Ahmet Nesin's Blog

Nisan 20, 2015

NE OLACAK BU AHMET’İN HALİ

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:15 am

NE OLACAK BU AHMET’İN HALİ!..

 

Yıllardır yazı yazıyorum, ne zaman beni eleştirmek isteseler babamın benim için söylediği “Ne olacak bu Ahmet’in hali!..” tümcesini karşıma çıkartıp “Zaten babası da sevmezdi Ahmet Nesin’i…” diye konuşup dururlar. Bunu en son Ataol Behramoğlu’da yaptı, onun bir yazısını eleştirdim, twitterdan bana hakaretler yazdı ve babamın benden yaka silktiğini belirtti. Bunun üzerine babamın o lafını söyleyenler oldu, “Ne olacak bu Ahmet’in hali!..

Bu tümcenin o kadar meraklısı var ki, ben de buna açıklama yapmak istedim, çünkü bu alıntı ekşi sözlükte ilk maddede var ve beni rahatsız etmeye başladı. Ekşi sözlükte olması rahatsız etmiyor, benim yazımı eleştirmek yerine bununla karşıma çıkan salaklar rahatsız ediyor.

Ben 12 Mart darbesinden sonra okumak için yurt dışına gönderildim. Yaşım daha 14 değildi ve Türkiye’de okuduğum İngilizce belliydi. İngilizce çok önemli değil, genç olduğumdan öğrenebilirdim ama ben hiç istemedim gitmek. Bu bölümü detaylı anlatmak istemiyorum, belki ilerde anılarımda yazarım. Sırasıyla İngiltere, İsviçre ve İskoçya’da okudum.

İlk gitme nedenim çok ilginçtir. Okulda bir öğretmen, başka bir sınıfta “Babası memleketin, oğlu da okulun içine ediyor…” demiş. Ben de kadının üstüne yürüdüm, biraz fazla yürüdüm, biliyorum ama o yaşta beni düşünsenize, babam dahil bütün tanıdıklarım içeri alınmış, doğduğumdan beri tanıdığım Sinan Cemgil ağabey öldürülmüş, heryer hallaç pamuğu gibi atılıyor, kimin sağ çıkacağını bilmiyorsunuz, dokunmaya kıyamayacağınız Hatice Alankuş abla cezaevinde ölmüş ve siz sosyalist bile değil solcu olmaya çalışan bir yeni yetmesiniz. Hergün Nihat Behram’ı görüyorsunuz ve aranıyor. Benden 2 yaş büyük arkadaşım Hakkı Dev-Lis’ten aranıyor ve kaçak.

Neyse, ben sırasıyla İngiltere, İsviçre ve İskoçya’da okudum. İskoçya’daki Stewenson College’de NUS’e seçildim. NUS (National Union of Student’s) bir öğrenci birliği, Dev-Genç ayarında ama devlet tarafından durup dururken kapatılmıyor ve bir sendika kadar güçlü. 1977’deki kongreye okul beni delege lideri olarak gönderdi. O sırada hükümet yabancı öğrencilerin okul harcına akıl almaz bir zam yapmıştı ve ben de kongrede 2 konuşma yaptım.

Kongre sonrası evime döndüğümde bir mektupla İngiltere’den sınır dışı edildiğimi öğrendim. 2 gün içinde terk etmesem hapis cezam bile olacaktı, en azından mektupta yazan oydu. Ben eve ulaşamadığımdan bir arkadaştan borç alarak 15 gün sonra döndüm Türkiye’ye.

Bikaç yıl gazetecilikten sonra 12 Eylül darbesiyle beraber gazeteden çıkartıldım. Selimiye’de verilen bir karar üzerine mahkemeye hakaret etmiştim. O sırada Dev-Yol’cu oldum, daha sonra ayrılıp Dev-Savaş’a geçtim. Bir silahımı annem, bir silahımı da babam yakaladı. Babamın yakaladığı kuru sıkıydı ama o nereye doğru gittiğimi anlamıştı. Annemin yakaladığı silah bozuk çıktı ve elimde patladı, kendi parmağımı vurdum, resmen deldim parmağımı.

Neyse, bigün babam ne yapmak istediğimi sordu, ben de yayınevi kurayım, dedim. Adı “Düşün” olsun istedim, babamla Kemal Tahir’in anısını yaşatmak istiyordum. Babam çok duygulandı ve o da yayınevi projesini anlattı. Mektup, anı, günce, yaşamöyküsü ve özyaşamöyküsü yayınlayacaktım.

Bigün Nesin Vakfı’na çağırdı, önüme dosyaları yığdı ve “Bunlar Ali’yle benim mektuplaşmalarım, bunları yayınlamanı istiyorum ama hangi bölümlerin çıkartılmasında ben objektif olamam, bunu sen düzenle…” dedi.

Mektuplaşmalarda benimle ilgili çok bölüm vardır, kendimle ilgili hiçbir bölüme dokunmadım, çok az da olsa ailevi bazı bölümleri kırptım. İşte çıkarmadığım bu bölümlerde babamın Ali’ye beni şikayeti daha doğrusu serzenişi var. Dev-Genç’e geçtiğimi, çok beter olduğumu yazıyor. Arkasından vurulma, okulu bırakma, buna benzer olaylar arka arkaya gelince “Ne olacak bu Ahmet’in hali…” diye şikayette bulunuyor.

12 Eylül’ün hemen sonrası Dev-Yol’cu olduğumu yayınlatmak bile belki delilikti ama ben öyleyim, değişmek de istemiyorum. Yıllar sonra Nesin Yayınevi kurulduğunda mektupları basacaklar, müdürümüz Atay Eriş, Ali’ye benimle ilgili çok bölüm olduğunu ve ne yapacağını soruyor. Ali de Atay’a bu seçkiyi zaten benim yaptığımı, yayınlamasında sorun olmadığını söylüyor.

Umarım merakınız gitmiştir? Şimdi ben size soruyorum, “Ne olacak bu Ahmet’in hali…

Nisan 14, 2015

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU III…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:55 am

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU III…

Uzun da olsa bugün bu yazılara son vereceğim. Bu yazıları yazmama neden olduğu için Ataol Behramoğlu’na teşekkür ediyorum. Soru – yanıt gibi olunca daha rahat anlatılıyor çünkü. Tek başıma bu kadar detay toplamayabilirdim.

Behramoğlu yazısına “Şimdi sorularımı HDP üzerinde yoğunlaştırıyorum: Demokrasi savaşımında bu partiye güvenmem için bir neden var mı? Dinci-faşist partiyle ve onun değişmez lideriyle iş ve ağız birliği içinde çözüm arayışında olan parti, bu değil mi? Ortağına arada bir yönelttiği çakma eleştirilerin gerçekliğine ve samimiyetine neden inanayım? Bu parti, AKP’nin iktidar oluşundan bugünlere ülkemizin üzerine karabasan gibi çöken faşist baskı ve saldırılara karşı, laf üretmekten başka ne yaptı? Nasıl alçakça planlar olduğu şu günlerde artık herkesin görebileceği açıklıkta ortaya dökülen Ergenekon ve Balyoz faciaları yaşanmaktayken, ne gibi karşı duruşlar sergiledi? Gezi başkaldırısı günlerinde tutarlı bir duruşu oldu mu? HDP’nin hangi demokrasi kahramanlığından söz ediliyor? Bu partinin Türkiye’de gerçek bir demokrasi için kaygı taşıdığına inanmam için ne gibi nedenler bulunmakta? Asıl amacı ve hedefi, ulusal bütünlük içindeki bir etnisitenin, ekonomik ve sınıfsal olmaktan kat kat daha çok, kimlik sorununda odaklanan bir siyasal hareketten, ülkenin bütününde demokrasi için savaşım vermesini düşünüp beklemek, nasıl bir mantığın ürünüdür?” diye devam etmiş.

Adına ister etnisite, ister halklar deyin ama nu gruplar sorunlarını hep hükümetle çözerler. Bunun yanıtı 2 kere 2 4’tür ve bunu bilmek için matematikçi olmaya gerek yoktur. Kürt halkı yada partisi barışa giderken “İktidarda dinci-faşist bir parti var, o yüzden ben savaşa devam edeceğim, gençlerim ve çocuklarım ölmeye devam edebilir…” diye bişey söyleyemez.  Bu seçimde iktidara MHD gelse ne olacak o zaman Ataol Behramoğlu, PKK ve HDP bu süreci bırakıp savaş haline mi dönecek sanıyorsun. Hayır, görüşmelere MHP’yle devam edecek yada CHP’yle devam edecek.

Sanırım sen barış süreci görüşmeleriyle, hükümeti eleştirmek arasındaki farkı görmüyorsun. İkisinin arasında dağlar kadar fark vardır ve HDP bu konuda elinden geleni yapmıştır. Ama kafama bir sorun takıldı, “Laf üretmekten başka ne yaptı?” diye sormuşsun!.. Bir parti alternatif üretmekten başka, yani bunu lafla anlatmaktan başka ne yapabilir. Yada sana sorayım, sen laf üretmekten başka ne yaptın AKP hükümetine karşı, başka ne yaptın da biz es geçtik, göremedik. Başka neler yapılabilinir, bunları sırayla yazarsan seviniriz…

Ergenekon ve Balyoz davalarını da yazıp suçlamışsın. Keşke bu konularda yazdığım yazıları okusaydın. Bu davaların o kadar laçkalaştırıldığını yazdım ki bir ara partili arkadaşlarım ulusalcı olduğumu bile söylemeye başladılar. Oysa ben bir partili olarak çok net şunu söylüyordum: “Bir burjuva partisi derin devleti sorgulayamaz, bunun için sosyalist iktidar şarttır. İkincisi darbe girişimi vardır ama işin içine teğmenleri sokup, sanık sayısını 300’lere dayandırırsan bunu laçkalaştırır, komikleştirirsin.

Fazla detaya girmeyeceğim bu konuda, çünkü sen 28 Şubat darbesini onaylamış bir demokratsın. Bunun nasıl bir demokratlık olduğunu belki kendine bile anlatamıyorsundur. Anlatamıyorsundur, çünkü ben seni 1970 yılında, 12 Mart darbesi sırasında Nihat Behram aranırken tanıdım. Sen aranıyor muydun anımsamıyorum ama nasıl bir anti darbeci olduğunu adım gibi biliyorum. 12 Eylül’de de anti darbeciydin, çünkü bu kez sen de aranıyordun. Ben evde gözaltına alınmayı beklerken kapıya polis geldi ve ben kendime “Tamam bu iş bitti Ahmet…” demiştim. Oysa polis bana seni sormuştu. Neden seni sorduğunu hala kendime sorarım ama ben polise senin oturduğun adresin tam tersini söylemiştim.

Gezi olaylarına gelirsek, ben ilk günü Van’daydım, 2. Günü Diyarbakır’da, 3. Gününden son ana kadar da Gezi’deydim. Sen de belki 1-2 kez 15’er dakika gelmişsindir bir aydın olarak. Önce o olayı kimin başlattığını yada hangi partinin başlattığını sakın ola unutma. Bir de 2. gün çıkan olayı, gerçi bunu pek duymamış olabilirsin. O zamanın İşçi Partili gençlerin BDP’li gençlere saldırdığını bilmiyorsundur. Gezinin girişinde kürt gençler baştan sona vardılar ve vekiller devamlı geldi. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın gezi açıklaması bu saldırı sonrası olmuştur, ulusalcı suçlaması bundan dolayıdır. Perinçek ekibi her olayda yaptığı gibi olayda payı olmadan olayın üstüne çöreklenmek isteyip sahiplenmeye çalışmıştır.

Sen bana demokrat olarak sana dokunmayan 28 Şubat darbesini neden darbe olarak görmediğini anlatırsan çok sevinirim. Bunu daha önce de tartıştık ama yanıtlamamıştın. Bir de bana bişey daha anlat mesela, Ergenekon ve Balyoz davaları ortaya çıkmadan İlhan Selçuk neden Ahmet Necdet Sezer’le görüşmüştür 3 kez. Şaka değil bu 15 günde 3 görüşme. Ahmet Necdet Sezer ve dönemin genelkurmay başkanı darbeye karşı çıktığı için mi kendisini geriye çekmiştir. O dönemlerde de gazetedeydin, eskilere bir sor istersen. İlhan Selçuk’u da benim kadar eski olmasa iyi tanırsın.

Sana bir anıyı anlatayım da yazıyı gülerek kapatalım. 70’lerde İlhan Selçuk Aziz Nesin’i evine davet eder. Amacı 9 Mart darbesini anlatmaktır. İlhan Selçuk, Aziz Nesin’e “Aziz, salonda dinleme aleti olabilir, gel yatak odasında konuşalım…” der. Gerisini Aziz Nesin’den dinleyelim: “İlhan darbeye karşı olduğumu biliyordu. Dinlenmeyelim diye beni yatak odasına götürdü, ben, İlhan Selçuk ve Mahir Kaynak beraberce yatak odasına geçtik. Anlayacağın dinleme aleti Mahir Kaynak bizimle beraber yatak odasına yürüdü…”   

 

 

***

 

 

 

Nisan 13, 2015

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU II…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 4:16 am

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU II…

Dünkü yazımdan dolayı olumlu yada olumsuz çok tepki aldım. Tepkilerde bişey dikkatimi çekti, yazının sonunda eleştirinin devam edeceğini yazmama karşın, tek tümceyle mi Behramoğlu’nu eleştirdiğimi soranlar vardı. Yazıyı okumasa anlarım ama yazıyı okumasına karşın son tümceyi es geçmesini anlamıyorum.

Neyse, gelelim Behramoğlu’nun sonraki tümcesine, Behramoğlu “Sadece anlamsız mı? Bu çağrı gizli bir tehdit de içeriyor: Eğer HDP’ye oy vermezsen, demokrat değilsin. Ulusalcısın, şusun busun. Biz bu filmi Cumhurbaşkanlığı seçiminde, onun da öncesinde anayasa referandumu oylamasında görmedik mi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP Eşbaşkanı’nın konuşmalarından pek etkilenerek ya da zaten bu konuda baştan kararlı olarak ona oy verenler, bugün saray görünümlü gecekondusunda oturmakta olan kişi cumhurbaşkanı olarak parlamentoya girerken, oy verdikleri kişinin onu ayakta alkışladığını gördüklerinde acaba ne hissettiler? Dahası, verdikleri oylarla bugünkü cumhurbaşkanının seçilmesine katkıda bulunduklarını düşünüp bir özeleştiri yaptılar mı? Hiç sanmam. Çünkü bunu yapmış olsalar, şu andaki konumlarında bulunmazlar, biraz daha düşünme gereği duyarlardı.” diye devam etmiş…

Biz kimseye parti olarak “Partimize oy vermezsen ulusalcısın, demokrat değilsin…” demedik. Demokrasiyi bunu demeyecek kadar biliyoruz, en azından yaşını başını almış bizler demokrasinin ne olduğunu unutmadığımızdan böyle bişey söylemeyiz.

Sanırım senin hafızanda bir sorun var Atatol Behramoğlu. Anayasa referandumu sürecinde HDP henüz kurulmamıştı bile. O dönem BDP ayrı tavır aldı –ki ben onlarla aynı tavırı alarak oy vermedim- diğer sosyalist arkadaşlar değişik tavırlar aldı. Senin gibi “Hayır” diyenler de vardı, “Yetmez ama evet” diyen arkadaşlarımızda. Biz o dönemi birbirimizi kırmadan yazılı olarak eleştirerek geçtik ve bu olgunluk daha sonra bizi HDK ve HDP çatısı altında biraraya getirdi.

Ama esas unuttuğun başka bişey var ki bu ciddi bir hafızasızlığı öne çıkartıyor, doğrusu üzüldüm senin adına. HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce CHP’yle ciddi görüşmeler yaptı. CHP’ye Rıza Türmen ismi bizim tarafımızdan önerildi ve bu durumda seçime parti olarak girilmeyeceği söylendi. Kendi aramızdaki toplantı yada sohbetlerde değişik isimler üzerinde de duruldu. Mesela ben Altan Öymen’in adını önerenlerden biriydim.

Anlayacağın Recep Tayyip Erdoğan senin dediğin gibi bizim yüzümüzden saray görünümlü gecekondusunda oturmuyor, CHP’nin aldığı karar yüzünden oturuyor.

Şimdi gelelim demokratlığa Ataol Behramoğlu. Senin mantığına göre biz de parti olarak şeriatçı Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeliydik. Önümüzde 2 aday vardı, 2 şeriatçı, biz hangisini seçseydik sana ve senin gibi düşünenlere göre demokrat olacaktık Behramoğlu.

O dönemde karşılaşsaydık ve ben sana Erdoğan’a oy vereceğimi söyleseydim, sen de bana İhsanoğlu’na oy vereceğini söyleseydin, birbirimizi ne adına eleştirebilirdik? Hangimiz demokrat olacaktık, hangimiz birbirimizi suçlayacaktık ve ne adına yapacaktık bunu?

İstersen bir terazi koyalım, Erdoğan legal bir partinin genel başkanı –ki ben bu tip partilerin varlığına bile karşıyım-, ama Ekmeleddin İhsanoğlu anayasamıza göre Türkiye’nin üye olmasının bile yasak olduğu bir örgütün başkanı.

Gelelim Demirtaş’ın Erdoğan’ı ayakta alkışlamasına. Birincisi bu bir kural sorunu ve bu kuralı koyan biz değiliz. İkincisi 2 aday yarışmış ve biri kazanmış. Kazanmış bir adayı sevmek zorunda değilsiniz ama insanlık adına tebrik edersiniz. Senin mantığın uluslar arası bir boks maçında yenilenin seremonide rakibini tersleyip dövmeye çalışmasına benzer ki, bunu çocuklar bile yapmıyor günümüzde.

Neyse, yazıya yarın devam ederiz, dün de dedim ya, okurlar bütün gün sayfalarca senin yanlışlarını okumak zorunda değil, devamını özlesinler biraz

 

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: