Ahmet Nesin's Blog

Ekim 31, 2015

HDP KENDİ BARAJINI AŞACAK!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:14 am

HDP KENDİ BARAJINI AŞACAK!..

Yazıya başlamadan önce başzübük Erdoğan’a teşekkür etmem gerekiyor. 2011 seçimlerine gidilirken bağımsızların 35 milletvekili çıkarabileceğini yazmıştım. 1 milletvekiliyle yanılmıştım ki Diyarbakır adayımız Hatip Dicle’nin vekilliği sayılmadı ve 36’dan 35’e düştük. Erdoğan’ın beni bu kadar düşüneceği aklıma gelmemişti.

7 Haziran seçimlerinden önce 5 Nisan tarihinde Irak Kürdistanı’nda 2 Kürt televizyonuna yaptığım açıklamada HDP’nin oyları sorulduğunda % 13 alacağımızı ve 80 milletvekili çıkaracağımızı söyledim. Ne yalan söyleyeyim, bana pek inanan olmuyordu. Oysa “DAVUTOĞLU HDP’YE OY VERECEK” başlığıyla yazdığım yazımda bunun nedenlerini açıklamıştım.

Tabii ki Davutoğlu HDP’ye oy vermeyecekti ama Erdoğan’ın kendisini de yok sayarak getirmek istediği başkanlığı önlemenin tek yolu seçim hilesini önlemekti ve bence bunu da başardı. Davutoğlu bunu yaparken Kürtleri ve sosyalistleri düşünmedi, kendi geleceğini düşündü. Biz barajı aşamasaydık Erdoğan başkanlık sistemini getirecek ve hükümeti meclis dışından kuracaktı. Bu şu anlama geliyor, birinci parti olan AKP ana muhalefet partisi olacaktı. Komik ama gerçek olan buydu. Davutoğlu orantıda yanıldı, onun beklediği % 11 civarında bir oydu bu da bize yaklaşık 55-60 milletvekili veriyordu. MHP de 5-10 eksik alsaydı, az bir farkla hükümet olacak ama Erdoğan’ı susturacaktı.

80 milletvekili bunların alayına fazla geldi. Hiç beklemedikleri bişeydi bu. Zamanında Türkiye İşçi Partisi’nin 15 vekiliyle başa çıkamayanlar, 5 mislinden daha fazla vekille nasıl başa çıkacaklardı.

İşte burada Erdoğan devreye tekrar girdi, Deli İbrahim’e kurban olun siz, gözlerini kan bürümüş tam bir deli girdi savaşa. IŞİD’le savaş ayağına PKK’ye, sosyalistlere savaş açtı. İş çığırından çıktı ve durduramıyorlar.

Peki bu zulüm Erdoğan’ın yada AKP’nin işine yarayacak mı? Bunun yaradığını söyleyen bitek Davutoğlu var. Davutoğlu son açıklamalarından birinde “Ankara’daki bombalamadan sonra anketlerde oylarımız artmıştır…” diye dahiyane bir açıklama yaptı. Hani Bilal oğlana gençliğinde Einstein diyorlarmış ya, buna ne diyorlardı ben pek çözemedim.

Bu seçimin sonucunda, ne olursa olsun bir koalisyon hükümeti çıkacak. Koalisyon için her türlü olasılık var ama isterseniz ben size en sonuncu olasılığı yazayım, belki diğerlerini siz anlarsınız.

En sonuncu koalisyon olasılığı CHP – MHP ve AKP’den ayrılacak Abdullah Gül ve Bülent Arınç ekibi. Bu olasılık konuşulmaya başlandı mı bilmiyorum yada şöyle söylesem daha doğru olacak –çünkü konuşulmaya başlanmıştır da basına yansımıyordur- seçilip de ayrılacaklar listesi bile tamamlanmıştır.

Erdoğan’ın son gece listeye aldığı adayları Ankara’da bilmeyen yok. Davutoğlu sıkışmış durumda, bir o yana, bir bu yana savrulup gidiyor. Bu seçim sonucunda 2 tarafı da memnun edemeyeceği aşikar.

Peki HDP kaç vekil çıkartır bu seçimde derseniz, benim tahminim 87. Göreceğiz bakalım, üçüncü seçim sonucunu da bilecek miyim?..

Reklamlar

Ekim 24, 2015

AZİZ NESİN’LE ÇETİN ALTAN KERHANESİ VE DAVUTOĞLU!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:43 am

AZİZ NESİN’LE ÇETİN ALTAN’IN KERHANESİ VE DAVUTOĞLU!..

Zaman ne kadar çabuk geçiyor, oysa Aziz Nesin ve Çetin Altan yüzünden vurulmama ramak kalmıştı ve ben dün gibi anımsıyorum. İsterseniz önce olayın başlangıcını anlatayım. Tahmin edeceğiniz gibi bizim çevremizde deli çok. Karikatürist Semih Balcıoğlu bigün sabah kalkıyor ve gazetelerini okumaya başlıyor. Bre Semih amca, gazeteleri okumandan daha normal bişey olamaz da ilanları ne mene okuyorsun. Semih amcanın gözüne bir ilan takılıyor, Edirne’de bir kerhane mahkeme kararıyla satılık.

Kerhane bize Farsçadan geçmedir kâr hanedir aslı, anlayacağınız Azerilerin dilinde fabrika, tam açıklaması kâr getiren hane yani fabrika. Doğal olarak satışa çıktığında içindeki kadınlar da satışın içinde mal olarak vardırlar. Bu işin iğrenç yanı ama bir gerçek olarak karşımızda durur.

Semih amca haberi okur okumaz gülmeye başlamış, o zaman Çarşaf dergisinin başında, olayı karikatürize edecek ama tek başına yapmak istemiyor. Aklına dönemin 2 önemli yazarı ve mizahçısı (Bana göre Çetin Altan iyi mizahçıydı) geliyor ve Çetin Altan’la babamı arıyor. Onlar da seviyor bu olayı, iş Edirne’ye gitmeye kalıyor. Onu da çözüyorlar, Semih amcanın ağabeyi Şahap Balcıoğlu babamla Çetin Altan’ı arabasıyla Edirne’ye götürüyor.

Sonrası bir kara mizah, babam ayrı yazıyor, Çetin amca ayrı yazıyor, Semih amca da Çarşaf Dergisi’nde karikatürler çiziyor. İlan aynen şöyle: “Edirne’de Belediye ve 2 no’lu evde 6 bayan çalışan iki adet genel ev açık artırma suretiyle Edirne Adliye salonunda kiraya verilecektir.

Bununla kalsa iyi, Hürriyet Gazetesi’nin ilk sayfasında babamla Çetin Altan’ın kerhane önünde çekilmiş fotoğrafı var. Ben İngiltere’den tatile gelmişim, ertesi gün ilk işim eski okuluma gitmişim, ilkokul arkadaşım Ayşegül bizim okula gelmiş, okula yeni gelmiş bir çocuk ona musallat, al başına belayı. İlkokul arkadaşlığı kardeşlik gibi, okulun eski delisiyim, onu korumam gerek. Ben de okul çıkışı çocuğu uyardım. 1-2 itiş kakıştan sonra ayrıldık, ben arkadaşlarımla bir bara gittik, baktım ki delikanlı da orada.

Birbirimize ters ters bakıyoruz ama sorun çıkacak gibi gözükmüyor, derken delikanlı masasından kalktı, elinde Hürriyet Gazetesi, babamla Çetin Altan’ın Edirne Kerhanesi’nin önünde çekilmiş fotoğrafı, “Sen ne dayılık yapıyon leyn, pezevengin oğlu, kerhaneci çocuğu…” diye saldırmaz mı, ne diyeceğimi de, ne yapacağımı da şaşırdım ki erken toparlandım, çünkü delikanlı elini beline attı, tabanca çekip beni korkutacak.

Neyse ki deliyim, bikere öyle demişler, bunun üstüne yürüdüm, tabancayı tuttum ve oturttum. Konuşunca kerhane fotoğrafı olayını çözdük, arkadaş benden özür diledi, tatlıya bağladık, sonraki yıllarda aynı okulun çocukları olarak arkadaş kaldık. Barıştığımızda bana “O anlattıkları deli Ahmet sen misin, bilseydim çatmazdım, sen gerçekten delisin…” demişti, ben de lakabımın değerini verdiğim için hâlâ kasılırım.

Bugün Çetin amcanın mezar başına gittiğimde aklımda bunlar vardı, görüp de yadırgayanlar varsa özür dilerim, aklıma bu yaşadığım, daha doğrusu bana yaşatılan olay geliyordu. Kendinizi benim yerime koysanıza, İngiltere’den gelmişsiniz okul tatiline, ilk yapmanız gereken babanıza “Saygıdeğer babacığım, uzun zamandır yoktum, acaba yaşantınızda laga-luga işler var mı, kerhane neyim gibi…” diye sormak olmaz sanırım. Sormazsınız elbette, ben de sormadım ama o hâlâ okul toplantılarında gördüğüm sevgili arkadaşım babamla Çetin Altan’ı kerhane alacak sanmış. Kerhaneci çocuğu da ilkokul arkadaşını koruyor. Bana da inandırıcı gelmiyor ama gerçek. Ben ne yapayım şimdi. Şaka değil az daha ölüyordum bu üçlünün mizahı uğruna…

İşte böyle bir ülkedeyiz, biz dün Ahmet, Mehmet ve Zeynep’le acılı gözlerle Çetin amcayı yolcu ederken kendini başbakan sanan birisi bekarlara eş bulacağını söylüyordu.

Ekim 16, 2015

KAHRAMANMARAŞ’TA DEVLET “GELME ÖLDÜRÜRÜM” DEDİ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:10 am

KAHRAMANMARAŞ’TA DEVLET “GELME ÖLDÜRÜRÜM” DEDİ…

Daha önce de yazmıştım, Türkiye tarihi tekerrür eden tek ülke. 30 yıl önce yaşadığınızı tekrar yaşayabiliyorsunuz. Örneğin 1-2 başbakan hariç bütün başbakanların aileleri akıl almaz zengin oldular ama biz yine de onlardan seçiyoruz. 1-2 başbakan hariç hemen hepsi faşizmi desteklediler ama biz onları tercih ediyoruz. Bu cahillikle doğrudan bağıntılı bişey, hatta bana göre eğitim ötesi bir olay.

Yıllar önce, aklımda yanlış kalmadıysa 1996 yılında olacak Madımak katliamını anmak için Sıvas’a gidecektik. Dönemin valisinden haber geldi, “Ben Ahmet Nesin ve Mazlum Çimen’in yaşamını garanti edemem…” Mazlum’la çok şaşırmıştık, devlet bizim öldürüleceğimizi hesaplamış ve bunun karşısında aciz bir durumda, bişey yapamıyor. Daha da doğrusu öldürülmemize ses çıkartmak istemiyor, “Gelirseniz öldürürüm…” diyor. Mazlum’la neredeyse doğma büyüme arkadaşız ama bu olay bizi daha da bütünleştirdi. Anmayı düzenleyen ekip sessiz kalmayı yeğledi ve biz olmadan gitti. O dönem bu çok ağırıma gitmişti ama hep içime attım.

Önceki yıl KahramanMaraş Belediyesi bir kitap fuarı düzenlemeye karar vermiş. Bize de haber ulaştırdılar, ben de kabul ettim. Kendi kitaplarımı, eşimin, Ali’nin, babamın ve annemin kitaplarını alıp gittim. Herkes oraya gitmeme şaşırıyordu, oysa ben heryerde olmamız gerektiğini savunuyordum ve korktuğundan yada satışın az olacağını hesaplayıp gelmeyen yayınevlerine de kızıyordum. Arkadaşlarım bilir, bu konuda hep söylenmişimdir, okur bisürü yayınevinin çağrılmadığını, o yüzden dinci yayınevlerinin dolduğunu zanneder. Oysa durum pek de öyle değildir.

Ancak bu tutum onları bu yola gitmeye sevketti. Mesela Erzurum Fuarı’na çağrılmadık bile. Ancak 15-20 gün önce Kahramanmaraş’tan bir telefon aldım. Yetkili arkadaş, yerimden memnun olup olmadığımı, değiştirmek yada büyütmek isteyip istemediğimi sordum. Memnundum ve değiştirmek istemedim. Planlarımı yaptım, gideceğim yine fuara derken önceki gün aşağıdaki e-mail’i aldım: “Selam ile.. Ahmet Bey;  Fuar Düzenleme Kurulu ile yapmış olduğumuz görüşme sonucu malesef bu yıl ki fuara davet edemiyoruz.. Saygılar….

Hemen telefon açtım, bana söylenen şu: “Ahmet bey, biz yayın kurulu olarak sizin katılmanız doğrultusunda karar aldık ama yukarıdan gelen emir böyle değil. Devletimizin son dönemde yaşadığı olaylar bazı yayınevlerinin alınmamasına neden olmuştur…

Teşekkür ettim ve kapattım, bu emir kaç yayınevi için verildi bilmiyorum ama benim için verilmesinin 2 nedeni var. Birincisi HDP’li olmam, milletvekili aday adayı olmam, ikincisi de gidersem öldürülme olasılığımın olması ve benim korunmayacağım.

Ben barış için siyaset yapmaktan, bu konuda yıllardır yazı yazmaktan, bunun için Kürt ve Türk barışseverlerle omuz omuza yaşam savaşı vermekten, HDP üyesi olmaktan onur duyuyorum. Siz barışsever insanlara kapılarınız kapattıkça bu iş daha karmaşık duruma gelecek ama biz bu durumun altından da kalkacak kadar zekiyiz, çünkü biz barış istiyoruz, insanların eşit olmasını istiyoruz, demokrasi istiyoruz.

Kendi işlediğiniz cinayetlerin ardından 360 derece dönecek kadar zeki de olsanız, 100 küsur kişi öldürüldükten sonra basının karşısında pişmiş kelle gibi sırıtsanız da, suçu bize atmaya çalışsanız da bunlar sizi kurtarmaya yetmeyecek. Benim gibi Kahramanmaraş Fuarı’na giderse öldürülecek kaç yayınevi ve yazar var bilmiyorum ama ben ve benim gibiler barış için yaşamaya, bunun için ölümü göze almaya her zaman hazır olduk. Ankara katliamı zamanında Edirne Kitap Fuarı’nda olmasaydım ölenler yada yaralananlar arasında olabilirdim. Yıllar önce yazdığım şiir hâlâ geçerliliğini koruyor, “Biz tesadüfen yaşıyoruz…” Gerisi sizin içinizdeki faşizmle hesaplaşmanız, bizim de sizin faşizminizle hesaplaşmanız.

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: