Ahmet Nesin's Blog

Haziran 10, 2019

NEDEN ERDOĞAN HAMİLE KALIYOR MEHMET BARLAS?..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 4:31 pm

Anladığım kadarıyla Mehmet Barlas nüktedan birisi, hem fıkra seviyor hem de şaka yapmayı. İkisi de zor iştir, fıkra anlatırken fıkradan daha komik duruma düşebilirsiniz, şaka yaparken de rezil bir duruma düşebilirsiniz. Mehmet Barlas önceki gün Sabah Gazetesi’nde anı-fıkra tarzı bir yazı yazmış. Barlas yazının bir bölümünde “İngiliz siyasetinin unutulmaz isimlerinden olan Muhafazkar Partili Winston Churchill’in en ciddi rakibi İşçi Partili Bevan’dı… Bu ikili durmadan atışırlar, birbirlerini iğnelerlerdi. Churchill bir ara çok kilo almış ve göbeği hatırı sayılır bir ölçüye gelmişti. Parlamento koridorunda karşılaştıklarında Bevan yine takıldı Churchill’e, ‘Sir Winston, galiba hamilesiniz… Bebek kız mı erkek mi? diye sordu.
Churchill de gülümseyerek cevap verdi:
-Bebek kız olursa ona ana kraliçemizin adını vereceğim. Eğer bebek erkekse ona kralımızın adını vereceğim. Eğer bebek yoksa ve bu şişkinlik sadece gaz ise, ona Bevan diyeceğim…
” diye yazmış.

Yazının devamında da “Keşke mümkün olsa ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Winston Churchill gibi göbek bağlayabilse… Kemal Kılıçdaroğlu da ona “Bebek kız mı erkek mi” diye sorduğunda “Eğer bebek değil de gaz çıkarsa ona Kemal Kılıçdaroğlu diyeceğim” diye cevap verebilse. Ne dersiniz? Hayat daha güzel olmaz mıydı?” diye devam etmiş.

Kitap yada gazeteleri okumayan, özetini çıkartıp dinleyen Erdoğan’a bu yazıyı nasıl özetlemişlerdir diye düşünmeye başlayınca yazıya değil de Erdoğan’la Barlas’ın karşı karşıya geldikleri an’ı ve birbirlerine bakışmaları gözümde canlandırıp gülmeye başladım. Sadece bakışmaları da değil tabi, kafamda özeti de canlandırdım, sonrasında da Erdoğan-Barlas konuşmasını.

Bunun özeti nasıl olur:

  • Sayın başkan karnınız büyüdü.
  • Eeeee…
  • Babası sanırım Bay Kemal!

Olmadı, beğenmedim:

  • Sayın başkanım turşu mu istediler acaba, yoksa erik mi? Efenim sayın Barlas da ejderha suyundan huylandı sanırsam!..

Uzun yıllar İngiltere’de kaldığım için soğuk İngiliz espirisini çok iyi bilirim ama sanırım iyi bir entelektüel olan Mehmet Barlas ülkeler arasındaki espiri farkını daha anlayamamış. Türkiye’de arkadaşınıza bile samimiyet dolayısıyla “Oğlum” diye hitap ettiğinizde kavga çıkarken bir cumhurbaşkanını hamile bırakmak hiç de yakışık almamış bence. Şirazenin kaçtığını esasında Barlas Erdoğan’ın yanağından makas alırken anlamalıydık.

Barlas yazının bir bölümünde de “Churchill’ın çok sevdiği ve çok düşkün olduğu kızı Sarah, çok değersiz bir kişiyle evlenmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın da yükünü taşıyan Başbakan bu duruma çok üzülüyordu. Bu sırada İtalyan diktatörü Mussolini’nin damadı olan Dışişleri Bakanı Kont Ciano’yu, barış istediği için idam ettirdiği haberi geldi Londra’ya. Bu sırada gazetecilerle görüşen Churchill, “İtalyan dikatatörü Mussolini’yi hiç sevmiyorum ama damadını öldürebildiği için ona imreniyorum da” dedi.” diye yazmış.

Hadi bakalım, gel de çık işin içinden, sayın cumhurbaşkanını hamile konumuna soktuğu yetmiyormuş gibi Barlas Erdoğan’ı bir de katil yapacak. Hem de Istanbul Üniversitesi’nde bir kez ders görmüş olan damadını, Türkiye ekonomisini YÜRÜTEN damadını, üstüne üstlük Erdoğan’ı da faşist, diktatör Mussolini’ye benzeterek. Yazısında da “Siyaset bu çeşit bir mizahın da alanıdır… En gergin anlarda bir tebessüme sebep olan zekâ pırıltısı, demokrasinin sevimliliğini artırır.” diyerek.

Hadi diyelim ki damat Berat Albayrak’ı sen de sevmiyorsun Mehmet Barlas ama benzetme yaparak kendisine değersiz demenin bir anlamı var mı? Yada bırak damadı, insan öldürmek o kadar kolay mı, hem de torunların babası, kızının kocasını? Ne yapmış yani delikanlı ülke ekonomisini batırmanın dışında, Gezi’ye mi katılmış, afedersin Ermeni yada Kürt mü, müzikte en çok sol anahtarını mı seviyor, yoksa Amerika’da okuduğundan, bu da mı Yumuşak “G”yi bilmiyor. Öyle olsa bile Erdoğan sanki böyle insanları adım başı öldürüyor yada öldürtüyor da cinayete özendirmişsin. Üstüne üstlük bir de Süleyman Soylu’dan nefret ediyor, ondan omuz bile yemiş, pardon atmış birisi, bundan iyisi Şam’da kayısı.

Ne yalan söyleyeyim, gülmece anlayışına hayran kaldım Mehmet Barlas. Bu arada sana bir de tüyo vereyim yada sen internette menapoz ve antropoz yaşlarına bir bak istersen. Ama bu aramızda kalsın.

 

Reklamlar

Ocak 30, 2017

UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:24 am

UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Ortaokullarda hâlâ Yurttaşlık dersi var mı bilmiyorum, bizim ortaokul zamanında vardı. Zaten şimdi ortaokula ne dendiğini de bilmiyorum pek, 4 artı 4 ortaya çıkınca liseye geçiş dönemini yok edip hepsini ilköğretim yapmışlardı. İlkokuldan sonraki o geçiş çok önemliydi, psikolojik olarak büyümeye hazırlıyordu çocuğu. Ortaokul sınıfları esasında bana hep ergenliği atlatma sınıfları gibi gelmiştir. Bütün şımarıklıkların, kaprislerin hatta sivilcelerden dolayı çirkinliklerin, seslerin kalınlaşmasının, kıllanmanın başladığı yıllardır. Okulların en belalı sınıfları onlardır esasında, gelecek kaygısı liseyle beraber başladığından, o 3 senelik dönem daha umarsız olduğumuz dönemdir.

Haftalardır yeni anayasa girişimini izliyor ve okuyorum. Orta sondaki Yurttaşlık dersini iyi kavramış 3 öğrenciye yazdırılsaydı daha derli toplu bir anayasa taslağı çıkardı diye düşünüyorum. Meclisteki savunma konuşmalarını izleyince ve bu işin esas uzmanının Burhan Kuzu olduğunu anlayınca esasında onlar açısından işin vahametini anladım.

Diyelim ki orta son sınıfındasınız ve sınıf mümessili seçeceksiniz. Kendisinin yokluğunda (Farzedin ki hastalandı) kimin yardımcısı olacağına o karar verir ve beraber seçilirler. Yani sınıf mümessilliğine aday olan 13 yaşındaki çocuk akranlarına “Siz hele beni bir seçin, ben zamanı geldiğinde işime geldiği gibi ve istediğim sayıda yardımcı atayacağım…” dediğinde o sınıfta kıyamet kopar, o sınıfta seçim yapılamaz, öğretmen istese de yapamaz, çünkü demokratik olmaz. Çocuk bütün egosuna karşın kendi mantığıyla demokratik çözüm bulmaya hazırdır daima.

Diyelim ki o sınıfta bütün seçimler yapıldı ve mümessil dahil, bütün kollar da seçildi. Esasında bu kol başkanları daima sınıfın çalışkanlarından, mümessil de yaramazından seçilir. Yaramaz olan da bütün sınıfı bastırma gücünü bulduğundan daha çok oy alma becerisini de elinde bulundurur ve başkan seçilir.

İşte, ben diyorum ki öğretmenleri bu gruba bir anayasa taslağı yazdırsa, mecliste onaylanan gibi komik bir anayasa taslağı çıkmaz ortaya.

Diyelim ki başkan ve başkan yardımcıları konusunda anlaştılar. Öğrenciler arasındaki en uzun tartışma konusu bu olur. Çünkü başkan seçilecek kişi sınıfı yada ülkeyi terk ettiğinde yardımcılara aynı yetkiyi vermezler. Bu anayasaya göre aynı yetkiyi verdiğinizde mümessil yardımcısı yada ülke başkan yardımcısı asılları uçağa bindiğinde yada hasta yatağında kıvranırken yardımcıları tarafından görevden alınabilinirler. Hiçbir mümessil de buna izin verecek bir sınıf yada ülke yasası hazırlamaz. En azından egoları buna uygun değildir.

Şaka söylemiyorum, yeni anayasa taslağında başkan yardımcısı seçilecek kişi yada kişilerin yetkilerini sınırlayıcı bir madde olmadığından, başkan yokluğunda aynı yetkiye sahiptirler.

Başkan uçağa bindiğinde, yardımcı kişi elindeki yetkiyle başkanı görevden alabilir, meclisi kapatıp, kanun hükmünde kararname çıkartarak kendini başkan olarak atayabilir yada erken seçime giderek ülke yönetimine el koyabilir.

Peki bu anayasa taslağı neden böyle oldu, haklı olarak benim gibi sizler de bu soruyu kendi kendinize soruyorsunuzdur. Çünkü bu anayasa taslağı alelacele yazılıp, milletvekillerine okutmadan imzalatıldı. O yüzden maddeler meclis görüşmelerinde AKP ve MHP’li vekiller tarafından savunulurken saçmalık diz boyuydu.

Anayasanın başkan yardımcısı maddesini değiştirebilirler mi bilmiyorum, yasa meclisten geçtikten sonra değişiyor mu, henüz bu konuda bilgi sahibi değilim. Ama bunun farkına varırlarsa, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan farkına varırsa yasayı meclise geri gönderebilir. Yok göndermez de dün dediği gibi 15 günü beklemeden imzalarsa, bence en akıllıca iş AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurup yasanın en azından o maddesinin iptalini istemek olacaktır. Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder de yeniden oylanıp geçerse ne olur derseniz, AKP ve Erdoğan kendi hazırladıkları anayasa taslağının yanlış olduğunu kabul etmiş olurlar kı, bu da suratlarına kocaman bir HAYIR olarak çarpar.

Yoksa ne mi olacak, aynen başlıkta yaptığım gibi olacak: UÇTU UÇTU ERDOĞAN UÇTU…

Ocak 23, 2017

BİR GÜNLÜK TÜRKİYE SİYASİ TARİHİ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:07 am

BİR GÜNLÜK TÜRKİYE SİYASİ TARİHİ…

Size elimden geldiği kadar kısa bir şekilde Türkiye siyasi tarihini anlatmaya çalışacağım. Ben babam yazar Aziz Nesin’den 69 yıl sonra aynı suçtan tutuklandım. Esasında bu tümce bile Türkiye’de demokrasiyi anlatmaya yeter. Size kısaca günlük yaşantımı anlatayım. Askerde öldürülen bir Ermeni kardeşimizin ailesinin basın toplantısına gittim. Henüz sabah olduğundan polis yeteri kadar ısınmamıştı, sadece fotolarımızı çekti.

Bir arkadaşım 4 akademisyenin tutuklandığını söyledi ve beraberce protesto yürüyüşüne gittik. Polis artık ısınmıştı ve bizi renkli gazla kovaladı ve bikaç arkadaşımızı gözaltına aldı. Tam o sırada bir mesaj geldi ve adliyede gazeteci arkadaşımızın duruşması olduğunu öğrendim. Doğru adliyeye gittim, o kadar çok polis vardı ki, ben onların da duruşması var sandım. Oysa onlar gazeteci arkadaşlarımızı destekliyor diye bizi dövmeye ve yeniden gazlamaya gelmiş. Zar-zor kendimi dışarı attım. Başıboş yürüyordum, canım bişey istiyordu ama çözemiyordum. Gazdan gözlerim tam görmüyordu ama yanıma gelen arkadaşımı sesinden tanıdım. Bir LGBTİ Q arkadaşımız gece dövülerek öldürülmüş. Sizde nasıl olur bilmiyorum ama biz cenazelere demokrasi adına gideriz. Cenazede bir toma vardı, çok iyi niyetli olduğumu söyleyebilirsiniz, ben tomayı mezara atacağımız çiçekleri sulayacak sandım ki, üzerimize gazlı ve renkli su sıkılmaya başladı. O telaşla kaçarken bir farkına vardık ki 2 arkadaş aramıza ölen arkadaşımızı da kollarına girerek almışız. Neyse gizlenip onu tekrar mezarına bıraktık. Üzgün ve ıslak bir şekilde gözlerimizden gazdan ve üzüntüden yaşlar gelerek giderken Diyarbakır Belediye eşbaşkanlarının gözaltı haberi geldi.

Protesto yürüyüşü vardı, her zamanki gibi saklanması kolay biyere gittim ama duvar beni tanımış “Arkadaş polis seni keşfetti, başka duvara git” diyerek beni uyardı. İşte tam o sırada havada plastik olduğu söylenen mermiler uçuşmaya başladı. Ben de doğal olarak duvarla ilişkimi kesip asfaltla muhabbetimi geliştirdim. Öğlen sıcağı bastırmıştı, sürüne sürüne çay içmek için bir cafeye gittim. Çay içmeme karşın canım hala başka bişey istiyor ama ben çözemiyordum.

Televizyondan haberleri dinlerken parti il eşbaşkanı arkadaşımızın tutuklandığını öğrendim. Suçları barış istemekti ve diğer tutuklamalara karşı gelmekti. Onlar için basın açıklaması yapılacaktı, teki açık gözümle gazdan kapanan diğer gözümü de yanıma alarak alana gittim. Etrafta polis gözükmüyordu, tam sevinmişken 4 koldan 8 polis tomasının çıktığını gördüm. Kaçacak yer kalmamıştı, yaslandığım duvar sırtını bana dönmüş, asfalt da tomanın altında kalmış beni görmüyordu. Artık ne yapabilirim diye düşünürken koluma 2 kişi girdi. Yorgunluktan yürüyemiyorum sanıyordum ama baktım ki ayaklarım bebeklerin gezdirilmesi gibi havadaydı. Kendimi biranda polis arabasının içinde buldum. Oradan mahkemeye götürüldüm. Suçum Özgür Gündem Gazetesi’nde 1 günlük destek vermek amacıyla genel yayın müdürlüğü yapmaktı. Savcı ifademi alırken yüzüme bakamıyordu çünkü bana gazetecilikten değil, terörizme destekten, propaganda yapmaktan dava açacaktı. İfademi aldıktan sonra diğer 2 arkadaşımla mahkemeyi bekledik. Yediğim gazlardan dolayı gözlerim yerine gelsin ve temiz hava alayım diye adliyenin en üst katındaki cıgara içilen balkonuna gittim. Hemen avukatım aradı, polisler kaçtım diye telaşlanmışlar. Cıgaramı içip geri döndüm, hem bizi gazlayan ve döven polisleri rahatlattım hem de tutuklanmamı bekledim. Daha sonra mahkeme hakimi de yüzüme bakamayarak tutukladı bizi ve 11 gün yattıktan sonra serbest bırakıldım.

Şimdi huzurlarınızda demokrasi adına konuşmaya çalışıyorum. Darbeyi sorarsanız, Türkiye hâlâ 12 Eylül darbesiyle yönetildiğinden bir darbe ülkesidir. Bu darbenin üstüne yapılmaya çalışılan darbeyi yenen Erdoğan kendi darbesini yaparak bize 24 saatte 3 değişik darbe yaşatmıştır. Bu arada özlediğim gazmış, alışkanlık yapmış.

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: