Ahmet Nesin's Blog

Ağustos 15, 2013

ŞORT GİYEN KADINLARI NEDEN SEYREDERSİN MERAL TAMER?..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:21 am

ŞORT GİYEN KADINLARI NEDEN SEYREDERSİN MERAL TAMER?..

Bu yaşıma geldim, henüz şort giyen erkeği seyrettiğimi anımsamıyorum, seyretmediğimden olacak şort giyen erkekleri de keyifle seyretmişliğim yoktur. Belki bu yaklaşımımdan dolayı Milliyet yazarı Meral Tamer ve onun gibi düşünenler benim için “Bu nasıl bir erkek!..” diyebilirler.

Kadınların ilginç bir yaklaşımı vardır, 2 yıl önce karşılaştıkları kadının bluzunun rengine kadar anımsarlar, eşi böyle bişeyi anımsarsa da kıyameti koparırlar. O korkudan olsa gerek, erkekler böyle şeylere dikkat etmezler. Neyse sorunumuz da bu değil zaten.

Milliyet yazarı Meral Tamer geçen gün bir yazısında “Aslında giyim eşyası olarak şortu çok severim. Yerine göre çeşitli boylarda şortları, her yaştan kendine yakıştırarak giyenleri keyifle seyrederim. Özellikle tatil yörelerine gidiş-gelişte havaalanlarında ve uçaklarda çok renkli, değişik desenli şortlar hep dikkatimi çeker. Kendim de şort giyerim, ama yerine göre tabii… Tatil yöresinde giyebileceğim şortla kalkıp da markete, hastaneye, postaneye gitmeyi aklımın ucundan geçirmem. Ne var ki günlük market alışverişini yaptığım yerlerde de bu yaz başından beri minnacık şortlarıyla gelen kadınlar dikkatimi çekiyor. Geçen gün rutin kan ve idrar tahlillerim için laboratuara gittim; orada da tahlil için gelmiş şortlu kadınlara rastlamaz mıyım? Bu ilk kez oluyor… Bitmedi; hafta başında bir muayene için gittiğim hastanede sıramı bekliyordum. Baktım, 50-55 yaşlarında bir hanım, bacaklarını neredeyse kasıklarına kadar açıkta bırakan kısacık şortu ve yanında eşiyle birlikte gelip karşımdaki koltuklara oturdular. Hangisi hastaydı bilmiyorum, ama hastaneye gitmenin de bir adabı yok mudur? Her türlü aykırı davranışa ve değişik fikre açık olan ben, galiba hayatta galiba ilk kez bir şeyi bayağı yadırgıyorum. Ben mi geri kafalı olmaya başladım, yoksa bu yaz sadece popoları kapatıp, baldırları tamamen açıkta bırakan şort giymek çok mu moda oldu bilemiyorum valla…” demiş.

Bu yazı çok insanı şaşırttı. Türkiye’de insanlar şaşırmamayı öğrendiğinde sanırım toplu bir ayaklanma başlayacak. “Biz neden şaşırmıyoruz artık?” ayaklanması olabilir bunun adı. Herşey yıllardır o kadar yavaş yavaş yapılıyor ki, o kadar kanıksatılarak yapılıyor ki şaşırmak için fırsatımız olmuyor.

Meral Tamer geri kafalı mı oldu bilemem, bilemem çünkü onun daha önce ileri kafalı olup olmadığını da bilmiyorum. Meral Tamer’in yazısında kimi isimleri attım, çünkü gidilen her yerin adını yazmış, o kurumlar gazeteye reklam verseler ancak bu kadar olur ve ciddi de bir para ödemek zorunda kalırlar. Ben muayeneye yada alışverişe giden kadının şortundan değil, bundan duyulan rahatsızlığı yazarken hepsinin ismini bir köşe yazısında okumaktan rahatsız oldum mesela.

Benim esas yazmak istediğim konu başka. Basının bugünkü halini yazmak istiyorum ben. Meral Tamer kendine göre ilerici olabilir, şeriatçı Erdoğan demokrat olduktan sonra Meral Tamer de demokrat olmuş ne olur ki… Ama Meral Tamer bu yazısıyla gazetedeki yerini sağlamlaştırıyor. Çünkü Ece Temelkuran, Can Dündar ve bisürü arkadaşımız gibi gazeteden kovulmak da var işin sonunda.

Şort rahatsızlığını belirtmese Meral Tamer demokratlığından ne kaybeder, hiçbişey kaybetmez, çünkü biz onun hangi şortun, hangi kısalıkta giyilmesini sevdiğini bilmeyiz, böyle bir soru da aklımızın ucuna bile gelmez. Ama o bunu yazar ki gazeteden atılmasın.

Mesela bence Meral Tamer denize balon gibi giyinip giden kadınlardan da rahatsız oluyordur. Onun estetik anlayışına terstir bu kıyafet, denize girdiklerinde yada rüzgarda olup olmadık yerleri şişen bu kadınlar hiç mi hiç estetik değildir. Ama bu günümüzde yazılamaz, hükümet olup olmadık yerlerde, olup olmadık yerleri kabaran bu kadınları demokrasi savaşımı diye kullanmaktadır.

Onlardan rahatsızlığınızı yazarsanız gazeteden kovulursunuz. Erkeklerin kapattığı kadınları savunmak, kadının erkek emriyle kapanmasını kadının özgürlüğü diye savunmak kafalarında olmayan demokrasinin savaşımıdır. O yüzden geri kafalı mısın değil misin bilemem Meral Tamer ama en azından şimdilik gazetedeki yerini sağlamlaştırdın. Atılırsan da yazında reklamını yaptığın kurumlardan birine basın danışmanı olur gidersin, hatta oralarda şort giyilmesini de yasaklar tam demokrat olursun.

 

Reklamlar

Ağustos 7, 2013

MEHMET HABERAL YEMİN EDECEK Mİ?..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:31 am

MEHMET HABERAL YEMİN EDECEK Mİ?..

Bugüne değin kaç dava Balyoz ve Ergenekon davası kadar tartışılmıştır tam olarak anımsamıyorum. İster dinci basın olsun, ister burjuva basını olsun 12 Mart ve 12 Eylül mahkemelerinin verdikleri kararları nereye kadar yazıp, halkı aydınlatmaya çalışmıştır. Ben çok fazla olduğunu anımsamıyorum, tam tersine darbe yapanları ve mahkeme kararları alanları biz bu halka afiyetle sunduk, meclise yada senatoya seçtirdik.

İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu’yla birlikte sözüm ona darbe yapmak isteyen Muhsin Batur hem meclise girdi hem de neredeyse cumhurbaşkanı seçilecekti. Faik Türün ve Ali Elverdi Süleyman Demirel’in başkanlığındaki Adalet Partisinden meclise girdiler. Bu kişiler Türkiye’yi yönetmek üzere meclise girerken halk bu insanlara “Deniz Gezmişleri neden astınız, Mahir Çayanları, İbrahim Kaypakkayaları neden öldürdünüz? diye sormadı. O insanlara sormadığı gibi, bağlı oldukları yada oy verecekleri partilerin genel başkanlarına yada yönetimine de sormadılar.

Bu durumlarda aklıma hep Hasan Cemal gelir. Hasan Cemal gelir. Hasan Cemal sözümona 9 Mart 1971 darbesine inanmıştır. İlhan Selçuk, Madanoğlu ekibi yargılanır, Muhsin Batur 12 Mart darbesini yapar ve bu süreçten mahkemece temize çıkarlar. Sonuç ne olur, yukarıda yazdıklarım olur ve üstüne üstlük Hasan Cemal de solcu yazar olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya başlar. Cumhuriyet Gazetesi okurları da hiç sorgulamazlar bu durumu, Hasan Cemal de uzun süre sorgulamaz ve darbe arkadaşı İlhan Selçuk’la yıllarca çalışır.

Hani seçilenleri “Halk seçti” diye demokratik bir yaklaşımımız var ya, bu da esasında bir palavra. Halkın seçebilmesi için seçilecekleri de halkın seçmesi gerekiyor. Halk milletvekili oylamasında kişiye değil partiye oy veriyor, adayı da kendi belirlemediğinden esasında kendi seçmemiş oluyor. Sonuç çok açık ortaya çıkıyor esasında, adayı da fazla sorgulamayıp cezalandırmadığından köklü bir parti olamıyorlar.

Dün Ergenekon davası sonuçlandı. Yargıtay neyim var ama sonuçta mahkeme bir karara vardı. CHP’den milletvekili seçilen ve yaşamında hep Demirel’in yanında yer alan anti-demokrat Mehmet Haberal mahkum oldu ama tahliye edildi. Şimdi herkes Haberal’ın mecliste nasıl yemin edeceğini konuşuyor.

Ben de diyorum ki, aynı davadan hüküm giyen Sinan Aygün derhal vekillikten istifa etmeli yada parti disiplin kurulu Yargıtay aşamasında geçici ihraç etmeli. Ayrıca Haberal’ın yemin törenine izin vermemeli. Haberal çok istiyorsa bağımsız olarak bunu yapsın, meclis karşı çıkmadığı sürece ne kadar anti-demokrat bir meclis olduğunu ortaya koyacaktır.

Bugüne değin darbeden dolayı yargılanan ve asılanlar hiç tartışılmadı burjuva basınında. Çünkü o kişiler darbeciler tarafından yargılanıyordu. Şimdi olay biraz ters, darbeciler yargılanıyor ve bütün dinci ve burjuva basını bunu tartışıp cezaların çok olduğundan bahsediyor. Bunu yapmalarının nedeni çok açık, burjuvanın istemediği hiçbir darbe gerçekleşemez. Doğal olarak yaşanan bütün darbelerde kendi olurları vardır.

CHP darbeden ceza alan Haberal’a yemin ettirecek mi, darbeden ceza alan Sinan Aygün’ü partisinde tutacak mı, hep beraber göreceğiz…

Ağustos 4, 2013

KIZ – ERKEK, DİN VE İNSAN VE SAPIK BİNALİ YILDIRIM!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:52 am

KIZ – ERKEK, DİN VE İNSAN VE SAPIK BİNALİ YILDIRIM!..

Mehveş Evin Milliyet Gazetesi’ndeki yazısında bugün çok güzel tanımlamış yaşadıklarımızı. Yazının girişinde “Bazen öyle saçma sapan şeyler söyleniyor ki “Ciddiye almaya bile değmez” deyip hiç takılmıyorum. Memleketin ileri gelenleri, Zaytung haberi kıvamında demeçler verdikçe kah sinirim bozuluyor, kah eğleniyorum. Hayır bir şey değil, yakında Zaytung’un haberleri mizahlaştırmasına falan gerek kalmayacak. Olduğu gibi demeci alıp koysun, zaten kara mizah!” diye yazmış.

Bunu okuduğumda uzun uzun düşündüm ve olaylara daha karamsar bakmaya başladım. Çünkü biz memleketin ileri gelenlerinin söylediklerini kara mizah diye algılıyoruz ama onlar bunu gülmece adına yapmıyorlar, inandıkları için söylüyorlar.

Bundan bisüre önce de Bakan Binali Yıldırım Boğaziçi Üniversitesi’ne ya da İTÜ’ye girecektim. Önce Boğaziçi Üniversitesi’ni ziyaret ettim. Bir baktım farklı bir dünya. Değişik binalar, surlarla çevrilmiş alan. Sonra bahçesinde gençler kızlı, erkekli oturuyor. Ben çok şaşırdım. ‘Burada yoldan çıkarım’ dedim. Ondan sonra teknik üniversiteyi seçtim.” demişti.

Binali Yıldırım esasında bu demecinde kendi sapıklığını anlatıyor. Binali Yıldırım İTÜ yerine Boğaziçi’ne gitseydi nasıl yoldan çıkardı, gerçekten hiç düşündünüz mü bunu? Sadece Binali Yıldırım gibi düşünenlere de sormak gerek, bu tartışmanın içine esasında türban yada kadınların kapanması da giriyor.

Ne yapabilirdi Binali Yıldırım, bahçedeki genç kızlardan birisiyle sevgili olabilirdi, daha sonra yaşlarının getirdiği acemilik yada başka gerekçelerden dolayı ayrılır başka bir sevgili olurdu. Sevgili bulsa ne olurdu, en fazla cinsel ilişkiye girebilirdi. Bunların hiçbiri baştan çıkma değil, hepsi medeni insanların yaşayabileceği şeyler.

Peki Binali Yıldırım nasıl baştan çıkardı, bana göre oradaki kızlardan birine tacizde bulunsaydı yada tecavüze yeltenseydi baştan çıkmış olurdu. Baştan çıkma başka nasıl olur, sevgilisiyle insan beraber olduğunda da baştan çıkabilir esasında ama bunun için tecavüze yada tacize gerek yoktur ki, sonuçta sevişirsin, en kötü olasılık –yada kötü de değil- iki tarafın izin verdiği ölçüde ilişkiye girersin.

Ama baştan çıkma sana korkutucu geliyorsa tehlike burada başlıyor demektir. İşte o zaman kadının kapanması gerektiğini düşünür ve inanırsın, çünkü açık kadın seni tahrik etmeye başlar, ona normal insan sınırları dışında bakmaya başlarsın, o artık senin için kadın olmaktan çıkar, mal olmaya başlar. Zaten yıllardır bu yüzden türban serbestisine karşı çıktım, kadınları normal insan olarak gördüğümden onların giyimleri beni tahrik etmedi, beni tecavüzcü konumuna düşürmedi. Kapanma olayında hem kadının hem de erkeğin aşağılandığını düşündüm hep. Hele erkek egemen toplumun getirdiği yasağı kadınların özgürlüğü diye algılayanlara hep şaşkın şaşkın baktım.

Bu demeçler ilk kez verilmiyor, son olayımız merdiven oldu, kızlı erkekli merdivenler sorun oldu o hasta kafalarda. Oysa bunun öncesi de var, çalışan kadınlara hakaret edildi, hamile kadınlara hakaret edildi, bu ülkede, Mersin’de bir lisede kızlarla erkeklerin 51 santimden fazla yaklaşması yasaklandı, bu yüzyılda Hayrünisa Gül’ün elini sıkmayan gazeteci var, Yeni Akit Gazetesi yazarı Serdar Arseven’in karşısında kadının eli havada kalmıştı, aynı anda Serdar Arseven’in eşi de Abdullah Gül’ün elini sıkmamışlardı. Gözünüzün önüne getirsenize olayı, Cumhurbaşkanı ve eşinin elleri havada, karşı taraf uzatmıyor, başıyla selamlayıp ellerini kalplerinin üstüne götürüyor. Böylece karı koca dini vecibelerini yerine getirerek tahrik olmadan salona giriyorlar. Oysa o salonda içki vardı, olmamaları gerekirdi ama varsın olsun, o gözükmeyecekti, şov diğer taraftaydı ve onlar da yaptılar.

İşte burada iyi irdelemek gerekiyor, sorun insanda mı yoksa inandıkları dinde mi. Çok eşliliği savunan bir din, açık kadından rahatsız oluyor. İşte olay bu noktada kara mizah olmaktan çıkıyor, bu insanlar bizi olmasa da bu ülkeyi yönetiyorlar. Esas ağırıma giden arasıra da demokrat olduklarını söylemeleri. Karşı cinsten rahatsız olan biri demokrat olamaz, bu böyle biline…

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: