Ahmet Nesin's Blog

Kasım 10, 2016

ÖZGÜR GÜNDEM SAVUNMASI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:43 am

ÖZGÜR GÜNDEM SAVUNMASI…

İnsan yaşadıkça hergün bişey öğreniyor, ben de bu ayın 8’indeki duruşmamızda olmadığımdan savunma göndermeme karşın yapamazmışım. Çünkü önce kimlik kontrolü yapılması gerekiyormuş. Avukatım Efkan’la konuşurken birden “Acaba daha önce kimlik kontrolü yapılmadan mı tutuklandım?..” diye aklıma geldi. Sonra da avukatım benim yazılı savunmamı neden okuyamıyor diye düşündüm ama onca yıl adliye muhabirliği yaptığımdan, saçma yasalarımızı düşünüp vazcaydım kendi kendime söylenmekten.

Aziz Nesin’in tiyatrolarda oynanmış bir öyküsü vardır. Sanık her duruşmaya çıktığında bebekliğinden itibaren anlatmaya başlar. Aradan yıllar geçse de sanık anca ilkokul çağını anlatmaya fırsat bulmuştur. Hakim sonunda iyice sinirlenir ve bağırarak “Oğlum, bana ne bunlardan, şu cinayeti anlatsana…” der. Sanık hakimin karşısında sırıtır ve “Yok ya, olayı anlatayım da bana idam cezası verin…” der.

Sevgili Şebnem ve Erol, gönlünüzü ferah tutun, sonraki duruşmada da olmayacağım.

Gelelim yapmak istediğim ama okunamayan savunmama:

Istanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na,

Basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 151. sırada olduğumuz bir dönemde, basın suçlamasıyla yüzyüze gelmek bana çok komik geliyor. 120’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu, 100’den fazla televizyon, gazete, radyo, dergi ve yayınevinin kapatıldığı, 3 binden fazla meslektaşımın işsiz kaldığı bir ülkede ve onun mahkemesinde ifade vermeyi de, savunma yapmayı da reddediyorum. “Gazete okumaya zamanım yok, yardımcılarım bana özetliyor” diyen bir cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede beni ve arkadaşlarımı yargılamaya çalışmanız gayet doğaldır. Basının, okumanın ne demek olduğunu bilen biri olarak, diploması olduğu şüpheli olan ve tartışılan birinin yönettiği bir ülkede yargılanmamım da doğru olacağına inanmıyorum.

Babam Aziz Nesin’den 70 yıl sonra aynı suçtan hapse girmişsem, bunu ben değil, beni ve arkadaşlarımı hapse atan savcı ve hakimler düşünmek zorundadır. Ahmet ve Mehmet Altan, babaları Çetin Altan gibi demokrasi ve barışı savundukları için 55 yıl sonra hapsediliyorlarsa “Türkiye’de basın özgürdür” diyen bütün siyasilerin burunlarını hergün ameliyatla kısaltmak gerekir, çünkü Pinokyo bile onların yanında masum kalır.

Biz gazeteciler olarak halkı bilgilendirmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Ama sanırım ki önce halkı yönettiğini zannedenlere gazetelerin, televizyonların, radyoların ve kitapların bomba olmadığını öğretmeliyiz. Mesleğimin bana yüklediği bu görevi de elim kalem tuttuğu sürece yapacağım.

Bu yazdıklarımdan dolayı size suçsuz olduğumu söylemiyorum, okumayanların yönettiği bir ülkede buna gerek duymuyorum. Yazdıklarımızı suç sayıp delil diye önümüze koyup, tutuklayanlar ve dava açanlar bu yazdığımı da savunma sayabilirler. O yüzden beraatimi filan da istemiyorum. Mahkemenin reddini talep ediyorum.

Reklamlar

Kasım 8, 2016

ERDOĞAN ALZHEİMER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:50 am

ERDOĞAN ALZHEİMER!..

Doktor değilim ama son yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın bize anlattıklarını genç bir psikologa yada nöroloji uzmanına söylesem, sorsam, büyük bir olasılıkla Alzheimer teşhisi koyardı. Yada şöyle söyleyeyim, son zamanlarda yaşadıklarımızı Avrupa’da bir siyasetçiye anlatsam, ömür boyu siyasetten soğurdu sanırım.

Dünya tarihi Erdoğan kadar unutkan bir siyasetçi tanımış mıdır acaba? Hiç sanmıyorum, neredeyse sabah dediğini, yediğini unutan biriyle karşı karşıyayız. Böyle olunca da ülke için durum gerçekten vahimleşiyor.

Bu unutkanlık bulaşıcı esasında, O unutunca biz de onun yaptığı rezillikleri unutuyoruz. Mesela Erdoğan’ın faşist olduğunu anlamak için yaptıklarına bakmaya gerek yok, arkadaşlarına bakmamız yetiyor da artıyor bile. Siyasi anlamda “Canım kardeşim…” dediği bir kişi anımsamıyorum ben. “Kankam” dediği İtalyan hırsızlıktan içeri girdi mesela, o kadar yakınlaşmada onları dolar mı çekti bilmiyorum ama mutlaka bişey çekti.

Mesela Esad’la paylaşmadığı şey kalmadı, tekne turlarından tutun da, sarılmalar, kucaklaşmalar gırla gitti. Ama Erdoğan Esad’ın Esed olduğunu öğrenince hayatının kazığını yediğini sandı ve onu komşu dernek başkanı sanıp devirmeye çalıştı.

Buna benzer olaylar neden oluyor diye düşünmeye başladım haftalarca. Farkındaysanız yaklaşık 1 aydır yazı yazmıyorum, sabah akşam oturdum, bunu düşünüyordum. Çünkü olayları üst üste koyduğumda bunun normal olmadığına, bir hastalık olduğuna inandım. Esad’ı yada Esed’i devirmeye çalışırken, onun bir devlet başkanı olduğunu unutmasıydı benim kafamı karıştırmaya başlayan. Sonra Dolmabahçe mutabakatı benim için son noktaydı. Onun başbakanlığı döneminde başlamıştı, adına Kürt Açılımı denmişti ama 1 hafta sonra o ismi unutunca değiştirdi. Aklımda yanlış kalmadıysa Kürt Açılımı’yla başlayan barış masası 4 yada 5 kez isim değiştirdi.

Anımsarsanız daha önce “Epileptik Davranış Biçimi” diye bir yazı yazmıştım. Epilepsi yada halk deyimiyle sara krizinde hafıza bazen geçici, bazen de kalıcı olarak gidiyor. Yakın zamanı anımsamıyorsunuz ve bunun için hafıza açıcı ilaçlar var.

Kürt Açılımı’yla başlayıp Dolmabahçe mutabakatının açıklanmasının ertesi gün Erdoğan kendi emir verdiği, görevlendirdiği bakanlarını yalanladı. Tam net ne dediğini yazamam, bunun için google’a bakmama da gerek yok ama “Bu da nereden çıktı” dediğini biliyorum. Biliyorsunuz, o masadan, açıklayanlardan hiçbir AKP’li bakan yada bir görevli kalmadı Erdoğan’ın etrafında. O emirleri kendisinin verdiğini unutmuştu.

Filistin’e yardıma gidecek olan gemi olayını ve İsrail’in yaptığını anımsamayan var mı aranızda? Sanmam, zaten varsa onların da tedavi olması gerekiyor. Son konuşmasında ne dedi gemiyle ilgili, sanırım Kocaeli köprüsünün açılışıydı ve “Kardeşim o gemiyle giderken zamanın başbakanına mı sordunuz da gittiniz, biz zaten gidiyorduk, size ne gerek vardı…” dedi ve ben kendimce son noktayı koydum. Kendi başbakanlığının dönemi olduğunu bile unutmuştu, durum cidden vahimdi bence.

İşte bütün bunları karıştırırken sara ilaçlarına da bakmayı ihmal etmedim ve kimi sara ilaçlarının alzheimer hastaları için de kullanıldığını öğrendim. Bu unutkanlıklar sara krizinin arkasından oluşmuyor, normal şartlarda konuşurken de oluyor çünkü. Mesela arabada kilitli kaldığında yaşadığının sara krizi olduğunu biliyoruz, son ABD krizinde hastaneye kaldırıldığında da ama bazıları, saldırmaları, vurmaları filan öyle bir kriz sonrasında değil.

O zaman bence bunun tek bir açıklaması vardır o da Erdoğan’ın belki de uzun süre geçirdiği sara krizlerinin etkisiyle, Alzheimer olması. Diyeceksiniz ki, bir hastalık üzerinde neden bu kadar duruyorsun? Ben de size diyeceğim ki, Erdoğan bağırsağından olduğu ameliyatı saklamıyor da, neden sara hastası olduğunu saklıyor. Yada şöyle diyeyim, kilitli arabadan çıkartıldığında rapor veren kadın doktor neden 15 gün sonra öldü de, ameliyat eden doktor yada bağırsağındaki teşhisi koyan doktor yaşıyor.

Neden biliyor musunuz, sara hastası bir kişinin cumhurbaşkanı olması yasaktır, asker, komutan olamaz, çürük raporu alır. Kanser olan birisi cumhurbaşkanı olabilir ama Alzheimer olan olamaz. Şimdi anladınız mı Erdoğan’ın neden bu kadar korumayla gezdiğini, korkusundan değil, ben onun kadar cesurunu görmedim şimdiye dek. Tek sorunu var kaybolmak, aynen şairin dediği gibi işte, hiçbişeyden korkmadı kaybolmaktan korktuğu kadar.

 

« Newer Posts

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: