Ahmet Nesin's Blog

Kasım 26, 2015

TERÖRGÜTLER VE TIRÖRGÜTLER!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:44 am

TERÖRGÜTLER VE TIRÖRGÜTLER!..

Gelişmiş medeni ülkelerde örgütlenmek ne kadar doğal bir olay sayılsa da Türkiye gibi gelişememiş ülkelerde örgütlenmek ilginç sonuçlar verir. İnsan ilk kaç yaşında örgütlenir diye düşündüm de çocukken kurduğumuz mahalle takımları bile birer örgüt esasında. Karşı mahallenin futbol takımına karşı tek başınıza mücadele edemeyeceğinize göre çoğalmanız gerekiyor, yani örgütlenmek. Mahallenin büyükleri sizi çocukken yaptığınız doğal yaramazlıklardan dolayı hemen “ÇETE” diye nitelendirir ve biriniz anında “ELEBAŞI” olursunuz.

Okul yaşantınızı düşünün, sınıfın ve okulun yaramazları hep biraraya gelirler, onlar da örgütlenir. Anlayacağınız örgütlenmek insanın doğasında var olan bişey, en çocukluğumuza kadar gidiyor. İki kardeşin annelerine karşı yaptıkları bir yaramazlık, onları delirtme harekatı bile bir örgütlülüktür esasında…

Yaş ilerledikçe 2 kişiden fazla yaptığınız herşey devletin isteğine göre örgüte ve terörizme girer. Bunlar hep yaşadığımız şeyler. Bunun en yakın örneği 12 Eylül darbesidir. İşçisiniz ve maddi manevi kimi haklarınızı mı istiyorsunuz, doğal olarak bir sendikaya üye olursunuz. Demokrasinin gereğini yerine getirdiğinizi sandığınız anda askerler darbe yapar ve sendikanızı kapatır. O andan itibaren teröristsinizdir, doğal olarak da terörgüt üyesi olmaktan hapse atılmanız an meselesidir.

Ülkenizin hem ülke içinde hem de dış dünyayla barış içinde yaşamasını mı istediniz, barış derneği kurmanızdan daha doğal bişey olamaz. Ama olmadı işte, fazla barış düşman usandırdığından sizi kapatırlar, yönetim kurulunuz idamla yargılanır, terörist ve terörgüt üyeliği damgasını çoktan yemişsinizdir.

Bunlar öğrenci olarak haklarınızı istediğinizde de değişmez, memur olarak da… Bir doktor günde ne kadar saat çalışacağına kendi karar veremez, onun performansına hükümet ve devlet karar verir, tersine olduğunda tabibler odası ülkenin terörgütlerinden biridir.

Hatta devlet sizin kanser olup olmayacağınıza kadar karışır ve her su gördüğü yere termik santraller yapmaya kalkışır. Siz köylü olarak buna karşı çıkar direnirsiniz ama boşuna, kanser olup olmayacağınıza devlet çoktan karar vermiştir ve karşı çıkan köylü çoktan terörgüt üyesi olmuştur.

İnsanları terörist ve örgütlerini terörgüt olarak tanımlamaya başladığınızda bunun önüne geçemezsiniz artık, siyasi partiler bile terörgüt partiler sınıflandırmasına tabii tutulurlar. Bunun çözümü kolaydır, o partiyi kapatırsın, gerektiğinde milletvekillerini hapse atarsın, olur biter. Sorun çözülmüş müdür, hayır sorun çözmek gibi bir derdi olmaz oligarşinin, demokrasi adına savaşım verenleri hapse atmak yeterlidir onun için. Çünkü karşı tarafı terörist ve terörgüt üyesi diye afişe ettikten sonra o halka demokrasi adına yaptığını anlatmaya başlar.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Demokrasi adına yaptığını söyledikten sonra onun tırörgüt kurma yetkisi doğmuş olur. Tırörgüt üyeleri tırlarla çalışan bir örgüttür. Yiyecek ve giyecek yardımı yapmak için tutulur bu tırlar. O kadar nüfusu doyurup giydiremeyeceğini anlar bu demokratörler. O zaman çözüm kolaydır, giydiremeyeceğinden ve doyuramayacağından fazlasını öldürür, rahatlarsın. Çünkü öldürmediklerini giydirip, beslediğini dünya kamuoyuna açıklama şansın vardır. Kimse kalanı öldürmek için tırlara koyduğun silahları farketmez, zaten görmemiştir bile. Ama bir aklı evvel bunları farkeder ve seni deşifre ederse, elin ayağın birbirine dolaşır ve bunu yapan devlet görevlilerini de hemen terörist sınıfına sokup terörgüt üyesi yaparsın.

Ben de şu an aynı durumdayım, Kürt sorununa demokratik bir şekilde yaklaştığımdan bir HDP’li olarak terörgüt üyesiyim. Ben terörgüt üyesi olarak kürtlerin ana dilini kullanabilmelerini savunurken karşımda bunu savunanları öldüren yada öldürten bir tırörgüt var. Ülke terörgütlülerle tırörgütlüler arasına sıkışmış kalmış durumda. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, tırörgütün başı da tırlatmış durumda…

Kasım 5, 2015

KORKUDAN OYUMU HDP’YE VERDİM

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:21 am

KORKUDAN OYUMU HDP’YE VERDİM!..

Çocukken nelerden korktuğumu anımsamıyorum, sanırım çok da korkularım olmadı… En net anımsadığım okulu ilk kez kırdığım gün dolmuşta yanıma annemin oturduğu gündür. Evde olacaklardan değil, o sırada söyleyeceklerinden korkmuştum. Sadece kulağıma “Akşam görüşürüz evde, nereye böyle…” deyince rahatlamıştım. En yakın arkadaşım Feridun kaza geçirip ameliyat olmuştu, ona gittiğimi söyleyince evi de rahat atlatmıştım.

Sanırım darbeler, asker ve polis benim korkusuz büyümeme neden oldu. Evimiz o kadar basıldı, babam o kadar gözaltına alındı ki korkmamayı öğrendim sanırım. Korkmamak dediysem abartmayın, her normal insan gibi korkularım var ve hep olacak. 12 Eylül darbesi öncesi de korkmadım, sanırım 78 kuşağını 78 kuşağı yapan da o korkusuzluğudur. Esasında bu bize 68 kuşağından mirastır, onlara da sanırım babamların kuşağından kalma… Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, o kadar korkusuzluk normal değil.

Ama ne yalan söyleyeyim 12 Eylül darbesinde korkmaya başladım. Ülkenin başında bir faşist vardı. Faşistlikle kalsa neyse, aptal bir faşist vardı, bence Türkiye’nin cehalet döneminin başlangıcıdır 12 Eylül. Kenan Evren, Bülent Ulusu, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Yıldırım Akbulut ve Recep Tayyip Erdoğan… Bu ekibi başka hiçbir ülkede göremezsiniz, kitap okumayan, sinema ve tiyatrodan bihaber, sanatla kopuk ve sosyal yaşantısı olmayan bir ekip. Piyango gibi, para versen hepsini arka arkaya ülke yönetimine getiremezsin.

12 Eylül cehalet dönemiyle beraber esasında sivil darbenin de başlangıcıdır. Bunu bikaç yıl önce yazdığımda bana kızanlar olmuştu ama sanırım şimdi bana hak veriyorlardır. Turgut Özal Türkiye’de sivil darbenin başlangıcıdır.

7 Haziran seçimlerinden sonra Başzübük Recep Tayyip Erdoğan ortaya korku salmaya başladı. Bunları sıralamama sanırım gerek yok, kaç kişiyi yitirdiğimizi bile anımsamak istemiyorum. Eşim Ankara’da hastahaneye gittiğinde onunla konuşamadım, sadece onunla değil, kimseyle konuşamadım. Poşette çocuğunun cesedini taşıyan bir anne gördüğünüzde ne olursunuz, işte öyle olduk hep beraber.

Size 3-4 günümü anlatayım isterseniz. Önce sevgili Akın Birdal’ın eşinin ölüm haberini aldım. Madımak katliamından 2 gün sonra dayanamayıp ölen Rıfat Ilgaz gibi acılara dayanamayıp öldü Gülşen Birdal. Sonra Çetin Altan’ın cenazesine gittim ve akşam ağabeyim Ateş’in öldüğünü öğrendim. Sabah eşim geldi ve sırtından vurulan Dilek Doğan’ı ziyaret etmek için hastahaneye gitti. Ben mi onu, o mu beni teskin edecekti, biz bu konuda ayrımcılık yapmadık ve sadece sarıldık. Tahmin edeceğiniz gibi, ağabeyimi gömerken de Dilek’in ölüm haberi geldi…

Bütün bunlar neden oldu, tek bir deli iktidarda kalsın diye oldu. Bunca can o yüzden gitti ve bunun neticesinde % 8’lik bir oy artışıyla AKP tekrar iktidar oldu. Halk korktu, 12 Eylül anayasa oylamasında da olmuştu bu, başımızdan gitsin diye oy verenler vardı. İşte AKP bunun oyunu aldı, öldürülmemek için oy verenlerden tutun da, delirmemek için oy verene kadar bir dizi insan sayabiliriz.

Ne yalan söyleyeyim, ilk kez ben de bu kadar korktum, eşim için, çocuklarım için, Ali için, yeğenlerim için, Vakıf’takiler için, tanımadıklarım için, çok korktum, karşımda savaş stratejisiyle gelen biri var ve ne zaman, neyi yapacağı belli değil.

Sonra kendi kendime telkine başladım, ben bu korkudan kurtulmalıydım, bunun tek yolu barışa inanmaktı, barış için savaşmaya devam etmekti. İşte o yüzden oyumu HDP’ye verdim. Anlayacağınız oyumu HDP’ye korkudan verdim…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: