Ahmet Nesin's Blog

Şubat 24, 2013

KÜRTLERİN “TÜRK” SOYADLARI, GÖÇMENLER VE HAKAN ŞÜKÜR…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 12:01 pm

KÜRTLERİN “TÜRK” SOYADLARI, GÖÇMENLER VE HAKAN ŞÜKÜR…

Son günlerde Kürtlerin “Türk”, “Öztürk” gibi soyadlarına kafa yormaya başladı insanlar. Ben bu konu açılınca hep babamı, Kemal Tahir ve Ara Güler’i düşünürüm. Sanki üçü Türkiye tarihi gibi gelir bana, üçü de hemşehri, Şebinkarahisarlı ama üçü de farklı milliyetten. Babam Türk, Kemal Tahir Çerkes, Ara Güler de Ermeni. Aynı ilçede bu karışım nasıl oluyor diye sorabilirsiniz, sanırım bu karışım Şebinkarahisar’ın Osmanlı zamanında çok büyük bir il olmasından kaynaklanıyor. Büyük bir yangınla küçülüyor ve sonrasında önce Sivas’a sonra da Giresun’a bağlanıyor. O yüzden Şebinkarahisarlılar ne Sivaslıyız ne de Giresunluyuz derler, Şebinkarahisarlıyız der. 1901 yılında 2 Ermeni okulu var, nüfusun 3’te 1’i Ermeni. Tehcir zamanında karara uymamışlar, kadın ve çocuklarıyla kaleye sığınmışlar. Şehrin ilk kuruluşu esasında Rum yerleşkesi, Türkler 1075 yılında gelmişler oraya. Romalıların kurduğu bu yerin ilk adı Colonia/Koloneia, Ermeniler de Koğonya demişler. Osmanlı adı Şarkikarahisar ama Atatürk adını Şebinkarahisar yapmış.

Türk”, “Öztürk” soyadlarından bahsederken neredeyse şovence davranıp Şebinkarahisar tarihi yazacaktım ama bunu biraz bilinçli yaptım. Herkes kendi bölgesinin tarihini sadece Osmanlılarla birleştirmese ve ondan öncesine baksa sanırım bugün yaşanan savaşın nedenlerini daha iyi anlar ve barış çözümlerine saldırmaz. Çünkü biz buralarda hep 1000 yılından sonra varız.

Bu sorun sanırım ilk olarak korku yaratmış. Bu korku hem milliyet üzerinden hem de din üzerinden. Şu anda Kürt sorunu var diye biz bu tartışmayı Kürtler üzerinden yapıyoruz, oysa aynı sorun göçmenler üzerinde de var.

Size yaşadığım 3 küçük örnek vereyim. Benim ilk eşimin ailesi Yunanistan’dan gelmiş. Soyadları “Yurtsever”, ikinci eşim de aynı yerden gelmeydi ve onların da soyadı “Yılmazyurt”tu. Bunlar büyük olasılıkla korkuyla yada yaranmak için alınan soyadları. Madem ki başka ülkelerden geliyorlardı, o zaman onlar bu ülkeyi daha çok sevdiklerini kanıtlamalıydılar. Turizm işi yaparken bir ortağım vardı ve kendisi Yugoslav göçmeniydi, onun da soyadı “Türksever”di

Dedim ya şimdi Kürt sorununu konuştuğumuz için mesela Ahmet Türk’ün soyadına kayı takıyoruz, oysa Trakya’ya gittiğinizde belki de en azla Türk soyadı orada vardır. Kars Terekemelerinde Öztürk soyadı çoktur. Yaşar Nuri Öztürk’ü ele alalım, anne Bayburtlu, baba Trabzon’lu, kendisi de Sürmene doğumlu, anlayacağınız köken olarak Türk olma olasılığı çok az ama soyadı “Öztürk”.

Hakan Şükür Arnavut olduğunu açıklayınca kendisine çok kızanlar oldu. Hakan Şükür çok doğru bişey söyledi, Türk olmadığını ama Türkiyeli olduğunu açıklamış oldu. Aynı dönemde milli takımda oynayan Rüştü Reçber de Türk asıllı değil, bir söyleşisinde kendi açıklamıştı. Hakan’ın ailesi “Şükür” soyadını alırken de bu korkuyu yada sıkıntıyı yaşamış mıdır bilemem ama soyadlarındaki sorun korkunun getirdiği bir sorun.

Hakan Şükür’e kızan ulusalcı ve milliyetçiler şunu iyi bilmek zorundalar, Türkiye coğrafyasında yaşayan herkesi “Türk” yapmak o kadar kolay değil. Asimile etmek hiç kolay değil, çünkü asimilasyon için ciddi bir eğitim gerekir.

Bu ülkede Hakan Şükür akrabalarıyla bir araya geldiğinde Arnavutça, Recep Tayyip Erdoğan Gürcüce, Süleyman Seba Çerkesçe konuşacaktır, bunu geliştirmek için de bir gün aynı Kürtler gibi okul isteyeceklerdir. Türkiye bu noktaya geldiğinde Kürtler “Kürt”, göçmenler “Yurtsever” soyadı almadan yada buna gerek duymadan barış içinde yaşayacaklar.

Reklamlar

Şubat 21, 2013

SADECE PAŞA HASTALAR YOK CEZAEVLERİNDE…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:29 am

SADECE PAŞA HASTALAR YOK CEZAEVLERİNDE…

 Uzun zamandır kıyamet kopuyor Türkiye’de, ağır hasta Ergenekon tutukluları var cezaevlerinde. Hatalardır TV’lerde programlar yapılıyor, köşe yazarları onları yazıyor

. Sadece yazıp konuşsalar iyi, yeni düzenleme yapılması isteniyor, 4. Adalet paketinde var olup olmadığı tartışılıyor, yeni düzenlemeye göre çıkmaları isteniyor ama sanırım yokmuş.

Böyle bir yazı girişi yapınca benim bu duruma üzülmediğim, insani olarak bakmadığımı sananlar olabilir, oysa ben de üzülüyorum ama üzülürken, durumun insan haklarına aykırı olduğunu düşünürken çok yönlü bakmayı da ihmal etmiyorum. O yüzden bu yazıyı yazarken azla yorum yapmamaya çalışacağım, sadece kimi bilgiler vermeye çalışacağım.

Şu anda cezaevlerinde 300’e yakın yaşam riski olan hasta var. 300 kişiden 200’ü her an ölebilir. Son istatistiklere göre bir değişiklik yoksa durum bu kadar vahim durumda. Aşağıdaki tablo size belki daha aydınlatıcı gelebilir.

Tutulduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kan kanserine yakalanan Hasan Kert sevk edildiği Ankara Numune Hastanesi’nde 18 Şubat 2009’da yaşamını yitirdi.

•Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde ‘yasadışı örgüte yardım ve yataklık ettiği’ iddiasıyla tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen ve yaklaşık mide kanaması geçirdiği için Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Beşir Özer 15 gün hastanede tedavi edildi. Tedavisinin ardından Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen, böbrek yetmezliği ve hipertansiyon rahatsızlığı bulunan Beşir Özer 28 Şubat 2009’da yaşamını yitirdi.

•Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde kalan ve uzun zamandır hasta olan Mustafa Demir 24 Mayıs 2009’da yaşamını yitirdi.

•PKK davasından aldığı müebbet hapis cezası nedeniyle 14 yıldır Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Recep Çelik, 7 Temmuz 2009 da yaşamını yitirdi.

•Kürkçüler (Adana) E Tipi Cezaevi’nde kalan şizofreni hastası Kenan Gülen 10 Temmuz 2009’da intihar etti.

•Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan ve üç yıl önce cilt kanserine yakalanan ve midesindeki rahatsızlık nedeniyle de 30 kez ameliyat geçirmesine karşın tahliye edilmeyip Haziran 2009’da nakledildiği Erzurum Atatürk Üniversitesi Süleyman Demirel Tıp Merkezi Sağlık Araştırma Uygulama Merkez Müdürlüğü Hastanesi’nin ‘mahkûm koğuşu’nda tutulan İsmet Ablak, 19 Temmuz 2009’da yaşamını yitirdi.

•Kandıra 1 No’lu F Tipi cezaevinde tutuklu bulunan Kanser hastası Yılmaz Keskin, öleceği kesinleştikten sonra tahliye edildi. Tahliyesinden bir hafta sonra 10 Ağustos 2009 da yaşamını yitirdi.

•Tarsus Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Eyüp Kaçar kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

•Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde ‘Örgüt propagandası’ iddiasıyla hükümlü bulunan ve sara hastası olduğu belirtilen Mustafa Elelçi, koğuşunda ölü bulundu.

•Diyarbakır’da bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle tutuklanın kan kanseri hastası Gurbet Mete, 4 ay kaldığı cezaevinde tüm girişimlerine rağmen tedavi görmeyince hastalığının ilerlemesi sonucu 15 Ocak 2009 tarihinde yaşamını yitirdi.

•Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalp krizi geçiren kapatılan HADEP ve kendini fesheden DEHAP’ın Elazığ İl Başkanı Mehmet Artan, 2 Haziran 2009 tarihinde yaşamını yitirdi.

•Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan şizofren hastası Kenan Gülen’in hastaneye sevk edilirken yaşamını yitirdi.

•Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yılmaz Keskin, yakalandığı ve ilerleyen akciğer kanseri nedeniyle tahliye edildikten 1 hafta sonra 10 Ağustos 2009 tarihinde yaşamını yitirdi.

•Trabzon’un Sürmeli İlçesi’ndeki cezaevinde kalan Mustafa Hayri (89), 16 Temmuz 2009’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

•Ferizli L Tipi Cezaevi’nde (Sakarya) kalan kanser hastası Fehmi Biçer (78), 2 Haziran 2009’da hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi.

Bu listeye devam edebilirim, hiç unutamayacağım Güler Zere var, kendisi için 3 yazı yazdım, kanserin son noktasına geldiğinde tahliye edildi ve bikaç hafta sonra yaşamını yitirdi. Listeyi uzatabilirim ama ölüm ilanı gibi bişey olabilir diye yapmıyorum çünkü son 10 yılda cezaevlerinde 1734 tutuklu yada hükümlü çeşitli hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdi. Sayı korkunç değil mi ve siz okurlar bu gerçeği son 1 aydır görüyor yada duyuyorsunuz. Televizyoncular, köşe yazarları son 1 aydır bu konuya çok duyarlılar. Nazlı Ilıcak ve Nagehan Alçı o kadar üzülüyorlar ki bu duruma onlara ayrı üzülesim geliyor.

Yıllara göre cezaevlerinde ölüm oranları:

2002 yılında: 89

2003 yılında: 163

2004 yılında: 54

2005 yılında: 59

2006 yılında: 157

2007 yılında: 176

2008 yılında: 211

2009 yılında: 196

2010 yılında: 252

2011 yılında: 268

 2012 yılında ise 18 Temmuz tarihi itibariyle yaşamını yitiren hükümlü ve tutuklu sayısı 109.

Bu satırları okurken bu durumun neden daha önce yazılmadığını yada konuşulmadığını düşünün. Ama çok önemli bişey daha düşünün, büyük bir olasılıkla hastalarla ilgili bir yasa değişikliği yapılmayacağını da varsayın, çünkü olası darbe girişimcisi hastalar tahliye edilirken diğer siyasiler de edilecek. Onlar tahliye edilmesin diye böyle bir yasanın çıkma olasılığı sıfıra yakın. Sivil darbeciler askeri darbecileri mahkeme kararlarıyla çıkartacaklar ama diğer sanık yada hükümlüler cezaevlerinde ölmeye devam edecek ve sizin haberiniz bile olmayacak.

Şubat 19, 2013

BARIŞ, SİNOP SALDIRISI VE MEHMET BARANSU DİYE BİRİ…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 7:39 am

BARIŞ, SİNOP SALDIRISI VE MEHMET BARANSU DİYE BİRİ…

Önceki hafta sevgili Ertuğrul Kürkçü’yle Almanya’da 2 panele katıldık. Bana göre çok verimli geçti, konu “Türkiye nereye gidiyor?”du ve kimsenin net bir düşüncesi yoktu. Daha doğrusu insanlar korku içinde, bu çok net gözüküyor.

Kendi adıma ben net miyim bu konuda diye sorsam tam olarak net olduğumu söyleyemem. AKP’nin yada AKP’deki 2 önemli grubun ne yapmak istediğini biliyorum ama bunu nasıl çözeceklerini tam olarak söylemek zor.

Fethullah Gülen ekibi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kararsız, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık yada yarı başkanlık sistemine sıcak bakmıyor. Sıcak bakmıyor ama bir sonraki milletvekili seçimlerinde de 150 milletvekili istiyor. Recep Tayyip Erdoğan bir dahaki seçimlerde Fethullah Gülen grubundan 0 (Sıfır) milletvekili istiyor ama aynı zamanda başkanlık yada yarı başkanlık oylamasında da onların desteğini istiyor. Gülen önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tekrar Abdullah Gül yada bir başka müridini düşünürken nasıl bu işin altından kalkacak, şimdilik bir bilinmez olarak duruyor. Aynısı Erdoğan için de geçerli.

Ertuğrul Kürkçü Almanya’daki panellerde Halkların Demokratik Kongresi olarak barış sürecini Karadeniz’de anlatacaklarını söyledi. Çok doğru buldum, Karadeniz’de insanlara yüzyüze savaşın ve barışın nedenleri anlatılmalı, halk bunu Kürtlerden ve sosyalistlerden dinlemeli. Kısaca bu görüşlerimi söylerken çok da riskli olduğunu söyledim. Ama barışı gerçekten istiyorsak bu risk yaşanmalı.

Dün Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder ve Sebahat Tuncel Sinop’taydı. Öğlen öğretmen evine gidiyorlar açıklama yapmaya, 200 kişilik bir grup orayı basıyor. İçeri girmeyi deneyen mi ararsınız, taş, şişe, yumurta atan mı ararsınız, her çeşidi var. Olay başladığından beri gazeteleri izliyorum, saldırganları sadece “Bir grup” olarak adlandırıp yazıyorlar. Yani bu saldıranlar, ülkücü değil, alperen değil, akıncı değil, milli görüşçü değil, Erdoğancı değil, Fethullahçı değil, olsa olsa “Hiçbişeyci grubu” olabilirler.

Gazete ve sosyal medyadan haberleri izlerken Antalya’da Akdeniz Radyosu’na geldim, bir söyleşiye katılacaktım. Olaylar bitmiştir umuduyla internete girdim ve twitterda Mehmet Barasu’nun “Sinopta araca yapilan saldiri provokasyonsa baris ortami olgunlasmadan yapilan gezi de bir provokasyon. Birkac ay bekleseniz ölür müydünuz.” yazısına rastladım.

Bu yazıyı okuyunca Ertuğrul Kürkçü’ye çok içerledim, Sebahat Tuncel’e kırıldım, Sırrı Süreyya Önder’e küstüm ve Levent Tüzel’e de küstüm. Saydığım 4 isim de yılların kurdu, deneyimli siyasetçisi, nasıl olur da böyle bir eyleme girişmeden önce Mehmet Baransu gibi bir PİR’e, DUAYYEN’e, AKSİYON Dergisi’nde çalışmış 3,5 yıl ABD’de eğitim görmüş, başını maşını almış bir henüz bertaraf edilmemiş Taraf yazarımsısına sormazlar.

Hadi onlar deneyimsizlik etti, acemi yada çocukluk anlarına geldi, peki sen Mehmet Baransu üstadım, neden ama neden barış isteyen, barışı açıklamaya çalışan bu milletvekili arkadaşlarımıza ne zaman gitmeleri gerektiğini söylemezsin. Sen ki kimlerin, ne zaman ve neden tutuklanacağını bilecek kadar deneyimli, be konuda müneccimitle devamlı işbirliğinde bulunan birisisin, nasıl olur da bu konuyu atlarsın.

Mehmet Baransu abey, bize seneye de seneye gidelim, haftaya açıkla de haftaya açıklayalım, hatta bence aceleye de gerek yok Mehmet Baransu mirim, sen bu barışı getir, biz sonra senin barışı neden getirdiğini açıklarız. Hatta bizim açıklamamız uygun olmazsa Barış sözcüğünü ağzımıza bile almayız, barış dediğin nedir ki Mehmet Baransu abey, köpeğin olur, bizim yaptığımız densizlik, hiç ağanın barışının üstüne barış olurrr. Sen çok yaşa e mi Baransu, HDK’lı milletvekili arkadaşlarımın yaptığına bak sen, işlerini güçlerini bırakmışlar bir de barış anlatıyorlar.

Hatta sen bizi önceden uyarsaydın biz Alamanyalara da gitmezdik, orada panelin olduğu binanın dışında Alaman sivil ve resmi polisleri bizi Milli Görüşçülerden korumak için önlem almaz ben de bu duruma şaşırıp kalmazdım zaten. Formundan mı kaybediyorsun ne Baransu abey, sen bunları önceden yazardın, biz de ona göre neyi yapıp yapmayacağımızı bilirdik. 1 yıl de, 1 yıl, hiç de hiç barış. Yeter ki söyle, elimin tersiyle barışı yüzüne göndermezsem namerdim.

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: