Ahmet Nesin's Blog

Mart 28, 2013

TERÖRİST PARTİ BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 6:08 am

TERÖRİST PARTİ BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ!..

Günlerden 23 Şubat 1978, yani yaklaşık 35 yıl geçmiş. Adana’dan Ankara’ya beyaz renkli 01 FE 994 plakalı bir araba yol almakta. Bu arabada silah olduğu polise ihbar ediliyor. Polisler ihbar üzerine Kepekli Boğazı’nda arabayı durdurup arıyorlar. İhbar doğru çıkıyor, saat 16.45’de araba çevriliyor, içinde 4 kişi var, Ali Halaman, Fuat İstanbullu, Ekrem Pazarcı ve Sami Ocak. Bu 4 genç o zamanın MHP Gençlik Kolları üyesi. Arabanın bagajında portakal orda kal sandığının içinden 2 makineli tüfek ve şarjörler çıkıyor.

4 genç verdikleri ifadede silahlardan haberleri olmadıklarını söylüyor. Olay ilginç, çünkü bu gençlerden hiçbiri arabanın sahibi değil. Arabanın sahibi o dönemde Başkent Mali Bilimler Yüksek Okulu öğretim görevlisi Devlet Bahçeli’ye ait. Arabayı arkadaşları Adana’ya gitsin diye vermiş, gençler de arabanın bagajına bavul, çanta gibi şeyler koymadıklarından olacak bagajı açıp da portakal orda kal sandığını ve içindeki Washington portakallarını pardon silahlarını görmemişler. Zaten sandığı da onlara Adana’da Recai Yıldırım vermiş ama onlar takır-tukur yada kart-kurt ses çıkaran sandığa bakma gereği duymamışlar.

Zaten Bahçeli de arabasında silah taşınacağını bilmiyordu, gençlerin ifadeleri de “Adana MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”na geçti. Gazeteci Uğur Mumcu’nun “Silah Kaçakçılığı ve Terör” adlı kitabına baktığımızda sanıkların Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ruhsatsız silah nakletmekten sanık olduklarını anlıyoruz. Anlayacağınız işin siyasi bir yanı yok. Ancak Bahçeli’nin silahlardan haberi olmadığı için –Ben sanıkların yalancısıyım- ifadesi bile alınmıyor.

Silahlardan arabanın sahibi Devlet Bahçeli’nin haberi yok, arabadaki 4 gencin de haberi yok, öyle olunca Devlet Bahçeli MHP Genel Başkanı oluyor, Ali Halaman ve Recai Yıldırım da MHP Milletvekili seçiliyor. Genel Başkan Yardımcısı da olan Recai Yıldırım cinsel kaseti ortaya çıktıktan sonra istifa etti. Ali Halaman ise halen milletvekili.

MHP lideri Devlet Bahçeli, geçtiğimiz gün yapılan Bursa mitinginde ülkücülerin söylediği “Vur de vuralım, öl de ölelim” sözlerine karşılık “Onun da zamanı gelecek” dedi. Kim için söyledi bu sözü Bahçeli, “Terörist başı” dediği Abdullah Öcalan ve arkadaşları, yoldaşları için.

Öldürmek üzerine siyaset yapan ve bunu açıklayan bir insan ne kadar normal olur bilmiyorum ama zaten insan gibi merhabalaşmak varken bir hayvanı örnek alarak toslaşan insanlardan ne beklenir onu da bilemiyorum. Kimileyin merak etmiyor da değilim, kurt gibi merhabalaşan bu kişiler kurdun sadece selamını mı almışlar acaba, işerken bacaklarını kaldırıyorlar mıdır?

Yada kurt yerine başka hayvanı örnek alsalardı ne olurdu? Diyelim ki pengueni örnek aldılar, mecliste penguen gibi yürüyen 60 küsur milletvekilini getirsenize gözünüzün önüne. Diyelim ki tavşanı örnek aldılar, haberlerde MHP grubunu seyrediyorsunuz, hepsinin elinde birer havuç, Devlet Bahçeli’nin önünden geçerken havuçlarını yüreklerinin üstüne götürerek selam veriyorlar ve ayrılır ayrılmaz kemirerek yaptırdıkları tavşan dişlerini gösteriyorlar.

Yok, onlar kurdu seçmiş, o yüzden birbirlerine “Merhaba” dediklerinde kafalarını birbirlerine vuruyorlar, “Tossssssssss” diye bir ses geliyor, kavga var sanıp döndüğünüzde birbirine kafa vuranların kucaklaştığını görüyorsunuz.

Bunlar kurt seviyorlar ama Kürtten nefret ediyorlar, “Vur de vuralım” en büyük şiarları, zaten arabanın bagajındaki portakal orda kal sandığının içindeki biri otomatik Washington, diğeri da yarı otomatik yafa’da haberleri bilem yok. Zaten Devlet Bahçeli eski ülkücü Mehmet Ali Ağca olayını da, Istanbul Üniversite’sine bomba atanları da, 7 TİP’li genci öldürenleri de, Kemal Türkler’i, Ümit Kaftancıoğlu’nu katledenleri de bilmez, derin devletin Devlet Bahçeli’yle işi olmaz.

Kendi dillerini isteyen, kültürlerini yaşamak için savaş veren Kürtler teröristtir ama arabasında 2 makineli tüfek yakalanan Devlet Bahçeli parti başkanıdır, tüfekleri veren milletvekilidir, arabada yakalanan diğer kişi de 2 dönem milletvekilliği yapmış ama kimi konularda KURT gibi aç olduğundan istifa etmiştir. Onlar terörist değildir, dokunulmazlığı olan kurtlardır, insanı örnek aldıklarında belki barışın önemini anlayacaklar ama benim hiç umudum yok.

Reklamlar

Mart 14, 2013

40’INDAN SONRA ÖNDEN ARKADAN KONTROL ŞART MEHMET GÖRMEZ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:50 am

40’INDAN SONRA ÖNDEN ARKADAN KONTROL ŞART MEHMET GÖRMEZ…

Milaslıların “Etme cahil ile sohbet küstürün, cam kırığınla götün silme kestirin…” diye çok sevdiğim bir deyişi var. Son 10 yıldır o kadar çok aklıma geliyor ki bu deyiş, ya bir milletvekili yada bir bakan, ya bir vali yada bir imam çıkıp öyle bir konuşma yapıyor ki, onlara muhalif bile olsanız “Yahu, bu kadar da cahilce konuşulmaz…” dedirtiyor insana.

Son olarak Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez bir konuşma yapmış, konuşmayı okuyunca kendi kendime “Bu adamı kim profesör yapmış?” diye düşünmeye başladım. Cami sayısının okul ve hastanelerle mukayese edilmesine içerlemiş Görmez ve “Bu ülkede herkes mümin ama herkes hasta değil, böyle yanlış bir mukayese olamaz.” diye buyurmuş…

Bu konuda en çok yazanlardan biriyim ve ilk yazdığım 2008 yılındaydı. O zaman cami sayısı 77 bindi, hastahane yada sağlık ocağı sayısıysa 7 bindi. Almanya’da sayı bunun tam tersi, okulla kliseler yer değiştirmiş durumda. Şimdiyse cami sayısı 85 bin. 5 yılda 8 bin cami yapılmış, gerçekten bu sayıya ulaşmak başka ülkeler için olanaksıza yakın bişey.

Gelelim Mehmet Kurmaz’ın kurduğu tümcedeki yanlışlara. Birincisi, bu ülkede herkes mümin değil, sayılarının kaç olduğu önemli değil ama başka dinden olanları ve ateistleri sanki yoklarmış gibi konuşamazsınız. Ben bu ülkenin bir bireyiyim ve inanmadığım bir din için vergi veriyorum, bu bile başlı başına laisizmin yok olduğunu açıklıyor. Ayrıca ülkenin ciddi bir nüfusu, yani Aleviler Müslüman olsalar bile bu camileri kullanmıyorlar. Kullanmadıkları bişeyi sanki onlar için de varmış gibi göstermek başlıbaşına bir kelime oyunu, politik bir manevradır. Türkiye’de en az 15 milyon Alevi insan var.

Gelelim ikinci yanlışa, evet, herkes hasta değil ama hastahane sadece hastaları muayene yada ameliyat etmek için yokturlar ki… Hastahane bir kontrol yeridir, oraya muayene olmaya gidersiniz. Bebek doğduğunda hastahaneye illa hastalandığında gitmez, aylık kontrolleri vardır, bunlar mecburidir. Her kadın belli bir yaştan sonra meme yada rahim kanserine yakalanıp yakalanmadığını kontrol ettirmek zorundadır. Her erkek 40 yaşından sonra yılda 1 kez prostatına baktırmakla yükümlüdür. Ayrıca her erkek 50 yaşından sonra bağırsak kanseriyle ilgili senede 1 kez kontrole gitmelidir. Deyim yerindeyse her erkek 40’ından sonra önden ve arkadan kontrol olmak zorundadır. Kontrole gitmediyseniz bu sizin cahilliğinizdir Mehmet Görmez, çünkü bu hastalıkların olup olmadığını size cami imamı söyleyemez. Check-up diye bişey vardır Mehmet Görmez, sizin oralara uğrayıp uğramadığını bilemem ama medeni ülkelerde bu gerekli hatta zorunlu bişeydir.

Size daha önemli bişey söyleyeyim Mehmet Görmez, hiçbir insan dindar doğmaz, din yada Allah yada peygamber onlara anlatılır, bunları sonradan öğrenirler, bir çocuk doğduğu coğrafyanın dini yapısına göre şekillenir. Sadece din değil, dil de aynı şekilde doğulan coğrafyaya göre şekillenir.

Ama hastalık aynı şekilde değildir, yeni doğan çocuklara hasta olmaları öğretilerek hasta yapılmaz, o çocuklar doğuştan hasta doğarlar, alerjisi olabilir, görme yada duyma sorunu vardır, yürüme sorunu olabilir, algılama da (Kimileri gibi) belki sorunu vardır, tat alma duygusu noksandır yada orta kulak iltihabı vardır, sanayi bölgelerinin getirdiği sorunlardan dolayı kanserli doğabilir, kalp kapakçıklarında sorun olabilir, kalbi delik olabilir. Daha sayayım mı Mehmet Görmez, bunları görmek çok da zor değildir ve bunların tedavisi, tedaviden de önemlisi kontrolleri hastahanelerde yapılır, camide ben şimdiye kadar şeker kontrolü yapıldığını yada tansiyon ölçüldüğünü görmedim.

Cami sayısının okul sayısıyla mukayesesine hiç girmeyeyim istersen Mehmet Görmez, profesör olduğuna göre sen de bir okul mezunusun anladığım kadarıyla.

Kontrol şart Mehmet Görmez, hele 40’ından sonra, hem önden hem arkadan şart, nedeni çok basit ayrıca, yoksa erkenden ölürüz, kaderden değil, alın yazısından değil, hastahane yokluğundan ölürüz, bu böyle biline profesör doktor. Benim oğlum bina okur, döner döner bidaha okur…

Mart 11, 2013

LİBRE-EL-AL’LER BARIŞI VE ERDOĞAN’I ANLAMADI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:47 am

LİBRE-EL-AL’LER BARIŞI VE ERDOĞAN’I ANLAMADI…

Her ülkenin liberali de değişik oluyor, geri kalmış ülkenin liberali de geri kalmışlığın bütün unsurlarını içinde taşıyor. Öyle olunca da ben onlara Libre-el-al grubu diyorum. Türkiye’deki Libre-el-al grubunun çoğu solcu olduğunu söylüyor, hatta hâlâ sosyalist ve devrimci olduğunu iddia edenler bile var. “Hâlâ” dediğime bakmayın, ben çoğunun eskiden de sosyalistliğine inanmazdım, zaten Turgut Özal dönemiyle birlikte renklerini iyice ortaya koydular.

Libre-el-al” grubunun en büyük özelliği 12 Eylül sonrası mitinglerde Kur’an’dan ayet okuyan Kenan Evren’in yolunda gitmek oldu. Şaka yapmıyorum, “ Libre-el-al” grubu ABD’nin Kenan Evren ve arkadaşlarına yaptırmak istediklerini desteklediler.

ABD, yaptırdığı 12 Eylül darbesiyle birlikte bitakım adamlar çıkardı ve ülkenin yönetiminde kullandı. O adamların en önemlisi darbe hükümetinin başbakan yardımcısı Turgut Özal’dı. Özal önce Necmettin Erbakan’ın partisi Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu. Özal partinin -deyim yerindeyse- “Takunyacılar” grubunu temsil ediyordu. Darbenin oluşmasındaki en büyük faktör olan 24 Ocak kararlarının yaratıcısı oldu.

Ve nitekim sonunda darbe oldu, Turgut Özal milletvekili seçilemediği için yasaklılar arasına girmedi ve darbenin 1 numaralı sivil başbakan yardımcısı oldu. İşte ne olduysa burada oldu ve solcu olduklarını iddia eden “ Libre-el-al” grubu güya darbeye karşı çıkarak dinci, takunyalı Turgut Özal’ı demokrasi adına desteklediler.

Darbeye devrimci olarak bütünüyle karşı çıkmak zordu, hapsi vardı, işkencesi vardı hatta idamı vardı. Bu grup güya darbe karşıtıydı ama darbe döneminde 2 idama imza atan Turgut Özal’ı da hep ama hep destekledi. Turgut Özal’ın şort ve şıpıdık terliklerle askeri selamlamasını demokrasi sandılar, Özal’ın dinci tutumu yanında Semra Özal’ın görmemiş hareketlerini alkışladılar, Ahmet Özal’ın anayasayı delerek para kazanmak için açtığı televizyonu desteklediler, hatta kendileri de programlar yaptılar.

Son 10 yıldır bu grup artarak devam ediyor. Şimdi de bir kısmı AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekliyor. Erdoğan’ı desteklerken ilginç bir yaklaşımları var. Onlara göre Fethullah Gülen yeni bir derin devlet oluşturdu, bu yeni derin devlet Erdoğan’ı yemek istiyor ama Erdoğan’ı yedirmemek için destek vermek gerekiyor-muşturdurlar… Dediklerine bakarsak yeni Ergenekon Gülenciler…

Oysa bugün Türkiye’de 3 ayrı derin devlet var, hapiste olduğu söylenen Kemalist derin devlet şu yada bu şekilde devam ediyor. Bu derin devletin içinde MHP’liler, bir kısım koyu Kemalist CHP’liler ve Doğu Perinçek kanadı var. 2. Derin devlet Fethullah Gülen ekibi, onlar da emniyet ve adliye kanadını sağlama almış durumdalar. 3. Grup da MİT’i eline geçirmiş olan Erdoğan grubu. Bu derin devletler içinde en zayıf olanı esasında Erdoğan tarafı, çünkü MİT’in içinde diğer gruplardan bol bol var.

Libre-el-al” grubu ülkede demokrasi adına Erdoğan’ın desteklenmesi gerektiğini söylüyor, yani demokrasinin gelebilmesi için yaptıkları tercih bir dinciye karşı diğer dinci…  Bilhassa Kürt sorununun çözümü için bunun şat olduğunu söylüyorlar.

Ben de bir demokrat, bir sosyalist olarak diyorum ki, Kürt sorununun çözümü için derin devletten birinin yanında yer almaktansa Kürtlerle aynı tarafta olmak gerekiyor. Erdoğan grubuyla aynı pozisyonda bulunmak demek Kürt sorununun çözümünü Erdoğan’ın istediği kadar kabul etmek demektir. Oysa bu sorun Kürtlerin istediklerinin en fazlasının kabul edilmesi ve yerine getirilmesiyle çözülecek bir sorun, Kürt sorunu Türk siyasetçilerin onlara bağışlayacağı kadar demokrasiyle değil, Kürtlerin söyledikleri kadar istemle çözülecek bir olay. Erdoğan’ı Kürt sorununu çözecek diye desteklemek demek, Kürtlere karşı masada oturmak demektir.

İşte o zaman Demokrasi adına 12 Eylül darbesine karşı çıkıyormuş gibi yapıp dinci ve takunyalı Turgut Özal’ı demokrasi adına desteklemekle Kürt sorununu önemsiyor ve barışı destekliyor gözüküp Kürtlere karşı Erdoğan’la aynı masada oturmak arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü o zaman Erdoğan’ın vermek istemediği he tavizi –Kendine göre taviz tabii ki- destekliyorsunuz demektir.

Demokrasi ve Kürt sorunun çözümü demokratların ve Kürtlerin yanında yer almakla olur, anti-demokratların yanında demokrasi savunulmaz… Bu yüzden bitürlü LİBERAL bile olamaz ama hep  “ Libre-el-al” kalırsınız…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: