Ahmet Nesin's Blog

Aralık 5, 2016

SENİN MANTIĞINLA TÜRKİYE HAPI YUTTU ERDOĞAN…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:41 am

SENİN MANTIĞINLA TÜRKİYE HAPI YUTTU ERDOĞAN…

Önceki gün bir Rus yetkilisi “Erdoğan önce konuşuyor, sonra düşünüyor…” demiş. Söylediğinde haklılık payı olsa bile ben hâlâ Erdoğan’ın düşünme yetisi olduğundan şüphe ediyorum. Düşünme yetisi olan insan arasıra da olsa önce konuşmadan düşünür çünkü. Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmada “Biz 20 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye kadar küçülmüş olan bir devletiz, bir ülkeyiz, bir milletiz. Biz tokluğu gördük ve şu anda da kimsenin topraklarında bizim gözümüz yok…” dedi.

20 milyon kilometre kare olduğumuz dönemde 50’den fazla ülke işgal etmiş Osmanlı İmparatorluğu. Erdoğan’ın bu tümcesini değişik şekillerde yorumlayabilirsiniz esasında. Ama bir gerçek va ki, o da kurulduğumuzda 780 bin metrekare olmadığımız, yani daha küçük olduğumuzdur.

Osmanlı İmparatorluğu Bilecik’de ilk kurulduğunda kaç kilometre kareydi bilemiyorum ama 780 bin kilometre kareden küçük olduğu kesin. Bu, şu anlama geliyor, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı olarak kabul ettiğimizde biz hâlâ kabul etsek de etmesek de işgal ettiğimiz topraklar üzerine kurulmuş bir devletiz. Benim arasıra “Türkiye suni bir devlettir” diye yazmamın nedeni de budur.

10. ve 11. yüzyıl haritalarına baktığımızda o tarihteki Türkiye sınırlarında hangi ülkeler ve toplumlar olduğunu görüyoruz esasında. Hatta o kadar geriye gitmeye de gerek yok, yıllar önce İş Bankası yayınlarından çıkan “İlk Meclisin Gizli Tutanakları” kitaplarında (4 cilt) Lazistan ve Kürdistan vekillerinin olduğunu görüyoruz. Hatta ilk Meclis-i Mebusan’da 47 Gayri Müslüm vekile karşı 68 müslüman vekil var. Bu vekiller arasında Şam, Kosova, Suriye, Selanik, Hicaz, Bulgaristan, Girit, Rodos, Bağdat ve Bosna-Hersek vekillerini de sayarsak ne kadar Türkiye olduğunu anlarız esasında.

1908-1912 meclisine baktığımızda mebuslar müslüm yada gayri müslüm olarak değil de kökenine göre ayrılmış durumda. Aralarında Ermeni, Rum, Yahudi, Arnavut, Arap, Sırp, Bulgar, Ulah, Asuri diye ayrılıyorlar.

İşgal ettiğimiz ülkeler Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra, hatta ayrılmak belki yanlış olur, işgalinden kurtulduktan sonra bizim yüzölçümümüz 780 bine düşmüş. Son yıllarda Erdoğan bu durumdan oldukça yakınıyor. Oraya saldırıyor, buraya saldırıyor ama sonuç alamıyor.

Diyelim ki Erdoğan’a hak verdim ve eski topraklarımıza özendim (Ne kadar bizimse onlar) ve tekrar bir imparatorluk hayaline düştüm, ilk aklıma gelen oraları tekrar işgale kalkışmak mı olur, yoksa yıllar önce işgal ettiğim toprakların ilk sahipleri de benim gibi düşünürse diye hayıflanmak mı?

Söylemek istediğimi daha açık yazmaya çalışayım, eğer Erdoğan’ın “Biz eskiden şu kadar kilometre kareydik…” diye düşünmesine karşın, kurulduğumuz Bilecik dışındaki toprakların sahibi ülkelerin yada toplumların böyle düşünme hakları yok mu? Biz kendimizi haklı görüyorsak, Yunanistan’da aynı şeyi söyleyip Trakya’nın bir bölümünü ister yada almaya kalkarsa kendimizi nasıl savunabiliriz. Karadeniz’de Lazistan ve Ermenistan “Haklısın Türkiye, seninle aynı görüşteyim, ben de eski topraklarımı istiyorum…” dediğinde verecek yanıtımız ne olur.

Bu dediğim Kürdistan için de geçerli. Ben kendi açımdan her zaman Kürdistan’ın ne karar vereceği konusunda Türk sosyalistlerinin ve devrimcilerinin yorum yapmasına, onlara akıl vermesine karşı çıktım, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına hep inandım. Bugün isteneni biraz geçmişe bağlamak istedim esasında. 1920’lerde kimi Ermeni ve Kürt mebusları Sevr anlaşmasında Türkiye’de Ermenistan ve Kürdistan’ın kurulmasını istemişler. Bunun üzerine Beyazıt (Ağrı) milletvekili Mehmet Şefik (Baydar) kürsüye çıkar ve uzun bir konuşma yapar. Konuşmanın bir bölümünde Baydar “Evet, Kürt aşiret ve kavimlerinin bazı talepleri vardır. Kürtler ne ister? Kürtler; bulundukları yerde Türk kardeşleri ile birlikte medrese ve mektep ister. Yol ister. Adalet ve mali yardım ister. Bu da hakkıdır. Fakat bunu başka taraftan değil, makam-ı Devlet’ten ve Yüksek Meclis’inizden ister. Bu taleplerin de zamanını bilir.

Bu bölümü yazmamın nedeni ayrılmak isteyen Kürtlerle Mehmet Şefik Baydar’ın mukayesesini yapmak yada hangisinin haklı olduğunu söylemek değil. 1920’de, cumhuriyetten önce bir Kürt vekiliyle bugün istenenin hâlâ aynı olduğu ve çözülmemiş olması.

Bizim 20 milyon km kare toprağımız vardı…” diyen biri varken iktidarın başında çözülme olasılığı olmadığı gibi hapislere girmemiz de normaldir. Esasında Erdoğan mantığından gidersek bizim orta asyadan gelip Bilecik ve etrafına sığışmamız gerekiyor. Kolay gelsin, ne diyeyim, Rus uzmanın dediği gibi adam önce konuşuyor, sonra düşünüyor, onu da becerebiliyorsa…

 

Kasım 28, 2016

ASKERİYENİN MAHREM İMAMI DA VARMIŞ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:44 am

ASKERİYENİN MAHREM İMAMI DA VARMIŞ…

İnanır mısınız bilmiyorum ama ilk kez gazeteci olarak, insan olarak ve bir devrimci olarak, bir haber karşısında nutkum tutuldu, şaşırıp kaldım. Haber Anadolu Ajansı’nın olmasa, altında imza olmasa geçip gideceğim, hiç ciddiye almayacağım. Ama sayın devletim, hele ki son günlerde öyle bilmediğimiz şeyleri bulup, çıkartıyor ve bize pes dedirtiyor ki, geçenlerde okuduğum Diyarbakır Cezaevi Anıları (Hasan Hayri Aslan Ölümden de Öte) kitabı bile bunların yanında hafif kalır. Haber kısaca şöyle: “Muş’ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında, askeri personelin “mahrem imamı” olduğu tespit edilen bir öğretmen gözaltına alındı.

Bu mahrem imam olayının neresinden başlayacağımı bilemiyorum esasında. Öncelikle şunu söyleyeyim, bu mahrem imamlar imam değil. Doktoru var, mühendisi var, son yakalanan gibi öğretmen olanı da var. Peki diyeceksiniz ki, imamlık mı yapıyorlar, hayır, yazılanlara göre imamlık yapanı da yok.

Daha önce yakalananları inceledim, bunlar Fethullah Gülenci yapılmaya çalışılan çocukları biraz takip ediyorlar, biraz güven veriyorlar takip edildiklerinden (Nasıl bir duyguysa bu), sonunda da adam olacak çocukları seçiyorlar esasında.

Şaka değil, öyle az buz yok bunlardan, yakalananların sayısı 100’ü geçmiş sanırım. Dün bir asker tanığın ifadesini okudum, bir insanın ne kadar acizleşeceğini gördüm. İfadenin bir kısmında kendisine bir fanila gönderildiğini söylüyor. Fanila deyip de geçmeyin, bu fanila daha önce Fethullah Gülen tarafından giyilmiş. Durum böyle olunca büyük olasılıkla yıkanmamıştır. Fethullah Gülen bu fanilayı kaç gün giymiştir bilemem ama o asker o fanilayla Pensilvanya’dan gelen kokuyla 21 yıl hizmet ediyor.

Midenizin kalktığını tahmin edebiliyorum ama size bir mantığı anlatmaya çalışıyorum. Biz esasında Erdoğan ve onun gibiler tarafından yönetilmiyoruz. Bizi yöneten “Ben Erdoğanın gotunun gılıyım” diyen bir irade esasında. Yada “Yasa olsa Erdoğan’la evlenirdim…” deyip de Emine Hanımı hiç ciddiye almayan, hatta buna karşın Emine Hanımın da “Dur leyn, dingonun ahırı mı benim kocamın koynu yada benim evim…” demediği bir toplum tarafından yönetiliyoruz.

Hiç dikkatinizi çekti mi, ne Erdoğan ne de eşi bu yorumlara cevap bile vermedi. Neden vermediler, çünkü aldıkları kültür bu kadar, esasında söylenenleri kabul eden insanlar. Erdoğan 10 yıl iktidarda kalsın, saraya kuma da getirir. Emine Hanımın buna itiraz hakkı yok, Kur’an’a göre maddi olanağı yerinde olan Erdoğan’ın bunu yapma hakkı var çünkü. O yüzden Emine Erdoğan bu kadına cevap veremiyor, verdiği ters yanıt onun Müslümanlığını sorgular hale getirir.

İşte bu yüzden biz 21. yüzyılda sapıkların yasasının nasıl olacağını tartışırken, sokağa çıkan kadınlarımız Kur’an okutularak polisleştirilmiş gençlerimiz tarafından dövülüyor, gazlanıyor. Onların bilgisi bu, bizi esasında onlar yönetiyor, Erdoğan’ı seçiyor yönetsin diye yada diğerlerini.

Bunca yazının başlıkla ilgisi var mı diyebilirsiniz, bence var. Koydukları isim açısından var, “Mahrem İmamı” diye ilk okuduğunuzda aklınıza ne geliyor. İşte sizin aklınıza ne geliyorsa, benim de aklıma o geliyor. Bunca örgütte bulundum, yetkili oldum, yetkisiz oldum ama alt birime böyle bir isim koymak aklımın ucundan bile geçmedi.

İşte ben bu “Mahrem İmamı” olayına kafayı taktım. Gazeteci arkadaşlarım bilir, bizim böyle takıntılarımız olur kimileyin, bu imamlar mahrem olarak neyi yaptırmışlar da adları böyle konulmuş. Sonuçta uğraştıkları kişiler bekar olan gençlik, hangi nahrem işlerine yardımcı olunmuş.

İşte biz Erdoğan ve arkadaşları tarafından değil, onları seçen bu soytarılar tarafından yönetiliyoruz. Anlayacağınız Erdoğan’ın gitmesi çok şey değiştirmiyor. Turgut Özal cahildi, Tansu Çiller geldi, Özal’ı aydın sandık. Çiller’den sonra Erdoğan geldi, kadını ordinaryus sanacağız. Al birini, vur öbürüne…

Kasım 21, 2016

AKP’Mİ TECAVÜZCÜ, FETÖCÜLER Mİ?

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:20 am

AKP’Mİ TECAVÜZCÜ, FETÖCÜLER Mİ?

Gün geçmesin ki bu hükümetin yada hükümeti destekleyen kurum ve kuruluşların saçmalıklarıyla uğraşmayalım. İçimden “Bize de yazık kardeşim…” diyorum ama işe yaramıyor. Yıllar önce türbanın okullarda serbest bırakılmasına karşı çıkmıştım. Anımsayanlar bilir, aldığım tepkinin haddi hesabı yoktu, ben bile o hesabı tutamadım. O zaman 2 konu üzerinde duruyordum: “Erkek egemenliği tarafından zorla kapatılan kadınlar için kapanma yada türban kadının giyinme yada kapanma özgürlüğü olamaz. Ayrıca bu kapatılma beni tecavüzcü konumuna sokar…” İkinci tezim başkaydı, “Kadının kapatılmasını yasallaştırmak, anayasaya sokmak Kur’an’da bulunan şeriat ayetini kabul etmektir ve bu sadece başlangıçtır, arkası gelir.

O dönem söylediklerimin hâlâ arkasındayım. Fırsat buldukça her okulu İmam Hatip Lisesi’ne çevirmeleri ve İmam Hatip öğrencilerinin kapalı kıyafet mecburiyeti de bunu kanıtlıyor. Esasında İmam Hatip Liseleri’ndeki kıyafet mecburiyeti de değişik, kız öğrenciler sadece Kur’an okuma derslerinde kapanmak zorundaydılar, diğer derslere başı açık girebilirlerdi. Yeni yönetmeliği okumak istemiyorum, çünkü yönetmelik eskisi gibi olsa bile uyan yok, İmam Hatip’e başı açık gidecek öğrencinin düşeceği durumu düşünmek bile istemiyorum.

Gelelim 3-4 gündür tartıştığımız çıkarılmak istenen tecavüz yasasına. Yarın bu yasa tasarısı meclise tekrar gelecek ve ne çıkar bilemiyorum. Gizli oylama yapılırsa rededilebilinir gibi geliyor bana, hâlâ AKP içinde duyarlı bir kesim olabilir diye düşünüyorum.

Esasında bu yasa bizde vardı, 2005 yılına kadar kız tarafı ve tecavüzcünün kabul etmesiyle evlilik yasaldı. Ancak bütün partiler bir araya gelip bu yasanın insan haklarına aykırı olduğu konusunda birleştiler ve kaldırıldı. Şimdi ne oldu da eski iğrenç yasayı değiştiren AKP hükümeti bu yasayı tekrar canlandırmak istiyor.

Bunun çeşitli nedenleri olabilir ama bence en büyük nedeni Fethullah Gülen hareketidir. AKP’nin Gülen hareketiyle kavgası herkesin sandığı gibi para kavgası değil. Gülen hareketinin bunca okul amasının nedeni ciddi bir şekilde bürokrat yetiştirmek istemesidir. Bu bir ABD projesidir ve bunca ülkede izin verilmesinin nedeni de budur.

Bir ülkeyi her zaman hükümetler yönetir sanırız ama bu gerçek değildir. Çünkü hükümetleri yöneten bürokrasidir, müsteşardır, müdürdür. İşte bu anlamda Fethullah Gülen hareketi yada bugünkü deyimiyle Fetöcüler AKP hükümetine ciddi bir şekilde tecavüz etmiştir. Sadece Erdoğan’ın Merkez Bankası’yla ve kimi bakanlarla faiz indirimi kavgasını anımsayın, bu bile yeter. Hangisinin daha faydalı yada zararlı olacağını tartışmıyorum, Erdoğan gibi güçlü bir liderin bile istediğini yaptıramamış olmasını tartışıyorum.

Fetöcüler tutuklandı, darbe girişimi oldu –ki ben hâlâ darbe girişiminde Gülen ekibi azınlıktaydı, kullanıldı, esas ekip Natocu subaylardır- diyorum ve şu an tecavüz edilen kısımdalar. Bu yasanın 2005 yılında değiştirilmesine Erdoğan büyük olasılıkla içinden “Fetönün oyunuydu” diyordur. Henüz bu konuda açıklama yok ama büyük olasılıkla bu da yapılır.

Erdoğan şimdi tabanına kendisini dinen kanıtlamak zorunda, bunun için de yapması gereken kendisinin Fethullah Gülen’den daha doğru bir dinci olduğunu gösterme çabasıdır. Tecavüz yasası durup dururken gelmiyor, Kur’an’da bunun yasal dayanağı var. Bu konuda tecavüzle ilgili çok ayet var ama size sadece 2 örnek vereceğim:

Nur Suresi 3. Ayet: Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.

Talak Suresi 4. Ayet: Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin –Hamileliğin anlaşılma süresi- nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

İşte şimdi getirilmek istenilen yasanın dayanağı budur. Birincisinde tecavüz edilen başkasıyla evlenemez, ikincisinde de yaş önemli değil, adet görmemiş kız hamileyse evlenilir. Peki adet görmemiş kız hamile değilse ne olacak, ne yalan söyleyeyim, o kadarı Kur’an’da bile yok yada ben bulamadım. O kadarını da bu yasayı getirmek isteyen sapıklar bulsun.

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: