüz AKP, yöneticileri daha çok çocuk yapın demeye devam ediyorlar! Erdoğan, bu çocuk doğurtma savaşını, sidik yarışına dönüştürdü. Erdoğan’dan önce bu konuyu en ciddi şekilde devlet stratejisi yapan Alman Nazi lideri Hitler olmuştur.
    Esasen bugün Erdoğan’ın Türkiye’de uyguladığı ”çocuk parası, yardımı”, ilk defa Hitler tarafından, ”üstün ırk” diye tanımlanan Alman ırkının üstünlüğünü sayısal anlamda korumak ve dünyayı ele geçirmek için uygulanmıştır.
    Aynı şekilde, Erdoğan’ın sık sık bağırarak tekrarladığı, ”tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan…” sloganı da, Alman Nazi’lerinin ana sloganlarından bir tanesidir.
    Bu noktadan da anlaşılacağı gibi, Erdoğan’ın temsil ettiği Milli Görüş ideolojisi, Arap Milliyetçiliği olan İslamcılık ile Alman Irkçı nazı ideoljisinin bir karmasıdr.
     
     
    AVRUPA’YA KATILIM PROBLEMİ

    Asker doğma-savaş-yoketme- yeme ideolojisi ve piskolojisinden kurtulamayan bir kültür yapılanmasıyla sivil bir topluma entegre olmak doğal olarak zordur. Avrupa’ya düşmanlık edilerek oraya girilemez, kültürünü, yaşam biçimini beğenmediğin, sana tamamıyla ters düşen bir sisteme bağlanman tabiata aykırıdır. Çin, İslam birliğine üyelik müracatında bulunmuyor, Kendisine has bir kültürü olan Japonya, AB ülkelerine, üyelik için yalvarmıyor! Dünyada bir sürü paktlar var ve yenileri de kurulabilinir. Avrupa kültürüne zıt bir kültürü Türkiye’de hakim kılmaya çalışan AKP rejiminin iki yüzlülüğü kendisini sırıtıyor. Avrupa Birliği oluşumu sadece bir kaç tefecinin, kap kaçtının, çalıp çırpmalarını düzenleyen bir sistem değil, ondan daha önemlisi ortak bir mentalite birliğine gidiş projesidir.
    Buraya üyelik için baş vuran veya girmek için çalışma yapan ülkeler, iki yüzlüce, hem tam tersine gidip, hemde ortalığı ”almıyorsun” diye velveleye vermiyorlar.
    Türkiye’de Avrupa’i olan ne varsa onu kökten silme projesi ile uğraşan AKP’nin bu üyelik çığırtkanlığı şaibelidir.
    Bu da AKP’ nin 5.kol olarak doğan Müslüman askerlerinin taktiği olsa gerek! AKP, Milli Görüş örgütü temelinde esasen hem teorik hem de pratik anlamda Avrupa kültür ve tarihinin, değer ve yargılarının, onun en temel yaşam şekillerinin karşısındadır:tek bir ortak noktaları bile yoktur, AKP’yi kuran tarikat ve cemaatler Avrupa’ya düşmanlılarına devam ediyorlar. Milli Görüş tarafından Avrupa toprakları üzerinde örgütlenen kitleler, Avrupa halkına kin ve nefret kusuyorlar! Bu haliyle İslamcı akımların çatı örgütü olan AKP’nin Avrupa topluluğuna düşman olarak girme düşüncesi söz konusudur. Cahil, şartlanmış Müslüman kitle iç güdüsel olarak bir yerlere doğru gidilmesi gerektiğinin farkında, ama bunu Erbakan gibi dürüstlükle söyleyemiyorlar. Erbakan, Avrupa’yı resmen tehdit ederek, ” biz Roma’yı içerden fethetmek için geliyoruz..” demişti. Avrupa’da doğup büyüyen 3. 4. kuşakları ”askerli parası” diye adlandırılan haracı ikiye katlayarak ipotek altına alan AKP, eski militaristleri geride bıraktığı gibi, Avrupa’ya aslında neden girmek istediğini saklamaya devam ediyor!.
    Erbakan’ın oğlu tekrar ediyor: ”..Mücahit Erbakan tezarühatlarıyla kürsüye gelen Fatih Erbakan, bir saati aşkın salona hitap etti.Necip Fazıl’ın ” surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es” dizelerini hatırlatarak, “şuurlu, samimi ve sadık bir toplantı olan bu toplantı, ikinci 40 yılın şahlanışıdır” dedi.Erbakan, şöyle konuştu:”Milli Görüş’ün misyonu, sadece oruç tutarak sadece namaz kılarak, bir hayır kurumu gibi çalışmak değildir.Avrupa’da bir çalışma olacağı zaman bunun Almanya’dan başlaması çok doğal çünkü insanlarımız burada neredeyse bir Belçika Hollanda kadar nüfus yoğunluğuna ulaşmış durumdalar. Almanya bizim olacaktır…” Görüldüğü gibi AKP’nin politik ideolojik motoru olan bu Milli Görüş, mazlum fakir işçi, iş arayan saf göçmenler, dinine sadık iyi vatandaşlar adı altında resmen 5.kol olarak örgütleniyor… Erdoğan’ın non-stop çocuk yapma taktiği esasen bu hedefe yöneliktir. Türkiye’de milyonlarca işsiz varken, çocuk istemeyen kadınları aşağılayan Erdoğan, ”.. siz merak etmeyin, Allah için en az 3 olsun,.., AKP olarak ekonomik mucizeler yaratıyoruz.”, diyerek Milli Görüş ideolojisine biraz diplomasi katıp 2071 parolası altında eski Osmanlı hedefinden vaz geçmediklerini vurguladı.
    Avrupa’ya sokulan Milyonlarca kara cahil kitle ise ”giriş, çıkıştan”: ”…Bundan sonra Türkiye’de ve Dünyada Muhammed Ali Fatih Selim Erdoğan rüzgarı esecek inşaallah. En yakın zamanda Erdoğan’ı Avrupa Birliğinin başında görmek istiyoruz. Allah’ın rızkıdır…” ”, diyerekten, sabah Camilerine girecek, akşam ise çıkacaklardır. Kafirin malı yemekle bitmez!
    Zavallı Avrupa halklarının bu yiyicilerden çekecekleri var: Berlin, Paris, Brüksel, Viyana, Londra vs.. artık eski uygarlık semtleri değil, İslamcı tarikat ve cemaatlerin üniformalarını taşıyan, rütbeleri, yıldızları, Türbanlarının bağlanışı ile simgelenen yağma ve talancıların korkunç yıkım sürecine sokulan, uygar insanların boşalttıkları alanlara dönüşmüşlerdir.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver

    Yorum tarafından S. Aktas — Temmuz 26, 2013 @ 8:03 am

  10. SARAYLAR CAMİLER VE KARA PARA DÖNEMİ!

    Ak Saray’da yapılan caminin açılışını yapan Erdoğan, “İnşa edilen her cami bu topraklara vurduğumuz bir mühürdü. Her mühür bu coğrafyadaki tapu senetlerimizdir…”Günde beş vakit namaza işte o kubbelerin altında durulur. Camilerimin büyüklüğü iftar kaynağıdır.” dedi. Bunu söyleyen, İŞİD halifesi Al-Bagdadi değil, TC halifesi!!

    Türkiye’de Para Kaçırma Yasası Çıkarıldı!

    Son yıllarda Dünyada ne kadar kirli para varsa, hatta kadın ve uyuşturucudan elde edilen milyarları Türkiye’de aklamayı en büyük ekonomik faaliyet diye yutturan AKP, tek başına iktidar olamayınca kaçakçılığı meşrulaştırma kanunu çıkardı: Mafya babaları, kadın,uyuşturucu ve silah tüccarları artık kara paralarını Türkiye’ye taşıyor! Avrupa’da faaliyet gösteren, göçmen Türkler, sanki Viyana seferine çıkılmış gibi, bütün imkanlarını kullanarak,yaşadıkları devletlerin banka ve diğer kurumlarını resmen soyarak, mümkün olduğu kadar fazla parayı, AKP rejimini ayakta tutmak için Türkiye’ye taşımaya başladılar…!

    Erdoğan’ın saray mahzenleri, yeraltı odaları boşuna inşa edilmedi!

    TÜRKİYE’Yİ “KARA PARA AKLAMA ÜSSÜ” YAPTILAR…

    Son yillarda Türkiye 37 milyar dolarlık altın ithal edip, 24 milyar dolarlık altın ihraç etti. İhracat tutarının büyük kısmını doğrudan İran’a yapılan sözde ihracat oluşturdu. Ayrıca, 2011-2015 döneminde toplam 96 milyar Euro kara para transferi yapıldığı MASAK raporlarına girdi. 

    Türkiye’nin son on bir yılına damgasını vuran “mafyatik”yönetim anlayışı, ülkeyi adeta kara para cenneti haline getirmiş bulunuyor. Kirli işlerde rol alanların, bu işlerde ortaklık ve işbirliği yayanların yargılanmasını engellemek için gidilen hukuka aykırı düzenleme ve uygulamalarla yargının eli kolu bağlansa da bu yönetimin sonu geldiğinde, söz konusu kara sermaye topluca yurt dışına kaçarak ekonomik bir şoku tetikleyebilecektir.
    Erdoğan, Çamlıca Camisi için dünyanın en kuvvetli hoparlör, diğer bütün camilerin imam hortlamalarını bastıracak ses cihazlarının temini için emir verdi! Emir kılıçtan keskin! 800 000 dolarlık ses cihazları ısmarlandı…!

    AKP’yi iktidarda tutmak için getirilen bu 74 milyar doları, ilk etapta başka partilerin millet vekillerini satın alma veya erken seçimleri finanse etmekte kullanmayı hesaplıyorlar. AK Saray manzenleri tam bir güven sağlayamazsa, bu kara para tekrar geri çıkacak!
    İçerde Kara Para ekonomisi ile saltanatlarını sürdürme kararlılığı devam ederken, Ortadoğu’da destekledkleri terör örgütleri, başka toplumların insanlarının kafalarını, kendi mezheplerinden olmadıklarından dolayı kesmeye devam ediyorlar.
    TC’nin her alanda destek verdiği bu vahabi-şeriatçı terör gurupları, ”muhalif” denilerek maskelenmiş ve Türkiye sınırı dahilinde sakalları kesilmiştir, başka değişen bir şey yoktur…

    Bilindiği gibi, Türkiye, Arabistan, Pakistan ve Katar ve benzeri Sunni devletlerinin her türlü destek sağladığı, adlarına muhalif denilen şeriatçı katiller tarafından Suriye’de başta Kürt,Nasturi ve Aleviler olmak üzere İslam dışı topluluklara yönelik İslam Cihadı adına vahşi metotlar uygulanmaktadır…Adlarına ‘muhalif’ denilen bu İslami teşkilatlar, Türkiye’den gelen en modern silahlarla,Ortaçağ’ın en ilkel katliam yöntemlerini kullanıyorlar…
    AKP ve TSK desteğindeki bu Selefiler, İslam’ın ilk yayılma dönemlerinde kullanılan bütün vahşi metotları, piskolojik savaş yöntemlerini yeniden pratikleştirdiler.
    Vahabiler, Selefi Bedeviler Suriye’de kafa keserken, TC rejimi, bu şeriatçı terör militanlarını Türkiye’de eğitip, donatmaya devam ediyor. İşte Suriye’de mezhepçi bir politika izleyerek, bu ülkenin iç savaşa sürüklenmesinde önemli rol oynayan ve Irak’ta da mezhep savaşı çıkarmayı amaçlayan bu aynı kafa yapısıdır..
    Erdoğan başka alternatif bulamayınca dünyanın en adi Seleficilerine sarıldı: Müslüman Kardeşler rejimi gecikince, İŞİD, El-Kaida ve NUSRA başta olmak üzere, Cihatçı terör örgütlerine bel bağlandı. TC cephanelikleri adeta boşaltıldı, bu arada Afyon’da, MİT tarafından mesai dışında cephane çalınırken gerçekleşen kazada bir sürü asker öldü ve bunun üstü de doğal olarak kapatıldı!

     AKP ile Selefi terör örgütü Al-Nusra’nın hayata bakışı aynı. Her ikisi de kuvvetler ayrılığını(demokrasiyi) istemiyor. Her ikisi de dini inançları siyasetlerine alet ediyor, kadınlara türban çarşaf üniformalarını giydiriyor, nüfus patlamaları yoluyla İslamı yaymaya çalışıyorlar. Her ikisi de çoğulculuğa karşı… Her ikiside Suudi-Katar dolarları ile ayakta.

    IŞİD-NUSRA-El-kaida kafasını destekleyenlerin ve aynı ideolojinin malı olanların, yeni paradigmaya özgü yeni değerlere uymadığı açık. 

    Bu anlayışın artık dikiş tutmadığı ve hiçbir ülkeyi yönetemeyeceği Mursi, Libya ve Yemen vs.. örnekleri ile birlikte yeniden anlaşıldı. AKP’nin Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı yaşam tarzı ve siyasal anlayışın artık hiçbir karşılığının kalmadığı görülüyor. 

    Ilımlı Müslümanlar silah tüccarı olup çıktılar… AKP Suriye’de savaş kışkırtıcılığını boşuna yapmıyor, 4 senede Türkiye’den Suriye’ye sokulan silah değeri 28 Milyar doları geçti.

    AKP’nin ekonomik büyüme senaryoları, taşıma su ile, dışarıdan getirilen dövizler, Avrupa uyuşturucu – silah- kadın ticaretinden gelen Euro’larla şişirilen, rakamların değiştirilmesi yolu ile manipüle edilen, halkın banka kredileri ve kredi kartı ile borçlandırılması yoluyla pazarın hareketlendirilmesi izlenimi verilen bir “büyüme”dir. Bu oyun ilelebet süremez. En çok güvendikleri inşaat sektörünün içine girdiği kriz, sunni “ekonomik büyüme”nin iflasının ilk işaretleridir.

    Şimdi bu kara para akımı yavaş yavaş durmaya başladı, ekonomiyi düzeltemeyen, işsizliği bitiremeyen, sosyal yaşamı kısıtlayan, özgürlük karşıtı, çoğulculuğu hazmedemeyen AKP’nin gideceği fazla bir yol kalmamıştır. Şimdi; abartılı darbe söylemleriyle yeniden bir mağduriyet edebiyatına sarılarak tabanını tahkim etmeye çalışıyor, ama aynı AKP askeri kesimlerle iç içe, İHD veya benzeri paravan örgütler şemsiyesi altında TIR’larla Suriye’ye silah sokuyor.

    Türkiye’de Osmanlı kafası ile manipüle edilen cahil halk dışında Erdoğan’a güvenecek bir toplum kalmadı.

    Böylesine bir kaos, karşıt tekke, tarikat, hizip ve cemaatlerin başlattığı iç dalaşma, iktidarı ele geçirme operasyonları, bu kez içerden AKP’ye önemli bir darbe vurmaya başladı.

    Büyük saray ve Camilerle, geri kalmış yığınların beyinlerini çelmeye çalışan R. T. Erdoğan’ın kontrol mekanizması tümden sarsılmaya başladı! Polis, savcı ve hakimlere dalaşmalar, futbol sahalarına yapılan müdahaleler, Sanatçı adı altında kara para aklatan Mafya elemanlarından meddet ummalar işin cılkını çıkarttı!

    Gözü petrolde olan AKP’nin Kürt Sorunu hakkında oyalama hamleleri dışında hiç bir somut adım atmadığı, Kürtleri MİT’in oyuncak bir sorunu haline sokmak istediği bir kez daha ispatlandı. MİT ajanlarınca, Hamidiye alayları gibi yönetilmeye çalışılan bazı Kürt gurupları ise, aldatıldıklarını anlayarak, AKP’yi terk ettiler.

    Yeni Osmanlı, doğmadan gelecek krizine girdi. Devet kontrolündeki Sunni tarikat ve hizipler, AKP nin en büyük sponsoru Seleficilik, parayla satın alınan bazı aşiret ve tarikatlar, Müslüman kardeşler ve terörcü şeriatçılar dışında pek taraftar kalmadı. Yeni Osmanlıcılık bir ütopya olarak kalmaya mahküm edildi.

    1980’li yıllardan beri yükselen, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı anlamında islami temelde yeniden kurmak fikri, “İslami Dünyayı birleştirip önderi olmak” veya benzeri tonlarda, Turgut Özal döneminden beri yükselen yayılmacı, eski Osmanlı ruhundan hareketlenen bu türden yağma ve talan hareketleri sert kayalara çarpıp duruyor. Zaman çok değişti, sakallı Türbanlı çetelerle bir yere varmak mümkün değil artık…
    Asıl Çeteler Susurluk veya Lice’de değil, devletin meclisi denilen BMM’inde, Genelkurmay karargahı, İstihbarat ve Emniyet müdürlüklerinde üslenmişlerdir.

    Politik devlet çetelerinin keyfi uygulamalarla geri dönüşsüz zararlar verdiği İstanbul, eşkiya çetelerinin çöplüğü haline getirilmiştir. Her yer Arap yayılmacılığını simgeleyen Camilerle dolmuş, din adına Arapça bağırıp çağrışan imamların gürültüsü sakin yaşamayı imkansız hale getirmiştir…Kuru gürültüyle gaza gelen din tüccarı İmamlar, kendilerine sağlanan olağanüstü imkanlarla devlet içinde devlet haline gelerek en büyük çete halini almışlardır.

    Evinin penceresinden bakan insanlara, İslam reklamı yapan yüksek cami minareleri ve Ağaoğlu gökdelenlerinin beton yığınlarıyla, güzelim Mavi denize bakan ufuklar karartılmıştır…, büyük beton yığınlarının gölgeleri ile cehenneme çevrilen şehirler birer uygarlık mezarları heline çevrilmişlerdir.

    CHP, AKP hırsızlarının peşine takıldı!
    CHP ve diğer partiler artık AKP ile aynı gemideler ve kara para onların da iştahını kabartacak, muhalafet adı altında, AK saray’da muhtşem odalarını seçeceklerdir.
    Cami minaresi ve yüksek Ağaoğlu gökdelenleri dışında hiç bir sanat değeri olmayan yapılarla betonlaşan şehirleri üs edinen kara paracı AKP, sahte muhalafet desteğinde devletin bütün organlarını kullanarak, Osmanlı tipi keyfi bir yönetimle kitleleri baskı altında tutmaya devam edecektir… 

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir 
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla
    Zeynep Olgun
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek

    Yorum tarafından ENTEGRASYON KOMİTESİ (@konak_vedat) — Temmuz 16, 2015 @ 11:08 am

  11. KASAPLIK BAYRAMI VE HAVADA UÇAN KELLELER!

    Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal ilan edilmesi,fışkıran kanlarla küçük çocuklara adeta banyo yaptırılması bayram mı?! Kurban ve bayram sözcüklerinin yan yana kullanılması bile şizofrenik bir durum…
    Kan ve Bayram kelimelerinin yan yana getirilişi bile mantıksal bir çöküşe işaret ediyor. ‘kurban’ denilen kavram ilkel taş devrinden kalan bir soyutlamadır ve İnsanların mağaralarada yaşadığa döneme taekabül eder. Bu dönemlerde insanlar sadece hayvan avlayarak yaşıyordu! Şimdi bunun en mantıksal karşılığı Kasaplar bayramıdır ve belli bir gurubun mentalitesine denk düşen bu eylem modern bir devletin bayramı yapılamaz!

    Kasaplık kan bayramının 9 güne uzatılması, her kişiye bir imam sloganın atılması, geleceğin karanlıklarını şimdiden haber veriyor. Ufacık çocukların alınlarına birer kan damlası kondurularak bu vahşetin kutsanmasından rahatsız olmayanlar başı dönmüş cellatlardır. Kanı, öldürmeyi kutsayan bir bayram, bayram olamaz!

    Hayvanı keserken ona gel bak deden koyunu kesecek şimdi büyünce sende kesicen denilerek çocukların kasap ruhlu yetişmelerinin temelleri atılıyor. O kadar mı bu etki hep sürecek yaşamlarında. Onlar büyünce kendilerini baş kesen birer malkoçoğlu, yeniçeri, Avrupayı fethedecek akıncılar olarak görecek ve masum insanların canlarına da acımasızca kıyacaklardır.

    En çok insan kafasının kesildiği İslamcı ülkeler, ‘kurban bayramı’ denilen kanlı rituellerin topluma büyük birer bayram diye empoze edildiği ve topluca kutlandığı ülkelerdir. Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal diye ilan edildiği, fışkıran kanlarla adeta küçük çocuklara banyo yapıldığı barbar kültürlerde, bunu daha küçük yaşta görüp yaşayarak kanlar arasında büyüyen bu çocuklar cellat olmaktan öteye gidemiyor… Bu piskolojik bir alıştırma ve şartlanmadır. Hele elde satır, bıçak, özellikle çocukların psikolojisini bozan görüntüler uzmanların görüşüne göre de hiç de iç açıcı ve olumlu değil. Bu tür sahneleri küçük yaştan beri kutsallık diye algılayan küçük çocuklar birer ruh hastası olarak büyüyor ve sonradan işkence yapan, kafa kesen birer cani olup çıkıyorlar. Cahil kitle, bayram kutlama adına, bilinçlice tüm çocukları bu kasaplık ortamına zorla getiriyor ve onları yüzlerine kanlar fışkırtıyor. AKP yönetimince daha da uzatılan bu vahşet bayramı, zavallı çocukların beyinlerinin yıkanması için daha büyük bir fırsat oluyor. Kurban bayramında hayvan kafaları havada uçarken, küçük çocukların bilerek topluca can çekişen hayvanın boğazına kadar yaklaştırılması, alınlarına bu kanın sürülmesi ve ellerine keskin bıçaklar verilmesi, İslam kasaplığının bariz bir örneğidir ! Bunu kutsal ve iyi eylem diye algılayan Müslüman çocuklar büyüdüklerinde rahatlıkla her canlının kafasını kesmeye muktedir olup, şimdiki gibi AKP’nin desteklediği Cihatçı örgütlerin potansiyelini oluşturmaktadırlar.

    Bayram ve doğayı tekbir ruhuyla imha etmek!

    Müslümanlar, dinlerinin insanları nasıl işkenceci tipi sapık, kaba, seksist, küfürbaz, parazit haline getirdiğini anlayıp bununla hesaplaşmak zorundadırlar.
    Tekbir ve Allahuekber nidaları her geçen gün artan cami sayısı nedeniyle yaşam çekilemez hale geliyor. Piskolojik işkence derecesini alan imam haykırışları sistemsiz olarak birbirine karışıyor ve sanki Anadolu yeni işgal edilmiş de kafirlerlerin Müslümanlaştırılması yeni başlamış intibasını veriyor. Arapça ezan okuma adına diğer insanları anormal derecede rahatsız eden imam_hacı hoca takımında birazcık aile terbiyesi olsaydı, bu yaptıklarının inanç ve tanrı ile bir alakasının olmadığını, sadece petrol şehlerinin yayılmacı hedefleri için piskolojik savaşa katkıda bulunduklarını itiraf edip, ibadetlerini terbiyelice ve kimseyi rahatsız etmeden yaparlardı. 
    Kurban bayramına tekbirli savaş naraları ile giren milyonlarca beyni yıkanmış insan neden bu kadar çok hayvanın canına kıydığını bile bilmez! Müslümanların çoğu henüz cehalet dönemini yaşıyor: gözü dönen, ağzında salyalarla nârâlar atan göçebe çobanlar, Allah ekber diyerek her yeri kana buladılar.

    Kurban Bayramı büyük kentlerde m.ö 3 000 yıllarına benzemiyor, görüntüler eski çağlardan daha geri gidiyor. Öyle sahneler TV ekranlarında yansıyor ki şaşmamak mümkün değil, sokaklarda akan kanlar, kaçan danalar, koçlar ve kendini yaralayan bir sürü acemi kasap binlerce yıl öncesinden de geriye gidiyor.

    Milyonlarca hayvanı bir kaç gün içinde vahşice yokeden, tüm bir kültürü, türban, çarşaf, yüksek cami minaresi, namaz, ramazan, sünnet ve ‘kurban kesme’ ile betonlaştıran Türkiye’deki post modern Türk İslam sentezi, özünde bir kültürsüzleşme, bir sanatsızlaşma, bir felsefesizleşme/fikirsizleşme, vasatlaşma (ve odunlaşma!) demektir. ”Kurban bayramı”, toplumları şiddete yöneltmektedir. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren insanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Kasaplar bayraminda hayvanları boğazlayanlar, ölümü öldürmeyi kanıksamış insanlar başka insanları da rahatlıkla öldürebiliyor. Ölüdürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesine karşı çıkıyoruz.
    Bir canlıyı öldürüp, parçalamaya alıştırılmış bir çocuğun, gelecekte kendi türünün de katili olabileceği şüphesizdir. 
    AKP İslamiyeti hoşgörüsüz, lanet, kötücül, dogmatik ve siyasi birşey olarak uygulamada Osmanlı kafasını örnek almaya devam ediyor. Anadolu insanlarının ruhunun/kültürünün/uygarlığının Kur’an kursuna indirgenmesi, kadınların çamaşırlarına, din-ahlak adına, onların sağlığını bozacak derecede müdahale edişlmesi, tek tip islamist insan tipinin hortlatılması, kültür fakümü yaratmaktan başka bir şey değildir. Boşluğun bu kadarı klinik bir vak’adır ve bu çevrenin kültürel boşluğunun neden uzaydan daha boş olduğuyla da kimse cidden ilgilenmemiştir…

    Yeni sistemin başı Erdoğan’ın bütün işi Cami ve İslamın yayılması dır: dünyanın her yanına cami kurmayı ana amaç edinen Selefici Erdoğan İŞİD ve El Kaide gibi İslamın mutlak hakimiyetine soyunmuş durumda!
    Moskova’ya büyük cami kuran Seleficiler iyice palazlanarak vahşi ideolojilerini hakim kılmaya hız veriyorlar.. Bu türden İslami anıtlar, her tarafa kurulan ve gösterişi ile çevreye hükmeden yüksek cami minareleri eski zamanların put kültürünün biçim değiştirmiş hallerinden başka bir şey değildirler.
    Bu durum, haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP’nin temsil ettiği İslam fetih ve yağma ideoljisidir. Osmanlı’nın devr aldığı İslam-Arab istilaları hızla yayılarak ilkel milletleri hakimiyeti altına almış ve dünya uygarlığına büyük bir darbe vurmuştur. İslam; Cihad/istila/vahşet/dehşet/soygun/vurgun/talan/çapulculuk ve eşkiyalık ile tek din haline getirilmiştir…

    AKP’nin Suriye topraklarını ele geçirmek için son olarak kurdurttuğu Al Nusra+Fetih Şam cephesi, eski Osmanlı Cihat felsefesinin tekrarıdır…
    Savaşta ele geçen ülkeler fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP çetelerinin propogandalarının merkezinde olan isimler İslam’dan önceki Putperest isimleridir. şimdi Allah dediğimiz put Abdallah, Allah’ın kulu demektir ve İslam öncesi Ay tanrısı (el-ilah) ismidir. Muhammed Kabe’de 360 put içerisinde geriye sadece Allah putunu bırakmıştır, Çünkü biyolojik babasının adı Abdallah idi!
    AKP’nin en büyük silahı olan Cihad nedir ? İslam Dinini tebliğdir. Sözle tebliğ edersin. Kabul edene itaat ettirir. Etmeyen ile ise savaşırsın. Savaşamayacak ve vergi verecek parası olmayan milletler İslam’ı kabul etmek zorunda kalırlar.

    Şimdi gelelim Osmanlı Ocakları denilen çetelere: AKP’nin Özel Harekatı Osmanlı Ocakları İŞİD’leşiyor!

    Cenaze timleri adı altında da hareket eden ve kriminal bir geçmişi olan, bunalım geçirerek sonradan Müslüman olan gençlerden oluşan, hayatını düzene sokmakta zorlanmış ve kendisine yeni bir sistem sunan İŞİD ve diğer Cihatçıların hayranı, Erdoğan tipinde otoriter bir güç arayışındaki gençlerden oluşan bu çeteler, zaman içinde TC’nin ana savunma gücü olarak tasarlanıyor…
    Bu çeteler daha önce AKP propaganda çalışmalarında kefen giydirilip, ellerine palalar verilerek meydanlara sürülmüştü.
    AKP cenaze timleri, Şam cephesi-Nusra -Fetih ordusu ve IŞİD’in başarısı ve antisemitizmin, Sünni İslam dışındaki yönelimlerin yok sayıldığı, Batı nefretinin tetiklendiği, demokratik değerlerin tehdit olarak gösterildiği resmi devlet politikalarının hüküm sürdüğü köklerin bulunduğu Türkiye’de taban buluyor.

    UYAN ARTIK!

    Kurtuluşun, ilkel Arap kabilelerinin yaşam biçimlerinden doğan AKP, İŞİD veya AL- Nusra gibi örgütlerin felsefesi ile değil, aksine onların senin üzerinde yarattığı kültü yırtıp atmandan geçer!
    Uyan artık ilkel çağların çöl İŞİD’çisi Muhammed’in ve Türkiye’nin her tarafına cami kurarak Arapça bağırma, çağırmalarla hayatı çekilemez hale getiren AKP çetlerinin kafesinden kurtul artık!! 7.yüzyıla ait ilkellikler, çöl saçmalıkları ile bir yere varılamayacağını gör artık!
    Muhammed; Erdoğan ve diğer tüm Arap diktatörleri gibi despot bir Arab lideridir. 7.yüzyılda putperest ilkel Arab kabilelerini kendi liderliği altında Millet haline getirerek kendi devletini kurmuştur. Putperestliği tek tanrılı dine dönüştürmüştür. Kur’an; Muhammed’in emirleri, devşirme bilgilere yaptığı felsefi yorumlardır. İlk İslam Devleti anayasasıdır. İŞİD’in şimdi yaptığı Muhammed’i aynen kopyalamakan başka bir şey değildir…
    İŞİD, Muhammed döneminin en güzel kopyasıdır. İŞİD Müslüman değildir demek, İslam’ın doğuş ve gelişmesi konusunda zır cahil olmak demektir.
    İslam’ın tüm ibadetleri, Kurban bayramı vs.. Putperestlik ibadetleridir. Muhammed İslam ile Putperestliği tek tanrılı din haline getirmiştir. Muhammed feodal İlkel Putperest Arab kabilelerini millet haline getirip ilk islam devletini kurup lideri olmuş ve devşirdiği bilgilerle yazdığı Kur’anı bu devletin anayasası yapmıştır…
    İlkel bir Arab’ın ve onun takipçisi AKP’nin yalanlarına daha fazla inanma artık. Bilim ve teknoloji üretmek için uyuşmuş bir beyin değil, uyanık bir beyin lazım. Muhammed denilen ilkel Arab’ın bu putun en sevdiği kulu ve en sevdiği peygamberi olduğu iddia edilir. Namazda bu puta eğilip, yerlere kapanarak yardım, iyilik, merhamet, esirgeme, koruma, yüceltme, zenginlik ve bereket istenir. Modern zamanda akıl dışı bir ilkelliktir.

    1400 SENEDEN BERİ DEVAM EDEN BARBARLIK MANZARALARI:

    Hacı olma derdindeki milyonlarca ilkel Müslüman Kurban bayramı namazı kılıp şeytan taşlama ritüeli yaparken birbirini ezmeye devam ediyor…
    Mekke’de ki son şeytan taşlama ve zalimce birbirini ezme eylemi, İslamın ne kadar geri kaldığını, Müslümanlarda genel bir beyinsel yıkılma ve cinnet halinin yaşandığını, hatta ve hatta 4 000 sene önce Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarını kuran halkların yaşam seviyesinin daha gerisine gidildiğinin ispatıdır…
    İslamda ki bu feci geri kalmışlık durumu, bu dinin etkisine giren halkların beyinsel ve ruhsal gelişmelerinin tamamen geriye çekildiğini, uygarlık dışı bir oluşumla, evrensel bütün pozitif gelişmeyi yadsıdıklarını gösteriyor..

    HAC’DA YAŞANAN BAZI KATLİAMLAR!

    1987: Suudi yetkililer, gösterilere müdahale ederken 400 kişi öldü. 
    1990: Putçu Kutsal bölgelere çıkan tünellerde bin 426 hacı öldü. 
    1994: İzdihamda 270 kişi hayatını kaybetti. 
    1997: Çıkan yangında 343 hacı öldü, bin 500 kişi yaralandı. 
    2006: “Şeytan taşlama” esnasında yaşanan kazada 364 hacı öldü. 
    2015: Cami minaresi çöktü, 107 ölü
    24-09-2015 : Şeytan taşlama adına birbirini taşlama ve ezme, ilk belirlemelere göre en az 780 ölü.

    İslami yapının geldiği nokta, bu ideoloji ile beyinleri yıkanmış 100 milyonlarca cahil insanın bu gezegen için bir tehlike oluşturmaya başladığı gerçeğini vurgulamakta yarar var!
    Beyinleri çöl dogmaları ile körleştirilmiş ilkel barbar kitleler şeytan taşlama adı altında birbirlerini acımasızca ezerek, şeytanlığın en kötü örneğini sergilediler…Hacılar, küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atma sırasında katliama yol açtılar. Şeytan diye birbirlerini taşladılar…

    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan

    Yorum tarafından ENTEGRASYON KOMITESI ADINA: IREM HALOGLU — Eylül 25, 2015 @ 1:11 pm


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: