Ahmet Nesin's Blog

Temmuz 28, 2016

ERDOĞAN’IN İDAMDAN ÖDÜ PATLIYOR!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 11:00 am

ERDOĞAN’IN İDAMDAN ÖDÜ PATLIYOR!..

Babayiğit olmak zor zenaat, hele hele durup dururken babayiğit olmak iyice zor. Herkes darbe olacaktı, darbe önlendi derken ben Türkiye’nin zaten darbeyle yönetildiğini söylüyorum yıllardır. Birincisi 12 Eylül anayasasıyla yönetilen bir ülke hâlâ darbeyle yönetilen bir ülkedir.Bir ülkede hâlâ 12 Eylül seçim yasası varsa, % 10’luk baraj duruyorsa ve YÖK denilen faşizan ucube devam ediyorsa o ülkede yeni bir darbeye gerek yoktur ki!

O yüzden bu yasaları devam ettiren hükümetler oldum olası darbe hükümetleridir. Bugüne değin anayasayı değiştirelim diyenlerin dediklerine bakmayın, seçim yasasını ve barajı değiştirmek için anayasayı değiştirmek gerekmiyor. Zaman zaman kimsenin memnun olmadığı YÖK’ü kaldırmak da meclisin bilemedin yarım saatlik işi.

Yıllar önce gazeteci bozuntusu Nagehan Alçı’ya verdiğim bir yanıtta Özal döneminden itibaren sivil darbe yaşamının başladığını yazmıştım. Doğal olarak 12 Eylül darbesinden sonra gelen bütün sözümona sivil hükümetler darbe hükümetleridir. Dolayısıyla da Rcep Tayyip Erdoğan onların en beteridir.

Son günlerde sivil darbeciye karşı “KARIŞIK ORTADA DARBESİ” yapmak isteyenlere karşı bir idam tartışması sürdürülüyor. Bu tartışmayı ortaya siyasiler değil halk attı. Erdoğan’ın sokağa çağırdığı vatan kurtaracaklar “İDAM İSTERUK” diye bağırınca Erdoğan çok fena köşeye sıkıştı. Bence şimdi ödü hazırolda bekliyor.

Yaşadığımız ülkede herkes Erdoğan’ın nasıl biri olduğunu biliyor, seveni, az seveni yada nefret edeni, onun kişiliğini ezberlemiş durumda. Çünkü böyle durumlarda Erdoğan yasayı koyar ve bunu halka bırakmaz. Şimdi idam yasasını halka bırakmasının tek nedeni idama karşı olmasıdır.

Birincisi idam yasası çıktığında o yasa geriye doğru işlemez. Güç bende, deyip bu darbelik geriye işletirsen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere bütün batı seni paçavra gibi bir kenara koyar. İkincisi idam yasasını koyduğun zaman ne ABD ne de başka ülkeler sana sanık iadesinde bulunmaz. Yani halkın gözünü boyamak için asıl asmak istediğin Gülen’i asamazsın.

Üçüncüsü ve en önemlisi geçici idam yasası diye bişey olamayacağına göre Erdoğan sıranın kendisine geleceğini düşünerek uykusunu, sağlığını, zaten pek olmayan düşünme yetisini rafa kaldırmak zorundadır.

Erdoğan şunu çok iyi bilmektedir: Matematiksel olarak yaşadığı sürece bütün seçimleri kazanamayacağına göre Türkiye’nin bütün mahkemeleri ve yüce divan kendisine açıktır. Burada önemli olan hırsızlık iddiaları, ayakkabı kutuları değil, sınır yada diğer ülkelere karşı alınan kararlarla, izlenen siyasetle ülkenin ne kadar batağa saplatıldığı, kendi çıkarları doğrultusunda satıldığıdır.

Böyle bir suçun 2 cezası vardır, ya ömür boyu müebbet hapis cezası yada idam. İşte Erdoğan’ın bütün yabancı televizyonlarda yaptığı söyleşilerde “Bunu halk istiyor, meclisten geçerse imzalarım…” demesinin nedeni budur. Çok istediği bişey olsaydı darbemsi akşamı cep telefonundan bağlandığında “Bunları yakalar yakalamaz idam edeceğiz…” diye bir avazı sarayda, diğer avazı Fuat Avni’de bağırırdı.

Günlerdir televizyonlarda konuşurken mumya gibi oturmasının nedeni bundan kaynaklanıyor. Tavsiyem o ilk idam önerisini söyleyen yada söyleyenler dünyanın en ücra köşesine gidip iltica etsinler. Erdoğan sizi yakalarsa, var ya, neyse gerisini de siz düşünün artık.

Eeeee Erdoğan bu kadar lümpen, başıbozuk ve cihatçı kitleyi seçmenim diye sahiplenir, sokağa dökersen buna katlanıp, yaşam boyu boynunda ip varmış gibi dolaşırsın. Eminim bu olay rüyalarına da giriyordur. Bunu da Melih Gökçek’e sor, cin işlerini en iyi o biliyor. Ne de olsa ikiniz de 3 harfliler grubundansınız…

 

Reklamlar

Temmuz 21, 2016

AKP YARDIM VE YATAKLIKTAN YARGILANIR MI?..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 9:24 am

AKP YARDIM VE YATAKLIKTAN YARGILANIR MI?..

Konuya başlıktan alakasız biyerden gireceğim, çünkü bu dönem çok yazı birikecek ve ayrı ayrı yazmak çok zor. Dün Erdoğan kendi darbesini açıklarken Türkiye’yi kredi anlamında düşüren kuruluşa da fırça çekti. Daha doğrusu fırça çekmedi de kendince dalga geçti. “Ben ülke olarak sana üye değilim ki notumu düşürüyorsun, ayrıca düşürsen ne olur, düşürmesen ne olur…” gibi bir açıklama yaptı. Oysa durum dediği gibi olmadı, puanımız düşünce dolar tavan yaptı ve TL değer kaybetti. Erdoğan şunu hesaplayamıyor, üyesi olmasan da bir para kurumu senin notunu düşürürse, dünya ticaret merkezi onu dinler, seni değil.

Neyse, gelelim asıl konuya. Bu yazacaklarımdan dolayı hukuk mezunu olmak gerekmiyor, hatta bırakın hukuk mezunu olmayı, hukuku da çok bilmek gerekmiyor. Aşağıdaki tümceler 14 yıllık iktidarları dönemindeki AKP’lilere ait ve bu kişiler halen AKP’li.

Bekir Bozdağ: Cemaatle Ak Parti arasında bir fitne ateşi yakmayı başaramayacaklar. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye Antalya’dan selamlarımı iletiyorum.

Tuğrul Türkeş: Bugün de Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin MHP’ninki ile benzer ve hatta aynı olan projesini takdirle karşıladım.

Suat Kılıç: Muhterem Fethullah Hocaefendi’ye acil şifalar ve sıhhat içinde hizmete devam temenni ediyorum.

Şamil Tayyar: Sol gözünden ameliyat olan saygıdeğer Fethullah Gülen Hocaefendiye acil şifalar diliyorum.

Melih Gökçek: Fethullah Gülen’e Feto diyemezsin. Ben sana lakap taksam hoşuna gider mi?

Rasim Ozan Kütahyalı: Başbakan ile Hocaefendi’nin çatışmasını isteyen alçaklar benden nefret eder…

Egemen Bağış: Türkçe Olimpiyatları muazzam. Teşekkürler

Hüseyin Çelik: “Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış buna kargalar güler”

Bülent Arınç: Hocaefendiyi ziyaret edebilir miyim diye içimden geçirmiştim. Başbakanım Erdoğan: “Biz de görüşebilsek, selamlarımızı, sevgilerimizi götürün…” dedi. Kendisine çok saygım var, 28 Şubat’ta çok sıkıntıları oldu. Kendisine büyük iftiralar atıldı, davasıyla ilgili, örgütle suçlandı. Her aşamada destekledim. Hamdolsun ki beraat etti. Sayın başbakan vekaleten yapmamı söyledi, bizden bir emirleri, tavsiyeleri olur mu, sormamı istedi. Yanlışımız varsa bizi aydınlatmasını istedik. Çekememezlik olduğunu söylüyorlar, böyle bişey yok. Bizden daha iyi görüyor, değerlendiriyor.

Bu konuşma ve değerlendirmelere daha bisürüsünü ekleyebilirim. Sadece “Türkçe Olimpiyatları”nın 10. Yılında bastırdıkları ve satıp para kazandırdıkları gümüş paralar yeter. Bunu sizin, bizim paramızla yaptılar.

Şimdi ben hukuken soruyorum, bu açıklamaları yapanlar Fethullah Gülen’e yada onların deyimiyle FETÖ’cü paralel devlete yardım ve yataklıktan yargılanırlar mı? Sadec hukuki bir merak benimkisi.

Temmuz 15, 2016

İLTİCA – OTURMA İZNİ VE VATANDAŞLIK!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:29 am

İLTİCA – OTURMA İZNİ VE VATANDAŞLIK!..

Yaklaşık 10 gündür Türkiye’ye gelen Suriyelilerle ilgili ırkçılık almış başını gidiyor. Aydınlarımız şaşkın, yazarlarımız şaşkın, partiler şaşkın ve halkımız şaşkın. Kimileyin düşünüyorum tek şaşırmayan ben miyim, diye!.. Tek şaşırmayan ben değilim ama unutkan olmayan bir yanım olduğundan sanırım, yaşadıklarımız bana hiç yabancı gelmiyor…

2013 yılının başlarında CHP bir anket yaptırmıştı, o anketteki kimi yanıtları anımsatmak istedim:

– “Şu anda komşunuzun Kürt olmasını ister misiniz?” sorusuna Türkler’in yüzde 60’ı “Hayır” yanıtı veriyor. Kürtlere aynı soru sorulduğunda yüzde 80 “Evet” diyor.

– “Kürt kökenli bir vatandaşla evlilik yapar mısınız” sorusuna, Türkler’in yüzde 50’si “hayır” yanıtı veriyor.

– Terörün bitirilmesine yönelik hükümetin yürüttüğü “Çözüm Süreci” adlı yönteme destek “Türkler”de yüzde 50, Kürtler’de yüzde 80 oranında.

Bildiğiniz gibi yaklaşık 40 yıldır devam eden savaşta Kürt – sosyalist partiler ve şimdiki HDP dışındaki bütün partiler yıllarca “Biz bölünmez bir bütünüz, nedir bu istediğiniz ayrımcılık…” propogandasını yürüttüler. Oysa bu anket 70’lerde yapılsaydı yıllarca tartıştıklarımız daha önce ortaya çıkar ve büyük olasılıkla çözüm yoluna daha kolay gidebilirdik. Gerçi 70’lerde bu anket yapılsaydı sonucun bu çıkmayacağı gibi, anketörlerin büyük bir kısmı da sağlam dayak yerdi ya, neyse, gelelim konumuza.

İsterseniz bu konuyu kendi yaşamımdan örnekler vererek anlatayım. Pratik yoldan anlatmak sanırım daha kolay olacak.

2003 yılında Fransa’ya gittim. Bir başka ülkeye gittiğinizde ya kalifiye işçi olarak çağrılmanız gerekiyor –ki bu durumda her yıl yenilenen oturma izni alabilirsiniz- yada vizeniz kadar kalabilirsiniz ki bu da 3 ayı fazla geçmez. Gittiğiniz ülkenin vatandaşıyla evlenebilirsiniz ama bu da size vatandaşlık hakkını hemen ertesi gün tanımaz, 3 ila 5 yıl arası beklemeniz gerekir. Bunun için evli çiftin yaşayabileceği büyüklükte ev kiralamaları şarttır. Kontrole tabisinizdir, yetkililer evi ve kontratı görmeden eşin gelmesine izin vermezler. Hatta iğrenç olmakla beraber, evliliğin “Sahte evlilik” olup olmadığını anlamak için geceyarısı baskını bile yiyebilirsiniz. Aynı yatakta yatıp yatmadığınız bile kontrol edilir.

İkinci şık ilticadır, onlara göre yeterli gerekçeleriniz varsa iltica edersiniz. Ben iltica ettiğimde otomatikman çalışma iznim verilmiş, seçme ve seçilme hakkım haricinde fransızla aynı haklara sahip olmuştum. İlticaya başvurduğunuzda size 300 ila 400 euro tutarında bir aylık bağlanır ve bu aylık 1 yıl sürer. Bu dönemde bir bankamatik hesabı açtırtabilir ama kredi kartı alamazsınız. Bütün sağlık masraflarınız bedavadır ve devlet tarafından otobüs-metro kartı verilir. İltica talebiniz kabul edildiği taktirde çalışma ve iş kurma hakkına sahip olursunuz.

İltica kabul edildikten sonra kimliğinizi işçiye çevirme gibi bir hakkınız vardır ama bunun için 5 yıl geçmesi gerekmektedir. İster evlenin, ister iltica olun yada benim gibi işçi konumuna geçin, Fransız vatandaşı olmak için de 5 yıl geçmesi gerekmektedir. Ayrıca vatandaşlık hakkı istediğinizde Fransızcayı –en azından derdinizi anlatacak kadar- öğrenmiş olmanız gerekiyor. Anlayacağınız –ki Fransa iltica konusunda en rahat ve demokratik bir ülkedir- ama bu işler, yani vatandaşlık şıpın işi olmamaktadır.

Gelelim Suriyelilere, kimse ülkesini bırakıp, bütün düzenini yıkıp başka bir ülkeye gitmek istemez. Bunu yaptığında kendisine göre ciddi nedenleri olmak zorundadır ki Suriye halkının da yeteri kadar nedeni vardır. Türkiye demokratik bir ülke olsaydı zaten sınırdan gelenleri ilk olarak iltica olarak kabul eder ve onlara oturma izni verirdi. İltica iznini kastederken, Avrupa kriterlerini söylüyorum, yoksa bizdeki anti-demokratik yasayı söylemiyorum. Bizde ilticacılardan yıllık para alınıyor diye biliyorum.

O yüzden Suriyelilere yapılması gereken iltica yada oturma izni kimliğinin verilmesidir. Yukarıda da dediğim gibi, bu 2 kimlik de onlara bizimle aynı hakları verir. Tek yapamayacakları şey oy verememeleri ve seçilememeleridir. Ancak bunlar yapılırken mevcut iltica yasasının hemen değiştirilmesi gerekir. Çünkü iltica durumunda bayramda kendi ülkenşze bayramlaşmaya gidemezsiniz. İlticanın bir anlamı da terk ettiğiniz ülkenizde sorun yaşabileceğiniz anlamına gelir ki, bu da gayet doğaldır.

Savaştan, şu yada bu nedenle kaçan Suriyeliler seçim malzemesi yapılmadan kalabilmeliler. En önemli konu devlet bu kişileri kabul ederken içlerindeki savaş yanlılarını ayıklamalı, içlerindeki –Gerek Türkiye’de, gerek Suriye’de- IŞİD savaşçılarını temizlemelidir.

 

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: