Ahmet Nesin's Blog

Ocak 30, 2017

UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:24 am

UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Ortaokullarda hâlâ Yurttaşlık dersi var mı bilmiyorum, bizim ortaokul zamanında vardı. Zaten şimdi ortaokula ne dendiğini de bilmiyorum pek, 4 artı 4 ortaya çıkınca liseye geçiş dönemini yok edip hepsini ilköğretim yapmışlardı. İlkokuldan sonraki o geçiş çok önemliydi, psikolojik olarak büyümeye hazırlıyordu çocuğu. Ortaokul sınıfları esasında bana hep ergenliği atlatma sınıfları gibi gelmiştir. Bütün şımarıklıkların, kaprislerin hatta sivilcelerden dolayı çirkinliklerin, seslerin kalınlaşmasının, kıllanmanın başladığı yıllardır. Okulların en belalı sınıfları onlardır esasında, gelecek kaygısı liseyle beraber başladığından, o 3 senelik dönem daha umarsız olduğumuz dönemdir.

Haftalardır yeni anayasa girişimini izliyor ve okuyorum. Orta sondaki Yurttaşlık dersini iyi kavramış 3 öğrenciye yazdırılsaydı daha derli toplu bir anayasa taslağı çıkardı diye düşünüyorum. Meclisteki savunma konuşmalarını izleyince ve bu işin esas uzmanının Burhan Kuzu olduğunu anlayınca esasında onlar açısından işin vahametini anladım.

Diyelim ki orta son sınıfındasınız ve sınıf mümessili seçeceksiniz. Kendisinin yokluğunda (Farzedin ki hastalandı) kimin yardımcısı olacağına o karar verir ve beraber seçilirler. Yani sınıf mümessilliğine aday olan 13 yaşındaki çocuk akranlarına “Siz hele beni bir seçin, ben zamanı geldiğinde işime geldiği gibi ve istediğim sayıda yardımcı atayacağım…” dediğinde o sınıfta kıyamet kopar, o sınıfta seçim yapılamaz, öğretmen istese de yapamaz, çünkü demokratik olmaz. Çocuk bütün egosuna karşın kendi mantığıyla demokratik çözüm bulmaya hazırdır daima.

Diyelim ki o sınıfta bütün seçimler yapıldı ve mümessil dahil, bütün kollar da seçildi. Esasında bu kol başkanları daima sınıfın çalışkanlarından, mümessil de yaramazından seçilir. Yaramaz olan da bütün sınıfı bastırma gücünü bulduğundan daha çok oy alma becerisini de elinde bulundurur ve başkan seçilir.

İşte, ben diyorum ki öğretmenleri bu gruba bir anayasa taslağı yazdırsa, mecliste onaylanan gibi komik bir anayasa taslağı çıkmaz ortaya.

Diyelim ki başkan ve başkan yardımcıları konusunda anlaştılar. Öğrenciler arasındaki en uzun tartışma konusu bu olur. Çünkü başkan seçilecek kişi sınıfı yada ülkeyi terk ettiğinde yardımcılara aynı yetkiyi vermezler. Bu anayasaya göre aynı yetkiyi verdiğinizde mümessil yardımcısı yada ülke başkan yardımcısı asılları uçağa bindiğinde yada hasta yatağında kıvranırken yardımcıları tarafından görevden alınabilinirler. Hiçbir mümessil de buna izin verecek bir sınıf yada ülke yasası hazırlamaz. En azından egoları buna uygun değildir.

Şaka söylemiyorum, yeni anayasa taslağında başkan yardımcısı seçilecek kişi yada kişilerin yetkilerini sınırlayıcı bir madde olmadığından, başkan yokluğunda aynı yetkiye sahiptirler.

Başkan uçağa bindiğinde, yardımcı kişi elindeki yetkiyle başkanı görevden alabilir, meclisi kapatıp, kanun hükmünde kararname çıkartarak kendini başkan olarak atayabilir yada erken seçime giderek ülke yönetimine el koyabilir.

Peki bu anayasa taslağı neden böyle oldu, haklı olarak benim gibi sizler de bu soruyu kendi kendinize soruyorsunuzdur. Çünkü bu anayasa taslağı alelacele yazılıp, milletvekillerine okutmadan imzalatıldı. O yüzden maddeler meclis görüşmelerinde AKP ve MHP’li vekiller tarafından savunulurken saçmalık diz boyuydu.

Anayasanın başkan yardımcısı maddesini değiştirebilirler mi bilmiyorum, yasa meclisten geçtikten sonra değişiyor mu, henüz bu konuda bilgi sahibi değilim. Ama bunun farkına varırlarsa, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan farkına varırsa yasayı meclise geri gönderebilir. Yok göndermez de dün dediği gibi 15 günü beklemeden imzalarsa, bence en akıllıca iş AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurup yasanın en azından o maddesinin iptalini istemek olacaktır. Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder de yeniden oylanıp geçerse ne olur derseniz, AKP ve Erdoğan kendi hazırladıkları anayasa taslağının yanlış olduğunu kabul etmiş olurlar kı, bu da suratlarına kocaman bir HAYIR olarak çarpar.

Yoksa ne mi olacak, aynen başlıkta yaptığım gibi olacak: UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Reklamlar

Ocak 23, 2017

BİR GÜNLÜK TÜRKİYE SİYASİ TARİHİ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:07 am

BİR GÜNLÜK TÜRKİYE SİYASİ TARİHİ…

Size elimden geldiği kadar kısa bir şekilde Türkiye siyasi tarihini anlatmaya çalışacağım. Ben babam yazar Aziz Nesin’den 69 yıl sonra aynı suçtan tutuklandım. Esasında bu tümce bile Türkiye’de demokrasiyi anlatmaya yeter. Size kısaca günlük yaşantımı anlatayım. Askerde öldürülen bir Ermeni kardeşimizin ailesinin basın toplantısına gittim. Henüz sabah olduğundan polis yeteri kadar ısınmamıştı, sadece fotolarımızı çekti.

Bir arkadaşım 4 akademisyenin tutuklandığını söyledi ve beraberce protesto yürüyüşüne gittik. Polis artık ısınmıştı ve bizi renkli gazla kovaladı ve bikaç arkadaşımızı gözaltına aldı. Tam o sırada bir mesaj geldi ve adliyede gazeteci arkadaşımızın duruşması olduğunu öğrendim. Doğru adliyeye gittim, o kadar çok polis vardı ki, ben onların da duruşması var sandım. Oysa onlar gazeteci arkadaşlarımızı destekliyor diye bizi dövmeye ve yeniden gazlamaya gelmiş. Zar-zor kendimi dışarı attım. Başıboş yürüyordum, canım bişey istiyordu ama çözemiyordum. Gazdan gözlerim tam görmüyordu ama yanıma gelen arkadaşımı sesinden tanıdım. Bir LGBTİ Q arkadaşımız gece dövülerek öldürülmüş. Sizde nasıl olur bilmiyorum ama biz cenazelere demokrasi adına gideriz. Cenazede bir toma vardı, çok iyi niyetli olduğumu söyleyebilirsiniz, ben tomayı mezara atacağımız çiçekleri sulayacak sandım ki, üzerimize gazlı ve renkli su sıkılmaya başladı. O telaşla kaçarken bir farkına vardık ki 2 arkadaş aramıza ölen arkadaşımızı da kollarına girerek almışız. Neyse gizlenip onu tekrar mezarına bıraktık. Üzgün ve ıslak bir şekilde gözlerimizden gazdan ve üzüntüden yaşlar gelerek giderken Diyarbakır Belediye eşbaşkanlarının gözaltı haberi geldi.

Protesto yürüyüşü vardı, her zamanki gibi saklanması kolay biyere gittim ama duvar beni tanımış “Arkadaş polis seni keşfetti, başka duvara git” diyerek beni uyardı. İşte tam o sırada havada plastik olduğu söylenen mermiler uçuşmaya başladı. Ben de doğal olarak duvarla ilişkimi kesip asfaltla muhabbetimi geliştirdim. Öğlen sıcağı bastırmıştı, sürüne sürüne çay içmek için bir cafeye gittim. Çay içmeme karşın canım hala başka bişey istiyor ama ben çözemiyordum.

Televizyondan haberleri dinlerken parti il eşbaşkanı arkadaşımızın tutuklandığını öğrendim. Suçları barış istemekti ve diğer tutuklamalara karşı gelmekti. Onlar için basın açıklaması yapılacaktı, teki açık gözümle gazdan kapanan diğer gözümü de yanıma alarak alana gittim. Etrafta polis gözükmüyordu, tam sevinmişken 4 koldan 8 polis tomasının çıktığını gördüm. Kaçacak yer kalmamıştı, yaslandığım duvar sırtını bana dönmüş, asfalt da tomanın altında kalmış beni görmüyordu. Artık ne yapabilirim diye düşünürken koluma 2 kişi girdi. Yorgunluktan yürüyemiyorum sanıyordum ama baktım ki ayaklarım bebeklerin gezdirilmesi gibi havadaydı. Kendimi biranda polis arabasının içinde buldum. Oradan mahkemeye götürüldüm. Suçum Özgür Gündem Gazetesi’nde 1 günlük destek vermek amacıyla genel yayın müdürlüğü yapmaktı. Savcı ifademi alırken yüzüme bakamıyordu çünkü bana gazetecilikten değil, terörizme destekten, propaganda yapmaktan dava açacaktı. İfademi aldıktan sonra diğer 2 arkadaşımla mahkemeyi bekledik. Yediğim gazlardan dolayı gözlerim yerine gelsin ve temiz hava alayım diye adliyenin en üst katındaki cıgara içilen balkonuna gittim. Hemen avukatım aradı, polisler kaçtım diye telaşlanmışlar. Cıgaramı içip geri döndüm, hem bizi gazlayan ve döven polisleri rahatlattım hem de tutuklanmamı bekledim. Daha sonra mahkeme hakimi de yüzüme bakamayarak tutukladı bizi ve 11 gün yattıktan sonra serbest bırakıldım.

Şimdi huzurlarınızda demokrasi adına konuşmaya çalışıyorum. Darbeyi sorarsanız, Türkiye hâlâ 12 Eylül darbesiyle yönetildiğinden bir darbe ülkesidir. Bu darbenin üstüne yapılmaya çalışılan darbeyi yenen Erdoğan kendi darbesini yaparak bize 24 saatte 3 değişik darbe yaşatmıştır. Bu arada özlediğim gazmış, alışkanlık yapmış.

Ocak 16, 2017

SANA HERŞEYİM KURBAN OLSUN ERDOĞAN!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:09 am

SANA HERŞEYİM KURBAN OLSUN ERDOĞAN!..

 

Artık sadece ben değil, hemen hemen herkes yapacak bişey kalmadığını biliyor, o yüzden en azından benim bundan sonra yapacaklarım sana kurban olsun Erdoğan. Ne yalan söyleyeyim, ben ki demokrasiyi çok geniş kapsamlı bişey olarak düşünmem, laçkalıkla, dejenerasyonla, her istediğimi yapabilirlikle demokrasi arasında ciddi farklar olduğuna inanırım, sen beni bile geçtin, demokrasiye olan inancını benden fersah fersah ilerlettin, artık yapacak bişeyim kalmadı, sana her şeyim kurban olsun.

Buna önceki cumartesi gecesi, hatta pazara döndüğümüz gün, mecliste anayasa değişikliği dediğiniz şeyin 16. maddesi görüşülürken karar verdim. Sen ki 1 anayasa maddesinin için 70 küsur madde koyup bunu en fazla (Oylama ve sayım dahil) 2 saatte geçirmek istedin ve büyük olasılıkla geçirdin (Sinirden bakmıyorum hâlâ) bendeniz sevgili anarşist, goşist, size göre PKK’li, bana göre HDP’li kulunuz olarak pes ettim ve tekrar ediyorum, her şeyim sana kurban olsun.

Geçtiğimiz ay, Berlin’de mesleğinden kovduğun, sayende ülkesini terk etmek zorunda kalan gazeteci, akademisyen, belediye başkanları, vekiller, sanatçılar, yazarlar bir araya geldik. Hemen hemen hepimizin sayende yargılandığı birer davası var. Davalara eski bir adliye muhabiri olarak baktım, inanır mısın 12 Mart darbesinde olsaydı Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi asılmıştık. Hatta öylesine ki, bizim davaları görünce, biz asılırdık da sevgili Denizler bizim yanımızda masum kalırdı (Zaten masumdular) senin gözünde. Denz’in yerine ben, Adnan Menderes’in yerine de Faysal Sarıyıldız asılırdı. O yüzden baktık olmuyor, bir araya gelmişiz bir Forum kurduk, adını da Savaşa ve diktatörlüğe karşı Avrupa Barış Formu, koyduk. Bundan sonra oradaki arkadaşlarla yapacağımız her şey –en azından benim adıma- sana kurban olsun Erdoğan.

Geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler Türkiye ve Kürdistan Masası benimle 2 saat sohbet etti Erdoğan. Kendilerine neden 11 gün tutuklu kaldığımı ve diğer arkadaşlarımın tutuklu kalma gerekçelerini anlattım. Kadıncağızın ağzı açık kaldı ve sanırım zamanımız yetmediği için bana ve sevgili Faysal’a bir salon tahsis ettiler, biz de yaşadıklarımız orada anlattık. Anımsarsın, Faysal’la ben Lozan’da konuşurken sen de New York Birleşmiş Milletler’de aynı konuları anlatmaya çalışıyordun ama sen konuşmaya başlayınca salon boşalmıştı, işte o gün konuştuk biz. Ben darbe girişimini anlatmaya çalıştım ama sanırım babamı tanıyor olacaklar, çoğu beni gülerek dinledi. Gülmelerine önce bozuldum, sonra da “Ben de babam kadar mizahçıyım sanırım…” diyerek öyle bir coştum ki, o darbe gecesini dinleyenler gülmekten katıldılar. Zaten hızımı alamadım ve bu anlattıklarımı senaryolaştıracağımı ve komedi filmi yapacağımı söyledim. O gün orada anlattıklarım sana kurban olsun Erdoğan.

Daha sonra Lozan Üniversite’sinde ve İsviçre Sosyalist Partisi Lozan Bölge toplantısı’nda öğrencilere ve sosyalistlere anlatmaya çalıştım darbe gecesini. Dedim ki, Erdoğan o kadar demokrasiye bağlı ki, darbeciler deniz kuvvetlerinin %70’ini, havacılar neredeyse bütün jetleri, karacılar tankları, topları kullandılar, generallerin neredeyse 4’te 3’ü darbeciydi ve tutuklandı ama Erdoğan’a karşı başaramadılar. Hatta bir öğrenci bu anlattığım filmin ne zaman vizyona gireceğini sordu, ben de kendisine film olmadığını, bunları yaşadığımızı anlattım, o da bana “Hassss, leyn…” dedi ve toplantıyı terk etti. O “Hassss, leyn…” hangimize geldi bilemiyorum ama yine de orada anlattıklarım sana kurban olsun Erdoğan.

Bu ayın 23’ünde Strassbourg’da Avrupa Meclisi’nde 4 dakikalık bir konuşmam olacak, kısa olduğunu sanma sakın, benim gibi 3 arkadaş daha konuşacak ve bizim dışımızda da konuşacak vekil arkadaşlar var, yani 2 gün konuşacağız orada. Orada anlatacaklarım da sana kurban olsun Erdoğan.

Senin demokrasini anlata anlata bitiremiyorum Erdoğan, 17 Şubat’ta da Fransa Meclisi’nin bir salonunda konuşmam olacak. Bu kez pek de kısa sayılmaz. 2 saatlik bir konuşmanın yarım saati bana ait olacak ve ben senin demokrasi anlayışını anlatmak için elimden geleni yapacağım. Bana güven Erdoğan, hani uzun zamandır Avrupa’ya gelmiyorsun ya, -Ne bileyim belki canın istemiyordur, belki buraları çok demokrat bulmuyorsundur- ben bu konuşmaları yapayım, sana ömür boyu şengen bile aldırtırım. O yüzden bu konuşmalarım da sana kurban olsun Erdoğan.

Haaa, bir de ufak bir gazete çıkaracağız, esasında avrupa’da 2-3 gazete çıkaracak arkadaşımız var ama biz hepimiz 1 gazetede bir araya gelirsek seni daha rahat anatırız diye düşündük, orada yazacaklarım da sana kurban olsun Erdoğan, daha ne yapabilirim ki, aklına bişey gelirse bana yaz Erdoğan…

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: