Ahmet Nesin's Blog

Ekim 18, 2013

DİNCİLER AÇIK YADA KAPALI GİYİMDE DÜRÜST DEĞİLLER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:55 am

DİNCİLER AÇIK YADA KAPALI GİYİMDE DÜRÜST DEĞİLLER!..

Laisizmi televizyon kanallarında sabahlara kadar tartışsak boş, çünkü hemen hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da biz başından beri yanlış tartışıyoruz. Laisizmi tartışırken önce laisizmin tarifine uygun bir ülkede yaşayıp yaşamadığımızı ortaya koymamız gerekiyor. Laisizm ana kavramıyla devletin din işlerine karışmaması anlamına geldiğine göre diyanet işleri başkanlığının olduğu bir ülkenin laik bir ülke olma şansı olmadığını görmek ve ondan sonra bu tartışmalara girmek gerekiyor.

Yada şöyle açıklayayım, bir devlet anayasasında hem laik devlet yazıp hem de din adamına devlet bütçesinden maaş ödeyemezsiniz. Benden aldığınız vergiyle din adamına maaş verip, din kitapları basıp, konferanslar yapıp, din insanlarının maaşlarını öderseniz o ülke laik bir ülke değildir.

Oysa biz neredeyse cumhuriyet kurulduğundan beri hem halk olarak hem devlet adamları ve bütün siyasiler olarak din işlerini tartışmışız. Son yıllarda da türban Türkiye’nin ana konusu haline geldi. Türban özgürlük adına tartışılıyor, anlayacağınız kadını özgür bırakmayan bir ayeti biz kadının özgürlüğü üzerinden tartışıyoruz.

Olaya önce şuradan bakmak gerekiyor bence, kadının kapanması kadınların isteği üzerine Kur’an’ın yazılışından sonra ortaya konmuş bir konu değil. Kur’an yazılmasıyla birlikte ayet olarak var. Dine ister inanın, ister inanmayın, bu ayetin bir emir olduğu olgusunu değiştirmez. Bunu kabul ettiğimiz zaman AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadının kapanması yada türban konusunda ısrarlı olması, onu yasalaştırması düpedüz dini devlet işlerine karıştırmaktır.

Dincilerin bu konuda ısrarlı olmaları onların dini gereği yaptıkları bişey, empati sağladığınız zaman doğru gözüküyor. Ancak kimi liberal yada sosyalistlerin bu konuyu benimseyerek tartışmaları, daha doğrusu savunmaları doğru değil.

Bu konu açık kadın, kapalı kadın eşitliği üzerinden yapılıyor. Açık kadın ne kadar çalışma hakkına sahipse kapalı kadın da aynı hakka sahip olmalı deniliyor. Eşitlik kavramını savunuyorsanız buna karşı çıkmanız yanlış.

Peki bu tartışma eşit yapılıyor mu yada eşit bir zemine oturtulabilinir mi? Bence olanaksız, biz dincilerle bu konuyu eşit tartışmıyoruz, işin içinde ciddi bir siyasi oyun var. Kapanma Kur’an’ın bir emri olduğu sürece de eşit tartışma olanağımız yok.

Nedeni çok basit, Kur’an’da ayet olarak sadece kapanma var, kadının açık gezebileceğine dair, isterse ikisinden birini tercih edeceğine dair ikinci bir ayet yok. Doğal olarak da dini bütün bir kadın, kafasını yada omuzlarını açıp “Ben dinime uygun giyiniyorum” deme şansına sahip değil. O yüzden dincilerin TV ekranlarına çıkıp “Herkes istediği gibi giyinebilmeli, giyim serbest olmalı” demeleri koskoca bir yalan.

İsterseniz dini bütün İslam ülkelerine bakalım, onlarda kadının açık giyinebilme hakları var mı? Olmaması da gayet doğal, çünkü bu ülkeler şeriatla yönetiliyor. Bu demektir ki Kur’an’a göre yönetiliyor, Kur’an’da olmayan bişeyin uygulanması da onlar için uygun değil. Türkiye şeriatla yönetilen bir ülke olmadığından buradaki dinciler kadının istediği gibi giyinmesini savunur gözüküyor, oysa dini bir iktidarı getirebilseler bu hakkı onları savunan liberal, sosyal demokratlara ve sosyalistlere tanımayacaklar. Yani onların kafa yapısında 2 tür yada 3 tür giyim tarzı yok, biz onlarda olmayan bişeyi sanki onlar da savunabilirmiş gibi onlarla tartışıp savunmaya kalkıyoruz. Bizim kafamızda insan hakları var ama onların kafasında Kur’an hakları var, tartışmalarda “Bu yasak insan haklarına uymuyor” derken samimi değiller. Yani onların kafalarındaki tek bişeyi yada tektip giyimi çokbişey yada çoktip gibi tartışma ve savunma yanılgısına düşüyoruz.

Hem de kiminle, anayasaya göre laik olan bir ülkede devlet kocamanlarıyla din işlerini konuşup, devlet kocamanlarının dini uygulamasını kabul edip, hâlâ laik ve devrimci olduğumuzu söyleyerek. Anlayacağınız ciddi ve büyük bir oyunun içindeyiz. Takiye diz boyu…

Reklamlar

Ekim 17, 2013

TÜRBANLI ÖĞRETMEN ÇOCUĞUN PSİKOLOJİSİNİ BOZAR!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:01 am

TÜRBANLI ÖĞRETMEN ÇOCUĞUN PSİKOLOJİSİNİ BOZAR!..

AKP hükümeti iktidara geldiğinden beri yatıp kalkıp nasıl demokrat olunur diye düşünüyorum. Kimi şeyler düşünmekle olmuyor, çözülmüyor, işin içinden çıkamıyorum. Çıkamıyorum, çünkü benim anladığım demokratlık anlayışı kendisine demokrat diyenlerin yaklaşımına uymuyor. Ben demokratlığı ileri adım olarak görüyorum, başkalarının ileri adım olarak gördükleri bana geri adım olarak görünüyor.

Yada şöyle anlatayım, 1400 yıl önce söylenen ve yazılan bişeyin bugün uygulamaya geçmesini demokratlık olarak görenlerin demokrat olamayacağını iddia ediyorum. Yazının başlığında olduğu gibi türbanı, kadının kapanmasını söylüyorum. Her zaman yazdığım gibi erkeklerin kapanmasını emrettiği kadınların bu hakkının demokrasi ve özgürlük olduğunu söylemek zaten demokrasinin özüne aykırı bir durum. Kadın kendisi kapanmak için ayaklanmamış, böyle bir talebi olmamış, biz erkekler kendi nefsimize güvenemediğimizden onlara kapanmalarını emretmişiz, doğal olarak bu bir devrim olmamış, erkek kendine güvenememenin acısını kadından çıkarmış. Doğal olarak kadınların bugün isteyerek kapanmasını savunmak doğru bir yaklaşım değil, o emir Kur’an’a yazılmış ve Kur’an en devrimci dindir denilerek, halkın katılarak yazılmadığı bir kitap İslamiyetin anayasası haline getirilip bir emir kipi olmuş.

AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı son demokrasi paketi de zaten bu yüzden demokrasiden nasibini almıyor. Son paket yasalaşırsa –ki daha yasallaşmadan uygulama başladı- öğretmenler türbanla yada kapalı derslere girebilecekler. Dincilerin bu yaklaşıma sevinmeleri hatta kimilerinin türbanı açık kıyafet sayıp esasının çarşaf olduğunu söylemesinden daha doğru bişey olamaz. Onlar bunu söylerken esasında bizim söylediğimizi, türbanın son dönem uydurması olduğunu söylüyorlar.

Dinciler dışında bu yaklaşımı destekleyen, daha çok kendilerine liberal diyen Libre-el-al kesimin entelektüel grubunun eşhellektüel sınıfının kafası her zaman olduğu gibi kafası karmakarışık. Onların çoğu yetmez ama evet grubu içinde yer alıyorlar, o yüzden bu yaklaşıma da türban için mi yetmez ama evet deyip esasında çarşaf isteyip istemedikleri yada paketi tam beğenmeyip “Biraz daha din, biraz daha demokrasi” mi dediklerini ne biz ne de kendileri anlamıyor.

Ben nasıl din derslerinin mecburi olmasına karşıysam bu libre-el-al grubunun eşhellektüel grubu da karşı, tabii son anda bu demokratlıklarını da kaybetmedilerse. Çok basit bir ikilem gibi gözükebilir ama din dersi mecburiyetine karşı olan bir kişi türbanlı öğretmene de karşı durmalıdır. Bu size demagoji gibi gözükebilir ama ilkokula başlayan çocuk için böyle değildir. Çocuğunuzu 5 sınıflık bir okula verin, öğretmenler, müdür ve yardımcılarıyla beraber 20 personel olsun ve bunların yarısı türbanlı, yarısı açık olsun, çocuğun kafası karışacaktır. İsterseniz din dersini kaldırın, çocuk okulda dini simgeyi hergün karşısında görecektir. Bu kafa karışıklığını çocuğa kimse anlatamaz. Çocuk doğal olarak dini tam bilmediğinden, çözemediğinden öğretmenlerinin bir kısmını dinsiz olarak algılamaya başlayacak ve yetişme tarzına göre yavaş yavaş bir gruptan nefret edecektir. Bu da bisüre sonra çocuğun psikolojisini bozacak.

Bu anlattığım esasında velinin de psikolojisini bozacak ama beni burada anne ve babasından çok öğretmenini gören çocuğun psikolojisi ilgilendiriyor. Çocuk biraz aklı erdiğinde öğretmenlerini bir kısmını ya şeriatçı yada ateist olarak görecek. Çünkü siz istediğiniz kadar okullarda kıyafeti serbest bırakın, din bu serbestliği tanımıyor. Kapanmayı emreden ayette yada bir sonraki ayette kadının isterse başını açabileceği hükmü yok. Din bu özgürlüğü tanımazken, o ayeti savunmak nasıl demokrasi ve özgürlük oluyor ve yutturuluyor bunu anlamak olanak dışı ama bunu da belki bigün libre-el-al eşhellektüeller çözer.

Ekim 12, 2013

İTHAL KAVRAM İSTEMİYORSAN İSLAMİYETİ BIRAK ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 4:47 am

İTHAL KAVRAM İSTEMİYORSAN İSLAMİYETİ BIRAK ERDOĞAN!..

İthal kavramlar, dış mihraklar, Moskova’ya git” gibi söylemleri neredeyse doğduğumdan beri duyuyorum. Aziz Nesin bikeresinde “Moskova’ya git” diye bağıranlara, “Ben çok gittim, biraz da siz gidin…” demiş. En sonunda dayanamadı, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu konuya değindi ve dünkü konuşmasında “Sorunlarımıza yurtdışından ithal kavramlar üretmek zorunda değiliz. Çözümleri de ithal kavram ve formüllerle üretmek zorunda değiliz. Bizler binlerce yıllık devlet geleneği olan medeniyetler inşa etmiş bir milletiz. Takipçi değil vagon değil öncü olmak lokomotif olmak zorundayız.  Takip edenler hep arkada kalırlar.” diye buyurmuş.

Bu yaklaşımın katılıyorum Erdoğan’ın, eğer kendisini Türk olarak addediyorsa –ki öyle olduğunu söylüyor- bize geldiğinde ithal kavram olan İslamiyeti bıraksın.  Sonuçta İslamiyet bizim için bir “İthal kavram”, Araplardan gelme, hatta gelme de değil, zorla getirilme… Erdoğan konuşmasının devamında “Kız çocuklarımızın ya da hanım kardeşlerimizin sorunlarını çözerken bu alanda dünyayı takip ettiğimiz kadar kendi tarih ve medeniyetimizi de ölçü alacak ecdadımızın izinden gideceğiz. Sorunlarımızı dışarıdan gelip birileri çözmeyecek. Kendi sorunlarımızı kendimiz çözeceğiz. 14 asır önce kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi nasıl bir cahiliye dönemi alışkanlığı ise 10 yıllar boyunca kız çocuklarını kılık kıyafetten dolayı dışlamak üniversite kapıların da geri çevirmek de öyle bir cahiliye alışkanlığıydı ve bu alışkanlık artık son bulmuştur. Baktım dün bir grup çıkmış bir şeyler söyleyip duruyor. Böyle bir şey olamaz diyor. Ya siz kimsiniz ya.” diyor.

Haklısın haklı olmasına da, sanırım biraz eksiğin var. Belki cahiliye dönemi alışkanlığıdır ama Türkler 14 asırdır yaşamıyor ki bu dünyada. Çok daha eskilerden beri bu dünyada yer alıyorlar, ne zaman ki Araplardan İslamiyeti zorla almışlar, yani “İthal kavram” yakasına yapışmış, bu gibi şeyler yaşanmaya başlamış.

Senin dediğini yapalım, Türkler özüne dönsün, İslamiyetten önceki Şaman dinine dönsünler, ben rakıya tapayım, sen başka bişeye, ben rakının yanında mecburen hıyar seveyim, sen tuzu. Ne bileyim, senin dediğini yapmak istiyorum ilk kez, ecdadımın içinden gelen biri olarak ve hem de tam Türk olarak, ecdadımın izinden gitmek istiyorum.

Esasında senin işin daha da zor Erdoğan, ben köken olarak tam türküm de, senin ecdadında Gürcülük var, sen de ecdadın Gürcüleri takip et, refikan Emine Hanım köken olarak Arap ecdatlarını takip etsin, bak o zaman nasıl güllük gülistanlık yaşıyoruz.

Mesela, örneğin timsali, eğer bilmiyorsan gürcüce de öğren, ecdadının dilini öğrenirsen belki Kürtçenin önemini daha iyi anlarsın.

Sen sen ol, ecdadından vazcayma Erdoğan, “İthal kavramlar”la uğraşma. Bu aşamayı zorlanmadan atlatırsan zaten insanoğlunun dilsiz ve dinsiz doğduğunu anlar, bugün söylediklerimizin yada konuştuklarımızın üzerimize başkaları tarafından yapıştırıldığını da anlarsın. Bak o zaman ne kadar rahatlayacaksın, Gürcü kökenli bir Karadenizli Türk olarak, Araplardan zorla alınan bir dinin gereklerini tartışmanın ne kadar yersiz olduğunu göreceksin. Hani konuşmanın devamında bu ülkenin sadece erkeklerin olmadığını söylüyorsun ya, sonuna kadar haklısın, kadınlarla eşitiz, o zaman “İthal kavramlar”ın dediği gibi çok eşlilik de olmayacak erkekler için, eşit olacağız Erdoğan, eşit…     

 

 

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: