Ahmet Nesin's Blog

Kasım 22, 2014

DERSİM’E KARŞI FAŞİZMİ VE IRKÇILIĞI SAVUNAN ÜMİT ZİLELİ!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:16 am

DERSİM’E KARŞI FAŞİZMİ VE IRKÇILIĞI SAVUNAN ÜMİT ZİLELİ!..

Türkçede “İnadım inat, kıçım iki kanat…” diye bir tabir var, bu tabire yada deyime uyan o kadar olay ve kişi var ki, bunları incelemeye kalksam sanırım yaşamım yetmez. Her seçim öncesi ortaya atılan tartışmalar vardır, “Aleviler kime oy verecek?..”, “Madem seçim var Dersim olayını ele alalım…” gibi… Yine seçim öncesi, Başbakan Ahmet Davutoğlu Dersim’de alevilerle ilgili önemli açıklamalar yapacakmış. Haydi bakalım, gündem hazır, tartışacak TV uzmanları zaten dolu, “Ne diyecek, diyecek mi, Tunceli bitecek de Dersim mi olacak…” gibi konuşmalar gırla. Doğal olarak Dersim isyanı tartışmanın baş köşesine oturmuş durumda…

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan geçen gün bu konuda bir yazı yazmış. Ümit Zileli de yememiş içmemiş Ahmet Hakan’ın yazısına veryansın etmiş. Bu iki yazıyı okuduğunuzda ülke karmaşasını görüyorsunuz esasında, dincilikten vazgeçen Ahmet Hakan, devrimcilikten vazgeçen Ümit Zileli’nin ilerisinde. Bu yazımda derdim Ahmet Hakan’ı savunmak değil, sadece Ümit Zileli’nin Dersim katliamına bakış açısını eleştirmek.

İlk önce şunu söyleyeyim Ümit Zileli, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in sahibi olduğu söylenen Beyaz TV’de anlaşmalı program yapıp Rasim Ozan Kütahyalı’yla demokrasi adına kavga ediyormuş gibi artislik yapmakla demokrat olunmuyor. O TV’yle anlaşma yapıp para kazanmak bile yaşama nasıl baktığını gösteriyor aslında…

Yazında şöyle bir ifade var: “Evet, Seyit Rıza düpedüz haindi!. Daha önce yazmıştım, bir kez daha tekrarlayayım. Seyit Rıza’nın İngiltere Dışişleri Bakanına, Fransızca yazdığı 30 Temmuz 1937 tarihli “3 milyon Kürt yardımınızı bekliyor” içerikli mektubunu, Londra’da, “Public Record Office” arşivinden ben çıkarttım. 28 Haziran 1987 tarihli Nokta Dergisi’ne kapak oldu. Mektubunun altındaki imza şöyleydi:

-Dersim Generali seyit Rıza!..

Demek Seyit Rıza bu yüzden haindi, İngiltere Dışişleri Bakanı’ndan yardım istediği için. Sen de bu belgeyi buldun ve hainliği tespit ettin. Sanırım hemfikir olduğumuz tek nokta Seyit Rıza’nın Türk değil Kürt olduğudur. Kürt olarak Osmanlı’nın istilasından itibaren kendi topraklarında Türk gibi yaşatılmaya çalışılmış birisidir. Yani Seyit Rıza İngiltere Dışişleri Bakanı’na bu mektubu bir Türk olarak yazmıyor, kendi topraklarının bir vatandaşı olarak yazıyor. Yani anlayacağın Seyit Rıza Türkiye’ye ihanet etmiyor, parçalanmış Osmanlı’dan sonra kendi topraklarında bir Kürt olarak yaşamaya çalışıyor. Bunu şeriatla mı yapar, sosyalizmle mi, bu benim tartışacağım bir konu değil, Kürtlerin tartışacağı bir konu…

İşte sen ve senin gibiler bu durumlara dış mihraktan yardım istedi ve ülkesini sattı, diye yorum yapıyorsun. Seyit Rıza ülkesini satmadı, satamazdı da zaten, önce Osmanlı, sonra da Türkiye onun ülke kurabileceği topraklara el koydular. Ama bu dış mihrak olayı hep garibime gitmiştir benim. Yıllar önce bir kitap yayınlamıştım, “Mareşal Frunze’nin Anıları” diye. Frunze kimdir biliyor musun, bir Rus mareşalidir ve Türkiye’yi uzun uzun inceleyip, gezip, Ankara’da gizlice Mustafa Kemal’le buluşup, Sovyet yönetimine olumlu rapor verip Sovyetlerin Kurtuluş Savaşı’na silah ve altın yardımı yapmasını sağlamış kişidir. Bu yüzden Taksim Meydanı’ndaki anıt Frunze anıtıdır, Mustafa Kemal değil…

Anlayacağın Ümit Zileli, -tabi anlamak istersen- Kurtuluş Savaşı dış mihrak sayesinde yapılmış ve kazanılmıştır. Bunu senin mantığına yanıt vermek için yazıyorum, yoksa Sovyetlerin Kurtuluş Savaşı’na yaptığı yardıma karşı olduğumdan değil.

Gelelim 2. soruna, inadım inatsınız ya, hele bütün sonradan olma CHP’liler gibi CHP’liden daha fazla CHP’yi savunacaksınız ya, Dersim katliamında da aynı sorun.

CHP denildiğinde senin aklına kimler geliyor bilemem ama benim aklıma Mustafa Kemal ve İsmet İnönü geliyor. Dersim katliamı öncesi ilginç bikaç olay var mesela.

1937 yılında Recep Peker faşizmi incelemek üzere İtalya’ya gönderilir. Döndüğünde meclisin üstünde bir “Faşist Konsey” kurulmasını önerir ve İnönü bunu imzalar. Mustafa Kemal bu kararı reddeder. Ayrıca Dersim sorununun çözümünde de anlaşmazlık vardır aralarında ve İsmet İnönü hem başbakanlıktan alınır hem de CHP genel başkan yardımcılığı görevinden alınır. Yerine daha sonra Demokrat Parti kurucusu ve Cumhurbaşkanı olacak olan sağcı Celal Bayar gelir. Genel Kurmay başkanı da, daha sonra MHP’nin başlangıcı olan Millet Partisi’nin kurucusu olan Fevzi Çakmak’tır. Yani sen CHP adına Dersim katliamını savunurken CHP’yi değil, Demokrat Parti’yle, MHP’yi savunuyorsun. “Bugün olsa yine aynı katliamı yaparız!..” diyen MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’yle aynı dili konuşuyorsun, hem de demokrasi adına…

Yazının sonunda Soner Yalçın’ın yazısından örnek vermişsin, İbrahim Kaypakkaya’dan Kemal Kılıçdaroğlu’na, herkes DP’ye oy verirken CHP’ye oy veren Dersimli’den bahsetmiş Yalçın yazısında, komünist ve kadın belediye başkanı seçişini övmüş, öyle övmüş, şöyle övmüş, Tuncelili bunlar demiş ama kalemi bişeyi yazamamış, onların çoğunlukla Zaza olduklarını es geçmiş. Zor gelmiş zor.

Bir de bişey rica etsem, “Madem soykırım denecek denli bir büyük katliam yaşandı, niçin 1935 sayımında 101 bin olan Tunceli nüfusu, 1940 yılında 94 bin 600 idi?” demişsin ya, gir internete bir bak, iç Anadolu o tarihler arasında nasıl artmış nüfus olarak, çok zor değil, Google yanıtını veriyor…

 

 

Reklamlar

2 Yorum »

  1. sistemin çarkının dişlisi olanların düştüğü hep bataklıktır vur neşteri görsünler güneşi ya akılları başlarına gelir ya körden kör olurlar ki böylelerinin işleri sisteme kan popalamaktır ve çarpıtmaktır bunu sende biliyorsun değerli güzel dostum.iyi hafta sonu dilerim dost sevgiler

    Yorum tarafından vedat koparan — Kasım 22, 2014 @ 9:39 am

  2. Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(Adolf Hitler- 1934,  R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(Bakınız R.T Erdoğan’ın propoganda gösterileri..)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Müslüman olmayan halklara acımasız bakış açısının göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da Yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkça söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermeniler’in evleri ise hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmış, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolu’nun gayri Müslüm unsurlarından arınması için kullanılan bir araçtan baska bir şey değildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdığı bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatanı bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç soğukkanlı bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arındırarak bir Türk devleti kurmaktır.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

    Yorum tarafından kurkenadisian — Nisan 22, 2015 @ 1:07 pm


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: