Ahmet Nesin's Blog

Aralık 28, 2015

SADRAZAMIN SOL TOPU!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:30 am

SADRAZAMIN SOL TOPU!..

Kaç gündür düşünüyorum, insanın fıtratında faşistlik olabilir mi diye! Sadece faşistlik de değil, yağcılık olabilir mi, yani insan doğuştan faşist yada yağcı olabilir mi? İnsan nasıl dinsiz yada dilsiz doğuyorsa faşist yada yağcı doğamaz diye düşünüyorum. Düşünüyorum ama işin aslı öyle olmayabilir.

Bu konu ne kadar bilimcilerin işi olsa da sanırım kimi ülke insanlarının fıtratında bazı şeyler var. Mesela akdeniz ve ege insanının sıcaktan dolayı tembel olması, Almanların anormal disipline millet olması, Japonların şirket marşıyla sabah işe başlamaları, harakiri mantığı, dünyada onca dil yok olurken Kürtlerin bunca ezilmişliğe ve sömürüye karşın hâlâ dillerine sarılmaları ve onu geliştirme çabaları, sanırım bunlar insanın fıtratında var olan şeyler.

Bir ülke düşünün, yırtık dondan çıkar gibi birisi çıkıp o ülkeyi yönetmeye başlıyor. Bu yönetmeye başladığı tarihleri siyaset bilimciler iyi araştırmalı bence. Yırtık dondan çıkar gibi beyefendi doğal olarak bir partiye mensup. Önce parti içinde kongre savaşı veriyor –ki bu çok demokrat bir olay- ama bu savaşı kongrede kaybediyor. Bu çok açık şu demektir: Bu partinin delegeleri ve tabanı henüz kendi içinde böyle bir değişime hazır değil.

Ama yırtık dondan çıkar gibi beyefendi liderliğe aç, adamın fıtratında var, partiden bikaç arkadaşıyla ayrılıyor ve parti kuruyor. Ona partiyi ele geçirmesine izin vermeyen delege ve taban ilk seçimde onu iktidar yapıyor. Hem de esas lider yasaklıyken iktidara getiriyor. İşte Türkiye’nin yırtık dondan çıkar gibi tarihi burada başlıyor. Bu halk yırtık dondan çıkar gibi çıkan adamı iktidara getiriyor.

Bizim fıtratımızda çok şey var esasında, basının ve aydınların bir kısmı, bu yırtık dondan çıkar gibi iktidar olan adamı desteklemeye başlıyorlar. Onunla beraber esasında yırtık dondan çıkar gibi gazeteciler, aydınlar, bilimciler türüyor piyasaya…

Bir insanı yırtık dondan çıkar gibi başbakan yaparsanız, onunla ne siyaset, ne ekonomi, ne bilim, ne sanat, ne spor ve hatta çapkınlığı bile tartışamazsınız, çünkü o şimdi düşleyemediği bir olayın başındadır. Tam kendisine “Efendim, ülke ekonomisi konularında kimi kaygılarım var…” dediğinizde, “Konuşme leyn, benden iyi mi bileceksin, heytttt…” yanıtını alırsınız.

İş öyle bir noktaya gelir ki, artık o yırtık dondan çıkmıştır, ne zaman nereye saldıracağı belli değildir ve en yakın arkadaşlarından birini döver. O arkadaş partiden ayrılır ve demokrasi adına ayrıldığını söyler ve demokrasi adına ikinci yırtık dondan çıkandır ama gerçek bu olmadığından, kendisi de demokrat olmadığından o sadece tali yırtık dondan çıkan olarak kalır.

İş işten geçmiştir, o artık ülkenin en başındadır ve her istediğini yapmaktadır. Ülkenin en başına geçince emir verebileceği, her dediğini yapabilecek bir yetenek bulması gerekir. Onu bulmakta zorlanmaz, zaten parti içinde onlardan bol miktarda vardır, adı da Sadrazamın sol billurudur.

İşte o an herşeyin bittiği andır artık, Sadrazamın sol billuru, yırtık dondan çıkanın karşısında hazroldadır ve ne derse yapmaktadır. “Tutukla”, tutuklar, “İşkence yap”, işkence yaptırır, “Çocuk öldür, yaşlı öldür, hamile kadın öldür, sosyalist öldür, Kürt öldür”, öldürtür, artık yapacak bişeyi yoktur, hık demiş de yırtık dondan çıkandan düşmüş gibidir…

Reklamlar

Aralık 22, 2015

CİNAYET İŞLEYECEĞİM DEDİ DÖVLET!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:01 am

CİNAYET İŞLEYECEĞİM DEDİ DÖVLET!..

İnsan siyasi bir analiz yapabilir, tahminde bulunabilir, karşı tarafı anlamaya çalışabilir yada eleştirebilir ama Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu bir ülkede bunların hiçbiri yapılamaz. Dün Cizre ve Silopi’de çok ilginç bir olay yaşandı. Silopi’de 68 okul, 39 bin 128 öğrenci ve 1701 öğretmen var. Silopi İlçe Mille Eğitim Şube Müdürü Sait Uysal bir mesaj çekerek “Merkez okullarında görev yapan öğretmenler 14-15-16.12.2015 tarihlerinde hizmet içi eğitime alınacağından belirtilen tarihlerde okullar tatil edilmiştir. İş-Kur personelleri belirtilen tarihlerde okullarda hazır tutulacaktır. Okullarda bulunmayan personellerin işlerine son verilecektir. Bilgilerinize rica ederim…” demiştir.

Bu yazıya başlayalı 1 hafta oldu, devam edemedim, elim gitmiyor, öldürülen çocuk fotoğrafları, katledilen hamile kadın haberleri, terörist dedeler, babamın 100 yaşına girmesi, cezaevinde demokrat Bülent Ecevit zamanında yakılan, boğulan devrimcilerin anması, Kahramanmaraş katliamının yıldönümü, uykusunda canlı bomba diye öldürülen gencecik kız ve bu olayları protesto edenlere yapılan vahşet, nasıl bir ruh halinde yazmamı bekleyebilirsiniz ki!.. Olmuyor, eskisi gibi yazamıyorum.

Evet, Kürdistan’ın kimi bölgelerinde çocuklara okul tatil, deprem yok, kar yok, salgın hastalık yok, sadece devletin açtığı savaş var. Sadece Erdoğan olsa iyi, “O evleri teker teker temizleyeceğim…” diyen bir başbakan bozuntusu da var başımızda. Devlet sanıyor. Hay sizi yetiştirenlerin, diyeceğim ama 1 tane, 5 tane değiller ki, hangi birine yetişeceğim.

Devamlı Moğollar’ın şarkısı “Bişey yapmalı”yı mırıldanıyorum kaç gündür. Neyse ki fuardayım, yoksa tam da türkü DVD’si çıkaracakken benim bet sesimle mırıldanmalarımı duysa boşanma davası bile açabilirdi. Yapmalı da ne yapmalı, adam tam barışa doğru giderken savaş açmış, protesto edenlerin bile öldürüldüğü bir dönem.

Dün fuarda standıma bir kızcağız geldi. Van’dan gelmiş, türbanlı, güzel mi güzel, gözlerinin içi gülüyor hâlâ… Aziz Dede’sini görememekten üzgün, “Keşke hepsini alabilsem…” diye hayıflanıyor ama benimle tanışmaktan memnun. İzmir’de okuyor sandım ama kolon kanseriymiş, tedaviye gelmiş. Doktoru moral depolamasını söylemiş ama o şaşkın İzmir’de, “Bizim oralarda bunca katliam yapılırken bu insanlar nasıl böyle şen-şakrak olabiliyor…” diye soruyor bana.

Boğazıma bişeyler düğümleniyor, hele bir de kızkardeşinin Kobani’de IŞİD’e karşı savaştığını öğrenince iyice beter oluyorum. Tıkanma noktası bu olmalı sanırım, söyleyecek fazla lafım yok, yüzüm de yok. Turistik yer diye basın toplantılarına, kısa protesto yürüyüşlerine müdahale edilmeyen Antalya’da bile polis saldırmaya başladı artık, ne diyeyim bu gencecik kıza.

Hastalığı iyi safhada değil ama onun gözlerinde hala umut güzelliği var, bir de bişey yapamamanın sıkıntısı. O da benim gibi “Bişey yapmalı”yı mırıldanıyor. Kobani’den gelecek kötü bir habere de alışık, bu devlet Kürtleri ölüme alıştırmış. “Annem her sabah kızkardeşimin kapısını açıyor ve ‘Ne zaman gelecek yavrum’ diye söyleniyor…” dediğinde ev, oda, anne geldi gözümün önüne.

Dövlet okulları tatil ediyor Kürdistan’da, çocukları, anneleri, hamile kadınları, amcaları ve dedeleri öldürüyor iktidar uğruna, para uğruna, din uğruna… Gencecik bir kız hastalığınla boğuşuyor, moral depolaması gerek iyileşmesi için ama o doğduğundan beri savaşın içinde, moral neredeyse tünne ama Aziz Dede’sinin 2 kitabını almaktan çok memnun, standa geldiğinde dolu dolu gözleri gülüyor tekrar, benimle sohbet ederken başka bir dünyaya geçiyor, umut kaplıyor içini yeniden.

Düşünsenize, çevresindekiler gibi gülemeyen birisiyle sohbet edince seviniyor o genç kız, duyarlılığa hasret çünkü. Biz onları kendi savaşlarıyla ve ölümleriyle başbaşa bırakmışız sanki…

Başbakan Kürdistan’da sokağa çıkma emri verdi, çünkü temizlik evde yapılacak. O kapı her sabah açılacak ve o güzel anne kızının gelip gelmediğine bakacak. Gelse yine her sabah kapıyı açıp, bu kez kızının temizlikte gidip gitmediğine bakacak. Kimileri de aval aval etrafına bakacak, sonra “Aziz bey haklıymış ama oranı az söylemiş. Bunlar nasıl kazandı…” diye hayıflanacak aynaya bile bakma gereği duymadan…

 .

Aralık 10, 2015

ERDOĞAN YARIM BAŞ İSTİYOR…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:30 am

ERDOĞAN YARIM BAŞ İSTİYOR…

Türkiye’de başkanlık sistemi nasıl olacak, niye olacak, bunu yıllardır tartışıyoruz. Bunca tartışmadan bişey anlayan varsa beri gelsin. Meclisin çıkaracağı hükümet kimleri neden rahatsız ediyor, demokrasi açısından nasıl olmalı, Türkiye bu tip bir uygulamaya hazır mı, hazırsa hangisine hazır belli değil. Belli olan tek şey, halkla yapılan anketlerde bunun istenmediği. Halkın istemediği bişey neden bu kadar gündeme oturur ve tartışılır ve hatta bu konuda referanduma gidilmek istenir, bunu sanırım ne sosyologlar ne de siyaset bilimcileri açıklayabilir.

Biz bunları tartışırken başbakan Ahmet Davutoğlu 4 Aralık’ta bir genelge yayınladı. Genelgede şöyle deniliyor: “Son zamanlarda kamuoyunda “Osmanlı Ocakları Derneği” olarak bilinen bir dernek tarafından, derneğin internet sayfası üzerinden yapılan ve gerçeği yansıtmayan bazı paylaşımları ve faaliyetleriyle Sayın Cumhurbaşkanı’mızdan ‘özel ve ayrıcalıklı bir himaye’ gördükleri gibi hak etmedikleri bir itibar ve desteği toplum nezdinde sağlamayı hedefledikleri, böylece haksız ve doğru olmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir algı oluşturmaya çalıştıkları, bu ‘özel’ ve ayrıcalıklı himaye görme algısının, art niyetli olarak daha da ileri götürüldüğü, kamu kurum ve kuruluşları nezdinde haksız ve kişisel çıkarlar sağlamaya yönelik olarak kullanılmaya çalışıldığı bilgisi edinilmiştir. Adı geçen dernek başta olmak üzere art niyetli kişi veya sivil toplum kuruluşlarına karşı daha dikkatli olunması; herhangi bir ayrıcalık tanınmadan, yasalar çerçevesinde ve sadece hak ettikleri ölçüde yardımcı olunması, yasalara aykırı ve haksız bir talep veya girişimleri söz konusu olduğunda da yasal yollara başvurulmasında tereddüt gösterilmemesi hususunda bilgilerini ve gereğini arz ve rica ederim.

Davutoğlu ayrıca başkanlık sistemiyle ilgili olarak da konunun ilk gündem maddesi olmadığını vurgulayarak “Sayın Cumhurbaşkanımız ile benim ilişkim doğası dolayısıyla sistem yürüyor. Birinci madde bu değil. Önce gerilimin düşmesi ve her şeyin konuşulabilmesi. Mesele cumhurbaşkanlığı makamının gücünü artırmak olarak görülmemeli.” dedi.

Erdoğan da baktı olmuyor, zaten yarı başkanlık sistemini öne çıkardı. Önceki gün televizyona illa da başkanlık sistemi diye yırtınan Burhan Kuzu çıktı ve o da yarı başkanlık sistemine karşı olduğunu söyledi. Hani “Bişey anladımsa arap olayım” derler ya, ben de olmak üzereyim. Sen sistemi savun, cumhurbaşkanının danışmanı ol, sanki bunlar hiç konuşulmamış gibi tekrar vekil olunca “Ben bu tarza karşıyım…” de. Çocuk oyuncağı gibi siyaset bizimkisi.

Meclis aritmetiği referanduma bile izin verecek sayıda değil, AKP’nin sayısı 317. Diyelim ki 330 ama en az 40-50 milletvekili bu sisteme “Hayır” diyecek AKP içerisinden. Anlayacağınız MHP’den gelmesi beklenen oylar da yetmeyecek.

Bu sistemi kim istiyor, 1 kişi ve biz harıl harıl tartışıyoruz. Televizyon programları yapıp her konuda uzman olan uzmanoğluuzmanları konuşturuyoruz. Onlar bu durumdan memnun, zaten tam başkanlık yada yarı-başkanlığı konuşurken ülke halkının yeteri kadar bamya yemediğinden bu duruma geldiğini anlatabilirler. Hatta o noktaya gelirler ki, bu başkanlık yada yarı-başkanlık sisteminin istenmemesinde vezir parmağının suçunun çok büyük olduğunu açıklayıp, sonucunda imam bayıldı yada kabak oturtma tarifine geçebilirler.

Biyrunnnnnn, ince kıyım var, kelle-paça var, hem tam, hem yarım baş var, biyruuuuunnnnnnnn… Sorun samırsaklasak da mı içsek samırsaklamasak da mı…

 

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: