Ahmet Nesin's Blog

Haziran 20, 2013

AÇIK FAŞİZMİNİ HALK DA TANIDI ARTIK ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 2:57 am

AÇIK FAŞİZMİNİ HALK DA TANIDI ARTIK ERDOĞAN!..

Türkiye’de en çok “Ama bu adam artık değişti…” tümcesinden nefret ediyorum. Bunu daha çok kendileri değişenler söylüyor, bunların çoğu da eski Marksist yada kendilerini eski ve yeni Marksist sananlar. Bu değişme sendromu Turgut Özal’la başladı, Devlet Bahçeli’yle devam etti ve en son Recep Tayyip Erdoğan’la devam ediyor.

Bu saydığım kişiler 2 nedenden dolayı değişemezler, birincisi yaşama dinle bağlılar, kim ne derse desin yada yazarsa yazsın Kur’an’da yazılı olanlar onlara hâlâ tam doğru olarak geliyor, onu yaşamın ayrılmaz parçası olarak görüyorlar ve doğal olarak da yediğinden içtiğine kadar karışıp yatak odana girme yada girebilme cesaretini gösteriyorlar. Bir diğer yaklaşım da milliyetçi yanları, Osmanlı ve Türklük onlar için çok önemli, siyaset onun üzerinden yapılıyor.

Gerilere gidersek 1. MC ve 2. MC hükümetlerinde MHP ve ona bağlı Ülkü Ocakları’nın yaptıklarını sayfalara sığdırmak olanak dışı. Onların 12 Eylül darbesiyle hapse atılmaları ve işkence görmeleri onları hiçbir zaman demokrat yapmadı bana göre. 12 Eylül darbesi kendi faşizmini oturtmak için bunu yapmak zorundaydı, Avrupa’ya karşı bir taktikti, Kenan Evren’in “Biraz da sağdan asalım, bizi tek taraflı sanmasınlar…” demesi boşuna değildir. 12 Eylül davalarının en ilginci MHP’nin beraat etmesi ve arabasının bagajında 2 otomatik tüfek çıkmasına karşın Devlet Bahçeli’nin hiç yargılanmasıdır.

O dönemde de faşizm olduğunu söyleyip yazdığımızda bize sadece “Anarşist ve goşist” dediler. Bunu sadece iktidar söylemedi, solun bir kısmı da söyledi. Sonuçta darbe üzerimizden silindir gibi geçti, bizi anlamayanlar da aynı Nazi Almanya’daki papazın söylediği gibi bizimle beraber hapsedildiler. Bugün hapsedildikleri için demokrat sayılacaklarını sanıyor bazı kesimler ama olası bir darbeye hiç de hayır demeyecekleri gün gibi açık.

AKP iktidarı geldiğinde bunun bir sistem değişikliği olduğunu çok yazdım. Olay sonunda sadece türbana indirgendi. Oysa sorun türban değildi, kadınların başını örtmesi, kapalı kıyafetlerle deniz girebilmeleri, bunların hepsi birer oyundu. Bu tartışmalar başladığında bu günlerin geleceğin çok yazdım. Türbanı anayasaya sokmak, Kur’an’da bir ayeti yani şeriat emrini yasal hale getirmekti. Türban sonuçta erkek egemen toplumun getirdiği bir yasaktı ve erkeklerin yasakladığı bişey kadınların özgürlüğü adına tartışıldı.

Ben o zaman bunun sadece bir başlangıç olduğunu söyledim. Şimdi dürt +dürt + dürtmesen de olur diye bir eğitim sistemine kilitlendik, gece 10’dan sonra dükkanlardan içki satışı yok, “Gidin evinizde için…” diyerek yakında meyhanelerin de kapatılma olasılığından dem vuruluyor, Müslüman nüfusunu arttırmak için yapacağımız çocuk sayısına karışılıyor, bundan dolayı kürtaj yasağı geliyor ve elele, kolkola dolaşacağımız yerler sırayla elimizden alınıyor.

Esasında o günlerde de yaşadığımız açık faşizm şimdi çok net yaşanıyor. Halk son 20 günde yaşadıklarıyla Kürtlerin 30 yıldır neler yaşadığını gördü. Belki de bir ilk yaşandı ve Türklerle Kürtler demokrasi savaşımında omuz omuza verdiler ilk kez, hem de sivil polislerin oyununa gelmeden.

Humeyni’nin iktidara geldiğinde ağaçlarda insanları salkım salkım sallandırmasıyla, Erdoğan’ın meydanlarda ve sokak aralarında insanların yüzüne biber gazı ve plastik mermi atması arasında hiçbir fark yoktur. Faşizm ölü sayısına göre belirlenemez. Türkiye şu an dini bir faşizmle karşı karşıya, sivil darbenin alasını yaşıyor. Tek sevindirici olay, 20 günde bunun pratiğini gördü ve önceki yazımda da yazdığım gibi iktidarı devirdi. Şu an AKP hükümeti fazlaları oynuyor, bir dahaki seçimlere büyük olasılıkla Erdoğan’sız girecek yada 2 parti olarak girecek. Önümüzdeki 1 yıl demokrasiyle faşizmin kavgasına tanık olacak ve her düşüşünde Erdoğan daha da sinirlenecek. O yüzden bu iktidar seçimlerden önce de gidebilir. Demedi demeyin…

Reklamlar

2 Yorum »

  1. Burada ciddi bir hukuksuzluk-yargılama ihlali var. Anayasa, askeri mahkemeler sivilleri yargılayamaz diyor ama bizlere anayasanın bu hükmüne karşın askeri mahkeme kararı uygulanıyor. Mahkemelerin 12 Eylül döneminde yukarıdan gelen emirlerle kararlar verdiği ve bu kararların bugün bile toplumda derin yaraların yansıdığı bir gerçektir. Yüzlerce, binlerce dönüşü olmayan yanlış ve haksız cezalar verilmiştir. Pek dile getirilmese de 1984 yılında idam edilen Hıdır ASLAN’ın durumu buna bir örnektir. Hıdır ASLAN’ın dosyasında eylem olarak sadece kuyumcu soygunu vardır. Dosyada ölüm dahi yoktur. İdam edilmesinin asıl nedeni Tariş direnişçisi olmasıdır. İşte bizler o dönemin Askeri Mahkemeleri’nin verdiği cezaları yatıyoruz halen ve çoğumuz da 2025-2030 yıllarına kadar içeride tutulacağız.

    Yorum tarafından Brendan Larson — Haziran 28, 2013 @ 12:20 pm

  2. 2005 Yılı Haziran ayında Başbakan Diyarbakır’a gitti: “Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu benim sorunumdur. Geçmişte bazı hatalar yapıldı, bunlarla yüzleşmeye hazırız. Sorunu demokrasi ve refah artışıyla çözeceğiz” dedi. Başbakan, kürt sorunu benim sorunum derken, bu sorunu demokratik ve ekonomik önlemlerle çözmek vaadinde bulunarak Kürt Açılımı’nı başlatmıştı. Sonra alt kimlik, üst kimlik, Türkler de alt kimliktir diyerek, bölücüleri sevindirmenin yanında ne kadar kararlı olduğunu da vurgulamış oldu. Başbakan’ın başlattığı “Birinci Kürt Açılımı” geldi Habur’a çarptı. Habur tam bir rezaletti ve Türk Halkı’nın gözü açıldı. Daha sonra görüşmeler gizli olarak devam etti. Çünkü ABD Dışişleri Bakanı Bn. Clinton, BM toplantılarına katılmak üzere New York’a gelen Başbakan’ın, muhalefet liderlerinin açılımı engelledikleri şeklindeki şikayeti üzerine: “Muhalefete aldırmayın, siz Açılım’a devam edin” cevabını vermişti. İsim değiştirildi, “Çözüm Süreci” denildi ve Kürt Açılımı devam etti. Brüksel, Oslo görüşmeleri derken, İmralı ve Kandil ile de görüşmeler yapıldı. Bunlar medyada çarşaf, çarşaf yayınlandı. Sonunda BDP’nin aracılığı ile İmralı ve Kandil ile mütareke yapıldı. BDP ve Kandil’in açıklamalarına göre “protokol” üç aşamalı idi. Önce PKK yurtdışına çekilecek, sonra anayasa değişikliği dahil gerekli yasal düzenlemeler yapılacak, üçüncü aşamada lider kadro belki yurt dışında kalacak, ancak tümüne af gelecekti. Nedense Hükümet hiç konuşmuyordu, bütün bilgiler Apo’nun açıklamalarından alınıyordu. Zaten bakanlar da birşey bilmiyorlardı. T.C. Devleti’nden yalnız 4 kişi gelişmeleri biliyordu: Başbakan, Başbakan Yardımcısı, danışman Milletvekili ve MİT Müsteşarı.

    Yorum tarafından Gold Price — Haziran 30, 2013 @ 2:43 am


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: