Ahmet Nesin's Blog

Haziran 17, 2014

ERDOĞAN ADAY OLARAK GÜL’Ü GÖSTEREBİLİR…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:23 am

ERDOĞAN ADAY OLARAK GÜL’Ü GÖSTEREBİLİR…

 

Partiler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir kriter arıyorlar anlamış değilim. AKP’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan olacaksa parti onu aday göstermek için ne gibi meziyetlerine bakmıştır, bilmiyoruz. Bilmiyoruz diyorum çünkü sağcı bir parti gençlerin öldürülme emrini veren birini, 20 yılda trilyoner olan ve hırsızlıktan sanık birini aday yapmaz, başka bakanların ortaya çıkan rezilliklerini örtbas eden birini yada heran komşu ülkelerle savaşacak birini, en önemlisi sabah akşam kendileri dahil küfreden birini aday yapmaz. Erdoğan aday gösterilirse onu aday gösterecek milletvekillerinin adayda ne aradığını anlamak zor. Bu kişi ülkeyi çok iyi idare etse bile, yukarıda yazdıklarım demokratik ülkelerin demokrat partilerinde, hatta sağcı partilerinde aday olamazlar. Bırakın aday olmayı partiden atılırlar, siyaset dışı bırakılırlar.

Gelelim CHP’ye, Kemal Kılıçdaroğlu dün parti yada çatı adayını açıklarken neleri kriter olarak aldı acaba? Yada soruyu tersten sorayım, Ekmeleddin İhsanoğlu serbest bırakılsa ve kendisinden bir partiye üye olması istenip seçim yapması istense hangi partiye üye olur? Bence Ekmeleddin İhsanoğlu MHP’yi seçer ve ilerde parti başkanı bile olabilir. İşte CHP sosyal demokrat olmayan, Atatürkçü olmayan, dinciye yakın dindar birini, daha doğrusu MHP’ye yakın Turancı birini aday yaptı.

Kriterlere baktığımızda bence ikisinin de bu ülkede cumhurbaşkanı olma hakları yok, daha doğrusu bana göre ikisi de buna layık değiller. Ama oynanan oyun başka, buna oyun diyorum, çünkü sosyal demokrat partiler avrupada böyle siyaset yapmıyorlar. Fransız Sosyalist Partisi cumhurbaşkanlığını illa da kazanmak için sağcı birini aday göstermiyor, ikinci turda, Komünist Parti’den, Yeşillerden, Anarşistlerden destek alıyor ama adayı da sosyal demokrat yada sosyalist olduğu için destek alıyor.

Oysa CHP’de tersi oluyor. HDP cumhurbaşkanlığı seçim görüşmesinde Kılıçdaroğlu’na çok açık ve net yanıt verdi esasında. İkinci turda oy verebileceğimiz bir aday göstermelerini istedi, şaka değil, Kürtlerin ve sosyalistlerin % 10’a yakın oyları var. Oysa CHP sosyal demokrat parti olmadığını kanıtladı ve AKP’den oy çalacak birini aday gösterdi.

Ekmeleddin İhsanoğlu AKP’den oy çalabilir mi diye sorguladığınız arkındayım. İhsanoğlu AKP’den hem oy çalar, hem de çalamaz. Daha net söyleyeyim, Erdoğan aday olursa İksanoğlu AKP’den ciddi miktarda oy çalar. Bunu nasıl yapar, dinci olmayan, eskiden Adalet Partisi’ne oy veren merkez sağ kesimin oyları Erdoğan yerine Ekmeleddin İhsanoğlu’na gider. Kendinizi dinci değil ama dini bütün biri yerine koyun, siz oyunuzu hangisine verirdiniz. Ben öyle birisi olsam oyumu gözüm kapalı Ekmeleddin İhsanoğlu’na verirdim.

Peki aynı durumda Ekmeleddin İhsanoğlu nasıl AKP’den oy çalamaz, Abdullah Gül aday olursa çalamaz. Hatta Gül rekor oyla bile seçilebilir, çünkü CHP’ye adaydan dolayı kızan ekip oyunu Gül’e verebilir.

Olayın bir başka yanı daha var, CHP’nin kızgınları ilk turda oyunu HDP’nin adayına verebilirler ve HDP adayı da 2. Tura çıkabilir. Bu sürpriz olmaz ama bana göre devrim olur Türkiye için.

Ben 1. Turda oyumu üyesi olduğum partiye yani HDP’ye vereceğim. 2. Tura çıkarsak aynen devam ama çıkamazsak oy vermeyeceğim. Yine aynı terane başlayacak ve benim gibi düşünenlere Erdoğan’a destek olduğumuz söylenecek. Onlara verecek tek yanıtım var ve bu yanıtı kendileri de uzun uzun düşünsünler: Ben bu demokrasi savaşımına yıllarca beni ve arkadaşlarımı öldürmek için fırsat kollayan ve öldüren yada öldürten MHP’ye oy vermek için girmedim…

Reklamlar

Haziran 16, 2014

TEDAVİ İÇİN GEÇ KALDIN ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:43 am

TEDAVİ İÇİN GEÇ KALDIN ERDOĞAN!..

Televizyonlara bakıyorsun, internete giriyorsun, her tarafın paramparça, heryer kan gölü… Seçimler tartışılıyor, herkes ağız birliği etmişçesine Hüda Par’ın oy oranını konuşuyor. Kısaca Allah’ın partisi, kuranlar eski katiller, kimse böyle bir parti olabilir mi diye tartışmıyor, ağzına böyle bir sözcük almaktan imtina ediyor, ödü resmen bokuna karışmış durumda. Biraz geçmişe bakma zahmeti gösterseler Hüda Par’ın derin devlet tarafından kurulan Kürt öldürme örgütü olduğunu söyleyecekler ama olmuyor, onlar da demokratikleşmişler.

Türkiye’de herkes demokrat zaten, Madımak otelinin sanıkları “İyi de durup dururken mi yapmışlar…” durumunda, onların avukatları milletvekili, Kahramanmaraş sanığı isim değiştirip meclise girmiş, onlarca kişinin katili olmaktan yarkılanmış Muhsin Yazıcıoğlu tam demokratlaşırken ölmüş yada öldürülmüş, arabasının bagajında 2 makineli tüfek yakalanan Devlet Bahçeli Kürt düşmanı olarak demokratlaşıp hâlâ parti başkanı ve başbakan yardımcılığı yapmış. Madımak katliamı döneminin belediye başkanı meclise girmiş insan haklarını savunuyor partisi adına. Çocuklar öldürülüyor ve ülkenin başzübüğü çıkıp “O emri ben verdim…” diyebiliyor.

Diyor yada diyebiliyor, çünkü o da eski partisinden ayrılırken daha demokratlaşıp gelmiş. Aydınlarımız o gelirken ağız birliği etmişlerdi: “Değişti canım, artık eskisi gibi değil…” Bu tümceyi kaç kişi için kullandı o aydınımsılar anımsıyor musunuz? Ben anımsıyorum, Takunyalı ve tarikatçı ve idamlara imza atan katil Turgut Özal için kullanıldı, 12 Eylül öncesi hemen hemen her ülkücü cinayetinde imzası olan Muhsin Yazıcıoğlu için kullanıldı, Devlet Bahçeli için kullanıldı, Abdullah Gül için kullanıldı ve Recep Tayyip Erdoğan için kullanıldı.

Gerçekten merak ediyorum o aydınımsıları, ülke gittikçe daha faşist bir ülke olurken oturup, düşünüp “Yahu, biz bu adamların demokratlaştığını yazıp duruyoruz ama ülke neden demokratlaşmıyor…” diye söylenmiyorlar mı acaba?

Işid belası var başımızda, adamların katil komutanlarını tedavi ettirmişiz, silah ve para vermişiz, sonunda onlar sadece bizden adamları rehin almışlar. Tedavi ettiren adam, para veren, silah veren adam onlardan farksız çünkü, dün yine 15 yaşında bir çocuğun ölüm fermanını imzaladı. Bir de utanmadan ufacık elleri olan çocuğa “O bomba elinde parçalandı, biz bişey yapmadık…” dedirterek yaptı bunu.

1700 polisi gözünü kırpmadan öldüren Işid canavarları ne kadar hastaysa sen de o kadar hastasın Erdoğan ve ne yazık ki bunun tedavisi için bence geç kaldın artık. Senin tedavin yok artık Erdoğan, sen düpedüz katil bir başbakansın. Aynı Kenan Evren gibi, aynı Pinochet gibi, Saddam gibi, Usame Bin Ladin gibi, Humeyni gibi, Kaddafi gibi, Esad gibi, Mubarek gibi.

İşin içinde bir gariplik var, biz demokrasi savaşı verdikçe öldürülüyoruz, tutuklanıyoruz ama bizi öldürenler değişmiş ve demokrat olmuş oluyorlar. Bence siz ve savunduklarınız hasta aydınımsılar, aynı sizin gibi, tedavi olun diyeceğim ama gerçekten iş işten geçti sanki…

Haziran 11, 2014

Ali Nesin’den Bir Fen Lisesi Projesi Taslağı

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:00 am

Ali Nesin’den Bir Fen Lisesi Projesi Taslağı

Giriş. Eğitim hemen her ülkede olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Hem eğitim gören çocuk ve genç sayısı hem de eğitim süresi artmaktadır. Örneğin bundan kırk yıl önce üniversite sayısı üçü beşi geçmezken, bugün üniversite sayısı 200’e yaklaşmaktadır.

Demokrasinin d’sinin olduğu her ülkede eğitim er geç yaygınlaşır, çünkü halkın bu yönde bir talebi vardır ve halktan oy almak isteyen siyasetçiler bu talebe cevap vermek zorundadırlar. Ayrıca ekonomik kalkınma ve tüketimin ve üretimin artması için de eğitimli bir halka ihtiyaç vardır.

Verilen eğitimin iyileşmesine de yönelik bir talep vardır. Daha zayıftır belki ama vardır. Bu yönde de ülkemizde yetersiz de olsa adımlar atılmaktadır; daha da atılacaktır.

Öte yandan elit eğitime yönelik bir talep hiçbir toplumda hissedilmez. Elit eğitim kurumları devlet ya da vakıflar tarafından, birkaç ileri düşünceli siyasetçinin inisiyatifiyle ya da aydının önderliğinde, bilinçli bir biçimde ve özel olarak kurulur. Kimileyin de çok köklü kurumlar zamanla ve özel koşullar gereği kendiliğinden elit eğitim kurumuna dönüşürler.

“Elit eğitim” sözünü elitlere verilen eğitim anlamında kullanmıyoruz, yüksek kapasiteli sıradışı öğrencilere sunulan kalburüstü eğitim anlamında kullanıyoruz. Her toplumda elit eğitim kurumları vardır. Sovyetler Birliği’nde de vardı, Avrupa’nın en ileri ülkelerinde de vardır. Türkiye’de de vardır elbette. Robert Kolej’den başlayarak İstanbul Erkek Lisesi’ne ve fen liselerine kadar pek çok okul ülkemizin elit eğitim kurumlarıdır. Merkezî sınav sisteminin de elit eğitime hizmet ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eğitimin yaygınlaşmasıyla eğitimin merkezî olarak yürütülmesi kaçınılmaz olarak eğitimin seviyesini düşürür. Çünkü müfredat, eğitim anlayışı, felsefesi ve malzemesi, öğretmenler ve hatta eğitim binaları bile zorunlu olarak ortalamaya, çoğunluğa ve genel ihtiyaca hitap etmek zorundadır. Eğitim sisteminin merkezî olduğu bir ülkede, öğrenci sayısının artmasıyla birlikte zorunlu olarak eğitimin seviyesi düşer, toplum ortalamasının altına iner, kapasitesi yüksek öğrenciler zorlanmazlar ve vasata yönelirler. Bu düşüşten elit eğitim de payını alır mecburen, çünkü o da merkezî idareye bağlıdır. Ülkemizde olan da budur.

Bu nedenlerden dolayı olabilecek en üst seviyede fen liseleri kurmanın ülkemiz açısından elzem olduğunu düşünüyorum.

Aşağıda bu amaca yönelik hazırladığım bir “fen lisesi ilkeleri taslağı” bulacaksınız. Eksikleri, fazlaları, abartıları olabilir. Sadece düşüncelerimi yazıyorum ve katkılarınızı bekliyorum.

Amaç. Amaç, uluslararası düzeyde ve çok yönlü teorik alanda bilim insanı olma potansiyeline sahip mezunlar yetiştirmektir.

Genel Çerçeve. Sıradışı bir eğitim amaçladığımızdan, okul, coğrafyasından binasına, öğretmenlerinden insan ilişkilerine ve eğitim anlayışına kadar farklı olmalı. Öğrenmenin, keşfetmenin, düşünmenin, sorgulamanın bir yaşam biçimi olduğu bir ortam yaratmalıyız. Bireye önem vermeli ve öğrencinin kişiliğini değiştirmeye çalışmamalıyız. Tabii bütün bunları bağlı olduğumuz yasa ve yönetmeliklere uyum sağlayarak yapmalıyız.

Coğrafya. Okul binası şehir dışında olmalıdır çünkü genci alışkanlıklarından ve kalıplarından koparmalıyız. Ancak genci toplumdan tamamen soyutlamak doğru bir sonuç vermeyeceğinden ve kültür dünyası büyük şehirlerde olduğundan, okulumuz büyük bir şehre yakın olmalıdır. (Matematik Köyü’nün varlığı Şirince’yi cazip kılmaktadır.)

Fiziksel Koşullar. Okulumuzda usta çırak ilişkisi varolmalıdır. Öğretmen, öğretenden çok paylaşan, yardım eden kişi olmalıdır. Öğrenci öğretmeni bir dostu, bir yakını olarak algılamalıdır. Öğretmenlerle öğrenciler birbirine yakın mekânlarda oturmalı, günlük yaşamda da bir arada olmalıdır. Bu da ancak disiplin anlayışı ve öğretmen-öğrenci ilişkisi farklı bir ortamda mümkündür.

Çalışma Mekânları. Standart bir yatılı okulda yatakhaneler ve derslikler kesin bir çizgiyle ayrılmıştır ve aralarında belli bir mesafe vardır. Kurumumuzda öğrenme ve araştırma bir yaşam biçimi olacağından, konaklamayla ve derslikle içiçe olmalıdır.

  1. Yatakhaneler (daha doğrusu odalar) en fazla dörder kişilik olmalıdır. Öğrencinin yaşı büyüdükçe ikişer kişilik ve son iki yılında teker kişilik odalarda kalmalıdır çünkü öğrencinin kişiliğinin gelişmesi ancak kişisel yaşam alanının varlığıyla mümkündür. Ayrıca binalar insanî boyutta olmalıdır, mümkünse iki katı aşmamalıdır.

Etüt. Küçük sınıflar için etüt yapılmalıdır. Büyük öğrenciler odalarında ya da kütüphanede çalışabilmelidir.

Günlük İşler. Okulunu benimsemesi ve sorumluluk taşıyabilmesi açısından öğrencilerin mutfak, temizlik, bahçe gibi günlük işlerde öğrencilerin çalışanlara yardımcı olması önemlidir. Bu işler ekip halinde ve dönüşümlü olarak yapılmalıdır.

Güven. Öğrenciye güven esas olmalıdır. Sınavlarda gözetmen olmamalıdır. Öğrenci kopya çekememelidir.

Eğitim Biçimi. Öğrencinin her şeyi kendi kendine keşfetmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Öte yandan öğrencinin derslerde pasif dinleyici değil, aktif olmasını sağlamak gerekir. Bu amaçla öğrenciler derslerde sık sık sunum yapacak ve öğrenciler arası seminerler teşvik edilecektir.

Öğrencinin Derslerle İlişkisi. Öğrenci için derse girmek bir zevk olmalıdır ve öğrenci azarlanmaktan, zayıf not almaktan, ödevini yapmamış olmaktan çekinmemelidir. Öğrencinin çalışması ve çaba göstermesi öğrenciye saygı için yeterli neden olmalıdır. Öte yandan öğrenciye tembellik hakkı da verilmelidir. Ve sanırım en önemli nokta, öğrenciye başarısızlığa hakkı olduğunu anlatabilmektir.

İdeoloji ve İnanç. Öğrencilere herhangi bir biçimde ideolojik ya da dinî baskı yapılmayacaktır. Her öğrencinin inancına saygı duyulacak, kendini ifade etmesi ve inançlarının gereğini yerine getirmesi engellenmeyecektir. Ayrıca öğrenciler arası diyalog ve tartışma zeminleri hazırlanacaktır.

Eğitim Dili. Beğenelim ya da beğenmeyelim, bugün dünyanın bilim dili İngilizcedir. Ayrıca öğrencilerimizin bir kısmı üniversite eğitimi için yurtdışına gidebilirler. Bu nedenlerle mutlaka ilk yıl hazırlık sınıfında İngilizce eğitimi verilmelidir. Dersler hocasına göre İngilizce ya da Türkçe verilebilir. Bilim ders kitaplarının da büyük çoğunlu İngilizce olması tercih edilmelidir.

Öğretmenler. Öğretmenlerimiz Türk ya da yabancı olabilir. Üniversite öğretim üyeleri de ders verebilirler. Ya da öğrencilerimiz bir üniversiteden ders alabilirler. Okula sık sık değişik konularda uzman konuşmacı gelmelidir.

Öğretmenlerin esas olarak iki görevi vardır: Öğrenciye yol göstermek ve hayata karşı bir duruş göstermek.

Sosyal Yaşam. Öğrenciler haftada bir (bir saat uzaklıktaki) İzmir’e ya da Kuşadası’na gitmeli, sinemayla, tiyatroyla, sanatla haşır neşir olmalı.

Öğrenci Sayısı. Amacımıza ulaşmak için az sayıda öğrenci kabul etmeliyiz. Her sınıfta en fazla 25 öğrenci olmalı ve şube sayısı ikiyi aşmamalıdır.

Sanat ve Spor. Eğitimin olmazsa olmazıdırlar. Her ikisi de teorisi ve pratiğiyle yapılmalıdır. Bir gencin kaybetmeyi öğrenebilmesi için özellikle takım sporları birebirdir, çünkü takım halinde kaybetmek tek başına kaybetmekten daha kolaydır. Ayrıca okulda sık sık film ve tiyatro gösterileri ve konserler yapılmalıdır, müzeler ve sergiler ziyaret edilmelidir.

Hobi. Her öğrencinin bir hobisi olmalıdır. Hobi, alkış dahil hiçbir getirisi olmayan, “bedava” bir uğraş olmalıdır.

Uzmanlaşma. Her öğrencinin bir uzmanlık alanı olmalıdır. Bu uzmanlık alanı marangozluk, camcılık gibi zanaatlar, müzik, resim, heykel gibi sanatlar, ortaçağ tarihi, sanat tarihi, arkeoloji gibi okuma gerektiren uğraşlar, botanik, meteoroloji, jeoloji, entomoloji, bilgisayar programlama gibi çeşitli bilim dalları olabilir.

  1. İstediğimiz türden öğrencinin bu kapsamda ve amaçta bir özel okulun giderini karşılayacak ekonomik gücü genellikle yoktur. İdeal olarak tüm öğrencilerimizi burslu almalıyız. Bu mümkün değilse, bu sorunun çözümü için düşünce üretmeliyiz.

Başarı Kriteri. Yüzde 10 başarı ciddi bir başarıdır. Diğer yüzde 90’ın da ülkemiz için önemli işler yapacağına eminim ama.

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: