Ahmet Nesin's Blog

Ağustos 26, 2015

DEVRİMCİ MISTIKLAR ÇİFT YARATILMIŞ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:55 am

DEVRİMCİ MISTIKLAR ÇİFT YARATILMIŞ…

Kimi olaylar vardır, kendini onu yaşamış sanırsın, ya çok hoşuna gittiğinden yada olayı yaşayanlar tanıdığındır. Olayın yılını anımsamıyorum, olay yeri Bodrum, Veli Bar, olayın kahramanları ressam Mehmet Sönmez ve Veli Bar’ın sahibi Veli. İki eski arkadaşım da yaşamıyorlar.

Mehmet Sönmez 68 kuşağından yetişen çok iyi bir ressamdır. Istanbul’u terk etmiş, Bodrum’da yaşardı. Istanbul’a geldiğinde Cuma Sohbetleri’ne gelir, bizlerle hasret giderirdi. Bigün Perşembe ve Cuma Sohbetleri’ni kitaplaştırmak isterim. O kadar çok anım var ki o gecelerde, hepsini unutmaktan korkuyorum. Mesela Nezip Fazıl Kısakürek öldüğü gece “Türkiye önemli bir şairini kaybetti…” dediğim için Fazıl Hüsnü Dağlarca bana kızıp, küsmüştü.

Neyse, gelelim bizim olaya, Mehmet’in lakabı “Asker Mehmet”. Sanırım 12 Mart darbesi sırasında konulmuş bu lakap, Mahir’ler Maltepe Cezaevi’nden kaçarken oraya gönderilmiş koruma olarak. Mehmet o günü “Minibüsten inerken tabanca paçamdan düştü, ben ne anlarım silahtan…” diye anlatırdı, sinema gibi oynardı ve bizi kırıp geçirirdi.

Bir sabah Veli barına geliyor, sezon bitmiş, tek-tük esnaf arkadaşları gelir, çay, kahve içerler diye erken geliyor. Hürriyet Gazetesi’ni açmış, tam ölüm ilanlarını okurken, “Vefat, Mehmet Sönmez, (Asker)” ilanına gözü takılır. Oysa neredeyse sabaha kadar sohbet etmişlerdir. Veli hemen o bölümü koparır, bahçedeki ağaca asar. Artık en yakın arkadaşını kaybetmiştir, o saatte kendine bir rakı koyar ve gelenlere, o üzgün ve rakılı halini soranlara ağacı gösterir. Ölüm ilanını her okuyan viskisini, şarabını, rakısını söyler. 10-15 kişi olmuşlardır, tam bir ağlama senfonisi durumundadırlar. 2-3 saat geçmiştir, yavaş yavaş şişeler açılmaya başlanmıştır, kapıdan gözlerini ovuştura ovuştura Mehmet Sönmez girer. O sahneyi sadece Veli anlatabilir, millet hem arka arkaya içmekten, hem de üzüntüden çakırkeyf olduğundan, hortlak görmüşe döner ve bağıra bağıra bahçeden kaçmaya başlar. Mehmet Veli’ye ne olduğunu sorar ama Veli gülmekten bitürlü yanıtlayamaz. İnsanın ismi, yaşı ve lakabı aynı olur mu demeyin, aynen olur.

Geçen gün facebook’tan bir mesaj geçti, Mustafa’yı kaybetmiştik, bir de fotoğrafını koymuşlar. Mustafa’yı tanıdığımda ona Mustafa yada Mıstık mı diyordum yada Yaşar mı diyordum, kesinlikle bilmiyorum. Daha doğrusu hâlâ esas adının hangisi, kod adının hangisi olduğunu bilmem, bildiğim tek şey Mıstık’ın yaşamımda çok önemli bir yeri olduğudur. 12 Eylül’de yakalandığında, onca işkenceye karşın dik durmuş, hiç isim vermemiş birisidir. Kazasız atlattığım darbe günlerini borçlu olduğum 4 kişiden biridir Mıstık.

Mıstık’la Türkiye’yle sınırlı kalmadı yoldaşlığımız, Paris’e gittiğimde de hemen hemen hep beraberdik. Açtığım balıkçı lokantasını beraber götürdük, siyaseti hep beraber tartıştık, orada da pek ayrılmadık. Yazıyı okuyunca gerçekten bir yanım koptu, elim ayağım boşandı.

Kafamı karıştıran tek olay vardı, o da Mıstık’ın Türkiye’de ölmesi. Gelmiş olsa mutlaka haberim olurdu, neyse ben de bu olayı yaydıktan sonra Paris’teki yoldaşlarımı haberdar ettim. Herkes seferber oldu, hatta ortak yoldaşımız Haydar oradan Türkiye’yi ayağa kaldırmış. Hem bana inanıyorlar ama orada yaşayan bir insanın ölümünü nasıl benim Türkiye’den haber verdiğime akıl sır erdiremiyorlar. Meğer Mıstık Paris’ten Fransa’nın başka yerine taşınmış, onlar da haber alamamışlar.

2 gün önce faceden Yaşar bana arkadaşlık gönderdi, çok kötü oldum, arkadaşlar anı sayfası yapmış diye tekrar ağlamaya başladım. 2-3 gün beklettim arkadaşlığı. Twiterdan bir mesaj geldi, “Ahmet, bana acele yaz, ben Yaşar…” Gerisini siz düşünün, aynı Veli Bar’dakiler gibi hortlak görmüşe döndüm. Şoku kısa sürede atlattım ve Mıstık’la konuşmaya başladık. Benzerliğe Mıstık’ta şaşırmış, Fransa’da başsağlığı telefonlarına yanıt veriyordu. Nasıl sevineceğimi şaşırdım ama başka yoldaşımızı kaybetmiştik, sevincim kursağımda kaldı. Demek ki devrimci Mıstıklar çift yaratılmış.

Reklamlar

Ağustos 21, 2015

EMİNE ERDOĞAN’A AÇIK MEKTUP…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:07 am

EMİNE ERDOĞAN’A AÇIK MEKTUP…

Sayın Emine Erdoğan,

Umarım son aylarda ülkemizde olanları izliyorsunuzdur. Ne de olsa dört çocuk annesisiniz, yaşadığımız cinayetlere duyarsız kalacağınızı tahmin etmiyorum. Bir yazar ve aydın olarak evdeki yaşantınız beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama büyük bir olasılıkla sayın eşiniz cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaşadığımız felaketi ve katliamları konuşuyorsunuzdur.

Eşinizin il başkanlığından itibaren sizin de siyasetin içinde olduğunuzdan hiç şüphem yok. Bunu zaten arasıra yaptığınız konuşmalarla belli ediyorsunuz. Konuşmalarınızın çoğunda ağlayarak olaylara ne kadar duyarlı olduğunuzu ve duygusal bir yapıya sahip olduğunuzu 80 milyona yakın halkımıza gösterdiniz.

O yüzden son aylarda yaşadığımız cinayetlere de aynı tepkiyi gösterdiğinizi tahmin ediyorum. Tek başına iktidar olma olasılığını kaybeden ve doğal olarak başkanlık sistemini getiremeyeceğini anlayan eşiniz bu duruma karşı çok sinirlenmiş olup, Kürtleri yok sayarak IŞİD’e savaş açıyorum bahanesiyle Kürtleri öldürmeye, tutuklamaya başlamıştır.

Hükümetin kurulması çalışmalarında taraf olup anayasayı çiğneyen eşiniz Recep Tayyip Erdoğan gittikçe suçun batağına girmektedir. Kendi suçunu örtmek için girdiği bu bataktan kurtulmak kolay değildir. Esasında kolaydır, göğsünü gere gere yargılanmaktır ama Erdoğan bu yolu seçmek yerine kendisi dışında herkese savaş açmış durumdadır.

58 yaşında ve 45 yıldır siyasetin içinde yaşayan biri olarak ve deneyimlerime dayanarak size bu mektubu yazma zorunluluğu hissettim. Sayın eşiniz herkese karşı tek başına savaşma sendromuna girmiştir. Bu sendrom sadece siyasette mi geçerli bilemem (Diğeri de beni pek ilgilendirmiyor) ama sonu hiç de iyi değildir. Bunun sonu sadece kendisine zararla bitse dahi üzülürüm, çünkü görüşlerine karşı çıksam bile eşiniz bu ülkenin cumhurbaşkanıdır.

İş öyle bir noktaya gelir ki, sonunda herkes kendini kurtarmaya başlayacak ve bildiklerini yavaş yavaş anlatmaya başlayacaklardır. Bunun sonunda kimsenin kurtulacağını ve temize çıkacağını sanmam ama durum öyle bir hale gelir ki, eşiniz cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sözünü geçireceği bir onbaşı ve komiser yardımcısı bile bulamayacaktır.

Bunca yıllık yaşam arkadaşı olarak cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bu savaştan, bu megalomanik durumdan çıkartabileceğinize inanıyorum. Bu hırs bikaç askerin yada kürdün ölümüyle son bulmayacak kadar kötü bir noktaya doğru gitmektedir. Bir ülke “Çocuklarımızı feda edelim…” yada “Ölelim…” diye yönetilemez.

Bir anne olarak bu anlamsız savaşı durduracağınıza inanıyorum.

Saygılarımla

Ağustos 18, 2015

YALVAR BAKİM AMCAN SANA PÜSKEVİT VERECEK!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:47 am

YALVAR BAKİM AMCAN SANA PÜSKEVİT VERECEK!..

Dünya siyaset tarihi anımsanmaya başladığından beri sanırım Türkiye kadar ilginç yada komik bir ülke görülmemiştir. Bu gariplikler Türkiye’ye özgü bişey değil, cahilliğimizin getirdikleri. Götürdüklerine bakarsak, hiçbir siyasetçinin altından kalkamayacağı kadar çok, maddi ve manevi olarak yaptıklarının hesabını umarım bigün verirler.

Bir ülkede seçim olsun ve partilerden biri yalvar yakar “Ne olur, hükümet kurun, bana bulaşmayın, benim maçam yemiyor, ne koalisyon ortaklığına, ne demokrasiye, ne başbakanlığa, ne azınlık hükümetine, ben zaten oylarımı yükselterek rezil olacağım kadar oldum, daha fazla rezil olmak istemiyorum, kürtleri öldürün ama bana bulaşmayın, onları çırılçıplak söyüp teşhir edin ama beni koalisyona sokmayın, ben bu cinayetleri dışarıdaymış gibi seyredeyim, hükümet olursam cinayet emirlerinize ortak olurum, oysa ben alışık değilim böyle şeylere, 12 Eylül 80 darbesi öncesi denedim bunu, hükümete girdim, bütün cinayetlerim ortalığa saçıldı, bana bunu yapmayın, yalvarıyorum bir hükümet kurun, ben cinayetlerimi ana muhalefet olarak dışarıdan derin devletle beraber işlerim…” desin, bu sadece bizde olur ve oldu.

Daha önce hep yazdım, medeni ülkelerde ırkçılığı, şeriatı ve faşizmi doğrudan destekleyen partiler olmaz ama bizim ülkemizde nurtopu gibi 4-5 tane var. Hatta daha fazla da var ama şu an etkili olan bikaç tanesi.

Sadece MHP mi, Ulusal Partililer de askere başvurmuş PKK’ye karşı savaşmak için, kürt öldürmek için, bunu hem de toplu olarak yapmışlar Yalova’da, kim takar Yalova faşistini diyeceğim, bütün Yalova üstüne alacak diye üzülüyorum. “Bana izin ver devletlüm, ben kürt öldüreceğim senin yanında…” diyor Doğu Perinçek’in müritleri.

Devlet Bahçeli de adı üstünde, doğuştan devletlü, “Bana izin ver devletüm, ben sizin cinayetlerinize dışarıdan destek olayım, daha rahat cinayet işlerim…” diyor. İktidardaki zaten işliyor cinayeti, al Erdoğan’ı vur Perinçek’e, Al Perinçek’i vur Davutoğlu’na, al Davutoğlu’nu vur Bahçeli’ye.

Yalvar Bahçeli, biraz daha yalvar, cinayet işlemek için yalvar, kürt öldürmek, devrimci öldürmek için yalvar, öldürdükçe oyunun artacağını zannet. Arabasının bagajında 2 makinalı tüfek bulunan genel başkan Bahçeli, biraz daha yalvar, sokağa çıkamayacak duruma gelene kadar yalvar…

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: