Ahmet Nesin's Blog

Nisan 14, 2015

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU III…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:55 am

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU III…

Uzun da olsa bugün bu yazılara son vereceğim. Bu yazıları yazmama neden olduğu için Ataol Behramoğlu’na teşekkür ediyorum. Soru – yanıt gibi olunca daha rahat anlatılıyor çünkü. Tek başıma bu kadar detay toplamayabilirdim.

Behramoğlu yazısına “Şimdi sorularımı HDP üzerinde yoğunlaştırıyorum: Demokrasi savaşımında bu partiye güvenmem için bir neden var mı? Dinci-faşist partiyle ve onun değişmez lideriyle iş ve ağız birliği içinde çözüm arayışında olan parti, bu değil mi? Ortağına arada bir yönelttiği çakma eleştirilerin gerçekliğine ve samimiyetine neden inanayım? Bu parti, AKP’nin iktidar oluşundan bugünlere ülkemizin üzerine karabasan gibi çöken faşist baskı ve saldırılara karşı, laf üretmekten başka ne yaptı? Nasıl alçakça planlar olduğu şu günlerde artık herkesin görebileceği açıklıkta ortaya dökülen Ergenekon ve Balyoz faciaları yaşanmaktayken, ne gibi karşı duruşlar sergiledi? Gezi başkaldırısı günlerinde tutarlı bir duruşu oldu mu? HDP’nin hangi demokrasi kahramanlığından söz ediliyor? Bu partinin Türkiye’de gerçek bir demokrasi için kaygı taşıdığına inanmam için ne gibi nedenler bulunmakta? Asıl amacı ve hedefi, ulusal bütünlük içindeki bir etnisitenin, ekonomik ve sınıfsal olmaktan kat kat daha çok, kimlik sorununda odaklanan bir siyasal hareketten, ülkenin bütününde demokrasi için savaşım vermesini düşünüp beklemek, nasıl bir mantığın ürünüdür?” diye devam etmiş.

Adına ister etnisite, ister halklar deyin ama nu gruplar sorunlarını hep hükümetle çözerler. Bunun yanıtı 2 kere 2 4’tür ve bunu bilmek için matematikçi olmaya gerek yoktur. Kürt halkı yada partisi barışa giderken “İktidarda dinci-faşist bir parti var, o yüzden ben savaşa devam edeceğim, gençlerim ve çocuklarım ölmeye devam edebilir…” diye bişey söyleyemez.  Bu seçimde iktidara MHD gelse ne olacak o zaman Ataol Behramoğlu, PKK ve HDP bu süreci bırakıp savaş haline mi dönecek sanıyorsun. Hayır, görüşmelere MHP’yle devam edecek yada CHP’yle devam edecek.

Sanırım sen barış süreci görüşmeleriyle, hükümeti eleştirmek arasındaki farkı görmüyorsun. İkisinin arasında dağlar kadar fark vardır ve HDP bu konuda elinden geleni yapmıştır. Ama kafama bir sorun takıldı, “Laf üretmekten başka ne yaptı?” diye sormuşsun!.. Bir parti alternatif üretmekten başka, yani bunu lafla anlatmaktan başka ne yapabilir. Yada sana sorayım, sen laf üretmekten başka ne yaptın AKP hükümetine karşı, başka ne yaptın da biz es geçtik, göremedik. Başka neler yapılabilinir, bunları sırayla yazarsan seviniriz…

Ergenekon ve Balyoz davalarını da yazıp suçlamışsın. Keşke bu konularda yazdığım yazıları okusaydın. Bu davaların o kadar laçkalaştırıldığını yazdım ki bir ara partili arkadaşlarım ulusalcı olduğumu bile söylemeye başladılar. Oysa ben bir partili olarak çok net şunu söylüyordum: “Bir burjuva partisi derin devleti sorgulayamaz, bunun için sosyalist iktidar şarttır. İkincisi darbe girişimi vardır ama işin içine teğmenleri sokup, sanık sayısını 300’lere dayandırırsan bunu laçkalaştırır, komikleştirirsin.

Fazla detaya girmeyeceğim bu konuda, çünkü sen 28 Şubat darbesini onaylamış bir demokratsın. Bunun nasıl bir demokratlık olduğunu belki kendine bile anlatamıyorsundur. Anlatamıyorsundur, çünkü ben seni 1970 yılında, 12 Mart darbesi sırasında Nihat Behram aranırken tanıdım. Sen aranıyor muydun anımsamıyorum ama nasıl bir anti darbeci olduğunu adım gibi biliyorum. 12 Eylül’de de anti darbeciydin, çünkü bu kez sen de aranıyordun. Ben evde gözaltına alınmayı beklerken kapıya polis geldi ve ben kendime “Tamam bu iş bitti Ahmet…” demiştim. Oysa polis bana seni sormuştu. Neden seni sorduğunu hala kendime sorarım ama ben polise senin oturduğun adresin tam tersini söylemiştim.

Gezi olaylarına gelirsek, ben ilk günü Van’daydım, 2. Günü Diyarbakır’da, 3. Gününden son ana kadar da Gezi’deydim. Sen de belki 1-2 kez 15’er dakika gelmişsindir bir aydın olarak. Önce o olayı kimin başlattığını yada hangi partinin başlattığını sakın ola unutma. Bir de 2. gün çıkan olayı, gerçi bunu pek duymamış olabilirsin. O zamanın İşçi Partili gençlerin BDP’li gençlere saldırdığını bilmiyorsundur. Gezinin girişinde kürt gençler baştan sona vardılar ve vekiller devamlı geldi. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın gezi açıklaması bu saldırı sonrası olmuştur, ulusalcı suçlaması bundan dolayıdır. Perinçek ekibi her olayda yaptığı gibi olayda payı olmadan olayın üstüne çöreklenmek isteyip sahiplenmeye çalışmıştır.

Sen bana demokrat olarak sana dokunmayan 28 Şubat darbesini neden darbe olarak görmediğini anlatırsan çok sevinirim. Bunu daha önce de tartıştık ama yanıtlamamıştın. Bir de bana bişey daha anlat mesela, Ergenekon ve Balyoz davaları ortaya çıkmadan İlhan Selçuk neden Ahmet Necdet Sezer’le görüşmüştür 3 kez. Şaka değil bu 15 günde 3 görüşme. Ahmet Necdet Sezer ve dönemin genelkurmay başkanı darbeye karşı çıktığı için mi kendisini geriye çekmiştir. O dönemlerde de gazetedeydin, eskilere bir sor istersen. İlhan Selçuk’u da benim kadar eski olmasa iyi tanırsın.

Sana bir anıyı anlatayım da yazıyı gülerek kapatalım. 70’lerde İlhan Selçuk Aziz Nesin’i evine davet eder. Amacı 9 Mart darbesini anlatmaktır. İlhan Selçuk, Aziz Nesin’e “Aziz, salonda dinleme aleti olabilir, gel yatak odasında konuşalım…” der. Gerisini Aziz Nesin’den dinleyelim: “İlhan darbeye karşı olduğumu biliyordu. Dinlenmeyelim diye beni yatak odasına götürdü, ben, İlhan Selçuk ve Mahir Kaynak beraberce yatak odasına geçtik. Anlayacağın dinleme aleti Mahir Kaynak bizimle beraber yatak odasına yürüdü…”   

 

 

***

 

 

 

Reklamlar

14 Yorum »

  1. Üç günde Ataol HDP’li olmamışsa yapacak bir şey yok..:) Ama herhangi bir şeriatçının yerine seni aday gösterselerdi ben oyumu verecektim…HDP’de bize yer yok…Aşiretin cemaatin yoksa biat kültürün yok demektir..Çeneni yorma…

    Yorum tarafından aybasoglu — Nisan 14, 2015 @ 8:36 am

  2. Ben de size HDP’yi niye sevmediğimi anlatayım Ahmet Nesin

    Ama önce bir kurnazlığa dikkat çekmek zorundayım. Bütün liberaller ve Kürt siyasetinin kuyruğuna takılanların çok sık yaptığı ama kimsenin pek dikkatini çekmeyen bir hile var. Birilerini eleştirmek istediklerinde önce kendilerine bir kolay hedef seçiyorlar ki savundukları görüşün karşısındaki görüş karşısında ne kadar üstün olduğu okur tarafından anlaşılabilsin. Bu hedefler de genellikle hep bilinç düzeyi düşük Atatürkçüler, Kemalistler filan oluyor. Sizin biz Marksistlerin, sosyalistlerin HDP’ye yönelttikleri eleştirilere hatta suçlamalara değil de Ataol Behramoğlu gibi siyasetten çok da anladığını sanmadığım birini hedef alarak bunun üzerinden HDP’ye haklılık üretmeye yönelik tavrınız da bu uyanıklığın bir parçası.(Ben çocukken bizim mahallede hareketli toplara hiç vuramayan, vursa da kaleyi tutturamayan bir çocuk vardı. Topu illa durduracak, hatta mümkünse bir kaç kere aynı yerde zıplatacak ve ondan sonra sağ ayağının en uygun açısını bulup topa vuracaktı ki kaleyi tutturabilsin)

    Ben, tıpkı bütün sosyalistler gibi Kürtlerin varlığının ve kimliğinin inkar edildiğine, cumhuriyet tarihi boyunca baskı ve zulüm gördüğüne inananlardanım. Kürt halkının hak, kimlik ve özgürlük mücadelesine karşı olmam düşünülemez.

    Bizim HDP’ye ve onun öncülleri olan partilere güvenmezliğimiz bir gecede oluşuvermedi. Yaptıklarınızın yapacaklarınızın teminatı olduğunu düşünmemek için bir tane sebep söyleyin de bilelim.
    Gezi ayaklanmasından önce BDP heyetinin ABD’ye yaptığı ziyarette Ahmet Türk adındaki eşbaşkan sıfatlı kişi “Suriye konusunda ABD’yle tamamen aynı görüşteyiz” demedi mi? Bu alçakça lafı ,bırakın bir sosyalist partiyi bir sosyal demokrat parti lideri dahi söylemeye cesaret etmemişti bugüne kadar. Ahmet Efendi bununla da kalmadı. Suriye Kürtlerine, “demokratik bir Suriye için mücadele eden” Suriyeli muhaliflere katılmalarını tavsiye etti. ABD’nin ve AKP’nin oluşturup desteklediği kelle kesen yobaz sürülerine katılmalarını tavsiye etti yani.
    Genel başkanınız Selahattin Demirtaş, önce Gezi ayaklanmasına iftira atıp sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyip, ayaklanmanın sonuna doğru “bu protestolar bir linç kampanyasına dönüşmüştür. Yenilgi psikolojisinin ürünüdür” diyerek, Taraf’ta yazan Orhan Miroğlu adındaki herif-i naşerifin sözlerini tekrar ederek 2. bir iftira daha atmadı mı?

    Bu halk düşmanı hükumetin desteklediği İŞİD’çi çeteler tarafından yapıldığı konusunda ciddi iddialar bulunan ve 55 kişiyi öldüren Reyhanlı’daki patlamadan hemen sonra, üstelik hiç kimse kendilerine bir şey sormadan, hükumetin imdadına yetişip hemen “hükumetin yanındayız” diye bir demeç patlatmadı mı partinizin liderleri?

    Tarihyi 4+4+4 gerici hamlesine evet oyu veren milletvekilleri babamın partisinden mi çıktı?

    Şeyh Sait’e mevlüt okutan kim? Diyarbakır’da Kutlu doğum haftası düzenleyip kadınları ve erkekleri haremlik selamlık ayıran kim? “Demokratik İslam konferansı” düzenleyip(“Büyük Kürt düşünürü” Abdullah Öcalan bir şeyin başına “demokratik” lafını ekleyince o şeyin demokratik olacağını sanıyor sanırım. Demokratik faşizm, özgürlükçü dincilik filan gibi mesela), konferansı Kuran’dan ayetlerle açıp yine Kuran’dan ayetlerle kapatanlara bizim köyde gerici denir.

    17-25 aralık operasyonunda hükumet devasa boyutlarda hırsızlığıyla suçüstü yakalandığında hükumetin imdadına yetişen yine siz değil miydiniz “bu operasyon çözüm sürecini engellemek isteyenlerin darbe girişimidir” şeklindeki hayatım boyuncu duyduğum en büyük zırvaya imza atan?

    Ben bu Kürt hareketinin başına çöreklenmiş olan bu insanların ağzından 30 senedir Amerikan emperyalizmi diye bir laf çıktığını duymadım. Laiklik zaten bir avuç “elitist beyaz Türk’ün sorunu” onlara göre. Piyasa vahşetine, özelleştirmelere karşı tek bir kez olsun bir laf çıkmadı ağızlarından.

    Demirtaş’ın Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlamasına yönelik eleştiriye verdiğin cevapsa evlere şenlik. Şecaat arzederken sirkatin söylüyorsun. Gerici, halk düşmanı, insanlık düşmanı, kadın düşmanı, çevre düşmanı ve hatta Kürt düşmanı, işlediği suçlarla sadece içeride değil uluslar arası savaş mahkemesinde yargılanması gereken bir faşist katille uluslarası bir spor karşılaşmasında rakibini yenen iki sporcudan galip olanı ve bir spor karşılaşmasıyla insanların hayatını zindana çeviren faşist bir politikayı aynı kefeye koymanız sizin nasıl bir kafaya sahip olduğunuzu gösteriyor. Tıpkı 2 yıldır izlediğim IMC kanalında sık sık arzı endam eden liberaller ve sahte solcu liberallerin kafası gibi.

    Yorum tarafından naciadiguzel — Nisan 14, 2015 @ 11:38 am

    • Naci bey cok guzel bir yazı olmus; bu ulkede son gunlerde oyle bir algı var ki HDP ye oy vermiyorsan kurt halkını sevmiyorsun, barıs istemiyorsun gibi.. yetmez ama evetcilerin dustugu tuzaga maalesef aydın dedigimiz kesim bu sefer HDP icin dusecek; HDP icinde sevdigim, durusunu, tavrını sevdigim bazı kisiler olsa da yukarda saydıgınız kaygıları tabii ki tasıyorum ve samimiyetlerine guvenmiyorum.

      Yorum tarafından AYHAN AKGEZ — Nisan 14, 2015 @ 9:31 pm

    • 2000 ölüm oruçlarına tüm siyasi tutsaklarla birlikte ortak karar alarak başlayan Hdp’nin (o zamanlar neydi partinin adı hatırlamıyorum bile) tutsakları, sanırım 50. günlerdi, ölüm orucunu buraktıklarını açıkladılar. Sebebi; tıpkı şimdi Ahmet Nesin’in aklama yazısındaki, konuyu bastıran uslup gibiydi… 60. Günlerdi sanırım; diğer siyasetler ölüm orucundayken; yan taraftaki kabinde eylemi bırakan tutsak illegal kanat (PKK) hamsi ızgara yaptı…Ve o hamsi ızgara kokuşmuşluğuna dayanıp; açlığa yenik düşenler şimdi “kahraman”lar… O yüzden; bunu bana değil 3 yazıyla; 1023 yazıyla bile izah edemezsiniz değerli “sosyalist HDP” liler…

      Yorum tarafından Gökhan — Nisan 14, 2015 @ 10:28 pm

      • Gökhan nin yazdigi,Hepsi uyduruk hiçbir dayanagi olmayan, HDP ile iliskiside olmayan laflar salatasi…

        Yorum tarafından Zeynep Karabey — Nisan 18, 2015 @ 10:08 am

    • Eleştirilen mesele çok;

      1. “30 yıldır Kürt hareketinin önderlerinin ağzından ‘Amerikan Emperyalizmi’ diye bir laf duymamış olmak”…
      2. Kürt hareketinin “2000 ölüm oruçlarının 50. veya 60. gününde geri çekilmesi”…
      3. Kürt hareketinin “Kutlu Doğum haftaları, mevlüt okutması, İslam konferansı düzenlemesi”
      3. BDP lideri Ahmet Türk’ün ABD seyahatinde, ABD Başkanı’na “Suriye meselesinde hemfikiriz” demesi..
      4. BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın Reyhanlı meselesinde “Hükümetin yanındayız” açıklaması…
      5. BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın Gezi sürecindeki açıklamaları…
      6. Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın, RTE’yi alkışlaması…
      7. BDP’nin 4+4+4’e evet oyu vermiş olması…

      ancak bu dağınıklıkla bir yere varılamayacağından ötürü; eleştirileri ve onun hedefini bir netliğe kavuşturmak gerekiyor…

      Eleştirinin hedefi Kürt Hareketi ise; 1,2,3,4,7 numaralı sorular…

      Eleştirinin hedefi BDP (DBP) ise; 3,4,5,7 numaralı sorular…

      Eleştirinin hedefi Selahattin Demirtaş ise; 4,5,6 numaralı sorular değerlendirilmelidir.

      Bu soruların muhattabı yahut hedeflenen kişi ve kurumların savunucusu olmamakla birlikte HDP’ye oy verecek biri olarak şunu açıklama ihtiyacı duyuyorum;

      1- Herkesin bir iradesi vardır. Kürt Hareketi’nin önderliğinin (burada yalnızca Öcalan kastedilmemektedir) ayrı bir iradesi, DBP’nin ayrı bir iradesi ve Selahattin Demirtaş’ın ayrı bir iradesi vardır. Bunlardan birinin bir konudaki fikri diğerine uymak zorunda değildir; zira örgütlenmeler herkesin her konuda hemfikir olduğu yapılar olsaydı “eleştiri-özeleştiri” gibi bir mekanizma olmamakla birlikte, farklı fikirler de doğmazdı… Ki örgütün temeli her konuda ortak fikir sahibi olmak değil, asgari müşterekte bir araya gelmektir. Her üçünün de asgari müşterek olarak gördükleri mesele “militan bir demokrasi mücadelesi”dir….

      2. Kürt hareketi, içinde sosyalist-devrimci özneleri barındırmakta birlikte; çok sesli, çok çeşitli kesimleri içerisinde barındıran, ve asgari müştereği Marksizm düşüncesi olmayan, ilerici bir harekettir. Bu bağlamda onlara Marksist perspektiften eleştiri getirilebilir ancak topyekün Marksist bir hareketmiş gibi davranmaları beklenemez… Aksine “ulusal ve bölgesel mücadele” düzleminde bir araya gelmiş olan DBP’den beklenilmesi gereken doğalında “pragmatizm”dir… Hareket, tüm yöntemleri tüketmeye çalışmış, her yolu denemiş, çözüm getireceğini söyleyen kim olmuşsa diyaloğa geçmiş (bkz. ABD, AKP, ÖSO vs), beklentilerinin karşılanmadığı noktalarda mücadele etmiş (bkz. Rojova, Kobane olayları) ve 30 yıllık mücadelesinin ardından; Türkiye’ye demokrasi gelmeden Kürt ulusal sorununun çözülemeyeceği yahut Kürt ulusal sorununun çözülmeden ülkeye demokrasi gelemeyeceğinin topyekün (hareketin her öznesi tarafından) ikna olunmuş ve bu yolda çözüm arayışları içerisinde ilerlenilmektedir…

      *Kürt hareketinin “Türkiyelileşmek” olarak adlandırdığı süreç bu bağlamda (kendi şartları içerisinde) değerlendirilmelidir… Bu şartlar altında karar almış olmak hatalı davranışlara haklılıklar yaratır mı-Marksist eleştirinin yanlışlığını getirir mi?-hayır…

      3. Ancak atlanılan ve ısrarla üzerinde durulmayan bir mesele var ki bence çok acı ve devrimci-sosyalist insanlara yakışmayan bir perspektiftir;

      HDP’yi eleştirirken; DBP’nin (eski adıyla BDP) dolayısıyla Kürt Hareketi’nin hataları üzerinden değerlendirmek doğru mudur?

      HDP (eminim ki sizlerin de tanıdığı) insanların militan demokrasi mücadelesi yürüttüğü ve içinde DBP’den daha fazla sayıda örgüt ve bir o kadar da farklı Türkiye perspektifi barındıran bir yapıdır… Ve bu örgütlerin çoğu devrimci-sosyalist, pek azı liberal solcu ve DBP bunların içerisinden yalnızca bir tanesidir.

      DBP’nin güçlü ve kitlesel bir yapı olması sebebiyle hegemonya oluşturmadığından bahsetmeyeceğim, elbette ki HDP’nin içerisinde bir hegemonyası var ancak; sosyalist-devrimci özneleri iradesiz saymak doğru değildir. Ayrıca kendisi ezilen ulusun mücadelesini, azınlık mücadelesini yürüten ve bunun çözümünün demokrasiden geçtiğini düşünen bir hareketin aynı çatı altında yer aldığı hareketleri aldığı kararlarda ezdiğini düşünmek; Kürt hareketinin kendi içerisinde demokratik olmadığı vs düşünülse dahi, bunu kabullendikleri devrimcilere-sosyalistlere “iradesiz oldukları”nı söylemek anlamına geleceği için bir hakarettir-ve kesinlikle yanlıştır…

      Ve her şeyden önce devrimci-sosyalist bir insan oy vererek; bir sistemin değişmeyeceğini iyi bilir-dolayısıyla vereceği bir tane oya aman aman bir anlam yüklemez….

      Ancak seçimlerin; ülkedeki devrimin yolunu açacak demokrasi mücadelesine, katkı sağlayacak (Gezi gibi) kalkışmalar için faydalı bir siyasal atmosfer sağlayacağını gözden kaçırmamak gerekir… İktidarın güç kaybetmesi ve gerilemesini ortaya koyabilecek olması açısından önemlidir.

      Ve sosyalistlerin-devrimcilerin seçimi tartıştığı nokta bu ikincisinden başlamaktadır…

      Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde; Stalin’in Nazi Almanya’sına karşı kapitalist ABD, İngiltere vs. ile ittifak yapmış olmasını argüman olarak gösterip, RTE’nin sandıkta geriletilmesi adına, gerici ve de şeriatçı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun (ülkeyi bu günlere getiren “ehven-i şer” mantığıyla) desteklenebileceğini dillendirmiş veya böyle düşünmüş insanların, aynı “sandıkta geriletme” taktiğinde sosyalist ve demokrat unsurların ağırlıkta olduğu HDP’ye çekimser yaklaşması veya en ağır haliyle eleştirmesi akıllara “ulusalcı eğilimleri mi var?” sorusunu getirmektedir…

      Çünkü (demokratları bilmem ancak) sosyalistler ve de devrimciler; geleceklerini verdikleri bir oya ipotek etmezler, ve aday kendilerinin adayı değilse, hele ki oy dayanışma adına yahut taktik olarak atılmışsa adayı sahiplenmeleri yahut yaptığı ve yapacağı her şeyin arkasında durmaları elbette ki beklenemez… Onu adayı belirleyenlerin ve seçim süresince yanında yer alanların düşünmesi gerekir… Ve oradan sonra (oy vermiş dahi olsanız) eleştirme hakkınız saklıdır…

      Tüm bunların hepsinden; görülmesi, unutulmaması ve tarihe not düşülmesi gereken en önemli mesele ise Kürt halkının demokrasi ve barış içinde beraberce yaşama isteğidir… Bu taleplerine SAYGI DUYMAK, ayrı yaşamak isteme haklarının saklı olduğunu bilmek, bu bağlamda aldıkları kararın (bir lütuf olarak görmemekle birlikte) “eşitleşerek kardeşleşebilmek” adına değerli olduğunun bilincine varmak ve DESTEKLEMEK. Her şeyden evvel, faşizme karşı hali hazırda mücadele geçmişi bulunan ve bugün demokrasi mücadelesinde de bizi yalnız bırakmayacak olan Kürt Halkı’na; emperyalizme ve kapitalizme karşı olmaksızın, sosyalist bir iktidar kurmasızın -özetle devrim yapmaksızın- ulaşılamayacağını ANLATMAK ve de (kuru laflar ve sözlerle) anlatmakla kalmayıp, pratikte bunun mücadelesini beraberce vererek FARKINA VARDIRMAK, yanlış eğilimleri ELEŞTİRMEK, bugün Türkiye’de kendine SOSYALİST-DEVRİMCİ diyen herkesin vazifesidir…

      Saygılarımla…

      Yorum tarafından Emre Ensar — Nisan 15, 2015 @ 11:45 pm

    • Ne demek “Ahmet efendi” nitelemesi? Nedir “Ahmet Türk adındaki eş başkan sıfatlı kişi”? Baştan aşağı aşağılayıcı ve maalesef bir kez daha kendini ortama arz-ı endam eylemiş öz hakiki Beyaz Türk karakterini görüyorum. Kendini bilinç düzeyi yüksek bir Marksist olarak görmene de şaşıyorum. Şu açıklamaların da sahte! ” Ben, tıpkı bütün sosyalistler gibi Kürtlerin varlığının ve kimliğinin inkar edildiğine, cumhuriyet tarihi boyunca baskı ve zulüm gördüğüne inananlardanım. Kürt halkının hak, kimlik ve özgürlük mücadelesine karşı olmam düşünülemez” Samimiyet ve içtenlik barındırsa bir yandan da Kürt hareketine hasmane tavırlar içinde olmazdınız. Siz aslında gizli Kemalistlerdensiniz! Dilinizden düşürmediğiniz kristalleşmiş bir kaç sloganlaşmış kavram ve cümleden öteye gidemeyenbilinç dağarcığınız ile olayları ve olguları sürekli bağlamından kopararak değerlendiriyorsunuz ve 78 model din- Kuran tespitleriniz ile toplumsal ilişkiler dersinden ikmale kalıyorsunuz. Artık çoğul hitaptan yoruldum dostum. Yaşamı kafandaki şablonlara uydurmaya çalıştıkça toplumda dırıkamayacaksın! (içinde bulunamayacak barınamayacaksın!)

      Yorum tarafından Bedrettin Önder — Nisan 17, 2015 @ 10:47 pm

      • Ben bugüne kadar bu HDP cenahından kendilerine yöneltilen eleştirilere/suçlamalara cevap vereni görmedim. “Hayır öyle olmadı” “aslında olay şöyle gelişti” veya “evet bunlar çok yanlış şeyler ama bu Kürt hareketinin yine de şu şu nedenle desteği hakettiği gerçeğini değiştirmiyor” gibi bir cevap vereni görmedim. Sadece eleştirenin kişiliğine saldırma, “Kemalist, beyaz Türk” diye damgalama vs var. He yaw he. Ben gizli Kemalist’im. Kaşarlanmış bir beyaz Türk’üm. Şu anda da boğaza bakarak viskimi yudumluyordum zaten.

        Yorum tarafından naciadiguzelNaci Adıgüzel — Nisan 18, 2015 @ 8:08 am

    • Naci Bey, bastan sona Kürt düsmanligi ve hatta tabiri caizse,KISKANCLIGI kokan yaziniz Türk Tipi Solcu (TTS) oldugunuzu gösteriyor. Hiçbir degeri yok. Anlamsiz ve asagilayici TTS mantigi. Siz ancak D. Perinçekci olursunuz yada MHP li.. Baska bir degerlendir yapmiyorum. Asagida size güzel bir yazi var okuyun.

      Yorum tarafından Zeynep Karabey — Nisan 18, 2015 @ 10:06 am

      • Kıskançlık, Kürt düşmanlığı, MHP’lilik, Perinçek’çilik, bende her numara var Zeynep Hanım.

        Yorum tarafından naciadiguzel — Nisan 18, 2015 @ 6:04 pm

    • Naci efendi, (kaba hitap şeklinize uygun olsun istedim)

      Öncelikle biz derken kimi kastediyorsunuz? Kaç kişisiniz ve bu ülke için ne yaptınız? Sadece boş laf üreten boşistler grubunda mısınız?

      Lenin ne güzel söylemiş böyle boş boş konuşanlara: Marx ve Engels her zaman, bizim öğretimiz bir dogma değil bir eylem kılavuzudur demişlerdir, ve öyle sanıyorum ki bizim en çok aklımızda tutmamız gereken şey de budur.

      Yazdıklarınız baştan aşağıya uydurma..Irkçı ve nefret söylemleri ile dolu. Utanmazca solcu jargonla bunu ifade etme çabanız gerçek solculuğa kaba hakarettir.

      Yorum tarafından nec — Mayıs 5, 2015 @ 12:41 pm

      • Şİmdi de sen beni dinle efendi. Ben tam Tam 35 yıldır mücadele ediyorum. Yaşım 55. 1980 öncesinden beri mücadelenin içindeyim. 2 yoldaşımı toprağa verdim. Ömrüm yettiği sürece de mücadeleye devam edeceğim. Bunları söylemek bana çok saçma geliyor çünkü konuyla ilgisi yok. Siz istemesenizde ben konuyu oraya getireceğim. Benim yazdıklarımın hangisi uydurma ha? Ahmet Türk Suriye konusunda ABD’yle tamamen aynı görüşteyiz demedi mi? Bununla da yetinmeyip Suriyeli Kürtleri kelle kesen yobaz çetelerine katılmaya çağırmadı mı? İnanmıyorsan elinin altında internet var aç bak. Bu kadar alçaklığa dayanamayan bazı HDP’lier bile bu sözlere patladılar, sizse kraldan çok kralcılık yapıyorsunuz. Bu iktidarın desteklediği İŞİD’ci çetelerin koyduğu bombayla Reyhanlı’da 55 kişi öldüğünde senin genel başkanın “hükümetin yanındayız” diye demeç patlatmadı mı? İnanmıyorsan aç internetini oku. Selahattin başkan bu lafı için bir özür bile dilemedi.
        2 yıl önce yine senin genel başkanın “bize en yakın parti AKP’dir diye Milliyet’e röpportaj vermedi mi? İnanmıyorsan aç internetini, gir google’a da bi bakıver. Haziran ayaklanmasının üzerine iftira atmadı mı senin genel başkanın, yok içlerinde darbeciler varmış da, ırkçılar varmış da. Sırrı Süreyya’nın bile tepesini attırdınız, o da dayanamadı sizi eleştirdi. Daha geçen hafta kutlu doğum haftası düzenlemedi mi sizin parti. Saidi Nursiye mevlit okutmadı mı? HDP’lier 4+4+4’e ne oy verdi? Aç da biraz oku. Şİmdi beni iyi dinleyin. Bugüne kadar bu suçlamaların hiç birine HDP yönetiminden cevap gelmedi. Tabandakilerden gelen cevapsa hep aynı: Sen Kürt düşmanısın, şovensin, beyaz Türk’sün, git Perinçek’in partisine kaydol bilmem ne. Yahu benim ne olduğumu bir tarafa bırakın da azıcık merak edin be. “Yahu gerçekten bizim parti genel başkanı bunları söylemiş mi” diye azıcık şüphe duyun. Allah kahretsin, bu ülkenin gençliği 80 öncesinde ne ise bugün de o. Biat kültürü. Okumak yok, sorgulamak yok. Biz HDP’ye bunları söylerken HDP’yi kahtretmek için söylemiyoruz. HDP’nin solculaşmasını istediğimiz için söylüyoruz. HDP gericilerle, liberallerle flörtü kessin, emperyalizmin belirlenim alanı dışına çıksın, ben HDP’ye oy vermek değil, üyesi olurum. Nereden anladınız benim Kürt düşmanı olduğumu ha? Alnımda mı yazıyor, terbiyesizler? Benim ilk mesajaımda benim Kürt düşmanı, ulusalcı, Kemalist biri olduğuma dair en küçük bir ifade var mı? Hem Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesini savunmak hem de aynı anda antiemperyalizmi ve piyasa vahşetine karşı kamuculuğu savunmak niye mümkün olamıyor? Kürtlerin özgürlüğü Ahmet altan, Roni Marquilles, Hasan Cemal gibi alçaklarla, liberallerle flört etmekten mi geçiyor? Arkadaş Nazlı Ilıcak HDP’yi seviyor ve beğeniyorsa, HDP’ye oy vereceğini söylüyorsa söylenecek tüm sözler tükenmiştir. Benim başka sözüm yok.

        Yorum tarafından naciadiguzel — Mayıs 9, 2015 @ 8:59 pm

  3. Naci Bey işverenler arasında bir anlayış vardır. her numarası olanın hiç bir numarası yoktur. Düşünme sistematiğiniz üstençi hastalığı barındırıyor. kemalist solculuk bu olsa gerek.

    Yorum tarafından nihat çevik — Nisan 19, 2015 @ 7:24 pm

  4. Ben Arap Alevisi bir insanım. Kendini tanımla deseler; arap, alevi, anti emperyalist olarak tanımlarım. Normal koşullarda oyum -yıllardır olduğu gibi hdp ve türevlerine oldu.
    Hdp’nin Suriye politikasından kaynaklı (A.Türk’ün açıklamaları ve S. Demirtaş’ın Lazkiye isteyi ve bugünlerde H.Cemal’in yaptığı röportajda yer alan “Türkiye’nin kendine sorması gerekiyor” diye devam ediyor:
    “Demokratik değerleri hiçe sayan IŞİD barbarlığıyla mı komşu olacak Türkiye?.. Yoksa İran’dan başlayan, Irak ve Suriye üzerinden Hatay ve Akdeniz’e ulaşan laik-demokratik Kürtlerin oluşturacağı bir kuşakla mı komşu olacak?.. Hangisi istikrar ve barıştır, hangisi kaos ve savaştır? Ama şurası çok açık: Erdoğan Türkiye’nin güneyinde Kürtleri istemiyor.” Zübeyir Aydar-Remzi Kartal düşünceleridir…

    Yorum tarafından Özgür K. — Mayıs 6, 2015 @ 12:23 pm


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: