Ahmet Nesin's Blog

Aralık 18, 2013

SİZ HAKAN ŞÜKÜR’Ü ÇÖZEMEDİYSENİZ BU İŞİ BIRAKIN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:40 am

SİZ HAKAN ŞÜKÜR’Ü ÇÖZEMEDİYSENİZ BU İŞİ BIRAKIN…

İngiltere Kraliçesi gelmiş, doğal olarak resepsiyon veriliyor, davetliler listesi hazırlanıyor, belki yıllarca İngiltere’de okuduğumdan olacak merak ediyorum resepsiyonu, ertesi sabah internette gazeteleri okumaya başlamamla birinci sayfada Hakan Şükür ve kraliçe karşımda. Hemen Hakan Şükür’ün milletvekili olacağına dair bir yazı yazdım.

Yazdığım çıktı ve Hakan Şükür milletvekili seçildi. Seçildikten sonra en önemli demeci “Ben bilmem, büyüklerim bilir!..” diye gayet açıklayıcı oldu. Şükür’ü bilmeyen yoktu, bir Fener Galatasaray maçının tarihini değiştirmek istedi, o maçın tarihi Fethullah Gülen’in doğum gününe denk gelmişti, o da bunu bahane ederek Kutlu Doğum Haftası’nda maç yapmamaları gerektiğini söylemişti.

Daha sonra Şükür milletvekilliğinin yanında futbol yorumculuğu da yapınca tartışma konusu oldu ama emir demiri kestiğinden bunu engelleyemediler. Hakan Şükür’ün en önemli eylemi bundan yaklaşık 1 yıl önce oldu. Erdoğan seçimleri öne almak istiyordu. Partisinden o kadar emindi ki konuyu hemen meclise taşıdı, nasıl olsa o güne değin Erdoğan partisine ne dese oluyordu. Mecliste oylama yapıldı, MHP’nin bütün desteğine karşın, hiç fire vermediğini düşünsek bile AP 4 fire verdi ve Erdoğan ilk kez bir emrini partililere yaptıramamıştı.

İşte o oylamada olmayanlardan biri Hakan Şükür’dür. Neredeydi diye sorarsanız, o tarihte ABD’de Gülen’in yanındaydı, arkasından da umreye gitti. Dersane kavgası filan derken dün AKP’den istifa etti Şükür. Bunun üzerine Erdoğan yaptığı açılamasında “Böyle bir şeyi beklediğimi söylemem yanlış olur. Beklemem. Çünkü böyle bir şeyi kendisine de yakıştıramadım. Bilirsiniz her söz sahibinindir, her söz sahibini bağlar. Bu süreç içerisinde parti genel başkanının takındığı genel tavır ortadadır. Ama böyle bir tavrı takınmış bir genel başkana, partiye karşı bu tür açıklamaları kendisinden veya bir başkasından bilemem yapmış olmasını yadırgadım doğru bulmuyorum. Niye üzüleyim. Gönül şunu arzu ederdi:  Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile birlikte hareket eder.  Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır.  Çünkü bağımsız olarak bu parlamentoya gelmiş birisi değilsin. Olması gereken bunu gerektirir. Ama tabi bu herkese nasip olan bir şey değil.” dedi. İşte siyaset böyle bişey, daha doğrusu burjuvazinin siyaseti böyle bişey, milletvekili yaptığın kişiyi tanıyamazsın.

Oysa AKP genel başkan yardımcısı Mehmet Ali Şahin daha iyi anlamış bu durumu, Şükür’ün istifasını “Ben emrettiler AKP’ye geldim, şimdi emrettiler ayrıldım, demektir…” diye açıklamış. Yüzde ellisi doğru, Gülen Hakan Şükür’e vekil olmasını emretmiştir ama birine daha emretmiştir, Erdoğan’a da “Bu adamımı seçin…” diye emretmiştir. O yüzden Erdoğan daha bu sorunu öğrenememiş, Hakan Şükür ve onun gibiler AKP’li olarak değil Gülenci olarak seçildiler. Bütün kavga da buraya dayanıyor, sonraki seçimde Gülen daha çok Şükür isterken, Erdoğan hiç Şükür istemiyor. Sayı da 150, bunu daha önce yazmıştım ama kimse ciddiye almadığından bugün çıkmış “Aaaaaa kavga ediyorlar, ne ayıp…” diye şaşırıyorlar, ben de onlara şaşırıyorum

Reklamlar

Aralık 6, 2013

DASDİNİ DASDİNİ MAHKEME…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:21 am

DASDİNİ DASDİNİ MAHKEME…

Babamın en sevdiğim kitabı “UYUSANA TOSUNUM” adlı kitabıdır. Esasında buradaki “TOSUN”un ben olma olasılığından dolayı bir ara kızmıştım ama okuyanlar bilmediğinden sonra sesim çıkmadı. Bu kitabı hem severdim hem de babamın çelişkisini görürdüm. Babam Ali’yle bana “Uyanık olun!..” derdi hep ama bu kitabı da yazmıştı. Annem bizi “Dasdini dasdini bostana” türküsüyle uyutmaya çalışır, ben de kendimi bostanda sanıp, daha danalar gelip beni tepelemeden uyurdum. Babam çok uyutmazdı bizi, çok çalıştığından bizi uyutmaya çalışırken kendi uyurdu çünkü.

Uyuma oğlum, okula geç kalacaksın…” diye uyandırılıp yola koyulurduk uyur uyur. Sabah herkes uykulu uykulu hizaya çekilmiş, tam hep beraber horlayacakken “Korkma sönmez bu şafaklarda…”yla alayımız irkilip uyanırdık. Ondan sonra sıkıysa uyu. Hem uyanık kalıp ders dinleyeceksin hem de müzik dersinde “Daha dün annemizin kollarında uyurken…” diye şarkı söyleyeceksin. Ya bizi hem uyutup sonra da “Uyanık olun” demeyin yada bırakın da uyuyalım, seçimden seçime uaynır gibi yapıyoruz zaten.

Gençliğimde en sevdiğim türkü de “Uyur idik uyardılar” olmuştu. Esasında çocukluğumuz ve gençliğimiz hep uyku sorunuyla geçti. Bizim zamanımızda “Fosfostimol” diye bir enerji ilacı vardı, ertesi gün yazılı yada sözlü varsa onu içer ders çalışırdık. Şimdiki gibi test yok, Nijerya neler üretiyor, Mozambik’de kaç göl var, Tanzanya’nın ekonomisi nasıl, Osmanlı savaşlarına kaç atlı, kaç sipahiyle gitmişiz, kazandığımızda kaç ağır, kaç hafif yaralı varmış, kurbağanın bağırsağı ne zaman bozulurmuş, aslanın sinir sistemi nasılmış, siniri ne zaman bozulur da saldırır, yılan tısladığında nasıl boku yersin, bunları öğreniyorduk. Bunları uyumadan dinlemek kolay mıydı sanıyorsunuz. O yüzden uyanık kalıp ders çalışmak için bu hapı yutar ders çalışır, sınavda da bi güzel uyurduk.

Askere gittiğimizde değişik uyuma yöntemi geliştirdik, öyle bir yatıyorduk ki sanki yatmamışız. Çünkü o çarşafı ilk bulduğun gibi yapma olasılığın yok. Hani otele gidersiniz, uykunuz vardır, tam yatağa gireceksinizdir ama temizlikçi kadın o nevresimleri öyle bir sıkıştırmıştır ki saatlerce uğraşıp altına giremezsiniz. Tam bir ucundan girip uyurken dönmeye çalışırsınız da uykunuzda, nevresimin diğer tarafı hala sıkışık olduğundan dönememekten uyanırsınız.

Bütün bunları anlatıyorum, çünkü geçen gün bir duruşmam vardı, oraya getiriyorum konuyu. Ben o sıralar Maltepe’de oturuyorum, duruşma Çağlayan’da. Istanbul’u bilmeyenlere söyleyeyim bu yol şehirlerarası yol gibi. O yüzden duruşmaya yetişmek için uyuduktan 15 dakika sonra yola çıkmanız gerekiyor. Neyse duruşmaya yetiştim. Siyasi bir davaydı, halkı uyandırmakla suçlanıyordum. Heyecanla savcının iddianamesini bekledim ama savcı uyanıp da okuyamadığından dava 3 ay sonraya ertelendi.

3 ay sonra yine azim ve uyku arası koştura koştura gittim davaya. Savcı bu kez yarı uyanıktı, iddianameyi esneye esneye okudu. Esasında okudu demem yanlış, okumuş çünkü o kadar esneyerek okudu ki ben uyumuşum dinlerken. Avukatım 20 yıl hapsimin istendiğini söylese de neden olduğunu okuyunca anladım.

Savcı iddianamesini verince hakimler ve benim uyanıkken okumamız için dava çok ileri bir tarihe ertelendi. Kolay değil, 4 kişinin uyanık kalıp da dosyayı okuması, o yüzden davaların uzun sürmesine hiç kızmam ben.

Sonraki duruşma öğleden sonraydı, o yüzden duruşmada uyuyan olmayacaktı ki katip kız konuşulan hiçbişeyi yazmamış meğer. Yeni evliymiş, eş ve kaynana durumundan geç yattığından o da duruşmada uyuyup kalmış. Esasında tıkırtılar geliyordu daktilodan ama, yarı uykulu yazdığından kağıttan “jjrg vkljodugj iaojjvv a ijagjega” gibi çok ağır bişeyler çıktı. Hakim insaflıymış, Bu yazılanlara göre yargılarsam işin içine şifre ve ajanlık girer ve yazık olur size…” deyip duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Dava 12 Eylül darbesinden hemen sonra açılmıştı. Halk hâlâ uyutuluyordu. Ben 30 küsur sene sonra savunmamı yapacaktım. Hakim çok sert bir sesle “Savunmanızı horlamadan yapın lütfen…” diye öyle bir bağırdı ki üye hakimlerden biri uykusundan uyanıp kürsüden düştü, diğeri “Bişey mi oldu karıcığım, yoksa hırsız mı girdi eve?” diye zıpladı, ben de kan-ter için de yatağımdan fırladım.

Meğer uykumda rüya görüyor muşum, yoksa böyle bişey olur mu hiç!.. Savcı ve hakimler uyur mu, ne yalan söyleyeyim Aziz Nesin yazsa inanmam…

 

Aralık 4, 2013

BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLE TAYYO, SEVMİYOM FETO…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:48 am

BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLE TAYYO, SEVMİYOM FETO…

 

AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la cemaat lideri Fethullah Gülen’in kavgası Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline geldi. Ben dahil ciddi ciddi yazılar yazıp konuşuyoruz. İki imam kapıştı, derdi de bize düştü. Derdi bize düştü, çünkü iki imam Türkiye’nin nasıl yönetileceğini tartışıyor, imamların demokrasisi üzerinden yorumlar yapıp duruyoruz.

Vah bizim halimize” diyeceğim de, neye yararı olacak bilemiyorum. Yıllarca “İran’a benziyoruz yavaş yavaş…” diyenleri haklı çıkartacak bir durumdayız şimdi. İslamiyeti değişik yorumlayan yada uygulamak isteyen imamların kavgası İran’da başlamadı mı ilk olarak. İsim isim vermenin anlamı yok, İran’da Humeyni sonrası her seçimde adaylar için bu tartışmalar hep yapıldı. Daha az katı olan demokrat sanıldı, oysa İran Kominist Partisi TUDEH üyeleri salkım salkım Tahran sokaklarında asılırken omuz omuzaydı bu kişiler. Aynı bizde de subaylar, KCK’lılar, sosyalistler içeri alınırken olduğu gibi, Gezi olaylarında birbirlerine destek verdikleri gibi…

Kaç gündür Çalıkuşu dizisinin fragmanlarını izliyorum, Kamuran’la Feride aşıkları oynuyor. Feride Kamuran’ın kucağına oturmuş salıncakta sallanıyorlar, sallanırken Kamuran Feride’ye çapkın çapkın bakarak –ki burada bir yanlış var, insan sevdiğine sevgiyle bakar, başkasına çapkın çapkın bakar-

Kamuran: Seni seviyorum.

Feride: Ben seni sevmiyorum.

Kamuran: Feride, ben seni seviyorum.

Feride: Kamuran, ben seni sevmiyorum.

dediği anda salıncağın halatı kopuyor ve Feride’nin sessiz bir “Ayyyyyy” çığlığıyla düşüyorlar. Ama ne düşmek, izlemediyseniz izleyin, düşer düşmez daha çok kenetleniyorlar, ayrılmaz bir ikili düşüşü, yerde her tur atışlarında daha çok sarılıyorlar, Kamuran üstte olduğunda Feride’nin hiçbiyeri acımıyor, alttayken ikisine de taş neyim batmıyor.

Bu salıncak olayı bana bu kavgayı anımsattı, 20-30 yıl öncenin 2 çulsuz imamı şimdi trilyona trilyon demezken bir iktidar kavgasına tutuşmuşlar, birbirlerini severek iktidara gelip yapmışlar o cukkayı, ikisinin de gemicikleri, dershanecikleri, gastecikleri, hastanecikleri var, kardeş kardeş yapışmış ve kapışmış gidiyorlar.

Bizim yaşantımıza girmiş böyle sahneler çok, Kadir İnanır’la Türkan Şoray sahnesini kim unutabilir ki:

Kadir: Beni sevdiğini söyle.

Türkan: Sevmiyorum.

Kadir: Sevdiğini söyle.

Türkan: Sevmiyorum.

Kadir: Sevdiğini söyle.

Türkan: Seviyorum.

Kadir: (Şrakkkkk) Yalannnnnnn Nalannnnnnnnnnn, sevmiyorsunnnnn……..

 

Bu kavgayı çok iyi anlamak istiyorsanız esasında mazoşist duygularınızla Nazlı Ilıcak ve Nagehan Alçı’yı da izleyebilirsiniz.

Nagehan: Bana sevdiğini söyle Nazlı.

Nazlı: Sevmiyom Nagehan.

 

Şimdi de Tayyo’yla Feto’nun elinde papatyalar, “Seviyo, sevmiyo, seviyo, sevmiyo…” oynuyorlar, biz de Türkiye’ye has bir siyaset izliyoruz.

Beni sevdiğini söyle Tayyo.

Sevmiyom Feto…….

 

 

« Newer Posts

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: