Ahmet Nesin's Blog

Haziran 30, 2013

ŞAMANLAR VE ZERDÜŞTLER SENİ BİTİRİR ERDOĞAN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 4:32 am

ŞAMANLAR VE ZERDÜŞTLER SENİ BİTİRİR ERDOĞAN…

Kimsenin beklemediği olaylar vardır, bu olayları daha çok filmlerde görürüz yada okuduğumuz kitaplarda… Normal yaşantınızda bütün ülkenin şaşıracağı olay sayısı hem azdır hem de çok ama çok seyrek olur.

Örneğin Türkiye’yi bir değil iki imamın yönetmeye çalışması belki bundan sonra hiç olmayacak bişeydir. Bu dönem bunu yaşıyor, 10 küsur yıldır ABD’deki ve Ankara’daki imamların istekleri doğrultusunda yönetiliyoruz.

Amerika’nın istekleri doğrultusunda İslamizm oynandı Türkiye’nin üzerinde. Eğitimi düşük bir ülkede bu Türkiye uzmanlarına kolay gibi gözüktü, bu çalışmaya çok önceden başlasalar da 12 eylül darbesiyle ve Kenan Evren vasıtasıyla azıttılar. Atatürkçü olduğunu söyleyen Evren hemen hemen her konuşmasında Kur’an’dan ayetler söyledi. Arkasından tarikatçı Turgut Özal geldi…

Sanırım son 10 yıl İslamizm konusuna damgasını vurdu. ABD’nin ve Türkiye’nin siyaset uzmanları bişeyi hesaplayamadılar. Türkiye’de nüfus olarak 2 kalabalık insan topluluğu var: Türkler ve Kürtler… Bu iki topluluğun ortak özelliği İslam öncesi başka dine sahip olmaları, insanın yarattığı bir dine, Şamanizme ve Zerdüştlüğe. Bu iki din de gök tanrı din değil, tanrılarını kendileri belirlemiş. Somut tanrıları var, Allah gibi soyut değil.

Daha önceki yazılarımda da belirttim, Türkiye’de çok ciddi anlamda Deist var, Allaha inanan ama dinle bağlantısı olmayan bir kesim ki bu sayı ciddi boyutta.  Bu kesimin büyük bir çoğunluğu deist olduğunun farkında değil, ya mahalle baskısından yada bilmediğinden bunu açıklayamıyor.

Bugüne değin Müslüman olduğunu sanmış yada mahalle baskısından kafasındakileri açıklayamayan kesim birdenbire ayağa kalktı. Çünkü bu kesime dini kullanarak çok fazla müdahale edildi, o insanların cinselliğine girildi, kaç çocuk yapacağına karışıldı, çocuk yapmasına karışamaz diye düşünürken kürtajı yasaklayarak yatak odasına girdi. Sadece yatak odasına değil, saat 10’dan sonra içki satışını yasaklayarak oturma odasına da girdi.

Kürtler zaten eşit olma inancından dolayı 35 yıldır savaşıyor, ülkeye demokrasi gelmesi uğruna 40 binden fazla can yoldaşını kaybetmiş. Türkler bunu fazla fark etmemiş, devlet onlara terörist dediğinden hep es geçmişler. Ama işin içine din fazla girince ayaklanmışlar. Şimdi bu insanlar birbirlerinin derdini anlamaya başladılar, Gezi’de beraber mücadele ediyorlar, Lice’de olan olayı hemen güdeme getirip Gezi’ye girmek isteyerek Lice’de öldürülen Medeni’ye destek veriyorlar. Önceki gün bütün Türkiye “Gezi” diye bağırırken şimdi “Lice” diye bağırmaya başladı.

Halkın ciddi bir kesimi dinin bu kadarını kaldıramadı. Şimdi düşünme sırası Recep Tayyip Erdoğan’da. Yaklaşık 1 aydır gündem belirleyemeyen bir başbakanımız var artık. Gündemi halk belirledi, finali de onlar yazacak. Bilinmeyen bir yolda Erdoğan, bakalım bunların altından nasıl kalkacak…

Haziran 24, 2013

SAYENDE BODRUM’A GİDEMEDİM CAHİL ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:20 am

SAYENDE BODRUM’A GİDEMEDİM CAHİL ERDOĞAN!..

AKP’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Erzurum’da yaptığı konuşmada “Utanmadan alçakça bu terbiyesizler Zahide Nine’ye para teklif ediyorlar. Kendileri satılık ya Zahide Nine’yi de satılık sanıyorlar.  İşte bu kadar terbiyesizler, bunlar güya sosyalist ama milleti tahkir ederler. Bu sosyalistlerin çoğu şimdi Bodrum’dalar. Çığırtkanlık yapanlar var ya yeri geldiğinde Boğaz karşısında viskiyi yudumladıklarını çok iyi biliyoruz.” dedi.

Belediye başkanıyken de, başbakanken de zırcahil olduğunu biliyordum. Bu darbelerden kurtulamayan Türkiye’nin bir kaderi esasında, ülkeyi yıllarca darbeciler yönettiğinden başbakanın çok şey bilen yada bilen bir ekip kurup çalışmasan birisi olması gerekmiyor. Nasıl olsa darbeciler bütün yasaları koymuşlar, onlar da o yasalara göre seçilip darbe yapanların emrinde çalışıyorlar. Erdoğan’ın anti-darbeci gözükmesine bakmayın, kendi sivil darbesini yaptığından kendisinin olmayan darbeyi yok etmeye çalışıyor.

Bilhassa 12 Eylül sonrası başbakan yada yardımcılarına baktığımızda kitap okumayan, müzik yada baleyle ilgilenmeyen, kendi parasıyla ailecek tiyatroya gitmemiş bir yöneticiler ordusu var karşımızda. Turgut Özal’la başlayan bu sistem Erdoğan’la son noktasına geldi.

Recep Tayyip Erdoğan Bey,

Bu yazımı size bir sosyalist olarak yazıyorum, çünkü halka bizi, hiç tanımadığınız ve tanıyıp anlama olanağınız olmayan bizi anlatmaya çalıştınız yalan yanlış tümce ve sözcüklerle. Ben yine de görevimi yapayım, tümce cümle, sözcük de kelime anlamına gelir. Sonra size hakaret ettim diye dava neyim açmaya kalkışmayın.

Dünkü konuşmanızda bahsettiğiniz kadını tanımam, o yüzden para teklif etmem söz konusu bile değil. Para teklif etmediğime göre sizin dediğiniz gibi terbiyesiz ve satılık değilim.

Ben ve biçok arkadaşım “Güya sosyalist” değiliz. Dünyanın sosyalizmle yönetileceğine inandığımız için sosyalistiz. Doğal olarak bunu anlamak için de onlarca kitap okumadık. Sosyalizm öyle tek bir kitap okumakla öğrenilmiyor, yani biz sizin gibi avantajlı değiliz, dünya şartlarına göre, bölgeye göre, aklınıza gelebilecek biçok şeye göre değişiyor sosyalizm ve o yüzden devamlı yeni yeni kitaplar yazılıp teoriler üretiliyor ve tartışmalar yapılıyor.

Bizler Boğaz karşısında viski de içeriz, rakı da içeriz, bira da ama sadece tek bir yere bakarak yapmayız bunu, ormana karşı da içeriz, göle karşı da, sevdiğimize de, küçücük bir odamızda da. Ayrıca hergün hatta günde bikaç kez yapma zorunluluğumuz hiç yoktur, yani içmemiz bize farz değildir, içmeyen arkadaşlarımız sosyalizm düşmanı değildirler ve cezalandırılmazlar.

Gelelim Bodrum sorununa, ben gerçekten sizin bu insanlık dışı baskılarınız olmasaydı, verdiğiniz emirle –ki bu emri kendinizin verdiğinizi söyleyen sizsiniz Erzurum’da- gazları, suları, plastik kurşunları yemeseydik ben Bodrum Kitap Festivali’nde kitaplarımı imzalıyor olacaktım. Yaşamınızda kaç kitap okudunuz, okuduklarınızdan 1’i hariç kaçına inandınız bilemem ama kitap önemli bişeydir. İşte bu yaptıklarınızdan dolayı o kitap festivali ertelendi, kültürel bir olay şimdilik yok oldu.

Kitap önemli bişeydir Recep Tayyip Erdoğan Bey, onu ne kadar çok okursanız AVM açmak yerine ağaç dikmeye başlarsınız, tabii ağaç dikerken de dikkatli olmak gerekiyor, 2,5 milyar ağaç diktiğini söylerken 10 yıl içinde günde kaç ağaç diktiğinizi de hesaplamanız gerekiyor. Kitap okuyan insan kendisini sorguladığından bunun hesabını yapar ve 2,5 milyar ağacın bu sürede günde 650 bin ağaç dikmeye eşit olduğunu anlar ve ona göre atar yada konuşur.

İşte sizin yüzünüzden Bodrum’da değilim, dediğiniz gibi değil işte, ben burada anti-faşist mücadele verdim, diğer yazar ve yayıncı arkadaşlarım da ve Bodrum iptal edildi.

Anlayacağınız Erdoğan Bey, biz sosyalistler insan da satın almayız, satılık da değiliz, oğullarımızın yada kızlarımızın gemicikleri yok, babalarımız hakkında evrakta sahtekarlıktan yada dolandırıcılıktan dava açılmadı, fezleke yok. Bu aralar sadece biraz gazımız var, o da bizim şeyimizde değil, sizden kaynaklanıyor.

  

Haziran 20, 2013

AÇIK FAŞİZMİNİ HALK DA TANIDI ARTIK ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 2:57 am

AÇIK FAŞİZMİNİ HALK DA TANIDI ARTIK ERDOĞAN!..

Türkiye’de en çok “Ama bu adam artık değişti…” tümcesinden nefret ediyorum. Bunu daha çok kendileri değişenler söylüyor, bunların çoğu da eski Marksist yada kendilerini eski ve yeni Marksist sananlar. Bu değişme sendromu Turgut Özal’la başladı, Devlet Bahçeli’yle devam etti ve en son Recep Tayyip Erdoğan’la devam ediyor.

Bu saydığım kişiler 2 nedenden dolayı değişemezler, birincisi yaşama dinle bağlılar, kim ne derse desin yada yazarsa yazsın Kur’an’da yazılı olanlar onlara hâlâ tam doğru olarak geliyor, onu yaşamın ayrılmaz parçası olarak görüyorlar ve doğal olarak da yediğinden içtiğine kadar karışıp yatak odana girme yada girebilme cesaretini gösteriyorlar. Bir diğer yaklaşım da milliyetçi yanları, Osmanlı ve Türklük onlar için çok önemli, siyaset onun üzerinden yapılıyor.

Gerilere gidersek 1. MC ve 2. MC hükümetlerinde MHP ve ona bağlı Ülkü Ocakları’nın yaptıklarını sayfalara sığdırmak olanak dışı. Onların 12 Eylül darbesiyle hapse atılmaları ve işkence görmeleri onları hiçbir zaman demokrat yapmadı bana göre. 12 Eylül darbesi kendi faşizmini oturtmak için bunu yapmak zorundaydı, Avrupa’ya karşı bir taktikti, Kenan Evren’in “Biraz da sağdan asalım, bizi tek taraflı sanmasınlar…” demesi boşuna değildir. 12 Eylül davalarının en ilginci MHP’nin beraat etmesi ve arabasının bagajında 2 otomatik tüfek çıkmasına karşın Devlet Bahçeli’nin hiç yargılanmasıdır.

O dönemde de faşizm olduğunu söyleyip yazdığımızda bize sadece “Anarşist ve goşist” dediler. Bunu sadece iktidar söylemedi, solun bir kısmı da söyledi. Sonuçta darbe üzerimizden silindir gibi geçti, bizi anlamayanlar da aynı Nazi Almanya’daki papazın söylediği gibi bizimle beraber hapsedildiler. Bugün hapsedildikleri için demokrat sayılacaklarını sanıyor bazı kesimler ama olası bir darbeye hiç de hayır demeyecekleri gün gibi açık.

AKP iktidarı geldiğinde bunun bir sistem değişikliği olduğunu çok yazdım. Olay sonunda sadece türbana indirgendi. Oysa sorun türban değildi, kadınların başını örtmesi, kapalı kıyafetlerle deniz girebilmeleri, bunların hepsi birer oyundu. Bu tartışmalar başladığında bu günlerin geleceğin çok yazdım. Türbanı anayasaya sokmak, Kur’an’da bir ayeti yani şeriat emrini yasal hale getirmekti. Türban sonuçta erkek egemen toplumun getirdiği bir yasaktı ve erkeklerin yasakladığı bişey kadınların özgürlüğü adına tartışıldı.

Ben o zaman bunun sadece bir başlangıç olduğunu söyledim. Şimdi dürt +dürt + dürtmesen de olur diye bir eğitim sistemine kilitlendik, gece 10’dan sonra dükkanlardan içki satışı yok, “Gidin evinizde için…” diyerek yakında meyhanelerin de kapatılma olasılığından dem vuruluyor, Müslüman nüfusunu arttırmak için yapacağımız çocuk sayısına karışılıyor, bundan dolayı kürtaj yasağı geliyor ve elele, kolkola dolaşacağımız yerler sırayla elimizden alınıyor.

Esasında o günlerde de yaşadığımız açık faşizm şimdi çok net yaşanıyor. Halk son 20 günde yaşadıklarıyla Kürtlerin 30 yıldır neler yaşadığını gördü. Belki de bir ilk yaşandı ve Türklerle Kürtler demokrasi savaşımında omuz omuza verdiler ilk kez, hem de sivil polislerin oyununa gelmeden.

Humeyni’nin iktidara geldiğinde ağaçlarda insanları salkım salkım sallandırmasıyla, Erdoğan’ın meydanlarda ve sokak aralarında insanların yüzüne biber gazı ve plastik mermi atması arasında hiçbir fark yoktur. Faşizm ölü sayısına göre belirlenemez. Türkiye şu an dini bir faşizmle karşı karşıya, sivil darbenin alasını yaşıyor. Tek sevindirici olay, 20 günde bunun pratiğini gördü ve önceki yazımda da yazdığım gibi iktidarı devirdi. Şu an AKP hükümeti fazlaları oynuyor, bir dahaki seçimlere büyük olasılıkla Erdoğan’sız girecek yada 2 parti olarak girecek. Önümüzdeki 1 yıl demokrasiyle faşizmin kavgasına tanık olacak ve her düşüşünde Erdoğan daha da sinirlenecek. O yüzden bu iktidar seçimlerden önce de gidebilir. Demedi demeyin…

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: