Ahmet Nesin's Blog

Ağustos 11, 2016

TAHİR ELÇİ’DEN SONRAKİ HEDEFİN BEN MİYİM AHMET HAKAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:15 am

TAHİR ELÇİ’DEN SONRAKİ HEDEFİN BEN MİYİM AHMET HAKAN!..

Keşke birileri çıkıp Ahmet Hakan’a “40’ından sonra kolay kolay demokrat olunmuyor…” deseydi. Ama kolay değil, demokratlığı çok para kazanıp, en iyi şarabı bilme ve seçmeyi özgürlük zanneden Ertuğrul Özkök’ten öğrenirsen, ancak bu kadar öğrenirsin. Yada gazeteciliğin Z’sinden anlamayan Aydın Doğan gibi biri, günün birinde sana gelip “Ahmet Hakan kardeşim, bırak şu Fetullah’ın gazete ve dergilerini, gel benim gazetemde bu kadar paraya demokrat ol…” deyince de demokrat olunmuyor. Ve hatta Kur’an’a tam olarak inanan birisinin asla demokrat olamayacağını anlatsalardı.

Gelelim Ahmet Hakan’ın bana söylediklerine, ben aymaz liberal solcuymuşum. Aymaz sözlüğe göre “Çevresinde olup bitenlerin farkına varmayan, sezmeyen (kimse), gözü bağlı, gafil.” anlamına geliyor. Ben bir yazı yazarken, anlamından kuşku duyduğum sözcükler için hep sözlüğe bakar, hata yapmamaya çalışırım. Bu sanırım babamdan bulaşan bir titizlik. Siyasi kimliğim oluştuğundan beri Türkiye’de yaşanan bütün faşistlikleri bizzat yaşadım ve bunlara karşı durdum. Bu yüzden de Kürdistan’da yaşanan yıkıma karşı Özgür Gündem’in 1 günlük genel yayın müdürlüğünü üstlenip 11 gün hapis yattım ve uzun süredir de Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde yazılar yazıyorum. Anlayacağın “Aymaz” değilim, seninle aynı şeyleri savunmamam beni yada seni aymaz yapmaz.

Gelelim liberalliğime. Siyasetin içine girdiğim 18 yaşımdan bugüne değin, yani 41 yıl, 1 gün bile liberal olmadım. Tam tersi, yazılarımı okuyanlar bilir, liberallerle çok ciddi tartışmalar yaşadım. İşte eleştirdiğin insanın, bizahmet 5-10 yazısını okusaydın, onun liberal olmadığını anlardın, o kadar da olsa kafanın çalıştığına inanıyorum.

Esasında sana yanıt verip vermemeyi çok düşündüm. Nedenine gelince, yarın bu yazıyı okurken daha solcu olabilme olasılığını düşündüm. Sana birileri bunu 2-3 gün içinde önerebilir ve sen de yapabilirsin. İşte o zaman benden daha solcu ve demokrat olmuş birini eleştirdiğim için aforoz bile edilebilirim çevremden. Şunu çok iyi bil Ahmet Hakan, ben hem aile içinde, hem de çevremde radikal solculuğumla tanınırım.

Benim için şunları yazmışsın: YURDUMUN EN AYMAZ LİBERAL SOLCUSU Ergenekon ve Balyoz’un Fetullah ürünü bir girişim olduğu açığa çıkmışken… Ergenekon ve Balyoz’dan yüzlerce kişinin mağdur edildiği belli olmuşken… Asıl darbecilerin, Fetullahçılar olduğunu gün gibi aşikâr hale gelmişken… Ergenekon ve Balyoz’un bir “kumpas” olduğu yapanlar tarafından itiraf edilirken… Ülkemizin en aymaz liberal solcusu Ahmet Aziz Nesin, şöyle yazmış sosyal medyada: “Darbe girişimi Ergenekoncuların işine yaradı. Şimdi herkes onları masum çocuk diye tanıtıp sanki Türkiye’de derin devlet yokmuş gibi anlatıyor.” Fetullahçıların yürüttüğü Ergenekon ve Balyoz kampanyasının en sihirli soruları şunlardı: Ne yani? Derin devlet yok mu? Ne yani? Faili meçhuller olmadı mı? Ne yani? Darbe yapılmadı mı?. Derin devlet vardı. Faili meçhuller vardı. Darbeler yapıldı. Ama bütün bunlar… Devlete sızan Fetullahçı çetenin kumpasına gözü kapatmanın gerekçesi olabilir mi? İnsan azıcık pişman olur, azıcık üzülür. Ve halkın huzuruna çıkıp… “Ben öyle bir aymazlık içindeymişim ki… Halkın üzerine tank sürmekten bile çekinmeyen katliamcı ve darbeci Fetullahçılar eliyle derin devletle, faili meçhullerle ve darbelerle mücadele edilebileceğine inanmışım” der. Ama Ahmet Nesin gibilerin aymazlığı, öyle kibirli bir aymazlık ki… “Hata yapmışım” dememek için… O köhne teraneye sarılmaya devam ediyor.

Önce sana şunu anlatmaya çalışayım. Türkiye’de bir derin devlet vakası vardır. Bu olay Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla başlamış, hâlâ da devam eden bir olgudur. Bu konu hakkında yazılmış yüzlerce kitap var, binlerce doküman var. Sadece Bülent Ecevit ve İhsan Sabri Çaylayangil’in anılarını dinlesen bile bunu öğrenebilirsin.

Tahmin ettiğim gibi sana yanıtım uzun olacak. O yüzden Ergenekon ve Balyoz açıklamalarına yarın devam edeceğim. Ama bugünkü yazımı kısa bir notla bitireyim. Barış ve demokrasi adına Mehmet Ağar gibi bütün yaptıkları bilinen bir alçak konuşma yapıyorsa, o ülke demokrasiyle yönetilmiyor demektir. Buna izin verenler ve alkışlayanlar demokrasiden nasibini almamış demektir.

Bir ülkede “İDAM” tartışılmaya başlanmışsa, o ülkenin yönetenlerinin demokrasiyle hiçbir bağlantıları yoktur demektir. Demokrasi mitinginde birbirinden farklı 3 parti lideri birden konuşma yapıyorsa, demokrasi anlayışları farklı insanlar aynı kitleye konuşuyorsa buna da demokrasi değil, kakafoni denir. Ama en önemlisi demokrasi mitingi adına siyaset meydanında genel kurmay başkanı konuşma yapıyorsa buna da askeri idare denir. Askeri darbe girişimi olması ve bunun önlenmesi bile bir genel kurmay başkanına meydanlarda konuşma izni vermez.

Neyse devamı yarına Ahmet Hakan.

 

 

Reklamlar

Ağustos 10, 2016

DERİN DEVLET İŞ BAŞINDA

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:04 am

Ahmet Nesin: Derin devlet işbaşında!

HEMIN KHOSHNAW Tarafından 27.5.2016

Ahmet Nesin

Türkiyeli yazar Ahmet Nesin, “Ergenekon Davası beraat etikten sonar derin devlet bence HDP dışındaki partileri tek çatı altında toplamış ve yeniden çalışmaya başlamıştır” dedi.

 

Dokunulmazlıkları kalkan bütün milletvekillerin yargılanacağına ya da yargılansa bile ceza alacağına inanmadığını ifade eden Nesin, şöyle devam etti:

“Daha çok batıdaki vekiller ceza alacak ki Erdoğan yapılacak bir ara seçimde, anayasa değişikliği için eksik olan 14 vekil sayısını kapatsın.”

Nesin, savaşı PKK’nin değil, devletin başlattığını söyledi.

Ahmet Nesin Rûdaw’ın sorularını yanıtladı.

 

Dokunulmazlıklar konusu sizce nereye varır?

Dokunulmazlık konusunda bütün demokratların birlikte hareket etmesi gerekiyor, ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrı bunu engelleyecek. Bugün yazdığım yazıda da söyledim, Kılıçdaroğlu aldığı bu karar sonrası Genelkurmay Başkanı’yla içtiği çayda neler konuşulduğunu açıklamak zorundadır. Hatta bu çayın davetini kim yapmıştır.

Ergenekon Davası beraat etikten sonar derin devlet bence HDP dışındaki partileri tek çatı altında toplamış ve yeniden çalışmaya başlamıştır.

Dokunulmazlığın kaldırılması ile fezlekesi bulunan tüm milletvekilleri yargılanır mı?

Bütün milletvekillerin yargılanacağına ya da yargılansa bile ceza alacağına inanmıyorum. Daha çok batıdaki vekiller ceza alacak ki Erdoğan yapılacak bir ara seçimde, anayasa değişikliği için eksik olan 14 vekil sayısını kapatsın.

HDP’liler tutuklanırsa Türkiye’de nasıl bir süreç yaşanır?

HDP’liler tutuklanırsa zaten olmayan demokrasi son darbesini yemiş olur. Bunun adı benim 2008’lerden beri söylediğim sivil darbenin son noktasıdır. Bu sivil darbe darbecilerin beraat etmesiyle güç kazanmış, askeri de tepesine getirmiştir. Nasıl bir süreç ortaya çıkar sorusunun yanıtı burada gizli. Demokrasinin olmadığı yerde demokrasi savaşımı nasıl yapılıyorsa öyle olacak. Bu süreç acı olacak ama başka bir yol da bırakmıyorlar bence.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’deki mitinginde Yargıtay ve Danıştay Başkanları’nın da olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Erdoğan mitinglere çıkıyor, elnde çeşitli ipler var, o iplerin ucunda değişik insanlar var ve Erdoğan onları istediği gibi oynatıyor. Bunu şimdilik beceri sanıyor ama bunu ağır ödeyecek.

Böyle bir görüntüden sonra HDP’lilerin yargılanmasında adil bir karar çıkacağına inanıyor musunuz?

Başlangıcı adil olmayan bişeyin sonucunun adil olma olasılığı sıfırdır.

Dokunulmazlıkları kalkan milletvekillerinin yargılanması halinde Kürt illerinde nasıl bir durum ortaya çıkar?

Düşünmek bile istemiyorum. Bütün sorun batıdaki demokratların bu savaşıma nasıl destek verecekleridir. Türkiye kuruluşundan beri en büyük demokrasi savaşımına giriyor. Umarım bunu biran önce çözeriz.

28 milletvekilinin yargılanıp bir yıldan fazla ceza alması durumunda ara seçim ya da erken genel seçim belirecek…

Bunu yukarıda belirttim, bu vekiller batıdan, AKP’nin önde olduğu yerlerden seçilecek. Bu seçimlerde iş daha çok CHP’nin demokrat vekillerine düşüyor. CHP ya demokratlaşacak yada kendi içinden sosyal demokrat bir parti çıkartacak. Bunun artık oyanlanma şansı yok, Türkiye’nin böyle bir lüksü yok.

Sizce dokunulmazlıklar ile birlikte Erdoğan’ın önündeki başkanlık engeli kalktı mı?

 

Kalkmadı, yapılacak gizli oylamada bu yasa meclisten nasıl geçecek, hâlâ bilmiyoruz. Son bakanlar kurulu şunu gösterdi: AKP’nin eskileri artık o partide seçime giremeyecek. Onlar da ona gore davranacak. Erdoğan için meclisteki gizli oylama ciddi bir risk. O yüzden ara seçim ona daha kolay gözüküyor.

HDP 7 Haziran’dan sonra nerede hata yaptı?

İlk kez seçime katılan bir parti herkesin dediğinin aksine 2 kez barajı geçiyorsa hata yaptığı söylenemez.

HDP, çatışmaları önleyebilir miydi?

 

Devlet savaş açtığında kimsenin savaşı durdurma şansı yoktur. Ama şunu herkes bilmeli ki son savaşı açan PKK değil, devlettir. PKK hâlâ tam savaş halinde değil.

Ağabeyin Ali Nesin “Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla, PKK de, hendekler de, terör de meşrulaştırılmıştır. Kürt halkına, ‘PKK’siz siz bir hiçsiniz’ mesajı verilmiştir. Ayrıca kimsede PKK’ye silah bırakma çağrısı yapma yüzü kalmamıştır” demişti. Sizce de öyle mi?

Barış gelmeden silahı bırakmak mantığa aykırı. Silah bırakılmadığında aylarca hiçbir çatışma olmadı, demek ki sorun silahı bırakmakta değil, barış istemekte. Dünyada hiçbir savaşta bir tarafa silahı bırak, barışalım denmez. En azından ben böyle bir örnek bilmiyorum.

 

Ağustos 5, 2016

EROL’LA AYNI KOĞUŞTA…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:52 am

EROL’LA AYNI KOĞUŞTA…

Bu yazıyı 11 günlük saçma sapan tutukluluk zamanımda içeride yazmıştım ama yayınlama fırsatım olmamıştı. O günlerin kısa bir anısı olarak yayınlamak istedim.

Büyük bir olasılıkla birçok insan bizim cezaevi halimizi merak ediyordur. İkiz kızlarım kaynatıyorlardır “Babam şöyle yapıyordur, böyle yapıyordur…” diye. Eşim ayrı bir telaş içindedir, oğlum bütün işler ona kaldı diye yayıneviyle cezaevi arasında gidip geliyordur.

Bu her içeri girenin ailesi için geçerlidir, bizler de farklı durumda değiliz aslında. Amam esas olan, aynı davadan yargılanıp da birbirini fazla tanımayan bizlerin nasıl anlaşacağı durumudur. Bunu kimse merak etmez, mesela ben daha önce bisürü eylemde beraber olduğum, kimi yazılarını okuduğum ama çok samimiyetim olmayan Erol’la aynı koğuşta ne yapacağım. Bu onun için de geçerli.

Bu ne benim ne de Erol’un ailesinin aklına gelmediği için bu sabah koğuşta yaşadığımız bir olayı anlatacağım. Bu arada yaşımdan dolayı da koğuşun gizli ağasıyım, yaşımdan dolayı bişey yaptırmıyorlar bana. Sadec bir kez herkes odasına çekilince bardakları yıkayabildim, çünkü genç bir delikanlı bulaşıkları da odasına götürüp yıkıyor.

Aynı hizada değişik odalarda kalıyoruz, Erol’la uyanma saatlerimiz aynı, doğal olarak havalandırmaya çıkış saatimiz de aynı. Sabah günaydınlaştık, haberleri dinlemeye çalışıyoruz daha çok dini ve müzik yayınlarını veren radyodan. Sanırım frekansları daha kuvvetli. Bu arada kahvaltı saati yaklaştı, havalandırmanın ortasında mazgal var ve Erol oraya çömeldi.

Erol bulaşıkları yıkayacak, diğer arkadaş sıcak suyu leğene döktü. Erol eline de su istedi, mazgalda ellerini yıkayacak. Yanlış anlamadınız, Erol bulaşıktan önce ellerini yıkayacak. Türkiye’de bikaç şehir olmak üzere İngiltere, İskoçya, İsviçre ve Fransa’da bekar yaşadım. Yaşamımda bulaşıktan önce ellerini yıkayan ilk kez Erol’u gördüm.

Aklıma hemen alışverişlerim geldi. Eşim liste yapar verirdi, esasında bu listenin pek anlamı yoktur, çünkü alışveriş merkezine gittiğinizde eve telefon açarsınız ve unutulanlarla o liste en az 2 katına çıkar.

Erol bulaşıktan önce ellerini yıkayınca eşim Hilal’in bana kazık attığını çözdüm hemen. Çünkü her listede bulaşık tableti ve sabunu ayrı ayrı yazılırdı. “Neden” diye sorup kendisiyle “Cimri adam” tartışması riskine girmedim. Ne de olsa babamın adı cimriye çıkmışken bir de ben bu lakabı almayı riske edemem.

Sonra gözümün önüne ev ve yemek sonrası geldi. Hilal bulaşıkları makineye atmadan önce, süngere bulaşık deterjanı döküp onları yarı yarıya yıkıyordu. Çıktığımda daha dikkatli bakacağım, bulaşık makinesine atmadan önce sabunla yıkadığı bulaşıklardan önce de el sabunuyla ellerini yıkıyorsa yandım ben. Bir bulaşık için 3 değişik sabun, iflas dediğin böyle başlar.

Benim ikizler çocukken Sıvas’a köye gitmişler. Anneanneleri onları yıkayacak. Önce almış Manolya’yı, sokmuş banyoya, güzelimi kanırta kanırta yıkamış. Annelerinden bilirim, insan deri değiştirir onlar yıkadığında. Çıkmışlar banyodan, kayınvaldem nefes alıp Açelya’yı yıkayacak. Neyse girmişler banyoya, kayınvaldem “Abovvvv, senin saçın neye ıslak hele, terledin mi eşeğin sıpası…” diye diye yıkamış kızımı. Dışarı bir çıkmışlar ki Açelyamın saçları kuru, pis pis sırıtıp oyun oynuyor. Meğer kayınvaldem ikizlerimden Manolyamı 2 kez yıkamış.

İşte bizim de günlerimiz böyle geçiyor, bulaşık dışında bir sorunumuz yok.

« Newer Posts

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: