Ahmet Nesin's Blog

Eylül 25, 2012

BALYOZ DAVASI TEKNİK HATADAN DÖNER…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:38 am

BALYOZ DAVASI TEKNİK HATADAN DÖNER…

Balyoz davasında verilen karardan dolayı kafası karışanlar, savunanlar, savunup da “Yargıtay var” diye sevmedikleri sanıkların yakınlarını yumuşatmaya çalışan anlamsızlar bence bugün Ezgi Başaran’ın Radikal Gazetesi’ndeki yazısını okumalı.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1101532&CategoryID=97

Size başımdan geçen bir olayı anlatayım. Ben yıllar önce askerden firar ettiğim için tutuklanmış ve ceza almış birisiyim. Askeri yasalar değişmediyse eğer babanız yada anneniz (Birinci dereceden yakınınız) ölse bile eğer izinsiz cenazeye gidip aklımda kaldığı kadarıyla 8 günden fazla kaldıysanız firar kararı değişmiyor. Askerliğinizin büyük bir kısmı yanıyor ve hapis yatıyorsunuz.

O sıralar eski eşim ciddi bir ameliyat geçirecekti. Ben de sivil un fabrikasında araç komutanı olarak bulunuyordum, yani eve gitmem için bir yetkili yoktu. Daha doğrusu asteğmen vardı ama onlar da un götüreceğimiz zamanlar dışında evlerinde olduklarından hepimiz birbirimizi idare ediyorduk. Bunu bağlı olduğumuz komutanlık da biliyordu. Bölük komutanım yüzbaşı kurmay sınavına gidince yerine bir üsteğmen gelmiş geçici olarak ve Lüleburgaz’dan Çorlu’ya fabrikaya bizi denetlemeye gelmiş. Mecburen firarımı vermiş ama eşim o gün ameliyattan çıktığından ben gerekli zamanda dönmedim ve hapse girdim.

Askeri mahkemeye eşimin bütün hastane ve ameliyat raporlarını verdim. Mahkeme kararın değişmeyeceğini bildiğinden bunları inceletmeden beni mahkum etti. Bunun üzerine ben de askeri yargıtaya başvurarak teknik bir hata olduğunu yazdım. Askeri Yargıtay belki de tarihinde ilk kez bir firar kararını bozdu çünkü mahkeme benim verdiğim kararları inceletmek zorundaydı. Dosyaya giren belge incelenmek zorundadır, bu inceleme sonucunda karar değişmeyebilir ama dosyada yok gibi bakamazsınız.

10 ay 23 gün sonra hakim Yargıtay kararını okuduğunda çok sinirliydi. Kararı doğruydu ama raporları incelememişti ve karar bozulmuştu. Bunun sonucunda tahliye oldum ve teskeremi aldım. Sonra da firardan askerliğin yanması kaldırıldı çünkü tahmin edeceğinizden çok insan vardı ve bunlar devlet için ciddi bir yüktü. Bu kişiler yazın hasat zamanı kaçıp, kışın teslim olurlar, hapishanede bedava yer içer ve yatarlar, bu böyle yıllarca sürer. Askerliği yakmayı kaldırarak ordu bu kişilerden kurtuldu.

Balyoz davasında alınan karar yargıtayda bozulacak. O yüzden askerlerin ceza almasını isteyen herkes kararın saniyesinde yargıtaydan bahsetmeye başladı. Yargıtay her dava sonucunda vardır da bu kadar bel bağlanarak konuşulmaz.

Mahkeme herkesi darbe yapmakla suçluyor ama cezaları 20 – 18 – ve 16 yıla bölmüş. Darbe girişiminin daha azı yada çoğu olmaz. Olamayacağına göre birisi diğerinden az yada çok ceza alamaz. Olmayan bir darbeden dolayı kimseye “Sen şu kadar adam öldürdün” yada “Sen daha az adam öldürdün” denemeyeceğine göre cezalar farklı olamaz. Bu fark emir-komutadan dolayı veriliyorsa, o zaman da en yetkili cezayı alır ve gerisi emir aldıklarından beraat eder.

Ezgi Başaran detayları yazmış ama benim kafama takılan 2 olay var. Bir pilot yargılanıyor. Darbe olduğunda herkes Fenerbahçe Stadı’na toplanacak, pilot da F 16’yla üstünden uçup devamlı stat hakkında rapor verecek. F 16’nın uçarken stadı ne kadar görebileceğin biliyor musunuz? Sadece 1 saniye, yani o kişinin rapor yazma ve verme olasılığı yok. Ama bu kişi ciddi bir şekilde ceza aldı. Mahkeme bu savunmayı teknik açıdan inceletmedi.

İkinci olay daha da komik. Ancak yazarken şunu da söylemeliyim, bu yazacağım olay Ergenekon dosyasında da olabilir ama bişey fark etmiyor, o dosya davadan çıkarılmadı. Davaya bir dosya eklendi, bu dosyada komutanların konuşmaları var. Askerlikte subaylar birbirlerine “Komutanım” diye hitap eder. Hatta havacı ve denizciler rütbeleriyle, “Albayım”, “Yarbayım” diye hitap eder. Bu konuşmaların birinde subayın biri diğerine “Amirim” diyor. Bu sözcük yada hitap askerde değil poliste vardır.

Dosyaları başkaları yazmış deniyor ya, bu da benim kafama takıldı. Bütün bunlar mahkemenin verdiği karardaki teknik hatalar ve sonucu değiştirecek hatalar. Yargıtay bu yüzden bu kararı bozacak.

En acemi mahkeme bile bu kadar çok teknik hata yapmaz. İşte esas tartışılması gereken konu bu bence. Sanki bu karar bilerek alındı, bozulacak ama 1 yıl daha yatsınlar, dendi gibi geliyor. Bir dava sırasında yasa değiştiyse sanıklar kendi çıkarlarına en uygun olandan ceza alırlar, oysa bu mahkeme en ağır olanından ceza verdi.

Darbe girişimi olduğuna kesin inanıyorum, ceza almaları gerektiğine de kesin inanıyorum ama kararın bu şekilde çıkması bana bişeylerin danışıklı dövüş mantığıyla yapıldığına işaret ediyor. En garibime gidenin de darbe girişiminden 325 kişinin ceza alması. Darbe yapmadık ama kaç kez darbelendik, deneyim kazandık, bu kadar kalabalık darbe girişimi olmaz gibi geliyor bana. En önemli futbol maçına 300 yedekle çıkan takım olur mu hiç, futbolun yasaları gibi bence darbelerin de kendine göre iç yasaları vardır.

Reklamlar

Eylül 21, 2012

ERDOĞAN SURİYE ÜZERİNDEN KÜRT ÖLDÜRTEBİLİR…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:22 am

ERDOĞAN SURİYE ÜZERİNDEN KÜRT ÖLDÜRTEBİLİR…

Türkiye’de Kürt sorunu son 30 yıldır en hızlı şekilde tartışılıyor ve savaşı yapılıyor. Bizler de, yani aydınlar, politikacılar, bilimciler, eski askerler, eski solcular, yeni yerli yersiz uzmanlar, aklınıza kim gelirse bu işin ekonomik yanını tartışıp, ekonomik haklarını verirsek düzelir mantığıyla akıl yürütüyoruz. Oysa Kürt sorunu Osmanlı’nın yada Türklerin, Kürt topraklarını işgal ettiği gün başlamıştır. Bu dediğimi inkar eden zaten başından işgalci zihniyete sahiptir ve tartışmanın da bir anlamı yoktur. Her işgal sonunda bir ayaklanmayı getirir, uluslararası alanda da haklılık kazanır.

Bu sorunu “Kürtlere eşit haklar” gibi bana göre ırkçı bir yaklaşım yerine, yani o bölgelere “ekonomik, sosyal yardımlar yaparsak”ın dışında “Bizim burada ne işimiz var, neden geldik başkasının toprağına diye düşünürsek sanırım çözümü daha kolay buluruz. Olaya bu açıdan bakmazsak, başkasının toprağını kendi toprağımız diye savunursak tartışma bitmez. O zaman da olaya sadece askeri çözüm üzerinden bakar ve iki taraftan ölü sayılarını ölçer, maç havasına döndürür, skor muhabbeti yaparız. Oysa bu işin çözümü asker değil, masa başı ve meclis. Sen hem adamın topraklarına girip hem de “Sana ne gibi haklar verebilirim?” diye başka ulus halkı adına karar vermeye kalkarsan çözüm olmaz. Çözüm Türklerin değil, Kürtlerin istediği kadardır.

Bir haftadır o bölgeye 7 tabur asker gittiğini okuyoruz. Yine kimi ırkçılar işin biteceğini sanıyor ve kendilerine göre şehit haberi geldikçe üzülüp, Kürtlerin öldüğünü duydukça seviniyorlar. 7 tabur askeri duyduğumda arkadaşlarıma “Çok kanlı olur ve çok asker ölür” dedim. 7tabur dediğiniz boru değil, en az 5600 kişiden oluşuyor. 1 tabur 800-900 kişi arasında.

Hükümet sadece o bölgede Kürtlerle savaşmıyor, bir de kahramanlık edip Suriye’yi demokratlaştırmaya çalışıyor, bunu da Müslüman Kardeşler’e destek vererek yapıyor. Kimse Türkiye’nin Suriye politikasını anlamadı ama Hatay’da olanlar, kamplar ve adam göndermelerle Suriye ile bir savaşın içinde olduğumuz da net ve açık.

Bikaç gündür sınır kapılarında top sesleri duyuluyor, Suriye iç savaşı neredeyse olduğu gibi sınır kapılarına dayandı. Sınır kapılarını aşağıda verdim, başka hiçbir ülkeyle bu kadar sınır kapımız yok, başka hiçbir ülkeyle bu kadar şehir sınır değil. Tam 6 şehir otomatikman bu savaşın içinde.

 

Cizre Sınır Kapısı

ŞırnakCizre

Suriye

Girmeli Sınır Kapısı

MardinNusaybin

Suriye

Şenyurt Sınır Kapısı

Mardin

Suriye

Ceylanpınar Sınır Kapısı

Şanlıurfa

Suriye

Akçakale Sınır Kapısı

Şanlıurfa

Suriye

Mürşitpınar Sınır Kapısı

Şanlıurfa

Suriye

Karkamış Sınır Kapısı

Gaziantep

Suriye

Çobanbey Sınır Kapısı

Gaziantep

Suriye

Öncüpınar Sınır Kapısı

Kilis

Suriye

İslâhiye Sınır Kapısı

Hatay

Suriye

Cilvegözü Sınır Kapısı

Hatay

Suriye

Karbeyaz(Yiğitoğlu) Sınır Kapısı

Hatay (Kapalı)

Suriye

Yayladağı Sınır Kapısı

Hatay

Suriye

 

Tabloda görüldüğü gibi bu sınır kapıları yada şehirleri Kürtlerin yaşadığı yerler. Burada büyüyecek içsavaş yada savaş çok sayıda Kürdün ölmesine neden olacak. Erdoğan kendi iç savaşıyla Suriye iç savaşını birleştirerek ciddi bir katliama neden olabilir ve bunun adına da “Biz yapmadık, Suriye yaptı” diyebilir. Erdoğan’ın Suriye inadına bir de bu pencereden bakmakta fayda var, ölen fakir halkın askeri Erdoğan’ın iç umuru olmayacaktır, Kürtler zaten umuru değil, Suriye’ye gelecek demokrasi de yok zaten, Erdoğan demokrasiden anlamıyor. Şanlıurfa’da kimi ilçeler boşalıyor, bunlar tam da Erdoğan’ın istediği şeyler, hem asker, hem Kürt gerilla hem de Suriyeli ölümleri artabilir, her ölüme karşı çıkmak zorundayız, sokağa çıkıp Erdoğan’a “Dur” demeliyiz.

Eylül 19, 2012

DOĞRU SÖYLEMİYORSUN NAZLI ILICAK…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 5:38 am

DOĞRU SÖYLEMİYORSUN NAZLI ILICAK…

Sadece Nazlı Ilıcak için değil, ona benzer çok kişi için “Bunlar anti-darbeci olamaz” diye yazılar yazdım. Bunun nedeni çok basit, çünkü Türkiye’de kendisine aydın diyen yada denilen kişilerin çoğu darbelerden birini seviyor. Atatürkçü ve ulusal kesim 27 Mayıs’ı, 28 Şubat’ı seviyor, MHP ve MSP (Şimdiki AKP) 12 Mart ve 12 Eylül’ü seviyor. Bakmayın eski ülkücülerin şikayetlerine, MHP beraat etti ve sol hallaç pamuğu gibi darmadağın edildi. Hiçbişey yapmamışlar gibi avaz avaz bağırıp iktidar oldular ve hâlâ iktidardalar. Şu an yargıladıklarını sandıkları Evren o dönemde her konuşmasında Kur’an’dan ayet okuyor ve bugünü hazırlıyordu. ABD kendine göre ılımlı İslam ve ileri demokrasi tarihini o zaman çizmişti.

Darbe dönemi Turgut Özal durup dururken seçilmedi, Özal geçiş dönemi için ideal biriydi onlara göre. Kendisi dinci, eşi modern gözükmeye çalışan tipik alaturka bir kadın, kızı yarı hippi yarı şımarık ve bilgisiz biri, büyük oğlu babasının adını kullanıp anayasaya karşın TV açıp para kazanmaya çalışan apolitik bir politikacı. Sivil darbe planı Turgut Özal’la atıldı ve bugüne geldi.

Sanırım 2 yıl kadar önce Nazlı Ilıcak’ın ne kadar darbe sever olduğunu yazdığımda ve örnekler verdiğimde herkes bugünkü anti darbeci yanına ve yazılarına bakınca çok şaşırmıştı. Nazlı Ilıcak da ne kadar darbe karşıtı olduğunu günlerce deklare etmişti. Bununla yetinmemiş Ilıcak, bu konuyla ilgili bir de kitap çıkarmış. Kitap çıkınca daha da demokrat olduğundan olacak Oral Çalışlar yeni bir sağc demokrat arkadaş edinmenin sevinciyle kendisiyle söyleşi yapmış:

Oral Çalışlar Efendi: Tercüman Gazetesi’nin yazarıydın. Nasıl karşıladın 12 Eylül’ü?

Nazlı Ilıcak hanımefendi: Ben çok büyük bir üzüntüyle karşıladım. 27 Mayıs travmasını yaşadığım için darbenin ne demek olduğunu biliyordum. Bitti dedim memleket. Süleyman Demirel iktidardaydı. 1 sene önce çok büyük bir çoğunlukla ve çok büyük bir mücadele sonucu gelmişti. Biz de Süleyman Demirel’i destekliyorduk. Bu kadar yakın zamanda iktidara gelmiş desteklediğimiz Süleyman Demirel’in devrilmesi bizi çok üzdü.

Yukarıdaki söyleşiyi okuyan 12 Eylül darbesi öncesi milletvekili seçimleri yapıldığını sanır. Oysa son seçim 1977 yılında yapılmıştır. Ilıcak’ın söylediği o zaman var olan Senato ara seçimleridir ve sadece 50 senatör için yapılmıştır. Bunların arasında da cumhurbaşkanının seçtiği tabii senatörler vardır ki bunlar genellikle 27 Mayıs ve 12 Mart darbesini yapan AP ve CHP’lilerdir. Yani partiler darbe ve darbecileri de bölüşmüştür. Seçilen asker cumhurbaşkanı da eski darbe arkadaşlarını senatör yapar. 1977 seçim sonuçları aşağıdaki gibidir ve darbe sonrası, yani 1983 yılına kadar da bir daha meclis seçimi olmamıştır.

Parti adı            Oy oranı                     Toplam Oy                 Milletvekili Sayısı

CHP                  41,39                          6,136,171                               213

AP                     36,89                          5,468,202                               189

MSP                  8,57                            1,269,918                               24

MHP                 6,42                            951,544                                  16

BAĞIMSIZ      2,49                            369,592                                  4

CGP                  1,87                            277,713                                  3

DP                     1,85                            274,484                                  1

1979 yılında yapılan senato seçimlerinde AP 33, CHP 12, MSP 4, MHP 1 senatör çıkarmıştır ve Ecevit bunun üzerine istifa eder ve mecliste çoğunluğu olmayan dışarıdan destekli Süleyman Demirel ekibine bırakır hükümeti.

Nazlı Ilıcak bu söyleşide bir oyun daha kuruyor, esasında oyundan çok bana göre tongaya basıyor ve 27 Mayıs’la 12 Eylül arasında yapılan 12 Mart darbesini hiç olmamış, yaşanmamış gibi anlatıyor yada anlatmıyor. İşte Nazlı Ilıcak ve onun gibileri darbe severlikleri böyle bişey, Deniz Gezmişlerin idamı, Mahir Çayanların öldürülmesi, İbrahim Kaypakkayanın işkencede katli onun için önemli değil, tam tersine sevindirici bişey. Doğal olarak da onu hiç etkilemediğinden o bir yararlı darbe.

Hadi onu anladım da, hem 12 Mart hem de 12 Eylül darbesinde hapis yatan Oral Çalışlar benim bildiklerimi bilmiyor mu? Bal gibi biliyor da, efendiden hanfendiye sorular bu dönemde ancak böyle oluyor, sanırım aksi rayting ve başka şeyler kaybettiriyor.

Kadınların yaşı sorulmaz ama 27 Mayıs 1960 yılında genç kız olan Nazlı Ilıcak 12 Mart 1971 darbesinde doğmamış da olabilir. Dün dündür, bugün bugün.

Older Posts »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: