Ahmet Nesin's Blog

Ocak 27, 2015

HDP, BHH VE MERDAN YANARDAĞ’IN DEDİKLERİ!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:20 am

HDP, BHH VE MERDAN YANARDAĞ’IN DEDİKLERİ!..

Seçimler yaklaşıyor, her seçim öncesi olduğu gibi bu seçim öncesi de partiler arası kurulması beklenen olası ittifaklar uzun uzun konuşulacak. Bu konuşma yada tartışmaların en büyük özelliği umutlarla başlayıp, olmadığında “Sen benim oyumu yiyorsun, bölücülük yapıyorsun…” söylemiyle devam eder. Bunu söyleyenler partilerinin esas ereklerinin iktidar olduğunu unuturlar.

HDP önümüzdeki seçimlere bağımsız olarak değil de parti olarak katılma kararı aldı. İlk tartışılan konu bunun AKP’ye yarayacağı, çünkü bizim barajı aşamayacağımız ve AKP’nin yeniden tek başına iktidara geleceği ve anayasayı kendi istekleri doğrultusunda değiştireceği korkusu.

Bunu bugüne değin en çok söyleyen CHP’liler. Ben de CHP’lilere diyorum ki, sen benim yani başka partinin seçimlere nasıl katılacağını bırak da kendi oy oranını 5-10 puan arttır ve biz seçilemezsek bile AKP’nin tek başına iktidar olma şansını yok et.

Geçenlerde Kandil’den Duran Kalkan ÖDP ve EMEP’e seçimlere birlikte girme, ittifak yapma önerisinde bulundu. O iki parti ne yanıt verir bilemem, yorum yapma hakkım yok zaten ama Birleşik Haziran Hareketi’nin yöneticilerinden Merdan Yanardağ bu konuda Aydınlık Gazetesi’ne bir açıklama yapmış. Daha doğrusu kendisiyle yapılan söyleşide HDP’yle ittifak yapmayı düşünmediklerini söyleyerek “Çünkü HDP ve PKK AKP iktidarıyla ‘çözüm’ arayışı içinde. BHH’nin Kürt ulusal hareketi ile bu aşamada bir ittifak içine girmesi düşünülemez. Çünkü öncelikle belirtilmesi gereken konu şudur; Kürt ulusal hareketi Türkiye gericiliği ve AKP ile bir “çözüm süreci” yürütmeye çalışıyor. Haziran Hareketi, Gezi/Haziran direnişi günlerinde sokakta ve alanlarda oluşan o büyük cephenin, sol ve sosyalist güçlerle yurtseverleri ve geniş cumhuriyetçi kitleleri bir araya getirmeyi hedefliyor. Haziran Hareketi’nin Türk bayrağıyla bir sorunu yok. Tam tersine Haziran direnişçileri ay yıldızlı bayrağı rejimin ve gericiliğin elinden aldı. Bayrak yeniden yurtseverlerin, devrimcilerin, direnişçilerin eline geçti. Bunu bırakmak büyük siyasal ve tarihsel hata, dahası aptallık olur. Eğer Haziran Hareketi bu hassasiyeti görmez ve bayrağı yeniden rejime ve gericiliğe teslim ederse, dar bir sol içi birlik girişimi olarak kalır ve tükenir. Uzun olmayan bir süre içinde de dağılır. Yurtsever ve laiklik konusundaki duyarlılığı yüksek geniş yığınlar Haziran Hareketi’nin en önemli bileşeni olmak durumundadır.” demiş.

Bu arada ÖDP’nin böyle bir öneriye evet demesi halinde BHH tarafından dışlanacağını söyleyerek üyesi olmadığı parti adına açıklama da yapmış. Merdan Yanardağ sanırım hükümetin ne olduğunu bugüne değin pek anlayamamış. Ortada bir Kürt sorunu var ve barış sürecine girilmiş, bunu çözümleyeceğiniz tek mevki hükümettir. Bu sorunu çözmek için iktidardaki partinin nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğuna bakılmaz, iktidarın gericilerin elinde olması çözümü erteleyip, daha çok insanın yaşamını yitirmesine izin vermek değildir.

Hatta bunun tersi yapılmalı, Merdan Yanardağ gibi sosyalistler yada kendini öyle tanımlayanlar bu barış sürecini desteklemelidir. Son 5 yılda kendilerine sosyalist ve sosyal demokrat diyen parti ve sivil toplum kurumları bu konuya tam olarak destek vermiş olsalardı barış hızlanır ve büyük bir olasılıkla AKP iktidarı önceki seçimde iktidarı kaybedebilirdi. Sevgili Yanardağ şunu bilmeli ki bunu yapmayanlar bugüne değin AKP’yi gizliden desteklemişlerdir.

Merdan Yanardağ barış sürecini gerici AKP’yle görüştüğümüzü söylerken klasik türk solu hatasına düşüyor. Yani kürtler Merdan Yanardağ ve arkadaşlarının iktidara gelmesini bekleyip ölmeye devam edecekler. Haziran Hareketi adına konuştuğuna göre biz hükümetle görüştüğümüz için solcu olmuyoruz ama onlar ay yıldızlı bayrağa sarılarak ilerici oluyor. O zaman size en yakın parti MHP, gidin onlarla ittifak yapın, hatta onlardan da beter Doğu Perinçek ve partisi İşçi Partisi’ni de alın aranıza da bu millet sol görsün. Nasıl olsa geniş cumhuriyetçi kitleleri bir araya getirmek ya hedefiniz!.. Yine cumhuriyeti demokrasi zanneden bir görüş açısı. AKP’den önce de cumhuriyet vardı bu ülkede ama demokrasi hiç olmadı. Atatürk zamanından bugüne değin demokratik bir Türkiye yaşadık mı biz? Demokratları biaraya getirmeye çalışsanız ya, ne kaybedersiniz acaba, grup olarak, parti olarak Kürt halkının önüne geçin, ayaklarınız daha sağlam yere bassın da biz de ittifak için size koşalım.

HDP büyük olasılıkla bu seçimde barajı geçecek ve AKP iktidarına son verecek. Ama ufak bir olasılık, kıl payı kaçırırsa senin gibi çok ilericilerin, en bi sosyalistlerin, daha biçok bayrakçıların ne gibi yorumlar yapacağını çok merak ediyorum. Esasında tahmin ediyorum, biz hain oluruz, CHP beceriksiz, siz de demokrasi değil ama cumhuriyet adına elinden geleni yapmış olursunuz.

Ocak 25, 2015

UĞUR MUMCU, ATATÜRKÇÜLÜK VE KÜRT DÜŞMANLIĞI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:51 am

UĞUR MUMCU, ATATÜRKÇÜLÜK VE KÜRT DÜŞMANLIĞI!..

Önceki gün gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun öldürülme yıl dönümüydü. Bir ülke için ne acı değil mi, neredeyse 2-3 günde bir, kimlerin nasıl öldürüldüğünü, katledildiğini yazıp tartışıyoruz. Biz bunları tartışırken Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde parmağı olduğunu sandığımız kişi yada kurumlar da onun öldürülmesinden dolayı duydukları üzüntüyü dile getiriyorlar. Alıştık artık bunlara, kendilerinin teşne olup silahla derin devlete yardım ettikleri her olayda masum olduklarını açıklamaya çalışıyorlar yıllardır.

Bence bunu sadece zamanında Uğur Mumcu’dan nefrete edenler yapmıyor, sosyalist yada demokratlar da Uğur Mumcu’yu tam anlamadan yada anlamak istemeden açıklamalar yapıyorlar.

Şunu açıklamam lazım, bir insanı sevmekle, hatta beğenmekle onun her dediğini savunmak ayrı şeyler. Uğur Mumcu’nun 1984 yılında BBC’ye yaptığı bir konuşma var, o konuşmayı irdelemeden Uğur Mumcu’yu anlamak olanaksızdır. Mumcu o konuşmasında “Bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu. Ulusal bağımsız sol! Ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim. Ama öte yandan da, Türkiye’de, bir, Kürtçülük, iki, silahlı eylemcilik, üç, yurt dışına bağımlı sosyalizm, Bunlara da karşı çıkıyorum. Ve Türkiye solunu da, bunların engellediğini sanıyorum.” diyor…

Mumcu o konuşmasında dışa bağımlı sosyalizm derken daha çok dönemin TKP’sinden bahsediyor. Burada en önemli konu Mumcu’nun sosyalist eğilimli olması, yani kendisini bir Marksist olarak tanımlamaması, Kemalizme daha yakın, Kemalizmin sosyalizm olmadığını söylüyor ama Kurtuluş savaşından yola çıkarak paralellikler kurulabileceğini söylüyor. Mumcu kurtuluş savaşının bir işçi sınıfı mücadelesi olmadığını, aydın hareketi olduğunu söyleyip halkın katıldığını söylüyor. Halkın katıldığı çok tartışılır, çok su götürür ama yazmak istediklerim zaten bunlar değil.

Uğur Mumcu Kürt sorununu “Kürtçülük” olarak görüyor. Bu mantığa göre esasında o dönemde kızdığı TKP’yle yakın düşünüyor, insanların eşit olduğu bir Türkiye kurulacak ve o zaman Kürtler de rahat edecekler. Hatta TKP bugün de aynı şeyleri söylüyor.

Olaya böyle baktığınız zaman, yani “Kürtçülük” dediğiniz zaman bunca yılın savaşını küçümsemiş oluyorsunuz. Önce Kürtleri Türkiye’nin doğal parçası olarak görüyorsunuz, yani o insanların topraklarının Osmanlı döneminde işgal edilmesinde haklılık payı vermiş oluyorsunuz. Böyle baktığınız zaman da onların özgürlük mücadelesi size doğru gelmiyor. Dillerini kullanmalarına ses çıkarmayıp okullar açmalarına karşı çıkan garip demokratlar sınıfına giriyorsunuz. Tam bağımsız Türkiye’ye inanırken o istila edilmiş toprakları da tam bağımsız Türkiye’nin içine katarak mücadeleyi sadece türklere bırakıyorsunuz.

İşte bu mantık kimi demokratların 1938 Dersim katliamına bakış açısını değiştiriyor, sadece dini ayaklanma olarak görüyor. Sadece dini ayaklanma olsa bütün Türkiye’nin ayaklanması gerekir oysa, şeriatçı bir Osmanlı, halifeyle idare edilen bir ülkenin yetiştirdiği insanlar, erkeklerin % 93’ü kadınların % 98’i okuma yazma bilmiyor ve başka biyerde şeriatçı ayaklanma olmuyor da orada oluyor. Bunun nedenlerini araştırmadan Dersim katliamını yada ayaklanmasını anlayamazsınız. Bunu anlamadan tartıştığınızda, o dönemde Mustafa Kemal hastaydı, İnönü başbakan değildi, Demokrat Parti kurucusu Celal Bayar başbakandı, MHP’nin nüvesi Millet Partisi kurucusu ve başkanı Fevzi Çakmak genelkurmay başkanıydı der durursunuz. Bunlar kendinize aklanmak adına yeter size. Sonra bir CHP’linin o dönemi eleştirmesine bir faşist gibi kızarsınız.

Oysa Mumcu’nun 1984’de “Kürtçülük” dediği olgu bugün nereye geldi. Barış rüzgarları esiyor, kısa dönemde çözülemeyecekse de, artık Türkiye’nin her kesiminin tartıştığı bir noktaya geldi. Bu noktaya kürtler sayesinde geldi, onlar savaşarak bu konuyu dünya siyasetine soktular, ciddiye alınır konuma geldiler.

Uğur Mumcu’nun bu günleri görmesini çok isterdim. Ne derdi, olaya nasıl bakardı, çok da umurumda değil, bu konuda kahinlik yapmayı da, yapanları da hiç sevmem. Ama bu barış savaşımını görseydi sevgili Uğur Mumcu, Kurtuluş savaşına bu kadar sahip çıkan birisi olarak konuyu es geçemez sanırım içten içe memnun olurdu…

Ocak 19, 2015

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI EVLİLİK YAŞINI 9’A ÇIKARDI, TEBRİKLER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:19 am

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI EVLİLİK YAŞINI 9’A ÇIKARDI, TEBRİKLER!..

Geçenlerde kişinin birisi kızların 6 yaşında nikahlanabileceklerini söyledi. Nurettin Yıldız denilen kişi esasında tam olarak evlendirin demiyor, islama göre nikah olabileceğini ama evlilik olamayacağını söylüyor. Bunu da beşik kertmesi ve benzeri olaylara bağlıyor. Nikahla evlilik aynı mıdır, nikahlım diyerek kız yada kız tarafı zorlanabilinir mi bilmiyorum ama büyük olasılıkla iğrençlikler yaşanır.

Nurettin Yıldız bu açıklamayı yaptığında kıyamet koptu, AKP’li bakanlar dahil tepki gösterdiler. Ama bakan sonra söylediği tümceleri değiştirdi, sanırım yukarıdan fırça yemiş olmalı. Bu tür bir tartışma olur da Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez devreye girmez mi, elbette girdi…

Mehmet Görmez 30. İl müftüleri istişare toplantısında çocuk evliliklerinin İslam’a uygun olmadığını söyledi. Bunu duyunca hemen seviniyorsunuz, üst düzey açıklama sizi mutlu ediyor. Görmez gazetecilerin sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Çocuk yaşta, henüz anne ve eş olmaya aday olmamış kız çocuklarını erken yaşta evlendirmek İslam dinine uygun olmadığını her fırsatta ifade etmiştir. Kuran’ı Kerim nikah-ı misak olarak değerlendirir. Misak sözleşme demektir. Sözleşme karşılıklı olmadığı takdirde ve özellikle o sözü verip anne, eş olmaya uygun olmayan bir kız çocuğu evlendirmek doğru değildir. Hala böyle bir geleceğin ülkemizde çok çok azda olsa varlığını koruyor olmasından büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum. Hele hele İslam dünyasında Afrika’da muhtelif yerlerde bu yanlış uygulama İslam dinine mal ediliyor. İslam dinine asla mal edilemez. Çocuk yaşta rızası alınmadan, nikah akdine imza atacak halde olmadan, anne ve eş olma kararını kendisine bırakmadan başkaları tarafından çocukken, küçükken evlendirilenler, evliliğe zorlanan kız çocukları aynı zamanda en büyük haksızlığa uğramıştır demektir. Evlilik, hem annelerin, hem babaların hem kardeşlerin herkesin bu konuda duyarlı olması gerekir.

Bu açıklama sizi ikna etmiş olabilir ama beni etmedi. Bu açıklamada yaş belirtilmiyor, sadece 6 yaşı, 9, 10, 11, 12 yaşına yükseltiyor. Neden böyle diyorum, anne ve eş olmaya sözü gıcığıma gitti de ondan. Anne yaşı kız çocuğunun regl olma yaşıdır, bu kimi çocuklarda 9-10, kimilerinde daha yukarıdadır. Yani, Mehmet Görmez 6 yaşında evlendirmeye şiddetle karşı çıkarak o yaşı 9 sınırına çıkarmıştır.

Ne kadar demokratik ve modern değil mi Görmez’in söyledikleri, evliliği 6 yaşından 9-10 yaşına çıkarmış, çünkü baliğ olan, yani regl olan kız artık anne olabilir, bu da evlenebileceğine delalettir. Anlayacağınız Kur’an bu konuda fizyolojik ve psikolojik değişimleri yeterli buluyor evlilik için. Fizyolojik değişiklik kız da regl, erkekte de ereksiyon ve sperm ölçütü yeterli.

Psikolojik anlamda ne demek istediği çok açık değil esasında, bunun için daha çok maddi anlamda kazık yemeyeceği. daha doğrusu para saymayı bilmesinin yeterli olmasını söylüyor ama kızın parasının idaresi daha çok erkekte.

Anlayacağınız Diyanet işleri başkanı kendisine göre yaptığı modern açıklamasında kızların evlilik yaşını 6’dan 9’a çıkartmış oluyor. Yavaş yavaş ilerleme diye buna derim işte.

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: