Ahmet Nesin's Blog

Eylül 22, 2014

KİTAP FUARINDA İLKER BAŞBUĞ’UN ALKIŞLANIŞI VE KÜRTLER…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:47 am

KİTAP FUARINDA İLKER BAŞBUĞ’UN ALKIŞLANIŞI VE KÜRTLER…

Fuar anılarımı yazmaya başladım ama bitürlü bitiremiyorum. Neden üretecek değilim, sonuçta benim işim ve çeşitli gerekçelerle erteliyorum. Hep yazmışımdır, Istanbul TÜYAP Kitap Fuarı 12 Eylül faşizminden sonra aydınların, sosyalistlerin bir araya gelmesini sağlamış çok önemli bir olaydır, kim ne derse desin, bu olay ileride tarihe geçecektir. 3 kişinin bir araya gelmesinin suç olduğu v e gözaltına alındığı dönemde TÜYAP onbinleri biraraya getirmiştir.

Daha sonra çeşitli fuarlar yapıldı, faşizm kitapçıların kapatılmasına neden olunca fuarlar şehirlerin beklentisi haline geldi. Doğal olarak binlerce olay yaşadık. Bunların en ilginci Ankara’daydı, adını bile anımsamadığım bir firma düzenlemişti fuarı. Yazar anonsları yerine bütün Ergenekoncu general, albay ve mitçilerin anonsu yapılıyordu. Bunlardan en ilginci “Bir adet silah ruhsatı kaybolmuştur, bulanların danışmaya bırakması rica olunur…” diye yapılmıştı. Utancımdan yerin dibine girmiştim ama etraf öyle görülmüyordu.

Dün Antalya Fuarı’nda ilginç bişey daha yaşadık. İşçi Partisi genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ’un kitabını yayınlamış, söyleşiye ve imzaya çağırmış. Anonsların ardı arkası kesilmiyor, ve Başbuğ içeri girdiğinde alkış koptu, söyleşi bitti alkış koptu, salondan ayrılıyor alkış koptu.

Ben de twitter’dan “Demokrasilerde genel Kurmay Başkanı alkışlanır mı bilemem ama Antalya kitap Fuarı’nda genel Kurmay eski başkanı İlker Başbuğ alkışlanıyor” diye yazdım, beğenenler oldu ama ilginç de 1-2 mesaj geldi: “O kadar çok demokrasi kılıfı altında Kürtçülük yaptınız ki, Türkler artık kimlik endişesine kapıldı ve tekrar askere sarıldı..”, “Çünkü demokrasi Kürt halkinin haklarini savunurken Türk halkini da unutmamakti. Aslinda demokrasi insan hakkini savunmakti

Bu mesajlara şaşırmıyorum ama bu tür mesajlar yazan arkadaşlar bikaç sorum olacak. Ergenekon yada benzeri davalar başladığında tutuklanan üst rütbeli subayların geçmişleri, onların demokrasi adına verdikleri savaşımları hiç araştıran oldu mu? Mesela bu orgeneral yada oramiraller 12 Eylül faşizmi olduğunda nasıl bir demokrasi savaşımı verdiler, kaç devrimci ve komünisti işkenceden geçirdiler, kaç kürde bok yedirdiler, kaç kişi asılırken, kurşunlanırken alkışladılar!..

Hadi o dönemi atladık, Tansu Çiller – Mehmet Ağar döneminde öldürülen kürtleri yani faili meçhul cinayetlerde neredeydiler, görevleri neydi, öldürüyorlar mıydı, yoksa demokrasi bayrağı açıp diklenmişler miydi?

Demokrasi kılıfı altında Kürtçülük yapılmaz, demokrasi adına Kürtlerin hakları savunulur, dilleri verilir, 2. sınıf vatandaş olmaktan çıkarılır, Osmanlı zamanında işgal ettiğin toprakta yaşayan insanlara saygı duyulur. Orasının senin toprağın olmadığını anlarsın önce, sonra burada ne işim var diye sorarsın kendi kendine, demokrasiye inanıyorsan orada yaşayan halkın haklarına saygı duyar ve onun yanında yer alırsın.

Sorun Kürt halkına sarılıp Türk halkını unutmak değil, bu ülkede yaşayan bütün ezilmişlerin haklarını savunmaktır. Bütün bunları anlayabilmek için çok fazla detaya girmek gerekmiyor, sadece ben bu topraklara kaç yılında ve nasıl geldim, sonrasında ne yaptım, diye düşünürse insan, ırkçı değilse bu sorunun ivedilikle çözülmesi gerektiğine inanır. Çözüm azınlıktaki kimi sosyalistlerin dediği gibi “Biz iktidara gelelim, sizin haklarınızı vereceğiz…”e bağlı değildir. Kürt halkı sorununu kendi çözmek için seni bekleyemez, o çözüm için her yolu zorlar ve zorladığı için de bugün barış adımları atılmış ve bunlar tartışılıyor.

Bunun yolu da sınır ötesi operasyonlarla Kürtleri öldürten eski genel kurmay başkanlarını alkışlamaktan geçmez. Demokrasiye inanmaktan geçer ve demokrasiye inanmak için de Kürt yada Türk diye bir ayrım yapılmaz. Bence hepimizin bunları düşünmesi gerekir. Bir de şunu sorun kendinize, bugüne değin neden hiçbir genel kurmay başkanı derin devleti ortadan kaldırmak için bir adım atmamış.

 

 

Reklamlar

Eylül 16, 2014

ERDOĞAN’IN ŞERİATÇI AÇIKLAMASI!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:07 am

ERDOĞAN’IN ŞERİATÇI AÇIKLAMASI!..

Neden bir insan cumhurbaşkanı olmak ister, bunca yıldır siyasetin içindeyim ama hiç düşünmemiştim. Düşünmedim çünkü bana göre cumhurbaşkanlığı siyasetin doruk noktası değil, tam tersine bittiği yerdir. İstediğiniz kadar 12 Eylül darbesinin faşist anayasasıyla idare edilin, o faşist anayasa Kenan Evren için bolca hak tanımış olsun, meclis yasası yürürlükteyken eşinizle ancak Çankaya Köşkü’nün bahçesinde ama elele ama gözgöze, Aziz Nesin’in öyküsündeki gibi “Peki, biz bu bohu niye yedik!..” diye dolanır durursunuz.

Erdoğan’ın yaşamı daha çok havaalanlarında geçtiğinden, yine bir yurt dışı çıkışında basın mensuplarına yaptığı açıklamada “ Bölgedeki terör örgütlerine karşı hassasiyetlerimiz devam ediyor. Gerek yabancı savaşçılar, gerek terör örgütü mensuplarıyla ilgili çalışmalarda müffetiklerimizle dayanışmamız devam edecek…” demiş.

Bu ülke siyasetinden iyice sıtkım sıyrıldığından dolayı neredeyse 10 gündür haberleri bile izlemediğimden bu açıklamasıyla ilgili uzmanlarımız bir açıklama yaptı mı bilmiyorum ama bana yazılı olarak denk gelmedi. Bu açıklama Türkiye anayasasına göre kişiyi cumhurbaşkanlığından indirecek bir açıklama.

Bunu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın rakibi olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun pozisyonuyla açıklayayım isterseniz. İhsanoğlu yıllarca İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini yaptı. Yaptı ama bunu Türkiye adına değil, kişi olarak yaptı yada yapabildi, çünkü Türkiye anayasasına göre şeriatı savunan bir teşkilata Türkiye’nin devlet olarak üye olma olasılığı yok. O yüzden biz o konferanslara daha çok izleyici yada benzer sıfatlarla katıldık.

Anlayacağınız, sözüm ona laik Türkiye’de devlet yada parti olarak şeriatı şiar edinemezsiniz. Kişi olarak şeriatı savunabilir, ancak bunu devlet işleyişi anlamında kullanamazsınız. Bunun bikaç nedeni var ama bence en önemlisi laik ve demokrasiyle yönetildiği iddia edilen ülkelerde devletin dini olmaz. Oysa İslamiyet bir devlet dinidir, Kur’an anayasadır. Türkiye’deki dincilerin en büyük sıkıntısı da budur.

Erdoğan ve arkadaşları dindar değil dincidir, ülkenin şeriatla yönetilmesini isterler ve bunu da defalarca açıkladılar. İşte Erdoğan’ın bu konuşmasında söylediği “Yabancı savaşçılar” sözcükleri esasında anayasaya aykırıdır ve cumhurbaşkanı olarak suç işlemiştir. Erdoğan bu konuşmayı IŞİD’e karşı yapılan koalisyona imza atılmamasının nedeni sorulduğunda yanıtlıyor. Yani bitakım ülkeler şeriat devletini savunan yada kurduğunu iddia eden IŞİD’e karşı savaş açmışken, onları terörist ilan etmişken, Erdoğan buraya imza attırmıyor ve onları “Yabancı savaşçılar” olarak ilan ediyor.

Erdoğan kendisini ister cumhurbaşkanı, ister yarı başkan yada ister başkan zannetsin, hatta padişah da zannetsin ama bu anayasa varken bu açıklamayı devlet adına yapamaz. Bu bir anayasal suçtur ve Erdoğan hakkında soruşturma açılmalıdır.

IŞİD’in elinde rehineler olması bu açıklamayı yapması için kurtarıcı bir neden olamaz. Dünyada hiçbir ülke yada devlet rehinelere göre yönetilemez. Rehineler dolayısıyla savaşa girmeyebilirsiniz ama onları savunan açıklama farklı bir olaydır. O zaman akla şu geliyor ki –bana göre hem öyle hem de daha büyük bir suç- Erdoğan rehineler için bişey yapmıyor, onlar olduğu sürece o koalisyona imza atmama şansını elinde tutuyor. İşte % 50’nin oy verdiği sanıldığı AKP ve o mantık Türkiye’yi böyle yönetiyor.

IŞİD bir gün bizden de kelle kesmeye başlarsa, işte o zaman bu seçmen yukarıda yazdığım gibi “Peki, biz bu bohu niye yedik!..” diye ya evinde yada Çankaya dolaylarında dolaşmaya başlayacaktır.

 

 

Eylül 12, 2014

BUGÜNÜNÜ KENAN EVREN’E BORÇLUSUN BAŞZÜBÜK!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:15 am

BUGÜNÜNÜ KENAN EVREN’E BORÇLUSUN BAŞZÜBÜK!..

12 Eylül darbesi olalı 34 yıl olmuş ama değişen bişey yok, hâlâ aynı faşist anayasayla ve seçim sistemiyle yönetiliyoruz. Bana kalırsa 12 Eylül darbesine de gerek yoktu ama hem derin devletin hem de ABD’nin alışkanlığı, yapıldı.

Neden gerek yoktu derseniz, o dönemi yaşayanlar çok iyi bilir, darbe olunca ne değişti diye okur ve düşünürseniz solun yok edilmeye çalışılması dışında bişey değişmedi. Biz 12 Eylül faşizminden önce MHP’nin, Ülkücülerin, MSP’nin (AKP’nin geçmişi) ve Akıncıların derin devlet destekli açık faşizmiyle karşı karşıyaydık, darbe oldu ve aracı ortadan çıkartıldı, derin devletle başbaşa bırakıldık. Üstüne üstlük ülkücülere ve akıncılara karşı savunmadaydık, darbeyle birlikte o şansımız da elimizden alındı.

12 Eylül sonrası onca cinayete karşın MHP ve MSP beraat etti, Kahramanmaraş katliamından bile Devrimci Savaş grubu ceza aldı. Sanki kendi kendimizi öldürmüşüz gibi bir mahkeme kuruldu ve yargılanan Ülkücülerden biri (Muhsin Yazıcıoğlu) kahraman parti başkanı, diğeri de adını değiştirip milletvekili oldu. Aynı Sivas Madımak katliamının sanık avukatlarının milletvekili ve belediye başkanı olması gibi, anlayacağınız Türkiye’de faşistler açısından tarih değişmiyor.

Diyebilirsiniz ki bunca Ülkücü ve Akıncı desteğine karşın ABD askere niye darbe yaptırdı?.. Nedeni çok açık, ABD’nin bir orta doğu planı vardı, demokrasi yerine ılımlı İslam diye bişey yerleşmesi gerekiyordu, bunun için de otorite gerekiyordu, bunu da en iyi asker sağlardı, onlar da zaten geleneksel olarak hazırdılar. Ayrıca bu plana göre uygulanması gereken bir ekonomik rota vardı, ABD bunun için Turgut Özal’ı hazırlamıştı, onun 24 Ocak kararları asker olmadan uygulanamazdı ve hepsi uygulandı.

Özal başbakan seçildiğinde onu demokrat diye lanse eden solumsular günün birinde bunun hesabını verecekler. Özal tarikat üyesiydi ve ılımlı İslam ve sivil darbeye geçişin baş mimarıydı. Kenan Evren’le tartışmalı gibi gözükse de, esasında Evren onun ve ABD’nin her istediğini yapan büyük bir maşaydı.

O dönemin Evren konuşmalarına baktığımızda her konuşmasında elindeki Kur’an’dan ayet örnekleri verdiğini görürüz. Halk yavaş yavaş İslam’a alıştırılıyordu, çünkü hep iddia ettiğim gibi Türkiye dini inancı bütün bir topluluk değil. Türkiye halkının büyük bir çoğunluğu deisttir, dini kuralları yoktur, kendini Müslüman sayar ama tek korkusu Allahtır. Bunun nedeni çok araştırabilinir ama en basit anlatımıyla –bence- Şaman dininden gelmeleridir, Tanrıları vardır ve o tanrıyı onlar yaratmıştır. Göktanrı bu topraklara yabancı gelmiştir, o yüzden dinen yapıp yapmadıkları sorulduğunda “O Allahla benim aramda bişey…” diye yanıtlarlar. Oysa Kur’an’a göre Müslüman olanın namaz kılmama, oruç tutmama, olanağı varsa zekat vermeme yada hacca gitmeme gibi bir lüksleri yoktur. Tam tersi bunlara inanıp da yapmamanın cezası vardır.

ABD’nin istediği ve Kenan Evren’le Turgut Özal’ın inşa etmeye çalıştığı sistemin başına şimdi Erdoğan oturuyor. Yine birileri Özal’ın daha demokrat olduğunu söyleyeceğini biliyorum, o demokrat denilen kişi 12 Eylül hükümetinin başbakan yardımcısı ve ekonomiden sorumlu devlet bakanıydı. 2 idamda hükümet görevlisi olarak imzası var, bunları hiç sorgulamamıştır.

Esasında aynı şey Devlet Bahçeli için de geçerlidir, 12 Eylül öncesi arabasının bagajında 2 otomatik tüfek yakalanan Bahçeli hiç sorgulanmamış, o tüfeklerle kaç kişi öldürüldüğü sorulmamış ve 2 gün bile gözaltına alınmadan Alpaslan Türkeş’ten sonra partinin başına geçip bir daha inmemiştir. Son 13 yıla baktığımızda da zaten Erdoğan’ın her sıkıştığında Bahçeli’nin desteğini aldığını görüyoruz.

Bugün 12 Eylül darbesi olalı 34 yıl olmuş, başımızda darbenin destekçileri iktidar, biz o dönemde kaybettiğimiz arkadaşlarımızın davalarını devam ettirirken hâlâ öldürülüyoruz, hâlâ gaz ve işkence var, hâlâ Alevi sorunu dimdik duruyor, hâlâ Kürt sorunu çözülmedi ve ülke barut fıçısı. 12 Eylül darbesi devam ediyor, sadece sivil olarak desem de derin devlet hâlâ işbaşında hem de Kemalist Ergenekoncu, Erdoğancı ve Gülenci olmak üzere üçe bölünmüş şekilde.

 

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: