Ahmet Nesin's Blog

Aralık 12, 2016

ERDOĞAN’I BİTİRECEK 21 PARE TOP ATIŞI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:48 am

ERDOĞAN’I BİTİRECEK 21 PARE TOP ATIŞI…

Kimi yazılarımdan yada söyleşilerimden dolayı beni çok iyimser bulanlar olduğunu biliyorum. Oysa çok iyimser biri değilimdir ama Partili Cumhur Devlet Başkanı (Yeni anayasa taslağına göre adama başka isim bulamadım) Recep Tayyip Erdoğan benim iyimser yazmam ve konuşmam için elinden geleni yapıyor.

Önce neden bu kadar iyimser gibi gözüktüğümü açıklayayım. Erdoğan yeni anayasayla neler yapabileceğinin emarelerini uzun zamandır söylüyordu. Bunlardan en önemlisi Erdoğan benim adıma her şeyi yapacak ve benim nasıl yaşamam gerektiğine karar verecek. Aylardır hatta yıllardır başkanlık sistemi tartışılıyor ya, esasında bütün tartışma tek cümlede kilitleniyor, Erdoğan neredeyse benim hangi sokaklarda yürümem gerektiğine karar verecek ama ben buna izin vermeyeceğim için o 21 pare top atışı Erdoğan için atılamayacak.

Bütün lümpenler yada kabadayılar gibi Erdoğan da kendisini herkesten akıllı sanıyor. Oysa iş o kadar basit değil. Erdoğan köylü kurnazlığıyla şehir lümpenliğinin karmaşası biri, o yüzden yıllardır tartışılan diploma olayını da bu yolla çözmeye çalışmış. Yeni yasaya göre Partili Cumhur Devlet Başkanı adayı olabilmek için üniversite mezunu olma şartını getirmiş ama kaç yıllık üniversite olduğunu yazmamış. Erdoğan’ın mantığına göre 2 yıllık eğitim enstitüsü mezunu da aday olabiliyor. Bu yasaya göre Erdoğan’ın diploma tartışması son buluyor. Oysa benim derdim Erdoğan’ın üniversite diploması değil, Eyüp Lisesi’nden aldığı yada aldığı söylenen lise diploması. Ben bu diplomanın bile alınmış olabileceğinden şüpheliyim.

Anayasanın hangi maddesine bakarsanız bakın, bütün maddelerin paçasından korku akıyor. Erdoğan o kadar korkmuş durumda ki, Türkiye’de olabilecek her şeyin kararını kendisi almak istiyor. Öyle bir korku ki Erdoğan’ın kafası bundan sonra eşi yada çocuklarının önereceği torpilli isimlerin atanmasına bile kapalı. Çünkü bu korku paranoyaya dönüşmüş, hatta had safhaya gelmiş ve başkasının atayacağı her kişi Erdoğan’ı bitirecek sanıyor.

Erdoğan yeni anayasada halkın sevgisini kazanabilmek için bir kurnazlık daha yapmaya çalışmış. Yeni yasaya göre 18 yaşını geçen herkes milletvekili adayı olabiliyor. Daha doğrusu bu anayasa meclisten onaylanırsa böyle olacak. O da sanıyor ki gençler milletvekili olma düşüyle bu referanduma oy verecekler.

Oysa burada çok ince bir kurnazlık var ve MHP gibi en milliyetçi parti ve başkanı Devlet Bahçeli bunu nasıl atlamış anlam veremiyorum. 18 yaşını geçmiş çocuk rüştünü ispatlamıştır ama daha askerliğini yapmadığından milletvekili adayı olamaz. Buna çözüm olabilir mi, bence olur, her sabah bizi şaşırtmayı adet haline getiren Erdoğan yarın sabah kalktığında “Ben artık komünizme inanıyorum, Nato’dan çıktım, orduyu lağvettim…” diyebilir ama bu durumda AB’nin karşılığı sandığı Şanghay 5’lisine de giremez, çünkü o da bir askeri birleşimdir. O yüzden 2019 yılında 18 yaşına gelip de meclis düşü kuran çocuklar boşuna düş kurmayın, 16 yaşında askere gidemeyeceğinizden dolayı bu yol da size kapalı.

Gelelim en başta yazdığım iyimserliğime. Bence bu 21 parelik Erdoğan top atışı meclisten geçmeyecek, geçse bile ucu ucuna geçecek ve referandumda Erdoğan’a ciddi bir tokat atacak. Okuyanlar anımsayabilir, 7 Haziran seçimlerinden önce “Davutoğlu HDP’ye Oy Verecek” diye bir yazı yazmıştım. Şimdi de buna benzer bişey söylüyorum ve bunun da yazısını yazacağım: “BİNALİ YILDIRIM BU ANAYASAYA HAYIR DİYECEK

Ne yazacağıma, ne konuşacağıma, hangi sokakta yürüyeceğime ve mekanda bulunacağıma ben karar vereceğimden, hangi yasanın nasıl ve neden çıkacağına benim seçtiğim vekil karar vereceğinden, barış ve demokrasi istemimi gerçekleştirmek için mücadele edeceğimden dolayı, yukarıda yazdıklarımın hepsine Erdoğan karar vereceğinden dolayı bu yasa, 21 parelik top atışı meclisten geçmeyecek. Siz de benim gibi düşündüğünüzde Erdoğan yaşamının en büyük tokadını yemiş olacak.

Reklamlar

Aralık 5, 2016

SENİN MANTIĞINLA TÜRKİYE HAPI YUTTU ERDOĞAN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:41 am

SENİN MANTIĞINLA TÜRKİYE HAPI YUTTU ERDOĞAN…

Önceki gün bir Rus yetkilisi “Erdoğan önce konuşuyor, sonra düşünüyor…” demiş. Söylediğinde haklılık payı olsa bile ben hâlâ Erdoğan’ın düşünme yetisi olduğundan şüphe ediyorum. Düşünme yetisi olan insan arasıra da olsa önce konuşmadan düşünür çünkü. Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmada “Biz 20 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye kadar küçülmüş olan bir devletiz, bir ülkeyiz, bir milletiz. Biz tokluğu gördük ve şu anda da kimsenin topraklarında bizim gözümüz yok…” dedi.

20 milyon kilometre kare olduğumuz dönemde 50’den fazla ülke işgal etmiş Osmanlı İmparatorluğu. Erdoğan’ın bu tümcesini değişik şekillerde yorumlayabilirsiniz esasında. Ama bir gerçek va ki, o da kurulduğumuzda 780 bin metrekare olmadığımız, yani daha küçük olduğumuzdur.

Osmanlı İmparatorluğu Bilecik’de ilk kurulduğunda kaç kilometre kareydi bilemiyorum ama 780 bin kilometre kareden küçük olduğu kesin. Bu, şu anlama geliyor, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı olarak kabul ettiğimizde biz hâlâ kabul etsek de etmesek de işgal ettiğimiz topraklar üzerine kurulmuş bir devletiz. Benim arasıra “Türkiye suni bir devlettir” diye yazmamın nedeni de budur.

10. ve 11. yüzyıl haritalarına baktığımızda o tarihteki Türkiye sınırlarında hangi ülkeler ve toplumlar olduğunu görüyoruz esasında. Hatta o kadar geriye gitmeye de gerek yok, yıllar önce İş Bankası yayınlarından çıkan “İlk Meclisin Gizli Tutanakları” kitaplarında (4 cilt) Lazistan ve Kürdistan vekillerinin olduğunu görüyoruz. Hatta ilk Meclis-i Mebusan’da 47 Gayri Müslüm vekile karşı 68 müslüman vekil var. Bu vekiller arasında Şam, Kosova, Suriye, Selanik, Hicaz, Bulgaristan, Girit, Rodos, Bağdat ve Bosna-Hersek vekillerini de sayarsak ne kadar Türkiye olduğunu anlarız esasında.

1908-1912 meclisine baktığımızda mebuslar müslüm yada gayri müslüm olarak değil de kökenine göre ayrılmış durumda. Aralarında Ermeni, Rum, Yahudi, Arnavut, Arap, Sırp, Bulgar, Ulah, Asuri diye ayrılıyorlar.

İşgal ettiğimiz ülkeler Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra, hatta ayrılmak belki yanlış olur, işgalinden kurtulduktan sonra bizim yüzölçümümüz 780 bine düşmüş. Son yıllarda Erdoğan bu durumdan oldukça yakınıyor. Oraya saldırıyor, buraya saldırıyor ama sonuç alamıyor.

Diyelim ki Erdoğan’a hak verdim ve eski topraklarımıza özendim (Ne kadar bizimse onlar) ve tekrar bir imparatorluk hayaline düştüm, ilk aklıma gelen oraları tekrar işgale kalkışmak mı olur, yoksa yıllar önce işgal ettiğim toprakların ilk sahipleri de benim gibi düşünürse diye hayıflanmak mı?

Söylemek istediğimi daha açık yazmaya çalışayım, eğer Erdoğan’ın “Biz eskiden şu kadar kilometre kareydik…” diye düşünmesine karşın, kurulduğumuz Bilecik dışındaki toprakların sahibi ülkelerin yada toplumların böyle düşünme hakları yok mu? Biz kendimizi haklı görüyorsak, Yunanistan’da aynı şeyi söyleyip Trakya’nın bir bölümünü ister yada almaya kalkarsa kendimizi nasıl savunabiliriz. Karadeniz’de Lazistan ve Ermenistan “Haklısın Türkiye, seninle aynı görüşteyim, ben de eski topraklarımı istiyorum…” dediğinde verecek yanıtımız ne olur.

Bu dediğim Kürdistan için de geçerli. Ben kendi açımdan her zaman Kürdistan’ın ne karar vereceği konusunda Türk sosyalistlerinin ve devrimcilerinin yorum yapmasına, onlara akıl vermesine karşı çıktım, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına hep inandım. Bugün isteneni biraz geçmişe bağlamak istedim esasında. 1920’lerde kimi Ermeni ve Kürt mebusları Sevr anlaşmasında Türkiye’de Ermenistan ve Kürdistan’ın kurulmasını istemişler. Bunun üzerine Beyazıt (Ağrı) milletvekili Mehmet Şefik (Baydar) kürsüye çıkar ve uzun bir konuşma yapar. Konuşmanın bir bölümünde Baydar “Evet, Kürt aşiret ve kavimlerinin bazı talepleri vardır. Kürtler ne ister? Kürtler; bulundukları yerde Türk kardeşleri ile birlikte medrese ve mektep ister. Yol ister. Adalet ve mali yardım ister. Bu da hakkıdır. Fakat bunu başka taraftan değil, makam-ı Devlet’ten ve Yüksek Meclis’inizden ister. Bu taleplerin de zamanını bilir.

Bu bölümü yazmamın nedeni ayrılmak isteyen Kürtlerle Mehmet Şefik Baydar’ın mukayesesini yapmak yada hangisinin haklı olduğunu söylemek değil. 1920’de, cumhuriyetten önce bir Kürt vekiliyle bugün istenenin hâlâ aynı olduğu ve çözülmemiş olması.

Bizim 20 milyon km kare toprağımız vardı…” diyen biri varken iktidarın başında çözülme olasılığı olmadığı gibi hapislere girmemiz de normaldir. Esasında Erdoğan mantığından gidersek bizim orta asyadan gelip Bilecik ve etrafına sığışmamız gerekiyor. Kolay gelsin, ne diyeyim, Rus uzmanın dediği gibi adam önce konuşuyor, sonra düşünüyor, onu da becerebiliyorsa…

 

Kasım 28, 2016

ASKERİYENİN MAHREM İMAMI DA VARMIŞ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:44 am

ASKERİYENİN MAHREM İMAMI DA VARMIŞ…

İnanır mısınız bilmiyorum ama ilk kez gazeteci olarak, insan olarak ve bir devrimci olarak, bir haber karşısında nutkum tutuldu, şaşırıp kaldım. Haber Anadolu Ajansı’nın olmasa, altında imza olmasa geçip gideceğim, hiç ciddiye almayacağım. Ama sayın devletim, hele ki son günlerde öyle bilmediğimiz şeyleri bulup, çıkartıyor ve bize pes dedirtiyor ki, geçenlerde okuduğum Diyarbakır Cezaevi Anıları (Hasan Hayri Aslan Ölümden de Öte) kitabı bile bunların yanında hafif kalır. Haber kısaca şöyle: “Muş’ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında, askeri personelin “mahrem imamı” olduğu tespit edilen bir öğretmen gözaltına alındı.

Bu mahrem imam olayının neresinden başlayacağımı bilemiyorum esasında. Öncelikle şunu söyleyeyim, bu mahrem imamlar imam değil. Doktoru var, mühendisi var, son yakalanan gibi öğretmen olanı da var. Peki diyeceksiniz ki, imamlık mı yapıyorlar, hayır, yazılanlara göre imamlık yapanı da yok.

Daha önce yakalananları inceledim, bunlar Fethullah Gülenci yapılmaya çalışılan çocukları biraz takip ediyorlar, biraz güven veriyorlar takip edildiklerinden (Nasıl bir duyguysa bu), sonunda da adam olacak çocukları seçiyorlar esasında.

Şaka değil, öyle az buz yok bunlardan, yakalananların sayısı 100’ü geçmiş sanırım. Dün bir asker tanığın ifadesini okudum, bir insanın ne kadar acizleşeceğini gördüm. İfadenin bir kısmında kendisine bir fanila gönderildiğini söylüyor. Fanila deyip de geçmeyin, bu fanila daha önce Fethullah Gülen tarafından giyilmiş. Durum böyle olunca büyük olasılıkla yıkanmamıştır. Fethullah Gülen bu fanilayı kaç gün giymiştir bilemem ama o asker o fanilayla Pensilvanya’dan gelen kokuyla 21 yıl hizmet ediyor.

Midenizin kalktığını tahmin edebiliyorum ama size bir mantığı anlatmaya çalışıyorum. Biz esasında Erdoğan ve onun gibiler tarafından yönetilmiyoruz. Bizi yöneten “Ben Erdoğanın gotunun gılıyım” diyen bir irade esasında. Yada “Yasa olsa Erdoğan’la evlenirdim…” deyip de Emine Hanımı hiç ciddiye almayan, hatta buna karşın Emine Hanımın da “Dur leyn, dingonun ahırı mı benim kocamın koynu yada benim evim…” demediği bir toplum tarafından yönetiliyoruz.

Hiç dikkatinizi çekti mi, ne Erdoğan ne de eşi bu yorumlara cevap bile vermedi. Neden vermediler, çünkü aldıkları kültür bu kadar, esasında söylenenleri kabul eden insanlar. Erdoğan 10 yıl iktidarda kalsın, saraya kuma da getirir. Emine Hanımın buna itiraz hakkı yok, Kur’an’a göre maddi olanağı yerinde olan Erdoğan’ın bunu yapma hakkı var çünkü. O yüzden Emine Erdoğan bu kadına cevap veremiyor, verdiği ters yanıt onun Müslümanlığını sorgular hale getirir.

İşte bu yüzden biz 21. yüzyılda sapıkların yasasının nasıl olacağını tartışırken, sokağa çıkan kadınlarımız Kur’an okutularak polisleştirilmiş gençlerimiz tarafından dövülüyor, gazlanıyor. Onların bilgisi bu, bizi esasında onlar yönetiyor, Erdoğan’ı seçiyor yönetsin diye yada diğerlerini.

Bunca yazının başlıkla ilgisi var mı diyebilirsiniz, bence var. Koydukları isim açısından var, “Mahrem İmamı” diye ilk okuduğunuzda aklınıza ne geliyor. İşte sizin aklınıza ne geliyorsa, benim de aklıma o geliyor. Bunca örgütte bulundum, yetkili oldum, yetkisiz oldum ama alt birime böyle bir isim koymak aklımın ucundan bile geçmedi.

İşte ben bu “Mahrem İmamı” olayına kafayı taktım. Gazeteci arkadaşlarım bilir, bizim böyle takıntılarımız olur kimileyin, bu imamlar mahrem olarak neyi yaptırmışlar da adları böyle konulmuş. Sonuçta uğraştıkları kişiler bekar olan gençlik, hangi nahrem işlerine yardımcı olunmuş.

İşte biz Erdoğan ve arkadaşları tarafından değil, onları seçen bu soytarılar tarafından yönetiliyoruz. Anlayacağınız Erdoğan’ın gitmesi çok şey değiştirmiyor. Turgut Özal cahildi, Tansu Çiller geldi, Özal’ı aydın sandık. Çiller’den sonra Erdoğan geldi, kadını ordinaryus sanacağız. Al birini, vur öbürüne…

« Newer PostsOlder Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: