Ahmet Nesin's Blog

Ağustos 31, 2013

SURİYE’YE GİRİLEBİLİNİYORSA TÜRKİYE’YE NEDEN GİRİLMEDİ?

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:35 am

SURİYE’YE GİRİLEBİLİNİYORSA TÜRKİYE’YE NEDEN GİRİLMEDİ?

Biz Osmanlıyız, her yere, her zaman, her gerekçeyle girebiliriz, böyle alışmış, hâlâ kendimizi öyle sanıyoruz. Istanbul’un fethini yıllarca kutlamışız ama neredeyse hiçbir aydın “Ya kardeşim, siz neyi kutluyorsunuz, burasını başkalarından aldınız?” dememiş. Tarih kitaplarımızda heryeri kuşatan ve talan eden Osmanlıyı yere göğe sığdıramamışız ama Osmanlıyı yıkan Atatürk söylemleriyle okula gidip, her kitapta, her sokakta, her meydanda onu görmüşüz.

Şimdi AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye’ye girip çeki düzen vermek istiyor. O kadar Osmanlı ki meclise sorma gereksinimi bile hissetmiyor. Esad çok faşistmiş de ona ders verecekmiş. Erdoğan batmakta olan ekonomiyi kurtarmak adına bunu yapmak istiyor. Daha doğrusu kurtarmak değil, ekonominin neden battığını açıklamak için savaşmak zorunda, “Biz çok iyiydik ama savaş bizi mahvetti!..” diyebilmenin çarelerini arıyor.

Erdoğan ne kadar demokratsa Esad da o kadar demokrat,

Saddam ne kadar demokratsa Abdullah Gül de o kadar demokrat,

Kaddafi ne kadar demokratsa Bülent Arınç da o kadar demokrat,

Hüsnü Mübarek ne kadar demokratsa Gülen de o kadar demokrat ve

Müslüman Kardeşler ne kadar demokrasiyi benimsiyorsa AKP de o kadar benimsiyor…

Erdoğan Türkiye’de demokrasiyi işletmeden sınır ülkelere demokrasiyi getirecek. Önce git okulunda oku, derler adama.

Bu eleştirileri yaptığım zaman bana “Esad insanları öldürsün, biz sessiz mi kalalım?” diyenler var, Erdoğan’ı bu şekilde savunuyorlar.

Bunu diyenlere örnekler vereceğim;

Siz Alevileri kesen Yavuz Sultan Selim isminin köprüye verilmesini de alkışlıyorsunuz zaten,

Siz 1915 yılında yüzbinlerce Ermeni’ni soykırımını da kabullenmiyorsunuz,

Siz Dersim katliamını da yok sayanlardansınız,

Siz, Çorum, Kahramanmaraş katliamlarında ses çıkarmayanlardansınız,

Siz Madımak katillerinin avukatlarısınız,

Siz 17 bin Kürdün faili meçhul öldürülmesine göz yumup, onu meclise taşımaktan korkan AKP destekçilerisiniz,

Siz 30 küsur yıldır devam eden Kürt sorununa çözüm aramayan kişilersiniz,

Siz Kürt sorununa çözüm aramak için Kürt gerillaların kendi topraklarından çıkmasını bekleyenlerdensiniz…

Eğer Türkiye ve AKP Suriye’ye girip demokrasi dersi verecekse yukarıda saydığım nedenlerden dolayı bizim sınırımızın yolgeçen hanına dönmesi gerekirdi. 30 yılda 40 bine yakın Kürt öldürüp demokratlık taslamak kolay, aynı gerekçelerle Türkiye’ye neden girilmesin.

ABD, AB ve sınırı komşularımız bizim çözemediğimiz Kürt sorunundan, insanların öldürülmesinden rahatsız olup, “Hadi, bir girip Türklerin çözemediği sorunu çözelim…” derse Suriye’ye girilmesini desteklediğiniz gibi buna da sessiz mi kalacaksınız. Bu yapılmak istenilene ne denir biliyor musunuz:

Ayranı yok içmeye tahterevanla gider…………………..

Reklamlar

Ağustos 27, 2013

DİKTATÖRÜN SAVCIYA GEREKSİNİMİ OLMAZ!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:50 am

DİKTATÖRÜN SAVCIYA GEREKSİNİMİ OLMAZ!..

Kaç türlü diktatör vardır, bugüne değin hiç düşündünüz mü? Okulda diktatör, karakolda diktatör, askerde diktatör, evde diktatör, işte diktatör, hükümette diktatör, saymakla bitmez bu diktatörler. Bunu düşünmemiş olabilirsiniz, zaten insanın kendi kendine sıkça soracağı bir soru değildir bu ama “Demokratikleşme paketi”yle birlikte faşizmi, polis devletini yada diktatörlüğü tartışacağınız hiç ama hiç aklınıza gelmez.

AKP son genel başkanı demokratör Recep Tayyip Erdoğan yeni bir “Demokratikleşme paketi” hazırlıyor. İşte bu adam öyle bir demokrat ki savcıya fazla iş düşmesin diye polise 24 yada 48 saat gözaltına alma hakkı vermeye çabalıyor. Esasında burada hakimlere haksızlık edildiği kanısındayım ben, savcı dediğin sonuçta bir kişi, kişinin suçlu olup olmadığını araştıracak önünde sonunda, oysa hakimler öyle mi, bu tür davalarda üç kişiler, düşünsenize 3 kişi aynı dosyayı inceleyecek, kimi zaman aynı kararı vermeyecek, anlaşmazlık olacak, bırak onu da polise, ne kadar yatacağına o karar versin.

Bu durumda hakim ve savcılar ne mi yapacak, onların işi çok zaten, bugüne değin bitmemiş davalara baksalar zaten en genci bile emekli olur. Hem önce HSYK’yı bir ayırsınlar, bir HYK ve SYK kursunlar. Birbirine muhalif gruplar aynı kurum içinde olur mu hiç. Sonra HYK ve SYK’yı kadın ve erkek olarak ikiye bölsünler, etti mi size tek yerine dört kurum. Bunun kulisi var, seçimi var, seçim sonrası dedikoduları var, düşürmeye çalışmak var, oradan meclise girmeye çalışmak var, “Demokratikleşme paketi” içindeki anti demokratik yasalara nasıl hayır demeyeceğini düşünmek var, yani var oğlu var.

Esasında bu hükmet polisin işini de hafifletmek için kimi yasalar çıkarmıştı. Daha önce yazmıştım, anımsayanlarınız vardır, Boğaz Köprüsü’nde bir araba gişelerde geri gelip motoruma çarpmıştı. Trafik polisi bu işe bakmadığını söyledi ve beni karakola yönlendirdi, karakol yaralı olmadığı için bu işe hasar tespit mahkemesinin baktığını söyledi. Ben de herkes gibi bunaldığımdan motorun tamponunu kendim yaptırdım. Tampon 65 liraya yapıldı, mahkemeye gitseydim bilirkişiye daha fazla ödeyecektim. Gördüğünüz gibi trafik polisi rahatlamış, karakol yaralı yoksa rahat, “Yeterrrrrrrrrrr” diye bağırdığınızdan dolayı mahkeme de rahat.

İşte Erdoğan’ın yeni “Demokratikleşme paketi” de bunun gibi bişey, herkes rahat olacak, sadece sizin için zor, çünkü gözaltına alınırken savcılık kağıdını sorma hakkınız elinizden alınmış olacak.

Dedim ya bu diktatörlük o kadar çok yerde karşımıza çıkıyor ki, önce evlenirken eşinizin kapanmasını istiyorsunuz, kapanınca okula gidemiyor diye demokrat olmaya başlıyorsunuz, daha sonra kızlarınız oluyor, karınızın kapalı olmasından dolayı demokrasi mücadelesi verirken bu kez kızlarınızı kapatıyorsunuz, onlar okuyamayınca yine demokratlaşıp başkasının parasıyla ABD’ye okumaya gönderiyorsunuz, daha gençsiniz, önünüzde siyasi yıllar var, bu kez türban savaşına giriyorsunuz ama demokratsınız ya erkeğin kapattığı kadının kapanma özgürlüğünü savunmaya başlıyorsunuz.

Sonra ne mi oluyor, “Bana diktatör diyorlar, ben mi diktatörüm, bana diktatör diyeni sallandırmıyorum, ben demokratım…” diye bağırırsınız. Adınız da demokratöre çıkar. Yaşasın Erdoğan demokratörizmi. Yaşasın demokratör polis devleti…

Ağustos 24, 2013

DİKTATÖRMÜŞ, DİK DUR DA GÖR!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:10 am

DİKTATÖRMÜŞ, DİK DUR DA GÖR!..

 

Bu yaşıma kadar görmediğim her şeyi bu hükümetle yada daha doğrusu AKP son genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte gördüm. Sayesinde işten atılan gazetecilerin sayısını ben unuttum ama o halka “Bana diktatör diyorlar, diktatör olsam bunları yazabilir misiniz?” diye soruyor.

12 Eylül diktatoryasının yasalarıyla iktidara gelen birisinin bunları sorma hakkı olamaz. Bir ülkede “12 Eylül darbesi mi daha beterdi, yoksa AKP dönemi mi?” diye saçma bir tartışma almış başını gidiyorsa artık diktatörlüğü, açık faşizmi tartışmanın bir anlamı kalmamıştır.

Türkiye’de bir yanlış yapılıyor, “Faşizm hangi dönemde geldi?” diye garip bir tartışma var.

Cumhuriyet kurulduğundan beri Kürtleri ikinci sınıf vatandaş olarak görüyorsan, onların dillerini yasaklıyorsan,

Derin devletin gücüyle Rumlara karşı 6-7 Eylül katliamını yaşatıyorsan,

1915 Ermeni soykırımını hâlâ kabullenmiyor ve kendini demokrat sanıyorsan,

1941 yılında Yahudileri bilhassa Istanbul’dan sürüyorsan,

Sanayiciler olarak 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine ses çıkarmıyorsan,

Halk olarak bu üç darbeye tepki göstermiyorsan,

Gelmiş geçmiş neredeyse bütün başbakanların zenginleşmesinin hesabını soramıyorsan,

Seçimlerde konulan yüzde 10’luk baraj için bütün halk olarak sokağa dökülmüyorsan,

Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmeyip, çözüm için destek olmuyorsan, o ülkede zaten faşizm vardır.

Bugüne kadar kurulan bütün burjuva hükümetleri yapıları gereği burjuvazinin çıkarlarını korumuştur ve onun emrindedir. Burjuvazinin emrinde olduğun zaman işçi sınıfını sindirmek için faşist uygulamalar yapmak zorundasın. Doğal olarak burjuvaziyi savunmak zaten faşizmi de içinde barındırır.

Erdoğan istediği kadar “Ben diktatör değilim!..” desin, 11 yılda uygulamalarına baktığımızda aksini söylemek zor. Kürtlerin hâlâ anadil eğitim hakkını vermiyorsan diktatörsündür.

En önemlisi, bir ülkeyi dini gereklere göre yönetmeye kalkarsan zaten otomatikman diktatörlüğünü ilan etmiş olursun. Kur’an islamiyetin tek kitabıdır ve ülke yönetme biçimidir, başka hiçbişeyi kabul etmez. Belki size komik gelecek ama türbanı savunmak bir anlamda diktatörlüktür. Türban kadının özgürlüğü değildir çünkü, kadınların kapanmasını emreden erkeklerdir. Erkeklerin emrettiği bişeyi yapmak kadınların özgürlüğü olamaz.

Sadece Erdoğan’la bağlantılı değil, bu ülkede faşizm adına sıralayacağımız o kadar çok olay ve yasa var ki yazmaya kalksam sanırım bir kitap olur. Sadece Süleyman Demirel başkanlığındaki Alpaslan Türkeş ve Necmettin Erbakan’la birlikte kurdukları 1. Milliyetçi Cephe hükümeti bile 2-3 cilt kitap olur. Arabasının bagajında 2 otomatik tüfek yakalanan ve bu konudan dolayı yargılanmayan Devlet Bahçeli bugün bu ülkenin 3. büyük partisinin başkanı, eski başbakan yardımcısı. Bu tümce bile tüm tarihi özetliyor sanki.

Erdoğan diktatör olmadığını kanıtlamak için uzun süre yanına kimi eşhellektüel, demokratımsı, libre-el-al, yazarımtrakları aldı ama sonucunu gördük. Onlara bile tahammül edemedi, onlar da Erdoğan’ın diktatörlüğünü fazla saklayamadı, şimdi hepsi küsler, yukarıda saydıklarım tekrar devrimci olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar.

AKP kurulduğunda iyi bir dekor lazımdı, önce Erdoğan hapse atıldı, dekor olarak tam onlara göre biçilmiş kaftandı, şimdi hem dekoratör hem de demokratör olarak oturuyor koltuğunda. Bu seçim onun son seçimi, daha önce de yazdığım gibi Gezi olayları Erdoğan’ı bitirdi, hem parti içinde hem de parti dışında… Güle güle demokratör…   

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: