Ahmet Nesin's Blog

Temmuz 8, 2014

NASYONEL SOSYALİST ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:53 am

NASYONEL SOSYALİST ERDOĞAN!..

Türkiye bir seçim cenneti. Hangi parti, hangi belediye olsa aynı şeyi yapıyor, bütün olması gerekenleri, seçim propagandası yapmak üzere seçime 2 ay kala bir zamana bırakıyor. Bunu Demirel de, Ecevit de, Özal da yaptı ama bu Erdoğan bir başka yapıyor.

İktidara geldiğinde “Değiştim ben, sizin bildiğiniz dincilerden değilim…” dedi ve Avrupa Birliği’nin söylediği bütün demokratik yasaları çıkardı. Bunları çıkarırken ben yazılarımda karşı çıkmıştım ve çok tepki aldım. Kimlerden aldım, kendilerine hâlâ sosyalist diyen AKP destekçileri eşhellektüel, aydınımsı, libre-el-al grubundan aldım. Ben yazılarımda, kendi parti yada hükümet programında olmayan yasaları çıkaran hükümetlerin bunları uygulamasının zor hatta olanaksız olduğunu, bunların demokratik yasalar olduğunu ama çıkaran meclisin bunlara inanmadığını yazdım hep. Gerçekten çıkan yasaları ancak sosyal demokrat yada sosyalist (Sosyalist derken Marksist anlamda değil, Avrupa sosyalisti dediğimiz türden sosyalisti kastediyorum) parti yada hükümet çıkarabilirdi.

Avrupa Birliği derken Erdoğan hedefine de ulaştı ve oylarını arttırdı. Oysa Erdoğan’ın düşünce olarak AB’yi kabul etmesi olanaksızdı, AB’de gelişmemiş ve nüfusunun çoğunun Müslüman olan bir ülkeyi alması olanaksızdı.

Erdoğan anayasayı değiştirmek için kolları sıvadı ve ancak sosyalistlerin uğraşacağı derin devlet ve darbecilerle uğraşmaya başladı. Neler yazmadılar ki, ilk kez bir genel kurmay başkanı yargılanıyormuş da, bu kadar demokrat bir başbakan gelmemiş de, esasında Erdoğan solun bugüne değin yapamadığını yapıyormuş da, da da da… Utanmasalar Erdoğan’ı Marksist ilan edeceklerdi. “O kitap değil bomba…” diye büyükelçilere açıklama yapan Erdoğan, bugün Ahmet Şık’ın aynı kitabı için “Paralel yapı basılmayan kitabı da yasakladı, bunlar bu kadar hain…” diyebiliyor…

Bunlar seçimde anayasayı tek başına değiştirme olasılığı vermedi Erdoğan’a ve bu kez Kürt açılımını yaptı. Anımsayanlar bilir, ertesi gün karşı çıktım bu oyuna zaten Erdoğan da yüzümü kara çıkartmadı ve Kürt açılımmayalımın adını 4-5 kez değiştirip seçime kadar bişey yapmadı. Seçimler oldu, yine anayasa tek başına değişmiyor. Yine kendi açısından çuvalladı.

Yine seçimler var ve bu seçim Erdoğan için en kritik seçim. Emeklilere bir zam yaptı, akıllara seza, ben artık her ay 80 lira fazla alacağım. 80 lira deyip de gülmeyin, son yılların en büyük zammını yaşadı Türkiye. Arkasından kadınları daha erken emekli yapma yasasını çıkardı. Duyan da Erdoğan’ı anidenbire feminist oldu sanacak. Ve hepsinin ötesinde yeni bir paket çıkardı ki, bu kadar demokrat olabilir. Paketten anlaşılan tek şey var bana göre: “Bunlar olabilir midir sankilim…

Erdoğan AB’yi benimseyen liberallerin oylarını aldı, anti darbeci solcuların oylarını aldı, şimdi de Kürtlerin ve sosyalistlerin oyuna taktı kafayı. Bu oyları hiç alamıyordu ama bu kez seçimler 2 turlu olduğundan ve ona göre Selahattin Demirtaş 2. Tura kalmayacağından, bu oyları kazanmak gerek.

Ancak Erdoğan bu seçimlere katılırken bitek MHP’nin milliyetçi kesimini ihmal etmiyor. Seçim zamanı en nasyonel adam olup çıkıyor çünkü MHP oylarını almak ona göre daha kolay ve çok çaba sarfetmeye gerek yok.

İşte Erdoğan’ın seçim öncesi sosyalist kimliği nasyonel kimliğiyle birleşince ortaya nasyonel sosyalist bir insan çıkıyor. Nasyonel sosyalist böyle mi tarif ediliyordu be, aman ne bileyim ben, işte yaptıkları, işte sattıkları. Bana öyle geldi işte.

Temmuz 2, 2014

BABAM ÖLDÜ MÜ ACABA!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 4:49 am

BABAM ÖLDÜ MÜ ACABA!..

Oğlum öldü mü acaba!..

Babam öldü mü acaba!..

Günlerce, saatlerce bu düşünceyle yaşamak belki de ölümden beter bişey. Saniye saate, saat güne, hafta aylara yıllara çıkıyor, yaşlandığınızı, çöktüğünüzü hissediyorsunuz. Haber alamadan yaşamak, ne olduğunu bilememek, insanı kötümser değil, sevgili Can Yücel ağabeyin dediği gibi tam da “Götümser” yapıp bırakıyor.

Bu duyguyu anlatmak o kadar zor ki, ancak Aziz Nesin yada Yaşar Kemal gibi bir yazar anlatabilir diye düşünmüşümdür hep. Hele benim gibi sadece babanızdan dolayı 1 kez değil, bir de oğlunuzdan dolayı yaşadıysanız, “Olmaz olsun böyle deneyim…” diyorsunuz.

1999 yılında deprem olduğunda çok gerilmiştim ama bütün sevdiklerim rahat yerlerde olduğu için egoistçe bir rahatlık vardı içimde. Ne zaman depremin Karamürsel’de en şiddetli şekilde olduğunu, onlarca, sonra yüzlerce ölüm listeleri olduğunu öğrendim, işte huzursuzluk başladı bende. Oğlum Aziz Can 13’üne girmek üzereydi ve annesiyle Karamürsel’deydi.

Aramadığım telefon kalmadı, kimseye ulaşma olanağınız yok, 1 gün, 2 gün, şaka değil, toplam 6 gün ulaşamadım. İstanbul’da olabilirler, o zaman içim rahat, Ören’de annemin yanında olabilirler, yine içim rahat ama Karamürsel’de olma olasılıkları var ve en fazla da bu olasılık geçerli, nasıl delirmedim, hâlâ şaşarım kendime.

Seçimler yeni yapılmış, Aliağa’dayım, başkanlığı CHP’den sevgili Hakkı Ülkü kazanmış, her sabah odasında haber olup olmadığını soruyor ve yanıt alamayınca benim kadar bezgin bir şekilde işe başlıyordu. Hakkı benim deprem yoldaşım oldu. En son bir sabah, bir delikanlı yanaştı yanıma, oğlumun annesinin teyze kızının eşi, o söyledi sağ olduklarını. Sanırım 2-3 saat konuşamadım. Akşam telefonlar açıldı ve depremden 3-4 saat önce Istanbul’a geldiklerini öğrendim. O altı gün nasıl anlatılır diye hep düşündüm ama olmuyor, en azından ben beceremiyorum.

İşte 2 Temmuz vahşetini de böyle yaşadım, Bayramoğlu Basın İlan Kurumu tatil sitesindeyim. Babamla yüzdüğüm, yıllarca tatil yaptığım yer, ölüm haberleri geliyor, tanıdıklarım, arkadaşlarım tek tek gidiyor. Ölenler listesinde Aziz Nesin yok, yine egoistçe bir gizli mutluluk ama ulaşamıyorum. Bu kez telefonlarda sorun yok ama kimse bilmiyor ne olduğunu.

Aydınlık Gazetesi’ni arıyorum, ne de olsa Aziz Nesin gazetenin o dönem sahibi ve başyazarı ama onlardan da tık yok. Ne de olsa Doğu Perinçek Aziz Nesin’den habersiz “Şeytan Ayetleri”ni gazetede yayınlayıp derin devletle beraber yaşamının en büyük provokasyonunu yapmış, belki de odasında kıs-kıs gülüyor, hiçbişeyden haberleri yok.

Babamı cep telefonu almaya ikna edememişiz, ulaşamıyorum. İkinci eşim İncilay delirmek üzere, çocuklar Başak’la Barış tatile mi geldiler, dayak mı yiyorlar belli değil. Her saniye geçtikçe daha çok yaşlanıyorum, çöküyorum, bunu sadece ruhen değil, fiziken hissediyorsunuz. İğrenç duygular o zaman başlıyor işte, komada haberi gelse rahatlayacaksınız, yoğun bakım ünitesinde aylarca beklemeye razı duruma geliyorsunuz.

Hani bazen evde bişey kaybolur, daha doğrusu kaybolmaz da arayıp bulamazsınız ve sonunda o çok sevdiğiniz ama bulamadığınız çorabı buzdolabında aramaya başlarsınız, işte bu duyguyla yaşıyorsunuz. Ben de en son aramadığım yer olarak Nesin Vakfı’nın Ankara’da üniversite öğrencilerimizin kaldığı evi aradım. Olu a, belki onlar haber almışlardır, unutup da aramadığım yer vardır ve onlar aramıştır. İşte 24 saat sonra orayı aradım ve karşıma babam çıktı, 4-5 saniye konuşamadım, nasıl oraya gitti, gitti de nasıl basına yansımadı, bu kadar gazeteci nasıl atladı bu olayı…

İşte yine geldin 2 Temmuz. 2 gün önce DİSK eski genel başkanı Kemal Türkler’i öldüren ülkücü kalp krizinden öldü. Dün cenazesinde MHP genel başkanı Devlet Bahçeli saf tutup dua etmiş. İstedikleri kadar değiştik desinler, bunlarda kan çekme olayı böyle.

Yakında cumhurbaşkanlığı seçimi var, adaylardan birini demin anlattığım Bahçeli destekliyor, diğeri de Madımak katillerinin avukatlarını milletvekili ve belediye başkanı yapan Erdoğan. O yüzden oyum HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a. Bana kızan insanlara tek sözüm var, siz katillere oy verip demokrasiyi kurtarın ama bana bundan dolayı küfretmeyin, ben Bahçeli’yle beraber demokrasi savaşımı veremem.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: